Koyu Switch Mode

Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek

Okuma sınavı, dinleme sınavından daha umutsuzdu.

Grubun hepsi topluca nefeslerini tutmuşlardı. Onlar daha nefes alamadan Lao Yu’nun bağırışı duyuldu.

“Tanrım! Çabuk buraya gelin!”

Sadece bir gecede Chen Bin ve Liang Yuanhao’nun evi alt üst olmuştu.

Yatak odasında her yerde kan vardı. Yerde, duvarlarda, yatakta… Ayrıca ön kapıdan dışarı çıkan iki uzun kan izi vardı.

Hepsi aceleyle oraya vardıklarında Lao Yu’nun oturma odasındaki duvara sindiğini gördüler. “İçeri girdiğim anda şaşıp kaldım! Ayakta duracak yer yok!”

“Siktir… Ne oluyor? Neredeler?”

Lao Yu açık yatak odası kapısını işaret etti, “Hâlâ yatakta olmalılar. Battaniyede bir çıkıntı var. Birkaç kez seslendim ama kimse cevap vermedi… Kaldırmak istedim ama aceleci davranmak istemedim.”

Diğerlerinin yüzleri bembeyaz oldu.

Daha önce hiç böyle bir sahne görmemişlerdi.

Yu Wen korkuyla, “Yaşıyorlar mı?” diye sordu ve Lao Yu sessiz kaldı.

Bu miktarda kanla, herhangi biri çoktan ölmüş olurdu.

Dahası kan kokusu oldukça zayıftı ve yerdeki kan kuruydu… Muhtemelen gece kurumuştu.

Bir süre odadaki kimse konuşmadı.

Yeni katılan iki üyeye karşı çok güçlü hisleri yoktu. Özellikle de ne zaman konuşsa veya hareket etse pek de olumlu bir izlenim bırakmayan Liang Yunhao hakkında. Ancak yine de hiç kimseye zarar vermemişti.

Sonlarının böyle olmasını kimse istemezdi.

“Tekrar kontrol edeceğim…”

O anda, Lao Yu’nun asker olduğu zamanki nitelikleri ortaya çıktı. Herkes kusmak üzereyken o yüzündeki teri sildi ve içeri girmek üzere ilerledi.

Sadece yeğeninin önünde çekingen oluyordu.

Ama Lao Yu bunu yapamadan, You Huo çoktan yatak odasına girmişti.

Qin Jiu onu takip etmedi.

Kollarını çaprazlayarak kapı pervazına yaslandı. You Huo’ya bakan gözler ilgiyle doluydu ama dudakları düz bir çizgi halinde büzülmüştü. Bir yandan bu kanlı sahneden tiksinmiş gibiydi, bir yandan da kayıtsız görünüyordu.

Lao Yu da yatak odasına girmek istedi.

Fakat gözetmen kapıyı engelliyordu. Bir an düşündü ama konuşmaya cesaret edemedi.

Lao Yu, ‘birkaç kez dolaşsam, gözetmen beni duyar mı?’ diye düşündü.

Ama beklentilerinin aksine…

Dört tur yürüdü ve gözetmen arkasına bir kez bile bakmadı.

Gözetmenin kendisine ilgi göstermesini istiyorsa, muhtemelen bir sonraki yaşamına kadar sadece istemesi gerekecekti.

Lao Yu, tek bir kelime söylemeden önce bunun üzerinde uzun süre düşündü, “O…”

Bunu söyler söylemez, yatak odasından ağır bir şeyin yere düşme sesi geldi.

Bunu histerik bir çığlık takip etti.

Az önce kusan Yu Wen koşarak içeri girdi, “Ge– Ge neyin var?!”

Lao Yu da şaşırmıştı.

Kapıyı kapatan gözetmen sonunda arkasını döndü, Yu Wen’e baktı ve, “Sence ağabeyin böyle bir ses çıkarabilir mi?” diye sordu.

Yu Wen: “???”

İçinden şöyle düşündü: Ağabeyimin nasıl ses çıkaracağıyla neden ilgileniyorsun?

Kısa süre sonra fark etti…

Aslında doğruydu. Ağabeyinin inatçı kişiliği ile onu öldürseler bile böyle bağırmazdı.

O zaman… odada başka kim vardı?

Çığlıklar devam ederken herkes odaya koştu.

“İnsan mısın yoksa hayalet misin????” Yu Wen yatağın yanındaki yere baktı. Çok korkmuştu, sesi titriyordu.

Herkes yere baktı. Chen Bin düşmüş, kanlar içinde orada otururken herkesten daha yüksek sesle bağırıyordu.

You Huo, tüm çığlık ve bağırışlar yüzünden başının ağrıdığını hissetti. Soğuk bir sesle, “Kapa çeneni!” dedi.

Sonunda herkes sakinleşti.

Yu Wen bir an korku ve şaşkınlıkla ona bakarak, “Sen… Sen hâlâ hayatta mısın?” diye sormadan edemedi.

Lao Yu, Chen Bin’e dikkatlice dokundu, “Yaşıyor. Hala canlı.”

“Öyleyse… Liang Yuanhao?”

Chen Bin bir an afalladı. Sonra sessizce, “Gitti,” dedi.

“Gitti derken ne demek istiyorsun?”

Chen Bin karmaşık bir şekilde konuştu, “Dün gece… dün gece birisi yatağımızı tıklattı. Bize bebekleri sordu ve bıçağı bile vardı. Ben bayıldım.”

Kalabalık onu anlamadı.

Lao Yu, “Bir dakika bekle. Yavaşça konuş. Anlatacaklarını düzgünce bi’ dinleyelim.” dedi.

***

Yaklaşık on dakika sonra nihayet ne olduğunu anladılar.

“Yani bebeği diken kişi ne diktiyse orası mı kesilecek???”

Chen Bin başını salladı, “Bize kimin daha çok dikiş diktiğini sordu. Liang Yuanhao kendisinin iki bacak diktiğini söyledi. Ve sonra… bacakları kesildi. O sırada ben bayıldım. En son o sesin bana… bir şey dediğini duydum.”

“Ne dedi?”

Yutkundu ve tekrar titremeye başladı, “…yarın görüşürüz, dedi.”

Liang Yuanhao ortadan kaybolmuştu.

Kulübedeki kan izleri ona aitti ama kan aniden kapıda durmuştu. Ondan sonra nereye gittiğini bilmiyorlardı.

Aslında, Liang Yuanhao’nun muhtemelen ormana sürüklendiğini tahmin ediyorlardı.

Ama orman köyü çevreliyordu ve o kadar derindi ki sonu görülemiyordu. Orada birini bulmak istiyorlarsa, samanlıkta iğne bulmaya eşdeğerdi.

Uzun süre aradılar fakat geride hiçbir iz bulamadılar. Ancak karga seslerinin uyarısıyla evlerine döndüler.

***

【Uyarı: Okuma sınavı başlamıştır. Sınava girenler, lütfen zamanınızı iyi değerlendirin.】

Karga bunu üç kez tekrarladıktan sonra hepsi Kara Dul’un kapısını sertçe çaldı.

Her şey dünün bir kopyasıymış gibi hissettiriyordu.

Kara Dul bir kez daha bir deste kart çıkardı ve önündeki kişiden onu çekmesini istedi.

Herkesin ifadesi solgundu.

Dün bir ölüm meleği kartı çekmişlerdi ve gruplarından bir kişi eksilmişti.

Şanssız bir kart daha çekerlerse, bunun sonucunun ne olacağını kimse bilmiyordu.

Bu sefer önde duran Yu Yao’ydu.

Kara Dul ona uzun süre baktı. O kadar uzun süre baktı ki, Yu Yao’nun elleri titremeye başladı.

Başını eğdi ve kartlardan birini çekti.

Bu kart, Azrail kartı kadar kolay tanınabilir değildi. Kartta müzik aleti çalan sarı saçlı bir melek vardı. Meleğin önünde üzerinde haç olan bir bayrak bulunuyordu.

“Bu hangi kart?” Herkesin kafası karışmıştı.

Yu Yao kartı sıkıca kavradı ve fısıldadı, “Yargı.”

“Ah?”

Kartı bilmesini beklemiyorlardı. Merakla, “İyi mi, kötü mü?” diye sordular.

Yu Yao bir an tereddüt ettikten sonra, “Dirilişi, yeniden doğuşu ve iyi talihi temsil ediyor…” diye açıkladı.

“Öyleyse bu iyi bir kart!”

Herkes çok sevinmişti.

Lao Yu: “Diriliş mi? O zaman Liang Yuanhao… kurtulacak mı?”

Diriliş ve iyi şans kelimeleri herkesi rahatlatmıştı.

Ancak Kara Dul pek mutlu değildi. Hatta öfkesini kartı çeken Yu Yao’ya yöneltmişti. Kızgın gözlerle ona bakıyordu.

Bir süre sonra eve girdi ve komodinden bir zarf çıkardı.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, soruda bahsedilen kutsama mektubuydu.

Kara Dul, arkasını dönüp ahşap çerçeve üzerinde oturan oyuncak bebekleri işaret etmeden önce onlara zarfı verdi. Daha sonra konuşmaya başladı: “Yeck, dui, trin, store, pansch…..”

“Desh ta sho”

Kara Dul bozuk konuşmasını bitirdikten sonra sıkıntıyla ellerini ovuşturdu.

“Ne yapıyor?” Yu Wen pandomim gösterisi izliyormuş gibi hissetti.

You Huo: “Kafaları sayıyor.”

Kara dul, bebek sayısından memnun görünmüyordu. Bambu sepeti tekrar dışarı sürükledi ve ellerine bir yumak iplik doldurdu.

Kum saatini çevirdi ve bir kez daha evden çıktı.

Liang Yuanhuo olayının ardından herkes ellerindeki yumaklara farklı bir gözle bakıyordu.

Ne iplik yumağı? Bu şey kemiklerini parçalayacak lanet olası bir baltaydı!

“Kim dikmeye cüret edebilir ki…” Lao Yu mırıldandı. Daha sonra yumağı bambu sepete geri attı.

Ardından herkes aynı şeyi yaptı.

Ancak You Huo aniden konuştu.

Chen Bin’e döndü ve, “Dün gece söylediklerini tekrarla.” dedi.

Chen Bin’in kafası karışmıştı, “Hangisi?”

“İtaatkar misafirlerle ilgili olan.”

Chen Bin: “Ah, o canavar bize bebekleri dikip dikmediğimizi sordu. Yaptığımızı söyledik. Daha sonra itaatkar misafirler olduğumuzu ve yaşayabileceğimizi söyledi…”

Sadece itaatkar misafirler mi yaşayabilir?

Herkes şaşkına döndü.

Daha önce çok korkmuşlardı ve buna dikkat etmemişlerdi.

Bu sözleri tekrar duymak çok ürkütücüydü.

“Sadece itaatkar misafirler yaşayabilir… Peki ya itaatsiz misafirler???”

You Huo: “Ölecekler.”

“……”

Dikiş dikerseler uzuvları veya kafaları kesilecekti ancak hiçbir şey dikmezlerse öleceklerdi.

O halde dikmek mi dikmemek mi daha iyiydi???

Herkes endişeliydi. Kimse ne yapacağını bilmiyordu.

Gözetmen Qin Jiu onların paniğe kapılmasını izlemekten sıkılmıştı. Kara Dul’un mektubunu almak için harekete geçti. Sayfaları zarftan çıkarıp dağınık karalamalara baktı.

İki satırdan fazlasını okuyamadan, kağıt kabaca elinden kapıldı.

“Gözetmen olarak biraz daha düzgün davranıp sınavı bölmeyi bırakabilir misin?” You Huo sinirle püskürdü ve ardından mektupla birlikte kanepeye oturdu.

“Yapamam.” Qin Jiu mektubu tutma duruşunu sürdürdü. Başparmağını işaret parmağıyla birkaç kez ovuşturdu ve başını çevirdi, “Ne yapmalı? Birden gözetmen olmaktan sıkıldım…”

You Huo, “Duyguların kesinlikle hassas.” diyerek küçümsedi.

“Peki, bu yardım kartını ne zaman kullanmayı düşünüyorsun?” Qin Jiu kartı çıkardı ve You Huo’nun önünde salladı.

Büyük usta sakince, “Bırak çürüsün.” dedi.

Kutsama mektubu anlamsız karalamalarla doluydu. You Huo, beş saniyeden daha kısa bir süre boyunca onu evirip çevirdi ve sonunda bir kenara attı.

Ne boktan bir soru.

Gözetmen mektubu aldı ve biraz alaylı bir şekilde, “Ne oldu? En iyi öğrencimizin zekice numaraları artık işe yaramıyor mu?”

You Huo umursamadan kalktı ve gitti.

Romancayı yorumlamak için ipuçları bulmaya çalışırken Kara Dul’un evinde dolaştı.

Bu sorunun arka planı göz önüne alındığında, Kara Dul’un kocası muhtemelen Rus’tu, bu nedenle Kara Dul biraz Rusça konuşabiliyor olmalıydı. Buralarda gizlenmiş herhangi bir ipucu olup olmadığına bakmak istiyordu…

Ama ev tertemizdi. Hiçbir şey bulamadı.

Ne yapmalıydı…

***

Bugün kum saatindeki kum dünden daha fazlaydı ama yine de herkes zamanın çok hızlı geçtiğini hissediyordu.

Lao Yu, “Kumun yarısından fazlası gitti. Bebekler için ne yapmalıyız? Dikelim mi yoksa dikmeyelim mi?” diye sordu.

Yu Yao kısık bir sesle fısıldadı, “Tekrar etrafa bakalım. Belki bir şeyler buluruz?”

Yu Wen, “Ya da… Bu gece için ormana geri dönebiliriz! Dün gece olanlardan kaçmayı başarmadık mı?” diye önerdi.

Geceleri orman çok korkutucuydu ama korkudan ölmek, gerçekten ölmekten daha iyiydi.

Dünkü deneyimle, herkes hevesle kabul etti.

Bu öneri oybirliğiyle kabul edilecekken, büyük usta yine tek başına hareket etmeye karar verdi, “Ben uyuyacağım.”

Yu Wen şaşkınca bağırdı, “Neden?!”

You Huo: “Denemek ve ölüp ölmeyeceğimi görmek için.”

Herkes: “???”

Bu denenebilir bir şey mi?

Lao Yu hemen itiraz etti, “Orada tek başına mı kalacaksın? Katiyen olmaz!”

Bunu duyan gözetmen gelişigüzel bir şekilde şöyle dedi: “Affedersiniz ama ben bir insan olarak kabul edilmiyor muyum?”

Etiketler: novel oku Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek, novel Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek, online Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek oku, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek bölüm, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek yüksek kalite, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 24: Dikmek Ya Da Dikmemek light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X