Çevirmen: Ari
ARC III: LEZZETLİ GÖRÜNÜYORSUN
Bölüm 34: Yu Yao
Araçtan indiklerinde aptalca etrafa baktılar.
Önlerinde bir sokak vardı. Her iki yana da yüksek binalar dikilmişti.
Yüksek binalar, yüz yıl önceki büyük mağazalar gibi biraz eskiydi. Vitrinler gri ve tozluydu; köşedeki lambalar üstlerine bir ışık halesi düşürüyordu.
Şehirdeki unutulmuş bir sokak gibiydi.
“Burası dinlenme yeri mi?” Herkes şoförü tuttu ve kimse arabaya geri dönmesine izin vermedi.
“Beni neden tutuyorsunuz?” Şoför memnun değildi. Ellerini kaldırdı ve “Burası dinlenme yeri. Oradaki oteli görmüyor musunuz?” dedi.
Harap durumdaki minibüs gerçekten de bir otelin hemen önünde durmuştu.
Otel, en yaygın mağazaların sahip olduğu tipik bir görünüme sahipti. Sokağın köşesinde bulunuyordu ve tamamen ıssız görünüyordu.
…Aslında sadece burası böyle değildi. Tüm cadde için durum aynıydı.
“Dinlenme yerleri değişebilir mi?” Herkes şaşkındı.
“Peki ya küçük otel? Patron Chu? Onunla daha yeni tanışabildik.”
“Patron Chu? Chu Yue?” Belki de aydınlatma yüzündendi ama şoförün karanlık yüzü biraz kızardı. Ardından hızla eski ifadesine geri döndü, “Onunla tanıştınız mı? Hâlâ o küçük otelde olmalı. Ülkede toplamda beş dinlenme yeri var ve genellikle dönüşümlü olarak kullanılır.”
You Huo: “Ülkede mi? Bu sınav yurt dışında da yapılıyor mu?”
Şoför dudaklarını büzdü.
Daha fazla konuşmak istemiyor gibiydi ama Chu Yue’nin hatrına sonunda şöyle dedi: “Elbette. Aranızda bir yabancı yok mu? Ayrıca yabancı dil diye bir konu varsa o zaman doğal olarak yurtdışında da sınav merkezleri vardır.”
Köyden yeni ayrılmış olan adaylar tek kelime etmeden ona baktılar.
Şoför: “…”
“Sizin durumunuz nadir görülen bir durumdu.” Diye ekledi.
You Huo etrafına baktı. Bu yüksek katlı binalar, sanki insanlarla dolu gibi parlak bir şekilde aydınlatılmıştı.
“Dinlenme yerini kendin seçebilir misin?” diye sordu.
Şoför, “Genelde rastgele oluyor. Beş dinlenme yerinin her birinin kendine has özellikleri var–“
You Huo önceki dinlenme yerini hatırladı ve ifadesiz bir şekilde, “Özellikle ıssız bir yerde mi olmalı?”
Şoför: “…Chu Yue’ninki gerçekten biraz–“
You Huo’nun ifadesi soğuktu.
Şoför: “…fazla ıssız.”
“O dinlenme yeri, herhangi bir değeri olmayan tek dinlenme yeri olabilir.” Şoför kaşlarını çattı ve mırıldandı, “Aksi takdirde, oraya ceza olarak gönderilmezdi…”
“Ama diğerlerinin kendi avantajları var. Chu Yue’ninki dinlenme yeri 1. Dinlenme yeri 2, her türden silahın bulunduğu askeri bir üs gibidir. Aklınıza gelebilecek her silah bulunur. Bazı adaylar için cennettir.”
“Dinlenme yeri 3’teki en önemli özellik kumarhanesi olmasıdır. Şanslıysanız, deneyebilirsiniz. Hatta garantili geçiş kartı bile alabilirsiniz. Dinlenme yeri 4, istediğiniz kadar yemek yemenizi ve eğlenmenizi sağlar. Orada birkaç gün kalmak, sınavları geçici olarak unutmanızı sağlar. Ve burası dinlenme yeri 5.”
You Huo kaşlarını çattı. İçinde kötü bir his vardı, “Peki ya bu yerin avantajı ne?”
Şoför: “Pazar daha ucuz.”
Herkes: “Ne kadar ucuz?”
“%10 ila 40 arası indirim var.”
“……”
Chen Bin, “Dürüst olmak gerekirse, şu anda 0,1 puan bile veremem” demekten kendini alamadı.
Şoför: “Ne tesadüf. Sınava girenlerin çoğu tıpkı senin gibi, bu yüzden buraya gelmek kötü şans olarak kabul edilir…”
Bu cümle üzerine şanslı kral You Huo başını çevirdi ve uzaklaştı.
Her neyse, bu dinlenme yeri bir öncekinden daha iyiydi.
Yine de kulağa oldukça ironik geldiği için “rahat” sıfatını kullanmak istemiyorlardı.
Fakat otelin yönetimi daha katıydı.
Otomatik cam kapıya bir tarayıcı yerleştirilmişti ve adayları kırmızı bir ışıkla tarıyordu.
Önce yaşlı, hasta ve zayıf olanların gitmesine izin verme ilkesiyle You Huo kapıya yaslandı ve bekledi.
Arkalarından takip etmeden önce herkesin içeri girmesini izledi.
Fakat adımını attığı anda alarm çaldı.
Resepsiyondaki kadın sandalyesi gıcırdayarak ayağa kalktı ve boynunu uzatıp, “Ne getirdin?” diye sorguladı.
You Huo adımlarını durdurdu, “Ne demek istiyorsun?”
Kimse neler olduğunu anlamıyordu ve You Huo için endişeliydiler. Hepsi ihtiyatla resepsiyona baktı.
Resepsiyondaki kadın onu yanına çağırdı: “Buraya gelmen için seni rahatsız etmem gerekecek. Kontrol etmem lazım.”
You Huo siyah çantayı masaya attı ve fermuarını açtı, sonra ince göz kapaklarını kaldırarak şöyle dedi: “Neye bakacaksın? Buyur.”
Yüzü yakından bakıldığında daha etkileyiciydi.
Kadın, boynundan yüzüne kadar kıpkırmızı oldu. “Ah… Bunu kendiniz yapabilirsiniz. Lütfen hatırlamaya çalışın. Sınav merkezinden bir şey getirdiniz mi?”
Herkesin kafası karışmıştı.
Yu Wen, “Bu imkansız. O lanet sınav merkezinde normal olan hiçbir şey yoktu. Aklı başında olan kim oradan bir şey alır ki? Bir hatıra alacak değiliz.”
Resepsiyondaki kadın bu duruma şöyle cevap verdi: “Ama adayların bir şeyleri gizlice içeri sokması ihtimalini göz ardı edemem. Daha önce başıma geldi ve dinlenme yerinde neredeyse biri öldürülüyordu. Güvenliğinizi güçlendirmemiz için bir hatırlatma olarak kabul edebilirsiniz.”
Herkes içlerinden önceki dinlenme yerinin bu kontrolleri yapmadığını düşündü.
Ama artık alarm çaldığına göre, sadece itaat edebilirlerdi. Herkes başını salladı ve resepsiyon için işleri saha fazla zorlaştırmadılar.
Kadın, onlarla konuşmanın kolay olduğunu gördü ve kızararak You Huo’ya döndü, “Bunu bilerek yapmadığınızı biliyorum. Normal bir insan nasıl böyle bir şey yapabilir? Tehlikeli bir şeyin siz fark etmeden gizlenip gizlenmediğini görmek için hızlıca bir kontrol–“
You Huo, eşyalarını bile karıştırmadı. Sırt çantasının yan cebine uzandı ve içinden bir şey çıkardı: “Bu mu?”
“…”
Resepsiyondaki kadın “kontrol edeyim” kelimesini bitiremedi.
Eşyayı çıkarma hızına bakılırsa, bu yakışıklı adamın bunu kendisi sakladığı anlamına geliyordu.
You Huo, Yu Wen’e baktı.
Yu Wen paniğe kapıldı.
Mümkün değil! Daha yarım dakika önce ağabeyine ‘aklı başında değil’ demişti.
“Ge, sen… Kara Dul’un oyuncak bebeğini neden geri getirdin?” Diye sakin bir sesle mırıldandı.
You Huo: “Şans eseri.”
Yu Wen: “…”
Şans eseri derken neyi kastediyorsun?!
You Huo’nun elinde Kara Dul’un bebeği vardı.
Kendi diktiği değil, başından beri ahşap çerçevenin altında oturan oyuncak bebeklerden biriydi. Ayağında çan çiçeği vardı.
Son birkaç gün boyunca herkes bu oyuncak bebekler tarafından işkence görmüştü, bu yüzden bebeği gördüklerinde travma geçireceklerini hissettiler.
Özellikle Yu Yao ve Chen Bin bir hayalet gibi solgundu.
Büyük ustanın sınav merkezini dolaşıp bir hatırayla geri döneceği kimin aklına gelirdi?
You Huo, resepsiyona, “Bunu içeri almamıza izin verilmiyor mu?” diye sordu.
Resepsiyon: “Bu kontrolün başlıca nedeni, sınava girenlerin dinlenme yerinde tehlikeyle karşı karşıya kalmasından endişe duymamızdır. Eğer gerçekten istiyorsan, sende kalabilir.”
You Huo bebeği tekrar geri aldı.
Resepsiyon görevlisi: “…”
Pekala. En iyi sen bilirsin.
Kadın artık kızarmıyordu. Klavyeye dokundu ve hızla bir deste kart çıkarıp herkese dağıttı. “Bu sefer dinlenme süresi beş gündür. Oda numarası kartta belirtilmiştir. Lütfen diğer adayları rahatsız etmemek için yanlış odaya gitmediğinizden emin olun. En üst kat 24 saat açık restorandır. Diğer günlük ihtiyaçlar veya sınav için gerekli ürünler mağazamızdan satın alınabilir. Dinlenme sürenizin son günü olan beş gün sonra, mağazada sabah 7 ile 10 arasında büyük bir indirim olacak. Bunu kaçırmamaya çalışın.”
You Huo kartı aldı ve çevirdi.
Elbette, şekli geçen seferkiyle aynıydı.
İsim: You Huo
Sınav Bilet Numarası: 860451-10062231-000A
Tamamlanan dersler: Fizik, Yabancı Dil (2/5)
Toplam Puan: 27
Yu Wen kartını tuttu ve kenarda durup başını kaşıdı, “Bu sınavların puanlamasında bir sorun var. En çok soruyu net bir şekilde sen yanıtladın ve en çok puanı sen kazandın ama herkes aynı puanı aldı.”
Ve You Huo daha önce bazı şeyler de satın almıştı. Girdikleri iki sınavdan sonra toplam puanı en düşük olan oydu.
“Önemli değil.” You Huo ona uzun süre bakmadı ve kartı cebine tıkıştırdı.
Chen Bin araya girdi, “Her sınav böyle değil. Beş sınavdan en az biri ayrı ayrı puanlanacak. Kim cevap verirse sadece o puan alacak. Bunu daha önce deneyimledim.”
Yu Wen: “Ya sonra? Kaç puan aldın?”
Chen Bin depresif bir şekilde, “3 puan.” dedi.
Bu haber herkesi korkuttu. Asansöre binene kadar kimse konuşmadı.
Odaları en üst kattaki restoranın hemen alt katındaydı, bu yüzden çok uygundu.
Herkes odasını ararken, Lao Yu aniden, “Bekleyin, bu doğru değil.” dedi.
“Doğru olmayan ne?”
“Oyuncak bebeklerin hepsi köylülere dağıtıldı. Birini geri getirdiysen, bu, bir köylünün oyuncak bebeğini almadığı anlamına gelmez mi? O zaman neden o sorudan tam puan aldık?”
You Huo, “Fazladan bir tane vardı” dedi.
“Ha?”
You Huo elindeki bebeği kaldırdı ve “Bu, köylülerin hiçbirine uymuyor” dedi.
Herkes şaşkına döndü. Daha sonra bebeğin bacağındaki deseni fark ettiler.
“Oyuncak bebekler arasındaki farkları anlamaya çalışırken bu orada değildi. Olsaydı hemen fark ederdik” dedi.
You Huo, “Bunu ben yapmadım” dedi.
“O halde bu Kara Dul’un yaptığı anlamına mı geliyor?”
You Huo: “Evet.”
“Çok tuhaf! Toplam on sekiz hane vardı. Muhtarın kızını da katarsanız toplam on dokuz kişi. Kara Dul bize yirmi oyuncak bebek mi verdi? Sayamıyor mu? Yoksa kafamızı karıştırmak için kasten mi yaptı?”
You Huo, bebeğin bacağını çimdikledi ve “Belki de bebeğin eşleştiği kişi gözden kaçtığındandır” dedi.
Bu sözleri söylediği anda herkes durdu.
Gözden kaçmış da ne demekti? Köylülerdeki on sekiz hanenin tamamına bebekleri verilmişti. Biri eksik miydi?
İmkansız. Sınav bile onların görevi doğru bir şekilde tamamladığını kabul etmişti.
Sınav merkezinde biri nasıl gözden kaçabilirdi?
Herkes bir süre bunu düşündü.
Sonra aniden yüzleri yeşile döndü–
Elbette kaçabilirdi. Tabi sınava girenlerin arasındaysa.
Yu Wen ürpermişti, “Ge, lütfen gece gece hayalet hikayeleri anlatma.”
Herkes korkuyla herkes birbirine bakmadan edemedi.
Sanki buradaki herhangi biri, “hayalet” olabilirdi.
Daha sonra You Huo’nun sağda birine baktığını fark ettiler.
Baktığı kişi Yu Yao’ydu.
Odasını ilk bulan oydu ve şu anda kapıyı açmak için kartını kullanıyordu.
Otelde yeterince ısıtma vardı, bu yüzden Mike’ın büyük ceketini çıkarmıştı.
Bu şekilde, yırtık kıyafetleri doğal olarak ortaya çıkmıştı. Giysileri hem omzundan hem de pantolon paçalarından yırtılmıştı.
Açıkta kalan sağ ayak bileğinde küçük bir çan çiçeği deseni vardı. Koridordaki ışıklar, diğerlerinin onu açıkça görmesini sağlayacak kadar parlaktı. Bebeğin bacağındaki desenle tamamen aynıydı.
Yu Yao hayalet gibi solgun bir ifadeyle olduğu yerde durdu.
Diğerlerinin yüz ifadeleri daha da solmuştu.
“…Jie?” Yu Wen’in sesi titredi, “Sen… sana ne oldu?”
Yu Yao başını indirdi. Omuzları sarsılıyordu.
Uzun bir süre sonra başını kaldırdı ve You Huo’ya baktı. Ağladığını belli eden kırmızı bir çift gözle, “Sen… ne zaman anladın?” diye sordu.
Şu anda bile sesi çok nazikti.
You Huo sakin kaldı. Hâlâ her zamanki tembel ve uykulu bakışlarını koruyordu. “Ben mi? İlk sınavda bir şey fark etmiştim, ancak şimdi doğrulayabildim.”
Yu Wen korkmuştu, “İlk sınav mı? İlk sınavda yanlış olan neydi?”
You Huo: “Soruda yemek yiyen on üç kişinin olduğundan bahsediliyordu. Kulübede kaç kişi olduğunu saymaya çalış.”
Yu Wen sessizce saydı, “On üç!”
Ve bunu söyler söylemez bir şeyin farkına vardı: “Hayır. Sınava giren on üç kişi vardı ama yemek yiyen insanlar arasında avcı da vardı, yani on dört… İçimizden biri insan değil miydi?”
Herkes Yu Yao’ya baktı. Yüzleri beyazdan yeşile dönmüştü.
“Jie… Sen ne-“
Yu Wen, “Sen ne haltsın” demek istemişti ama tam söylemek üzereyken yumuşadı ve sözlerini değiştirdi: “Sen de kimsin?”
Yu Yao kapı kolunu sıkıca kavradı ve yumuşak bir şekilde nefes verdi: “İçeri gelin. Size her şeyi anlatacağım. Koridorda durmamız uygun değil.”
Kim girmeye cesaret edebilirdi ki?
Diğerleri tereddüt ederken, You Huo başını salladı.
Kısa süre sonra herkes Yu Yao’nun odasına doluştu.
Yu Yao bebeğe uzun süre baktı ve sonunda konuştu: “Bunun benim ilk sınavım olduğunu söylediğimde… Aslında bu bir yalandı.”
“Gerçekten bir adayım ama bu uzun zaman önceydi. O zamanlar çok şanssızdım. Girdiğim ilk sınav az önce bitirdiğimiz sınavdı. Romanca üzerinde test edildik ve ben… Zhao Wentu ile aynı gruptaydım.”
“…”
Biraz Romanca biliyordu, bu yüzden takım arkadaşlarına basit çeviriler yapmada yardım etmişti.
Yani, Zhao Wentu’nun günlüğünde sürekli bahsettiği kız oydu.
Ama o sırada bu günlüğün varlığından haberi bile yoktu.
Zhao Wentu gittikten sonra, sınava girecek sadece iki kişi kalmıştı.
Yu Yao ve orta yaşlı bir adam.
O gece, her zamanki gibi hayalet kol geldi.
Başlangıçta orta yaşlı adam için gelmişti ama paniğin ortasında onu itti ve ölüme yolladı.
“Son sözlerini hâlâ net bir şekilde hatırlıyorum. Onu öldür, beni öldürme. Sana yalvarıyorum. Sonra hayalet kol doğru bir şekilde nişan almadığı için bıçak birkaç kez düştü. Pek… iyi bir görüntü değildi.” Yu Yao, anılarını hatırlarken koltuğunda büzüldü.
Grup bunu duymaya dayanamadı: “O halde sen…”
“Diğer adaylarla aynı kaderi paylaşıp ormana gömülmeli ve köylülerden biri mi olmalıydım?” Yu Yao, “Ben de öyle düşündüm ama belki de şanslıydım.” dedi.
Bütün gün Zhao Wentu için ağlamıştı ve hatta cesedini bulmak için onun geride bıraktığı kan lekelerini bulmaya çalışırken ormana bile gitmişti.
En kötüsüyle karşılaşırsa… En azından onun için bir mezar kazabilirdi.
Sonunda, bütün gece etrafta arama yaptıktan sonra Zhao Wentu’dan herhangi bir iz bulamadı ve onun yerine bir kart buldu.
You Huo, “Ne kartı?” diye sordu.
Yu Yao, “Sınava tekrar giriş kartı” dedi.
“O kart sadece ben… kesildikten sonra geçerlilik kazandı, bulduğum bir şey olduğu için ancak yarı yarıya işe yaramış olmalı.”
Hepsi anlamayarak sordu: “Yarı yarıya mı? Bu ne anlama geliyor?”
“Diğer adaylar gibi canavar olmadım ama sınava tekrar girmek için tamamen dirilmedim.” Yu Yao, “Köyde nehirden aşağı sürüklendim ve Kara Dul tarafından yakalandım” dedi.
You Huo aniden köy muhtarının Kara Dul’un ölülerle ilgilenme konusunda uzmanlaştığını ve bir zamanlar nehirden bir kız bulduğunu söylediğini hatırladı.
“Açıkçası, sınava giren biriydim ama aynı zamanda sınav merkezinin bir parçası haline gelmiş gibiydim.”
Kara Dul, sınavın bir parçası olarak Yu Yao’ya büyü yaptı ve onun üzerinde işe yaradı.
Kızının saçından Yu Yao’ya benzeyen bir oyuncak bebek dikti ve ardından Yu Yao, köylüler gibi hayata döndü.
“Uyandığımda koca bir göbekle böyleydim. Kara Dul, kızını içimde sakladığını söyledi.”
Herkesin tüyleri diken diken oldu.
Daha sonra başka bir sorun fark ettiler: “Kara Dul’u anlıyor musun?”
“Sınavın bir parçası olduktan sonra onu anlayabildim.” Yu Yao şöyle devam etti, “Ama ayrıldıktan sonra artık onu anlayamıyordum. Geçmişte bildiğim Romancayı bile unuttum.”
“Nasıl ayrıldın?” diye sordu You Huo, “Şoför hiç kimseyi almadığını söyledi.”
Yu Yao: “Hâlâ ‘kimse’ olarak kabul edilebilir miyim? Ben bile kendimi tanımıyorum.”
Tesadüfen ortaya çıkan bir böcek gibiydi. Bir aday ile bir NPC arasında bir yerde duruyordu.
Sınav merkezinden otobüsle ayrılmamıştı. Bunun yerine, çok uzun bir süre kendi başına yürümüştü. Çok sayıda bilinmeyen yerden geçtikten sonra, sınava girmek üzere olan bir grup adayla karşılaştı.
Belki sistemin kasıtlı olarak yaptığı bir şeydi, belki de başka faktörler yüzündendi.
Hafızası gittikçe kötüleşiyordu. Artık sınavdan önce olanları, ona zarar veren ya da onu koruyan insanları hatırlamıyordu.
“Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, bu yüzden diğer sınava girenlere yardım edebileceğimi düşündüm.” Yu Yao, “Ta ki, beni inciten adamı bir kez daha gördüğüm belirli bir sınava kadar.”
Yu Wen bunu duydu ve küfür etmekten kendini alamadı: “Siktir! Hâlâ ölmemiş miydi?”
“Daha sonra kumarhaneden kazandığı bir sınav muafiyet kartı olduğunu öğrendim.” Yu Yao, “Kartı kullanmadan o yabancı dil sınavını denemek ve geçmek istemişti, ancak çok zor bulunca kartı kullandı.”
“O zaman onu buldun mu?”
Yu Yao konuşmadı. Bunun yerine You Huo konuştu: “Onu buldun. İlk sınavda.”
Herkes dondu.
Yu Yao, sonunda başını sallamadan önce bir süre sessiz kaldı.
“Kim?”
You Huo: “Avcıya dönüşen kişi.”
Herkes şaşkına döndü.
Uzun bir süre sonra Yu Yao usulca iç çekti: “Senden her zaman özür dilemek istemişimdir. Sistem tarafından çok fazla göz ardı edildim ve o seferki ihlal… muhtemelen beni görmezden gelmişlerdi. Mürekkep tarafından lekelendiğin için sistem seni yanlış yere cezalandırdı. Başından beri hatamı telafi etmek için bir şans bulmaya çalışıyordum.”
You Huo: “Önemli değil.”
Birkaç kez daha ceza alsa da bir şey kaybetmezdi.
“Ama sen…” dedi You Huo, “Zhao Wentu’yu gördüğünde neden hiçbir şey söylemedin?”
Yu Yao uzun süre sessiz kaldı. Acı acı gülümsedi ve kısık bir sesle, “Zaten bu durumdayım. Yüzüm de artık farklı. Muhtemelen Kara Dul’un kızının etkisiyle, şimdi beni tanıyamayacağı kadar yeni reşit olmuş genç bir kız gibi görünüyorum. Ayrıca, insan mıyım yoksa hayalet miyim onu bile bilmiyorum, bu yüzden… onu hayal kırıklığına uğratmak istemedim.”
Buluşmasalar bile… Zhao Wentu, en azından hayatının son anında kendi adını hatırlayarak tatmin olmuştu.
Pişmanlıklarına gelince, hepsi günlüğünde kalacaktı.
Artık kendisi üzülmeyecekti, sadece okuyanlar bilecekti.
Yorum