Çevirmen: Ari
Bölüm 110: Gözler
Normal bir insan, bir saniye önce neredeyse patlayacak kadar tok olmak ve hemen sonrasında neredeyse bayılacak kadar acıkmak kadar dehşet verici bir şey yaşamaz.
Ama eğer You Huo ve Qiu Jiu’yu yerseniz… Bu deneyimle kutsanmışsınız demektir.
Sali, gözyaşları yanaklarından süzülürken kanepede hıçkırarak yatıyordu.
Midesi çökmüştü ve zaman zaman yemek yemesi gerektiğini hatırlatmak için acı dolu inlemeler çıkarıyordu.
Orada çok fazla insan vardı ve çeşitlilik açısından zengindi ama o hiçbirini yemek istemiyordu.
Bu insanlardan herhangi birini yemektense açlıktan ölmeyi tercih ederdi.
Bu iki kardeşin tam tersine oturma odasının geri kalanı sevinç ve heyecanla doluydu.
Bu grup için son birkaç dakika epey aksiyonluydu ve neredeyse bu dünyaya veda etmek zorunda kalıyorlardı.
Yu Wen hâlâ aynalara karşı korku taşıyordu.
Bir tanesini dikkatlice birkaç kez dürttü, ancak kanın kaybolduğunu ve aynanın normal görünümüne döndüğünü görünce rahatlayabildi.
Lao Yu liderliği ele geçirdi ve Chu Yue ile oğlunu aynanın içindeki olaylar hakkında bilgilendirmek için tutkulu bir konuşma yaptı.
Yu Wen hâlâ biraz şaşkındı, “Yani aynayı önünüze hareket ettirmek kendinize bakmanızla eşdeğer mi? Eğer gerçekten durum böyleyse, o zaman ben o altı aynayı hareket ettirip yerlerini ayarlarken neden dışarı çıkmadınız?”
Wu Li, “Birincisi, bunun nedeni uyumlu olmaması. İkincisi, o zamanlar hâlâ aynaya dokunamıyorduk.” dedi.
O sırada siyah sis dağılmadığından aynaya dokunamıyorlardı. Ellerini uzattıkları anda yaralanabilirlerdi ve aynaya bakmak bile söz konusu olamazdı.
“Ah.” Yu Wen başını salladı ve saymak için parmağını kullandı: “Bu yüzden önce yanlış cevap vermemiz, cevabı değiştirmemiz, o kanlı ellerin bizi korkutması ve sonra aynaya dokunabilmeniz için sisin uzaklaşmasını beklememiz gerekiyordu. Böyle bir durumda tehlikeye atılıp, sizi dışarı çıkarmak için aynanın tam karşısına bir ayna koymalıydık?”
“Bunun gibi bir şey.” dedi Wu Li.
Yu Wen: “Bu aptalca değil mi?”
“Öyle olmadığını kim söyledi?” Chu Yue çok basit bir şekilde cevap verdi.
Onunla bir tokat dostluğu paylaşan Yu Wen artık daha arkadaş canlısı olmuştu. Konuşurken kendini tutmadı: “Jie, farkettim ki, siz sınav gözetmenleri, sınava girdiğiniz andan itibaren çok vicdansız oluyorsunuz ve sistemi lanetlemek için her fırsatı kullanıyorsunuz. Tıpkı bizim üniversite sınavlarımızı bitirdiğimiz zamanki gibi.”
“Üniversite sınavı mı? Üniversite sınavından sonra ne yaptın?”
Aniden bu sorulunca Yu Wen cevap vermek için ağzını açtı ama hatırlayamadığını görünce şaşırdı.
Başını kaşıdı: “Bu çok tuhaf. Ne söylemek istedim? Tam söyleyeceğim sırada unuttum.”
Chu Yue güldü ve ona güvence verdi: “Sorun değil, endişelenme. Sisteme girdikten sonra bu normal bir tepkidir. Düşünmek için zaman ayır.”
“Ha?” Yu Wen’in kafasını kaşıma hareketi durdu, “Sistemin içindeyken bunun normal bir tepki olduğunu söylerken ne demek istiyorsun?”
“Herkesin nadiren geçmişinden ve sistemin dışında nasıl bir hayat yaşadığından bahsettiğini fark etmedin mi? Daha önce neler yaptıkları, ailelerinde kimler olduğu, neler yaşadıkları gibi…”
“Başta sorun yok ama ne kadar uzun kalırsan o kadar unutursun. Zamanla artık hiçbir takıntısı olmayan biri haline gelirsin.”
“Ona hiç şüphe yok… Ge’nın kimseye yaklaşmamasına şaşmamalı.” Yu Wen kısık bir sesle fısıldadı: “Ben her zaman onun çok gizemli ve aile koşulları nedeniyle geçinmesi zor biri olduğunu düşünmüştüm.”
Chu Yue bir anlığına dondu.
Uzun zamandır bu konu hakkında konuşmamıştı…
Bir süre sonra yavaşça cevapladı: “Belki de. Ama o gerçekten burada çok uzun süre kaldı… diğer gözetmenlerden çok daha uzun süre.”
“Peki ya sen, Jie?”
“Ben mi?” Chu Yue birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve şöyle dedi: “Ben de onunla hemen hemen aynıyım.”
Yu Wen’in kafası yine biraz karışmıştı.
Chu Yue’nin daha önce ilk gözetmen grubunun sadece kendisi ve You Huo’dan ibaret olmadığını ve başkalarının da olduğunu söylediğini hatırlıyordu ama neden ikisinin sistemden diğerlerinden çok daha uzun süre etkilendiğini söylüyordu?
“Benden mi bahsediyorsunuz?” Yukarıdan You Huo’nun sesi duyuldu.
Yu Wen boynunu kaldırdı ve dikkatlice yukarı baktı.
You Huo ikinci kattan onlara bakıyordu.
Chu Yue, “Yakışıklı görünüşünü övüyordum.” dedi ve sordu, “Günlüğü buldun mu?”
“Mn.”
You Huo eski bir defteri tutan elini kaldırdı.
“Önemli bir şey var mı?”
“Kabaca inceledim ve şimdilik hiçbir şey bulamadım.” Qin Jiu, You Huo’yu okşadı ve merdivenlere doğru yürüdü.
You Huo, Qin Jiu’nun peşinden giderken günlüğü okumaya devam etti. Merdivenlere hiç dikkat etmedi.
“Merdivenlerden inerken okursan düşebilirsin. Kimse sana bunu söyledi mi?” Qin Jiu olduğu yerde durdu ve ona baktı.
“Sen düşmezsen ben de düşmem.” You Huo başını kaldırıp bakmadı bile. Sayfaları çevirmeye devam etti.
Qin Jiu başını salladı ve aşağı inmeye devam etti. Arkasından belli biri onu takip ediyordu.
Birkaç adım sonra Qin Jiu aniden bir adımı kaçırmış gibi davrandı.
You Huo tökezledi ve omzunu tuttu.
“……”
Qin Jiu, “Bak, neredeyse düşüyordum.” dedi.
You Huo onu dövmek istedi.
Defteri çarptı ve Qin Jiu’nun kollarına itti: “…Hâlâ olgunlaşmadın mı?”
Qin Jiu, “Gayet olgunum. Senden iki yaş büyüğüm.” diye cevapladı.
You Huo’nun dudakları birkaç kez seğirdi. Arkasını döndüğünde Chu Yue’nin onları gülümseyen gözlerle izlediğini gördü.
“Ah doğru.” Qin Jiu, Chu Yue’ye döndü, “Az önce bir şey hatırladık.”
Chu Yue şaşırdı: “Nedir?”
“Mn, daha önce bahsettiğin yerle ilgili.”
Chu Yue bir anlığına şaşırdı. Daha sonra hızla doğruldu, “Bahsettiğim yer mi? Yani… Endişelenmeden konuşabileceğimiz yer mi?”
“Evet.”
Qin Jiu, “Muhtemelen düşündüğün yer değil,” dedi, “ama etkisi benzer.”
Chu Yue merak etti, “Nerede?”
Qin Jiu çenesiyle kanepeyi işaret etti.
Chu Yue onların görüş açısını takip etti ve sıralanmış aynaları gördü.
Bir anlığına şaşkına döndü ve çok geçmeden anladı: “Doğru ya… aynalar!”
Lao Yu ve diğerleri sadece bu son yorumu duydular ve kafaları karıştı: “Ne aynası? Aynalara ne olmuş?”
Ayna tarafından yutulduklarında varsayılan olarak “ölü” sayılıyorlardı. Sistem, bırakın ölü bir kişinin orada ne yapacağını izlemeyi, aynanın içindeki dünyayı bile umursamıyor olmalıydı.
Orası güvenli bir bölgeydi.
Chu Yue hemen karar verdi: “Hadi gidelim!”
Yu Wen doğruldu: “Nereye?”
“Aynanın içine.” Chu Yue, You Huo ve Qin Jiu’ya el salladı, “Size söyleyecek bir şeyim var.”
Sali ve Shirley umutsuzluğa kapıldılar.
Bunun gibi bir ceza uygulaması, bir şekilde bu şeytani grup için gizli bir üs haline gelmişti.
Diğerleri güvenliklerini sağlamak için aynanın dışında kaldı.
Yu Wen solgun bir yüzle, “Zamana dikkat edin. Saat 11’de başka bir yanlış cevap yazıp sizi dışarı çıkaracağım.” dedi.
Daha on dakika önce, ömrü boyunca bir daha cevabı asla değiştirmeyeceğine yemin etmişti.
Sadece on dakika olmuştu…
You Huo ve diğerleri kolayca Shirley’yi ağlaması için kandırdılar ve aynaya girdiler.
Dışarıda kalanlar ise aynaları kaydırarak içeride kendilerine yer açtı.
Başlangıçta onu oturma odasına doğru çevirmeyi planlamışlardı ama ilk reddeden kişi Lao Yu oldu.
“Banyo kapısını bulamamanın ne kadar acı verici olduğunun farkındasınız değil mi?” Bunu söylerken başka bir aynayı hareket ettirdi ve onu banyo ile oturma odasını bağlamak için kullandı.
“Zaten altı tane var. Boşa harcamayın.” Shu Xue kalan aynaları aldı.
Bu genç bayan evi düzenlemekten zevk alıyormuş gibi görünüyordu. Evin her yerinde zorlu açılar aradı ve hem birinci katın hem de aşağıdaki yatak odasının açısını almak için hem hareketli hem de sabit aynaları kullandı.
Oldukça tatmin edici bir sonuç olduğu söylenmeliydi.
***
Aynanın içinde.
You Huo ve Qin Jiu kanepede oturuyorlardı.
Chu Yue’nin buraya ilk gelişiydi, bu yüzden mutfaktan bir bardak su alıp kanepeye oturmadan önce ilk önce merakla etrafına baktı.
Siyah sis, yaklaşmaya niyeti olmadan kenarda beklemeye devam ediyordu.
Sali yeterince acı çektiği için şimdilik daha fazla sorun yaratmak istemiyor olmalıydı.
Chu Yue hemen konuşmadı.
Birkaç yudum su içtikten sonra birdenbire kendi kendine güldü: “Sürekli izlenmeye alıştım ve artık aniden özgür olduğum için nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
Hafıza eksikliğine rağmen You Huo hâlâ ona karşı tarif edilemez bir güven ve sabır duygusuna sahipti.
Bir süre sonra Chu Yue bardağını indirdi. Aniden bir şey hatırladı ve You Huo’ya sordu, “Gözlerinle ilgilendin mi?”
“İlgilenmek mi?” Qin Jiu kaşlarını çattı.
Bu cümle onu rahatsız etti.
Bunlar You Huo’nun gözleri. Sahne donanımı ya da ekipman değil.
You Huo da bir an için söyleyecek söz bulamamıştı. Kısa süre sonra cevap verdi: “Uyandıktan hemen sonra göz ameliyatı oldum. Sen–“
“Bunu neden sorduğumu soracaksın değil mi?” Chu Yue bir an duraksadı. Konuşmanın başlangıç noktasını bulmuş gibiydi.
“Sistemin başta nasıl olduğunu artık hatırlamıyorsun.” Chu Yue, You Huo’ya bunu söyledikten sonra Qin Jiu’ya döndü, “Muhtemelen sen biliyorsundur.”
“Gördüm ve hatırlıyorum….”
Chu Yue şöyle dedi: “İlk başta aslında çok normaldi; katı ve sert. Zaten bildiğin gibi, bunun gibi bir yapay zekanın her zaman insan dışı bir garipliği olacaktır. O zamanlar geliştiricilerin bunun bir çocuk gibi olduğuna dair şakalar yaptığını duydum; sonsuz bir potansiyele sahipti ama aynı zamanda oldukça aptalcaydı. Ayrıca bir gün kişileştirilirse kesinlikle hiç gülümsemeyen bir poker surata sahip olacağını söyleyenler de vardı.”
You Huo’nun ifadesi çok komik olmalıydı ki Chu Yue ona baktığında güldü.
“Muhtemelen şu anda bunu inanılmaz buluyorsun, değil mi? Kusacakmış gibi görünüyorsun.” Chu Yue tekrar ciddileşmeden önce bir süre güldü: “Bu çok, çok uzun zaman önce yapılmış bir değerlendirmeydi. O zamanın geliştiricileri sisteme bir öğrenme programı yüklediler. Teknik detayları anlamıyorum ama anladığım kadarıyla bu sözde ‘öğrenme’, temelde bir şeyi taklit etmek, tıpkı bir çocuğun yapacağı gibi. Geliştiriciler, sistemin bu taklit süreci yoluyla yavaş yavaş insan benzeri düşünme ve zeka geliştirmesini istediler.”
Chu Yue, You Huo’ya baktı ve bir an duraksadıktan sonra şöyle dedi: “Taklit ederek öğrendiğine göre, taklit edeceği bir şey de olmalı.”
You Huo’nun kalbi aniden çarpmaya başladı.
Chu Yue, “Çocukluk ve gençlik zamanlarına dair mevcut anılarının nasıl olduğunu bilmiyorum,” dedi, “…ama muhtemelen bunlar görüntülendi ve işlendi. Aksi takdirde sistemle ilgili pek çok anın olurdu. Sonuçta sistemi çok erken gördün. O hep oradaydı, senin gördüğün her şeyi görmüş ve yaşadığın her şeyi yaşamıştı…”
“Senin gözlerin sayesinde.”
Yorum