Çevirmen: Ari
Bölüm 15: Yabancı Dil
You Huo: “Yu Wen.”
“Ha?” Aniden çağrılan Yu Wen hemen cevap verdi, “Sorun ne?”
You Huo: “Yolun sonunda birini görüyor musun?”
Yu Wen boş boş etrafına baktı. “Biri mi? Kim gibi?”
You Huo uzaklara bakarak, “Yapışkan bir gözetmen gibi.” dedi.
Yu Wen: “…Böyle korkunç şeyler söyleme!”
Henüz konularını bile seçmemişlerdi, o zaman gözetmen neden burada olsundu ki???
Diğerleri You Huo’nun sözlerini duyar duymaz etrafa bakınmaya başladılar. Dört yol da tabelalar dışında tamamen boştu.
“Boşver. Mühim değil.” You Huo, “Sadece “Yabancı Dil” yazdığını görüyorum, bu yüzden başka seçeneğim yok. Benimle gelmek istediğine emin misin?”
Yu Wen, “Aslında Yabancı Dil benim zayıf yönüm,” dedi.
You Huo ona baktı ve Yu Wen tekrar konuşmaya devam etti, “Ama düşününce, hepsi benim zayıf yönlerimmiş gibi görünüyor.”
You Huo: “…”
Yu Wen ellerini birleştirdi ve ustasına yemin etti, “Ge, sen nereye gidersen ben de oraya geleceğim! Benden ne istersen yapacağım, bu yüzden lütfen beni kutsa ve sınavı geçmeme yardım et. Sana uzun ömürler diliyorum.”
You Huo: “…”
Kalabalık grup hevesle ona baktı.
You Huo homurdandı ve ceketinin fermuarını çenesini ve dudaklarını örtecek kadar çekerek kayıtsızca mırıldandı, “Ne zahmetli.”
“Ge, ne dedin?” Yu Wen net duyamadığı için yaklaştı. You Huo’nun yüzü neredeyse bir buz parçası kadar soğuktu. “Yabancı Dil sizin görüşünüzle için hangi yönde?”
Herkes solu işaret etti.
You Huo ayaklarını kaldırdı ve yürüdü. Kulübenin içinde tekrar bir anons duyuldu.
【Seçim süresinin bitmesine sadece 5 saniye kaldığına dair dostça bir hatırlatma.】
Herkes irkildi ve hızla koşmaya başladılar. “Yabancı Dil” yazan yol diğer üç yoldan farklı değildi ve yoğun sisle kaplıydı. Sisin arkasında onları neyin beklediğini kimse bilmiyordu.
【4 saniye】
【3 saniye】
【2 saniye】
【1 saniye】
【Seçim süresi sona erdi.】
Geri sayım sıfıra ulaştığında sonuncu kişi yoğun sisin içine girmeyi başardı.
***
Qin Jiu uzun, siyah bir ceket giymişti ve boynunda güvercin grisi kaşmir bir atkı vardı. Bir eli ceketinin cebindeydi, diğer eliyle siyah bir şemsiye tutarken sakince diğerlerinin gelmesini bekliyordu.
You Huo’nun uzun boylu figürü yoğun sisin içinden geçti. Yüzü soğuktu ve ifadesi düzdü. Sağ omzundan siyah bir sırt çantası sarkıyordu.
Oldukça uzakta olmasına rağmen, Qin Jiu yine de her şeyi ayrıntılı olarak görebiliyordu. Karşı tarafın açık kahverengi gözleri her zaman şeffaf bir cam tabakasıyla kaplıymış gibi görünürdü. Tek kulağındaki küpeyle birlikte soğuk bir parıltı yayıyordu.
Qin Jiu şemsiyeyi hafifçe kaldırdı ve beyaz kar taneleri şemsiyenin kenarından aşağı süzüldü.
You Huo’nun yaklaştığını görünce kibarca elini salladı ve You Huo’yu şemsiyenin altına aldı. “Ne tesadüf, yeniden karşılaştık. Bay Hıh son birkaç gündür iyi uyuyor mu?”
You Huo: “…”
Adını açıkça bilmesine rağmen, ona hâlâ aptal bir takma adla hitap ediyordu. Kafasında bir sorun mu vardı?
Qin Jiu’ya birkaç saniye baktı ve soğuk bir şekilde, “Seçimden mahrum kalmak, her yerde olacağın anlamına mı geliyor?” diye sordu.
Qin Jiu gözlerini kıstı ve gülümsedi. “Durum tam olarak bu değil. Seçimden mahrum kalmak, adayın, yani senin, sınavı konusunu seçme hakkını kaybedeceği anlamına gelir. Yapacağın konu ise asıl gözetmen, yani bana göre ve gözetmenlik yapacağım sınava göre değişir. Anladın mı?”
You Huo: “…”
Bu ses tonu küçük bir çocuğa açıklama yapar gibiydi. Açık bir şekilde onu kışkırtmaya çalışıyordu. You Huo o kadar sinirlendi ki, ifadesi tamamen donuklaştı.
Qin Jiu onun bu ifadesini gördükten sonra büyük bir şekilde gülümsedi, “Gözetmenin denetlediği konuya gelince, genel olarak seçim hakkımız var ama ben biraz tembelim, bu yüzden her zaman rastgele seçerim. Bu sefer rastgele Yabancı Dil seçtim. Fakat ifadenden memnun olmadığın çok bariz. Bir dahaki sefere—”
You Huo onun konuşmasını kötü bir ifadeyle kesti, “Bir dahaki sefere de mi olacak?”
Qin Jiu: “Söylemesi zor. Ne de olsa, kapsamlı bir sabıka kaydın var.”
You Huo: “…”
Qin Jiu: “Yapmak istediğin bir konu varsa bana önceden söyleyebilirsin. İyi performans gösterirsen, bunu düşünebilirim.”
You Huo şunu söylemek istedi: Gidip ölmeni istiyorum. Bunu da düşünebilir misin?
Ama bu sözler sadece düşüncesinde kaldı. Sistemin ne kadar aptal olduğu düşünülürse, kendisinin de onunla birlikte ölmesi gerekebilirdi.
Ve bu yüzden öfkesini yuttu ve yoğun siste beklerken karanlık bir ifadeyle bakmayı sürdürdü.
Bir süre sonra Yu Wen, Lao Yu’yu sürükleyerek sisin içinden çıkageldi. Onların ardından da Yu Yao ve Mike belirdi. “Ge!” Yu Wen aceleyle yanına geldi ve Qin Jiu’yu görür görmez durdu. “Sen– Siz neden buradasınız, efendim?”
Güçlü hayatta kalma arzusu nedeniyle ona hitap etme biçimini değiştirdi ama şok olmuş ifadesini gizleyememişti.
Qin Jiu yavaşça, “Seni bekleyen ağabeyine eşlik ediyorum.” dedi.
Yu Wen şimdi daha da korkmuş görünüyordu. You Huo’ya ürkek bir bakışla baktı.
You Huo: “…”
Eğer bakışlar öldürebilseydi, Qin Jiu çoktan ölmüş olurdu.
Yu Wen cesurca şöyle dedi, “Yani tam zamanlı yerinde izleme bu turda da mı var?”
Qin Jiu ona baktı.
Yu Wen: “Ah.”
Öğrenci Yu Wen’in gözünde, gözetmen 001 başka bir ustaydı. Ustalar her zaman kibirlidir ve yalnızca ağabeyi gibi diğer harika insanlarla konuşmakla ilgilenirler.
Yu Wen bunu bildiği için konuşmaya devam etmeye cesaret edemedi.
“Zhou Jin ve diğerleri burada değil mi?” Yu Yao ve Mike yanlarına geldi.
Lao Yu, “Tam arkamızdaydılar. Biraz daha bekleyelim.” Biraz daha bekledikten sonra uzaklardan iki yabancı figür belirdi.
Biri yuvarlak bir yüze sahipti, çok uzun olmamasına rağmen kasları tüm vücudunu kaplıyordu ve omzunda bir spor çantası taşıyordu.
Diğeri daha inceydi ve ceketine sıkıca sarılmıştı. Ara sıra ellerini ısıtmak için nefesini üflüyordu.
“Neler oluyor? Başkaları da mı gelecek?” Yu Wen şaşkındı.
You Huo, Qin Jiu’ya baktı.
Qin Jiu başını eğdi ve You Huo’ya, “Her sınav için adayların sabit olduğunu söyleyen oldu mu?” diye sordu.
You Huo: “…Hayır.”
Qin Jiu: “Aynı sınavı seçmek, aynı sınav merkezine gideceğiniz anlamına gelmez. Örneğin, 922 ve 152 numaralı gözetmenler de Yabancı Dil konusunu denetlemek üzere seçildiler ama onlar bu görevde değiller. Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?”
You Huo: “Onların da seni görmek istemedikleri anlamına geldiğini düşünüyorum.”
“…”
Yu Wen, Qin Jiu’ya baktı. Onun gözetmeni kızdırmasından korkuyordu.
Ama Qin Jiu’nun gözlerini kısarak gülümsediğini görünce afalladı. “Yanlış. Bu demek oluyor ki, bu sınavda daha az kişi var ve sadece bir tane gözetmen gerekiyor.”
“Daha az kişi mi?”
You Huo kaşlarını çattı.
***
Yoğun siste beş dakika daha bekledikten sonra kimse gelmedi.
Zhou Jin ve diğerleri başka bir sınav merkezine atanmış olmalıydılar.
Orijinal grup beş zehirden oluşmasına rağmen -yaşlı, zayıf, hasta, engelli ve hamile- iyi anlaşıyorlardı ve en azından birbirlerini biraz tanıyorlardı.
İki yeni yabancıyla, birbirlerini bir kez daha tanımaları gerekiyordu.
Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğu söylenemezdi.
Yu Wen korku içinde, “Neyse ki Lao Yu kaybolmadı.” dedi.
İki yabancı, yeni grup arkadaşlarını gördüklerinde hiç şaşırmadılar.
Yuvarlak yüzlü adam kaşlarını çatmıştı ve biraz korkutucu görünüyordu. Herkese başını salladı ama konuşmadı.
Zayıf ve solgun olan adam biraz daha sıcakkanlıydı, “Benim adım Chen Bin. Chongqing’liyim. O da Liang Yuanhao ve Hebei’den. Öyle değil mi?” Gruba donukça bakan Liang Yuanhao’ya sormak için döndü ve adam başını sallayarak onu onayladı.
“Chongqing mi? Oraya uzun zaman önce çaylak bir askerken birkaç yıllığına gitmiştim. Hemşeri sayılırız.” Sosyal açıdan oldukça aktif olan Lao Yu, bir kez daha başka bir ‘hemşeri’ ile arkadaş olmaya çalışarak Chen Bin’le kısa sürede anlaştı.
“Liang Yuanhao ve ben aynı sınav merkezindeydik ve bu sefer yine beraberiz. Bu kader olarak kabul edilebilir. Bu benim üçüncü sınavım.” Chen Bin bunu üzgün bir şekilde devam etti, “İlk ikisini atlatacak kadar şanslıydım ama puanlarım korkunç derecede düşük. Geçme ihtimalim çok zayıf.”
Lao Yu onu teselli etmek istedi ama You Huo aniden araya girdi, “Geçmek için kaç puan gerektiğini biliyor musun?”
Chen Bin şaşırdı, “60. Siz bilmiyor muydunuz?”
Lao Yu başını salladı. “Bilmiyorduk. Son sınavımız için toplam puan… 24 olmalı? Anlamadığım bazı eklemeler ve çıkarmalar da oldu. Her halükarda, yuvarlanmış bir sayı değildi ve diğer derslerin puanlarının nasıl olduğunu bilmediğimiz için hesaplayamadık.”
Chen Bin, “Hiç deneyimli bir oyuncuyla tanışmadınız mı?” diye sordu.
Lao Yu, “Hayır. Son sınav hepimizin ilk seferiydi.”
Chen Bin, “Ah, o zaman bu mantıklı. Daha öncesinde deneyimli biriyle tanıştım ve her sınav için toplam puanın biraz farklı olacağını, fakat beş konu toplandığında tam olarak 100 puan olacağını söyledi. Durum buysa, toplam puanın 60’ın biraz üzerinde olması gerek.”
“60…” Lao Yu somurtkan bir ifadeyle parmaklarıyla saydı.
Chen Bin’in suratı daha da asıktı. “İki konudan sadece 10 puan aldım. Kalan üçü için ne yapacağım?!”
Liang Yuanhao’nun ifadesi sertti. Biraz sinirli bir şekilde uzaklaştı.
Chen Bin diğerlerine şöyle açıkladı, “Aslında o kötü biri değil. Sadece iki sınavın sonucunda aldığı toplam puan çok kötü ve bu yüzden biraz endişeli…”
Ne de olsa bu, yaşam ve ölümü içeren bir şeydi. Sinirli olması anormal değildi.
Diğerleri anlayışla karşıladılar.
Yu Wen güvence vermek için Mike’ı işaret etti, “Endişelenme! Bak, burada gizli bir silahımız var! Bu sınavın konusu Yabancı Dil ve burada Mike adında bir yabancımız var!”
Chen Bin nazikçe şunları söyledi, “Gördük. Geldiğimiz an fark ettik. Ama bu arkadaşın Çince konuşamıyor gibi göründüğünü fark ettim. Bu bir ördekle sohbet etmekten farksız…”
Yu Wen daha sonra You Huo’yu işaret etti, “Endişelenme, ağabeyim bir süre yurt dışında kaldı, o da yapabilir. Ama… konuşmayı pek sevmez.”
Chen Bin aniden hayata döndüğünü hissetti. “Sorun değil. Anlayabilmesi yeterli!”
Liang Yuanhao bile biraz daha canlanmış görünüyordu. Mike ve You Huo sakinleştirici hap gibiydi. Gruptakiler bir anda rahatladı.
***
“Eee… Şimdi nereye gidiyoruz?” Sohbet etmeyi bitirdikten sonra sonunda mevcut durumla yüzleşmeye başladılar.
You Huo ifadesizce sol tarafı işaret etti.
Diğerleri, yaklaşık üç metre ötede duran otobüs durağı tabelasını ancak o zaman fark ettiler.
Metal bir direk tarafından desteklenen çok basit bir tabelaydı.
Neyse ki, üzerindeki kelimeler Çinceydi. “Şehirlerarası Otobüs” yazıyordu ve altında İngilizce çevirisi vardı. Bu otobüsün nereye gittiği ve nereden geçeceği ise tam bir muammaydı. Bu konuda hiçbir bilgi yoktu.
Herkesin kafası karışmışken, karın içinden gelen yüksek bir korna sesi duyuldu.
Yoğun sisin arasında bir araba belirdi ve sallanarak tabelanın önünde durdu.
Araba o kadar tozluydu ki, orijinal rengini belirlemek zordu. Tekerlekleri çamurla kaplıydı. Bu şeye “otobüs” demek çok abartı olurdu. Daha çok 1990’lardan kalma, çalışırken şiddetle sallanan minibüslere benziyordu.
Bu araba ne için?
Yabancı Dil sınavıyla alakası ne?
Hepsi tuhaf hissederek ve içten içe mırıldandı.
Gözetmen Qin Jiu’nun ifadesi bile pek iyi değildi. 001’in mutsuz olduğunu gören You Huo rahatladı. Sırt çantasını aldı ve herkesten önce arabaya bindi. İçerisi çok yıpranmış değildi ve koltuklar oldukça temizdi.
You Huo en arka taraftaki pencerenin yanına oturdu.
Qin Jiu’nun da araca bindiğini görünce telefonunu çıkardı, birkaç tuşa bastı ve ardından beyaz kulaklıklarını takıp pencereye yaslanarak uyumaya hazırlandı.
Şoför esmer, orta yaşlı bir adamdı. Tüm zaman boyunca konuşmamıştı, belki de dilsizdi. Hepsinin arabada olduğunu görünce gaza basıp yola koyuldu.
You Huo tam uykuya dalmak üzereyken arabanın içinde bir anons duyuldu.
【Şu anda Pekin Saatiyle 06:30.】
【Sınavın resmi olarak başlamasına otuz dakika var. Sınav kuralları aşağıdaki gibidir.】
Tanıdık sınav kuralları birer birer tekrarlandı. Gizli silahları Mike ve You Huo sayesinde herkesin ruh hali oldukça iyiydi. İlk seferki kadar titremiyorlardı.
【Sınav sırasında kural ihlali yapılırsa sınav merkezinden atılırsınız.】
【Diğer sınav kuralları standarttır.】
Anons sanki onlarla dalga geçiyormuş gibi bir an için durdu. Dinleyicilerin bu bilgiyi sindirmesine izin verdikten sonra, sözlerinin geri kalanını yavaşça tamamladı.
【Özel durumlardan dolayı sınav detayları önceden açıklanacaktır.】
【Sınav süresi: 10 gün.】
【İncelenen konu: Yabancı Dil.】
【İncelenen yabancı dil: Romanca.】
【Başarılar dileriz.】
Herkes: “……”
Pardon ne???
Yorum