Koyu Switch Mode

Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın

Önceki deneyimlerinden sonra, sınav sırasında verilen tüm soruları tamamlamaları gerekmediğini öğrenmişlerdi.

Sınava giren kişi, herhangi bir puan kazanmamanın ve bir cevap yazmamanın sonuçlarına katlanabildiği sürece, önemli olmayan sorular atlanabilirdi.

Bir sınavı bitirmenin üç yolu vardı: Biri tamamen yok etmekti; bir diğeri, zamanınızın bitmesiydi ve son yöntem, kilit soruları erken yanıtlamaktı.

Avcı sınavındaki kilit soru, özel sofra takımını bulmaktı.

Buradaki kilit soru ise okuma sorusuydu- Bebekleri hediye etmek ve eve dönüş yolunu bulmak.

Daha önce Yu Wen, bebekleri hediye etmenin uzun zaman alacağını düşünmüştü.

Zhao Wentu’nun günlüğüne yazdığı gibi, belki herkes bir araya toplanır, her bebeğin doğru sahibini tahmin etmeye çalışır ve ardından her gün görevin küçük bir bölümünü dikkatlice tamamlarlardı.

Bu altın kalçanın onların çok yavaş olduğunu düşünmesini beklemiyordu, üstüne bir gecede hepsini dağıtmayı planlıyordu.

Bir gecede on sekiz ev?

Bu ne tür bir şaka…

You Huo’ya inanmadıkları için değildi, sadece nereden başlayacakları hakkında hiçbir fikirleri yoktu.

Kulübeye döndüklerinde gece geç saatlerdi.

You Huo’nun odası hâlâ onlar gittikten sonraki durumdaydı. Tek fark, sehpanın üzerindeki suyun soğuması ve kuru ekmeğin kenarlarının beyaza dönerek daha da tatsız hâle gelmesiydi. Odadaki ateş yanmaya devam ediyordu.

You Huo kanepenin etrafında dolaştı ve aniden sordu: “Çuval nerede?”

“Çuval mı? Ne çuvalı?”

Diğerleri anlamadı.

You Huo tam “Bebeklerin konulduğu” diye eklemek üzereyken, Qin Jiu’nun çenesiyle şömineyi işaret ettiğini gördü.

Herkes o tarafa baktı.

Şöminenin yanındaki yün halının üzerinde gri bir çuval vardı. İçerideki oyuncak bebeklerden biri ateşin hemen yanına düşmüştü.

Ateş biraz daha güçlü olsaydı yanacaktı.

“Oraya nasıl geldi?!” Yu Wen aceleyle giderek çuvalı ve bebeği aldı.

You Huo kanepeyi işaret edip, “Daha önce oradaydı. Kim oraya taşıdı?”

Herkes birbirine baktı ama kimse bu soruya cevap veremedi.

Lao Yu, “Senin tabuta girmek için seçildiğini fark ettiğimizde ipi kapıp dışarı fırladık. Belki birisi acelesi olduğu için yanlışlıkla düşürmüştür?”

Ama hepsi iyi hatırlıyordu ve ona dokunmadıklarından emindiler.

…Kendi başına hareket edebiliyor olabilir miydi?

Düşüncesi bile garipti. Kimse daha fazla düşünmeye cesaret edemedi.

Yu Wen, “Eğer biri yansaydı ve doğru sayıda bebeğe sahip olmasaydık, başımız belaya girerdi.” diye mırıldandı.

Sonra bebeği bacağından tuttu. “Çok yakındı. Bakın, burada bir yanık izi bile var.”

“Ve burada da. Kıyafetlerin yarısı bile…” Yu Wen bebeği çevirirken You Huo onun sözünü kesti, “Bu iki yanık zaten oradaydı.”

Yu Wen durdu: “Ha?”

O oyuncak bebek, Kara Dul tarafından eklenen son dört bebekten biriydi. You Huo, o sırada üzerinde yanık izlerini gördüğünü hatırlıyordu.

“O zaman bu daha önce neredeyse yandığı anlamına mı geliyor?” Yu Wen bebeği tuttu ve şöyle dedi: “Neden bu kadar çok felaketle karşılaşıyor? Bu bir ipucu sayılır mı? Köyde daha önce kim yandı?”

Yu Yao, “Zhao Wentu” dedi.

Herkes bir an afalladı. You Huo bile ona bakmak için döndü.

Yu Yao izlenmekten rahatsız olmuştu, “Ah… Köylü D’yi kastettim.”

Birine “deli” demek kötü hissettiriyordu, yüzü kızararak şöyle dedi: “Belki de temizlikle biraz fazla ilgilendiğimdendir, başkalarının kıyafetleri temiz değilse bunu hep fark ederim. Kollarında ve giysilerinin yanlarında çok fazla kül vardı. Gömleğinin arkası da biraz yanmıştı. Bu, daha önce yakıldığı anlamına gelmeyebilir, ama ben sadece… olabilir diye düşündüm.”

Konuşması bitince yine sustu ve orada tamamen kırmızı bir yüzle oturmaya devam etti.

“Bu mantıklı!” Yu Wen bebeğe baktı, “Eğer gerçekten yanık izleri varsa, o zaman o olmalı!”

You Huo onu onayladı.

O onaylayınca herkes bir anda rahatladı.

Bu tür bir sahne, birkaç öğrencinin sınav cevaplarını bir çalışma tanrısıyla kontrol ettiği ana benziyordu. Aynı cevaba sahiplerse, iyi olacaklarından emin oldukları için memnun oluyorlardı.

***

Zhao Wentu günlüğünde, bebeği ona benzediğini düşündükleri için Köylü A’ya verdiklerini söylemişti.

Bu hediyeleri vermenin anahtarı, oyuncak bebeklerle köylüler arasındaki benzerlikleri bulmaktı. Her bebek bir köylüyü temsil ediyordu.

“Birden oyun oynuyormuşum gibi hissettim…” Yu Wen oyuncak bebek çuvalını sol elinde tuttu ve sağ eliyle bebeği salladı, “Bil bakalım ben kimim?”

“Öyleyse bil.” Lao Yu onu işaret etti, “Onu bırak ve sorun çıkarma!”

Bebekler dizildi ve herkes etrafına oturdu.

Ama tam bir dakika boyunca onlara baktıktan sonra hüsrana uğradılar.

Şimdi ne olacak?!

Zhao Wentu’nun yanmış ve diğer oyuncak bebeklerden bariz farklılıkları olan bebeği dışında, diğer bebeklerin hiçbir benzersiz özelliği yoktu. Küçük farklılıklar önemsizdi ve hepsinin ortak bir noktası vardı: Çirkinlerdi.

Kumaşın üzerine dikilen birkaç ipin göz ve burun olduğu bile zor anlaşılıyordu. Bir parça bezle örtülmüşlerdi ve bu da onların giysisi olarak kabul ediliyordu.

Bunları tutup köylülere “bu sizsiniz” derlerse onları kızdırmazlar mıydı?

“Doğum lekeleri var mıdır?” Chen Bin elini kaldırdı ve utançla, “Kıyafetleri… ..çıkarabilir miyiz?” diye sordu.

“Kıyafetlerini çıkarırsan seninle savaşabilirler mi?” Lao Yu’nun asık bir suratla devam etti, “Ama bir sorun var. Kıyafetlerinin altında doğum lekeleri olsa bile, bütün köylüleri soyacak mısın?”

Chen Bin: “…”

Oldukça sert konuşmasına rağmen sözlerinde haklıydı.

Üstelik o köylüler bütün gün kendilerini eve kilitliyor ve dışarı çıkmıyorlardı.

Zhao Wentu, kapıyı ancak üç kez çalınırsa ve “Sana bir hediyem var” denilirse açacaklarını söylemişti.

Ancak kapı açıldığında, adayların doğru bebeği hediye etmesi gerekiyordu. Hiçbir hataya izin yoktu.

Hepsi sessizce bebeklere bakarken bir kez daha kafaları karışmış hissetti-

Bunu nasıl yapacağız?

You Huo aniden, “Saat kaç?” diye sordu.

Herkes önce ona, sonra Qin Jiu’ya baktı.

Qin Jiu telefonunu çıkardı, “Gece iki. Daha beş buçuk saat var.”

You Huo: “Bu kadar yeter.”

Qin Jiu: “Emin misin?”

You Huo biraz su içti ve onaylarcasına bir ses çıkardı. Daha sonra tüm bebekleri çuvalın içine geri tıktı.

Odaya baktı ve birkaç şeyi işaret ederek, “İp, bıçak, kumaş. Bunları ve başka ne bulursanız alın.”

“Oh.”

Herkes dediğini yaptı.

Her şeyi hazırladılar ve You Huo’yu kapıdan dışarı kadar takip ettiler. “Ne yapıyoruz?”

You Huo, “Soygun” dedi.

Diğerleri: “???”

Qin Jiu aniden güldü.

Derin sesi kulağının hemen yanından geliyor ve rahatsız hissetmesine neden oluyordu.

“Git başka yerde gül.” You Huo sert bir ifadeyle başını çevirdi. Sonra diğerlerine, “Zaman kaybetmeyin. Geliyor musunuz, gelmiyor musunuz?”

Herkes: “…Geliyoruz, geliyoruz. “

Bir süre sonra küçük bir evin önünde durdular.

Kapının üzerindeki tabelada “Chasu Köyü No.4” yazıyordu.

Tık tık tık.

You Huo kapıyı çaldı, “Sana bir hediyem var.”

Herkes nefesini tuttu ve bekledi. Kapının arkasından bazı hışırtı sesleri duyuldu.

Muhtemelen ayak sesleriydi ama daha çok zemine sürtünen bir kumaşın sesine benziyordu.

Herkes Zhao Wentu’nun günlüğünün içeriğini hatırladı. Kolları ve bacakları olmasına rağmen, içlerinin pamukla doldurulmuş gibi yumuşak olduğundan bahsetmişti…

Hem korkutucu hem de üzücüydü.

Bir gıcırtı sesiyle kapı açıldı.

Zhao Wentu kafasını uzattı. Yüzü özensizdi ve ifadesi donuktu. Koyu saçların arasına karışan beyaz saçlar, ay ışığının altında biraz parlıyorlardı.

Siyah gözleri direkt You Huo’ya baktı ve usulca sordu, “Ne hediyesi?”

You Huo su geçirmez torbayı ve yanmış bebeği çıkardı, “Bir günlük ve oyuncak bebek. Adı Zhao Wentu.”

Tepedeki ay ışığı Zhao Wentu’nun yüzüne düşüyordu.

Ay ışığının gölgesinin altında uzun süre durdu. Gözlerinde sonunda küçük bir ışık parladı.

“Zhao… Wen… Tu…” Oyuncak bebeğe baktı ve bu ismi yavaşça tekrarladı. Uzun zamandır konuşmadığı için telaffuzu biraz kötüydü.

Sonra tekrarladı: “Zhao Wentu…”

Orada durup aynı kelimeleri defalarca mırıldandı. Birden yüksek sesle gülmeye ve öne doğru eğilmeye başladı.

“Bana yine delirdiğini söyleme?” Lao Yu endişeyle sordu.

Zhao Wentu onu duymuyordu.

Uzun bir süre güldü ve ardından ağlamaya başladı. Sonunda iki hediyeyi de kaparak You Huo ve diğerlerini uzaklaştırdı ve ormana doğru koştu. Göz açıp kapayıncaya kadar ortadan kaybolmuştu.

“Bu onu… özgür kılmak sayılır mı? Nereye gidiyor?”

“Bilmiyorum.” You Huo kapıdan uzaklaştı. Sanki sonucu pek umursamıyor gibiydi.

Göz açıp kapayıncaya kadar başka bir evin önünde durdular.

Bu kez Köylü A’nın evi olan 1 numaraydı.

Herkes karmaşık bir ifadeyle orada duruyordu. Konuşmayı bırakmışlardı.

Bu köylüyü daha önce hiç görmemişlerdi, peki köylüyü oyuncak bebekle nasıl eşleştireceklerdi?

Çuvaldan rastgele seçmesine izin mi vereceklerdi?

Tam hepsi geri çekilmek üzereyken, You Huo kapıyı çaldı.

“Kapıyı aç, bir hediyem var.”

“…”

Peki, artık çok geç.

Kapı açıldığında herkes nefeslerini tutarak baktı. Daha önce görmedikleri bir köylü You Huo’ya, “Ne hediyesi?” diye sordu.

You Huo hemen köylünün boynuna bir ip bağlayarak karşılık verdi. İpi birkaç kez doladı ve köylüyü sıkıca bağladı.

Köylü A: “…”

Hepsi oracıkta bayılacak gibi hissetti. Bu gerçekten bir soygundu…

You Huo ipleri sıktı ve diğer ucunu Yu Wen’in eline verdi: “Sakın bırakma. Bırakırsan ölürsün.”

Yen Wen ipi tuttu ve Köylü A’ya benzer şekilde kafası karışmış ifadelerle baktı. Ne yapacağını bilmiyordu.

Herkes kendine geldiğinde, You Huo çoktan Köylü B’nin evinin kapısında duruyordu.

Herkesin gözü önünde o günahkar elini bir kez daha kaldırdı ve “Aç kapıyı, hediyem var” dedi.

Kısa süre sonra, Lao Yu’nun elinin altında başka bir kişi daha vardı.

***

Yarım saat geçti.

Sadece yarım saat içinde tüm köyü aramışlardı.

On sekiz hanede toplam on dokuz kişi vardı. Delirmiş halde kaçan Zhao Wentu hariç diğerleri ellerindeydi. Buna köyün muhtarı ve yaşlı annesi bile dahildi.

Bu, Chasu Köyü’ndeki köylülerin şimdiye kadar gördüğü en çirkin karşılamaydı.

Nehir kenarında boş bir yer buldular ve You Huo’nun talimatıyla köylüleri orada topladılar.

Luo Yu, “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu.

You Huo çuvalı alıp tüm bebekleri döktü ve onları köylü grubunun önüne itti, “Kara Dul’un hediyesini getirdik.”

Köylüler: “…”

“Böyle olur mu?”

Lao Yu ve diğerlerinin gözleri korkuyla dışarı fırlamıştı. Ama sonra şöyle düşündüler: “Bu doğru, soru bebekleri bireysel olarak hediye etmemiz gerektiğini söylemiyordu.”

Nehrin yanında bir an büyük bir sessizlik oldu.

Sonra bütün köylüler çıldırdı.

Bebekleri gördükleri an, daha önceki barış yanılsaması yok oldu.

Köylüler çığlık atmaya ve boğuşmaya başladılar. Duygularını kaybetmeleriyle birdenbire çok daha güçlü hale gelmişlerdi.

İplerden kurtuldular ve ileri atılarak görünürdeki herkese saldırdılar.

Çılgın hareketleri Zhao Wentu’nunkinden tamamen farklıydı. Herkes buna hazırlıksız yakalandığı için kimse onları geride tutamadı.

Bıçak getirmiş olmalarına rağmen sadece tehdit amaçlı kullanabilirlerdi. Köylülerin bir zamanlar kendileri gibi adaylar olduğunu öğrendikten sonra, onlara zarar vermeye yürekleri yoktu.

Kaosun ortasında, ormanda aniden bir hareketlilik oldu.

Her yönden sürünme sesi geliyordu.

You Huo arkasına baktı ve gözbebekleri anında küçüldü.

Bu sefer ortaya çıkan hayalet eller sadece bir veya iki tane değildi. Hatta bir düzine de değildi…

Yerin altı fit altına gömülmüş olan hepsi- tüm kopmuş uzuvlar ve gövdeler ormanın içinden çıkıyordu.

Bu durumu sınav ayaklanması olarak nitelendirmek çok da abartılı olmazdı.

Herkes panik olarak keskin çığlıklarla birbirlerine yaklaştı.

You Huo, “Onları ormana götürün!” diye bağırdı.

“Yine mi orman? Neden?!!!!”

Nedenini bilmemelerine rağmen, hepsi kendilerine söyleneni yaptı. Bir daire oluşturdular ve koşarken vücutlarını mutlak sınırlarına kadar zorladılar.

Bıçakların soğuk dokunuşu üzerlerinden defalarca geçti. Her seferinde, yüzlerini ve derilerini kıl payı geçiyordu.

Neredeyse ölecek olmaları her şeyden daha korkunçtu.

Kısa süre sonra, bir havuzdaki dalgacıklar gibi her yöne dağıldılar.

You Huo, devrilmiş bir ağacın üzerinden atladı ve çevresini inceledi. Çabucak ormanın sıklığını hesapladı.

Zhao Wentu ormana koştuğundan beri aklında tek bir düşünce vardı: Böyle bir yerde, özgürlük olarak ne kabul edilebilirdi?

Günlüğe göre, bebeklerin başarılı bir şekilde hediye edilmesinin ardından kişi serbest bırakılıyordu.

Ama bu sadece Zhao Wentu’nun tahminiydi. O zamanlar sadece bir adaydı, bu yüzden gerçeğin sadece bir kısmını biliyordu. Köylü A’nın ertesi gün ona bir oyuncak bebek hediye ettikten sonra kaybolduğunu görmüş ve iki noktayı birleştirerek bu sonuca varmıştı.

Ancak şimdi duruma bakıldığında, hâlâ eksik olan önemli bir şeyin olduğu açıkça görülüyordu.

Aksi takdirde, bu şekilde kovalanmazlardı.

Kopmuş uzuvların tuttuğu kin ve nefreti bastırmak için yapmaları gereken bir şey olmalıydı. Ancak o zaman bütün adaylar rahatlayabileceklerdi.

You Huo sürekli olarak bu sorun üzerinde kafa yoruyordu.

Daha sonra ateşle yanan bebeği hatırladı.

Oyuncak bebekte ya da Zhao Wentu’da neden yanık izleri tekrar tekrar beliriyordu…

Köylüler neden yakmanın değil de gömmenin Chasu Köyü’nün geleneği olduğunu söylemişlerdi…

Bunun hakkında ne kadar çok düşünürse, o kadar çok tek bir nedeni olduğunu hissediyordu-

Bir cenaze töreni onları bu yere hapsedecek ve bağlayacak, ölü yakma ise onların tam anlamıyla huzur içinde yatmalarına izin verecekti.

***

You Huo, kolayca alev alabilen birkaç yeri inceledi ve kararını verdi. Kolları ve bacakları kendine çekmek için tam olarak doğru zamandı.

Bir anda adımlarını durdurdu. Çakmağını çıkarıp yakındaki bir ağacı yakmak niyetiyle cebine uzandı ama elini sokar sokmaz kaşlarını kaldırdı.

Yoktu.

Cebi boştu.

You Huo: “…”

Daha önceki kargaşa sırasında düşmüş olmalıydı…

Ancak bazı durumlarda, bir saniyelik duraklama bile kişinin hayatını riske atabilirdi.

Tam da bu zaman diliminde, sayısız korkunç figür çoktan koşarak gelmişti. Hemen bir çember oluşturacak şekilde etrafını sardılar.

Daha da kötüsü, geçen seferden beri uyuşukluğa neden olan yoğun sisin hâlâ oradaydı.

Uzuvlar hareket etmeye başladığında, You Huo parmağını arkasındaki ağacın gövdesine bastırdı ve birkaç sayı yazdı.

Düşünebileceğinden bile daha hızlıydı.

Birden yazdığı şeyin 001 gibi görünmediğini fark ettiğinde, ani bir alev patlaması kopmuş uzuvları yuttu.

Sanki kızgın yağa bir şey atılmış gibi, ateş yere düştüğü anda hızla her tarafı sardı.

Buradaki ağaçlar beklenenden daha kolay yanıyor gibiydi.

Orman bir anda bir ateş deniziyle kaplanmıştı.

Sayısız solgun kopmuş uzuv, sessizce yere düşmeden ve küle dönüşmeden önce ateşten fırlamaya çalıştı.

You Huo, ateşi izlerken gözlerini kısmıştı. Açık renkli gözlerinde parlak yansımalar yanıp sönüyordu. Bakışları ateşin arasından geçti ve uzaktaki bir yere düştü.

Gözetmen 001 bir yağ bidonunu ateşe fırlattı.

Alevler bir anda şiddetini artırdı. Qin Jiu parlak alevlerin arasından uzun adımlarla ilerledi. Dudaklarının kenarında kibirli bir gülümseme vardı. Normalde kayıtsız ve tembel olan yüzü biraz daha canlı görünüyordu.

Tüm sınav merkezi bu adamın elinde yanan bir fırına dönmüştü. Hiç bitmeyen bir döngüye hapsolmuş tüm zombi uzuvlar ateş denizinde boğuldular.

Külden küle, tozdan toza.*

*Vücudunuzun topraktan oluştuğu ve öldükten sonra tekrar toprağa döneceği, yani topraktan meydana geldiğiniz için öldükten sonra kül ve toza döneceğiniz anlamına gelir.

Etiketler: novel oku Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın, novel Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın, online Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın oku, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın bölüm, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın yüksek kalite, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 31: Sınav Merkezinde Yangın light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X