Koyu Switch Mode

Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 23: Okuma Sorusu

You Huo ışık kaynağı olarak meşalesini tutarken Yu Wen mezar taşlarının fotoğraflarını çekiyordu.

Aniden sağ ayağının üzerine hafifçe basıldığını hissederek memnuniyetsizce Qin Jiu’ya döndü, “Neden ayağıma basıyorsun?”

Qin Jiu: “?”

Aşağı baktı. You Huo’nun ayağının üst kısmı birkaç kir iziyle lekelenmişti ve gerçekten de üzerine basılmış gibi çok taze görünüyordu.

Qin Jiu ona baktı ve “O kadar sıkıldığımı mı düşünüyorsun?” diye sordu.

You Huo: “Kim bilir.”

Diğer herkes birkaç adım ötede duruyordu, bu yüzden sadece yanında duran Qin Jiu böyle bir şey yapmış olabilirdi.

Ayrıca, bu insanların arasından başka kim böyle bir şeye cesaret edebilirdi?

Bay 001 suçu üstlenmeye zorlandığı sırada Yu Wen bağırdı, “Beni kim tekmeledi? Fotoğraf bulanık çıktı.”

Lao Yu hemen yalanladı, “Ben yapmadım.”

Yu Yao da elini salladı ve “Ben de değildim” dedi.

Yu Wen mırıldandı: “O ya da sen değilsen başka kim olabilir?”

“……”

Birkaç saniye herkes sustu. Sonra aynı anda yere baktılar.

You Huo çevresini taramak için ateşi kullandı ve bazı değişiklikler olduğunu gördü.

Yerde birkaç kabarıklık vardı ve üzerinde duran ölü dallar ve yapraklar kenara itilmişlerdi.

Sanki… Birkaç saniye içinde yerden bir şey sürünerek çıkmış gibiydi.

Herkes donakaldı. İçleri korkuyla dolmuştu.

Ateşten gelen ışık sayesinde herkesin yüzünün solgunlaştığı görülebiliyordu. Yu Wen’in dudakları titredi. Tam bir şey söylemek üzereyken, You Huo işaret parmağını kullanarak dudaklarını kapattı.

Sessizliğin içinde, sürünen bir şeyin hafif sesleri duyuluyordu.

Ses dağlara çarparak yankılandığı için nereden geldiğini belirlemek zordu.

Hatta bazen hemen yanlarındaymış gibi duyuluyordu…

Mike ve diğerleri anında korkudan felç oldular. Hareket etmeye bile cesaret edemediler.

You Huo arkasını döndü ve ateşi bir çimen parçasını aydınlatmak için kullandı.

Herkesin gözleri önünde soluk renkli bir şey hızla parlayıp yok oldu.

İlerlediği yöne bakılırsa, köye gidiyor gibi görünüyordu.

***

Chen Bin ve Liang Yuanhao aynı evde kalıyorlardı.

Geceleri ormanda veya köyde dolaşmanın çok pervasızca olduğunu hissettikleri için en güvenli seçimi yaparak gece uyumak için eve dönmüşlerdi.

Chen Bin pencerenin yanında durdu ve huzursuzca sordu, “Gerçekten onlar için endişelenmeyecek miyiz? Bu pek iyi değil…”

“Kaç sınava girdin? Neden hâlâ bu kadar kararsızsın?” Liang Yuanhao banyoda lavabonun yanında durdu ve yüzünü soğuk suyla yıkadı. “Sınav takımların puanlarına göre yapılıyor. Soru cevaplandığı sürece herkes puan alacak. Neden hepimiz acele edelim? İpuçlarını ve hatta cevabı bulmayı başarırlarsa, bu harika. Onlara hiçbir şey borçlu olmayacağız ve bir dahaki sefere geri ödeyeceğiz.”

Chen Bin: “Ya hiçbir şey bulamazlarsa? Ya bir şey olursa?”

Liang Yuanhao’nun hareketleri durdu. Bir havlu alıp yüzünü kuruladı. Sonra belirsiz bir şekilde cevap verdi: “O zaman…..Çok pervasız oldukları için sadece kendilerini suçlayabilirler. Onları ikna etmeye çalışmadık mı? Şoför ve köylüler ormana girmememiz gerektiğini söylemişlerdi. Dinlemeyenler onlar.”

Chen Bin hâlâ kararsızdı. Liang Yuanhao ekledi: “Sana doğrudan söyleyeyim. Üç sınava girdim ve tüm bunlardan sonra derinden deneyimlediğim tek şey, hayatlarımıza değer vermemiz gerektiği. Herkesin hayatını feda etmesine izin vermemeliyiz. Yumurtaların hepsi aynı sepete konulmamalı. Bunu çocuklar bile anlar. Ayrıca bizim için son çare olarak kabul edilebilir. Onlara bir şey olursa, buradaki iş yükünü biz üstlenebiliriz.”

Bir an düşündü ve devam etti: “Yani başarı şansımız daha yüksek.”

Chen Bin ona baktı ve “Liang Yuanhao… her şeyi insansı bir hesap makinesi gibi hesaplıyorsun.”

Liang Yuanhao başını kaşıdı ve sabırsızca, “Bu konu hakkında daha fazla konuşmayalım. Ben uyuyacağım. Sen de artık uyumalısın.”

İkisi de birer battaniyeye sarılı bir şekilde yatağa uzanıp kendilerini uyumaya zorladılar.

Başlangıçta uzun süreceğini düşünmüşlerdi ama evdeki tütsü uykularına inanılmaz etki etmişti, kısa süre sonra horlamaya başladılar.

Aniden yakınlardaki evden vurma sesleri geldi. Çok hafifti ama gece olduğu için kulak tırmalayıcı ve sinir bozucuydu.

Chen Bin yuvarlandı. Liang Yunhao, dışarıdaki durumun farkında olmadan horlamaya devam ediyordu.

Kapı çalma onlara daha yakın olan başka bir evde devam etti. Sonra yavaş yavaş yaklaştıkça yaklaştı…

Birkaç dakika sonra, nihayet bulundukları evde de vurma sesleri duyuldu.

Tık tık tık.

Chen Bin tekrar yuvarlandı. Göz kapakları hafifçe seğirdi.

Tık tık tık.

Kapı sesi tekrar duyuldu.

Chen Bin irkilerek uyandı.

Ama gözlerini açmaya cesaret edemedi. Kapı çalma seslerini dinleyerek yatakta hareketsizce yattı.

Sonra her yerini soğuk bir ter tabakası kapladı…

Ses tam yatağının altından geliyordu. Yatak karyolasındaki vuruşları sırtında hissedebiliyordu.

Tık tık tık.

O şey onun uyanık olduğunu biliyor gibiydi. Üç kez daha vurduktan sonra, aniden yumuşak bir ses duyuldu, “İtaatsiz misafirleri arıyorum. Bugün oyuncak bebek diktin mi?”

Chen Bin neredeyse altına işeyecekti.

Gözlerini sımsıkı kapattı ve uyuyor numarası yapmaya devam etti.

Ses durmadı, “Söyle bana, bugün oyuncak bebek diktin mi?”

Yanındaki Liang Yunhao titredi. O da uyanmış gibiydi.

O ses artık kulaklarının dibindeydi, “Bir kez daha sorayım. Bugün oyuncak bebek diktin mi?”

Oda ölüm sessizliğindeydi.

Ses yavaşça iç çekti, “Hahh…”

Liang Yuanhao aniden bağırdı: “Diktim! Ben diktim!! İkimiz de diktik!”

“Ah… Ne kadar itaatkar bir misafir.” Ses pişmanlıkla konuştu, “O zaman ikinizde yaşayabilirsiniz…”

Liang Yuanhao ve Chen Bin korkmuştu.

Sözlerini anlamak için iki uzun saniye ayırdıktan sonra biraz rahatlamış hissettiler.

Ses bu sefer, “Kim daha çok dikti?” diye sordu.

Liang Yuanhao hemen, “Ben! Ben! İki bacak diktim! O sadece kolun yarısını dikti!”

Chen Bin dehşete kapılmıştı.

Ses, “Bu harika” diye cevap verdi.

Liang Yunhao rahat bir nefes verdi. Göz kapaklarının arasından sessizce dışarı baktı.

Ama gördüğü tek şey soğuk bir ışık parlamasıydı.

Gördüğü son sahne, bacağına saplanan baltayı tutan ölümcül solgun bir eldi.

O anda nehir kıyısında buzları kıran kadın köylüyü hatırladı.

İçinden, onun hareketlerine gerçekten benzediğini düşündü…

***

You Huo ve diğerleri neredeyse bütün geceyi ormanda geçirdiler ama o sürünen şeyleri bulamadılar.

Toprakta bırakılan izler bir anda yok olmuş, ölü yapraklar ve dallar sanki hiç yerinden oynatılmamış gibi eski yerlerine geri dönmüşlerdi.

Hava aydınlanmaya başladığında ormandan çıktılar.

“Korkunç görünmüyor mu?” Lao Yu mırıldandı, “Ormana girmememizi söylediler ama bütün gece orada olmamıza rağmen hiçbir şey olmadı.”

Yu Wen sert bir yüzle, “Yine de çok korktum…” dedi.

“Ama hâlâ hayattasın ve hiçbirimiz incinmedik.”

“Doğru.”

Fakat dün geceki hareketliliği hatırladıklarında, her şeyin bu kadar basit olmaması gerektiğini hissediyorlardı.

O ölümcül solgun şey muhtemelen farklı bir hedefi olduğu için geçici olarak gitmelerine izin vermişti.

***

Gökyüzü çok çabuk aydınlandı.

Köylülerin evlerinin içi hâlâ karanlıktı. Pencereler eskiydi ve bazı kapılarda örümcek ağları vardı.

Bir bakışta, terk edilmiş eski bir ev gibi görünüyorlardı.

You Huo, evlerden birinin önünde durdu.

Herkesin kafası karışmıştı. Daha sonra, deli köylünün kaldığı evin bu olduğunu hatırladılar.

You Huo, “Önce siz gidin.” diyerek deli adamın kapısını çalmaya başladı.

“O köylüyü mü arıyorsun?” diye sordu Yu Wen, “Dün söylediğine inanıyor musun?”

You Huo’nun hafıza kaybını biliyordu ve muhtemelen bu konuda hassas olduğunu düşündü.

Birisi aniden onu daha önce gördüğünü söylediği için, güvenilmez görünse de, belki de merak edip sormak istiyordu?

Sonunda You Huo cevap verdi, “İnanmıyorum.”

Dün dikkatli bir şekilde bakarken bir şey fark etmişti. Çılgın adamın gözleri ona baktığında bulutlanmış, sadece Qin Jiu’yu gördüğünde parlamıştı.

Bu özellikle Qin Jiu’ya “Beni tanıyorsun” dediği sırada geçerliydi. İfadesi oldukça ciddiydi.

O çılgın adam doğruyu söylüyorsa, o zaman bu sadece Qin Jiu ile ilgili kısım olurdu.

Ama o sırada Qin Jiu onu engellemiş ve herhangi bir tepki vermemişti.

Ayrıca, Bay 001’in o NPC’yi tanıyıp tanımadığını ve onunla herhangi bir ilgisinin olup olmadığını umursamıyordu… Bunun onunla hiçbir ilgisi yoktu.

You Huo’nun farklı bir düşüncesi vardı.

Sırf deli adamın ağzı gevşek olduğu ve ondan bilgi almak daha kolay olacağı için kapısını çalıyordu.

Beş dakika çaldı ama cevap alamadı.

“Dışarı çıkmaktan çok mu korkuyor? Yoksa henüz kalkmadı mı? Köyün muhtarı, bütün köylülerin gece çıkan şeylerden korktuklarını, bu yüzden ellerinden geldiğince uyumaya çalıştıklarını ve geç kalkacaklarını söylememiş miydi?”

“Akşama kadar bekleyelim.”

Hepsi muhtarın sözlerini düşünerek daha fazla oyalanmamaya karar verdi.

Cevap verme zamanı gitgide yaklaşıyordu. Donmuş nehri hızla geçtiler ve Kara Dul’un kapısının önünde durdular.

Kapıda, bir gün önceki dinleme soruları net bir şekilde görülebiliyordu. Cevap alanı hâlâ boştu.

Geçen seferki deneyimle, soruyu cevaplamak için kullanılan kalemi çok çabuk buldular-

Bu sefer gerçek bir kalemdi ama malzemesi biraz özeldi. Kemikten oyulmuştu.

Yu Wen, kaleme dokunur dokunmaz kafa derisinin uyuştuğunu hissetti.

Soru (1) Kara Dul’un adı nedir?

Yu Wen mezar taşlarının fotoğrafını çıkardı ve karalamaların büyük bir bölümünü kapıya kopyaladı. Tek bir noktalama işaretini bile atlamadı.

Tam ikinci sorunun cevabını kopyalamak üzereyken You Huo tarafından durduruldu.

“Yazma.”

Yu Wen, “Neden?” diye sordu. “Burada Kara Dul’un ailesinin isimleri de olmalı. Sorulardan ikisinin cevabını bulmakla eşdeğer.”

You Huo ona baktı. İfadesi düşüncelerini açıkça yansıtıyordu: Aptal.

“Yarın sabaha bırak.”

Yu Wen: “…Peki.”

Sınava girenlerin hepsi puanlamayı beklerken kapıyı çevreledi.

Bütün gece uyumadan dolaştıktan sonra, You Huo uykulu bir şekilde duvara yaslandı.

Göz ucuyla ayakta duran Qin Jiu’yu gördü. Bir eli cebindeydi, diğer eli yardım kartıyla oynuyordu.

Bu açıdan ve mesafeden, Qin Jiu’nun ifadesini net bir şekilde görünmüyordu.

Ama You Huo, gözetmen 001’de bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmekten kendini alamadı.

Ne olduğunu bilmiyordu…

Sonuçta Qin Jiu’yu sadece birkaç gündür tanıyordu.

Bilinmeyen bir süre bekledikten sonra Lao Yu aniden haykırdı. “Cevap zamanı geldi. Chen Bin ve diğeri… Liang Yuanhao neden henüz kalkmadı?”

“Bilmiyorum. Karga az önce hatırlatma duyurusu yaptı. Şimdiye kadar uyanmış olmaları gerekmez miydi?”

Lao Yu, “Siz biraz bekleyin. Gidip onları arayacağım.”

Bunu söyledi ve ardından Chen Bin ve Liang Yuanhao’nun kapısını çalmaya gitti.

Kapının çalınması ve karganın duyurusu neredeyse aynı anda duyuldu.

İlk cevap kabulü zamanı gelmişti.

Kara Dul’un kapısındaki yoğun karalamalardan iki kelime seçildi ve biri daire içine alındı.

Floure Jaroka. +5 puan.

Herkes rahatlamış ve mutluydu.

Altın bir uyluk gerçekten de altın bir uyluktu.

Kısa süre sonra, alt yarıda yeni bir soru belirdi.

Okuma sorusu: Chasu Köyü’nde Yıllık Büyücülük Festivali! Kara Dul köylüler için hediyeler hazırladı. Doğru, onlar özenle dikilmiş bebekler. Köylülerin her biri için mesajlar içeren uzun bir kutsama mektubu yazdı. Lütfen mektubu okuyun ve Kara Dul’un mektuptaki bilgilere göre bebekleri doğru köylülere teslim etmesine yardım edin. Yukarıdaki cadı tanrı, dikkatsiz olanları cezalandıracak. Dikkatli olanlara gelince, köylüler onları evlerine götürecek. Ağaçların olmadığı bir yerde, eve giden bir yol var. Onu bulabilecek misin?

Etiketler: novel oku Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu, novel Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu, online Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu oku, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu bölüm, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu yüksek kalite, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 23: Okuma Sorusu light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X