Ne yazık ki Ye Heng yemek yemeyi önerdiğinde Shang Jin gerçekten yapamayacağı için reddetmek zorunda kaldı. Ancak geri çevirdiğinde, “Yarın Ye Ge gelip evde yemek yemeli.” diye ekledi.
Bu ‘evde yemek’ ifadesi, Ye Heng’in memnuniyetsizliğinin hemen dağılmasına neden oldu.
Shang Jin her zaman Ye Heng’in en çok bilmek istediği şeyi keşfediyordu.
Ye Zhou ve Shang Jin ev kiraladıklarından beri ikisi de yemek yapmayı öğrenmeye başlamıştı.
Tabii ki çoğu zaman hâlâ kantinde yemek yiyorlardı. Sadece dinlenme günlerinde yiyecek almak için süpermarkete gidiyorlar, sonra ders çalışıyor ve tarife göre yemek pişiriyorlardı.
Shang Jin, yaklaşan Yeni Yıl Günü nedeniyle sinir bozucu kuzenini sonunda göndermeyi başardı.
Dönüş yolunda süpermarkete uğradı ve Ye Zhou’ya sorsa bile Ye Zhou’nun abisinin ne yemeyi sevdiğinden emin olmayacağını düşündüğü için en kaliteli malzemelerden bazılarını satın aldı.
Mahallenin girişinde Ye Zhou’yla karşılaştılar.
“Alışveriş yaptıysan neden beni aramadın?” Ye Zhou yürüdü ve ıvır zıvırları hızlıca Shang Jin’in sağ elinden aldı. Shang Jin’in eli, ağır şeyleri bu kadar uzun süre taşımaktan kızarmıştı. “Çok fazla satın almışsın.”
“Abinin neyi sevdiğinden emin değildim, bu yüzden tavuk, ördek, balık ve et aldım.”
Ye Zhou çantaya bir göz attı ve “Bu kadar çok mu? Bunları yemeyi bitirebilir miyiz ki?”
“Bitirebiliriz. Çeşitli ama az miktarlarda aldım.”
Eve geldiklerinde Ye Zhou, Shang Jin’in “çeşitli ama az miktarlarda” derken ne demek istediğini anlamadan önce malzemeleri çıkardı.
Bunlar tavuk, ördek, balık ve etti, ama aynı zamanda bir balık filetosu, ördek göğüsü, birkaç tavuk kanadı ve bir parça domuz etiydi. Ayrıca bir torba karides ve bazı yeşillik ürünler de vardı.
Ye Zhou rahat kıyafetler giydi ve önlüğü askıdan çıkardı. Kendi etrafına sararak kollarını sıvayıp “Bugün yeteneklerimi sergilememe izin ver!” dedi.
“Olmaz, ben yapmalıyım.”
Ye Zhou, “Yemek pişirmede ilerleme kaydettiğimi söylememiş miydin?”
Shang Jin öksürdü ve “Bu sadece ilerleme sayılabilir.” dedi.
İlerleme, geçen seferden daha iyi anlamına geliyordu, ancak kesinlikle seviyenin gerçekten yüksek olduğu anlamına gelmiyordu.
Ye Zhou utangaç bir tavırla önlüğü çıkardı, “Bana bir şans vermezsen harika bir şef olmak için nasıl eğitilebilirim?”
Bundan bahsetmek de rahatsız ediciydi. Birlikte yaşamaya başladıklarında, ikisi de yemek pişirme hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Ama Shang Jin tariflerle birkaç kez pratik yaptıktan sonra oldukça iyi bir iş çıkardı ve yemeklerin tadı bile oldukça iyiydi. Ye Zhou’ya gelince, bu konuda Tanrı tarafından tamamen terk edilmiş görünüyordu. Bir mutfak katili olarak adlandırılamazdı ama yemeklerinin tadı pek iyi değildi.
Sıradan insanlar, “en yetenekliler en çok işi yapar” diyerek kendilerini teselli ederlerdi. Yemek pişirmeye gelince, ikisinden biri onu iyi yapabilen tek kişiydi. Ama Ye Zhou açıkça sıradan insanların düşünceleriyle yargılanamazdı.
Ye Zhou inançla tartıştı, “İyi yemek yapamadığım için daha fazla pratik yapmalıyım! Zorluklarla karşılaştığımda nasıl geri çekilebilirim? Sen de ben de sıradan üniversite öğrencileriyiz. Neye dayanarak sen yapabiliyormuşsun da ben yapamıyormuşum!”
Baskı karşısında büyüyen azmine güvenerek Shang Ye mutfağını çoğu zaman Ye Zhou devralırdı.
Shang Jin, Ye Zhou’nun inatçılığından ilk defa bu kadar nefret ediyordu. Ayrıca tembel adam istese de mutfak haklarını üstüne alamazdı. Shang Jin yemek yemenin zor olduğunu söyledikçe, Ye Zhou daha da hevesle yaptı.
Neyse ki Ye Zhou gerçekten dediğini gerçekleştirdi ve çalıştıkça daha iyi oldu, ama bunun sadece Ye Zhou’nun önceki seviyesine kıyasla daha iyi olması üzücüydü.
Shang Jin iç çekti ve “Bugün mutfak becerilerini göstermenin zamanı değil.” dedi.
Ye Zhou açıkça bu tür şeylerin farkındaydı ama seviyesi o kadar düşüktü ki, üstün olmak isteyen Ye Zhou için zihinsel bir darbe vurmadığı söylenilemezdi.
Onun asık suratlı görünümüne bakan Shang Jin, masadan bir patates aldı ve ona fırlattı. “Ama bugün bıçak yeteneğini gösterme günü.”
Ye Zhou isteksizce cevapladı, “Hiç yoktan iyidir.”
Ye Heng geldiğinde, küçük daire hayat doluydu.
Mutfağın kokusu oturma odasını doldurmuştu. Pencere pervazında saksı çiçekleri vardı ve odanın etrafına dağılmış iki adamın biblolarından birkaç tane vardı. Odada en çok ne olduğunu söylemek gerekirse, muhtemelen kitaplar olurdu. Masada, yatakta, kanepede ve sehpada bırakılmış kitapları görebiliyordunuz.
“Ge, önce bekle. Birazdan işimiz bitecek.” Kapıyı açtıktan sonra Ye Zhou yardım etmek için mutfağa gitti.
Ye Heng onu takip etti ve mutfak kapısında belirdi. Shang Jin’in saçı karmakarışıktı. Kolları dirseğine kadar kıvrılmıştı ve beline yarım uzunlukta beyaz bir önlük bağlanmıştı. Ye Heng’in onunla ilk tanıştığı zamandan daha fazla hayatla temas halinde görünüyordu. Ancak Shang Jin onu gördüğünde, görünüşü onunla tanıştığı zamanki hâline geri döndü.
“Ye Ge.”
Mutfak küçüktü ve iki kişiyle biraz kalabalıktı. Kapıda duran başka biri olunca yürüyemeyeceklermiş gibi oluyordu.
Ye Zhou, Ye Heng’i oturma odasına itti ve “Ge, televizyon seyredebilirsin. Birazdan yemek yiyeceğiz.”
“Peki.” Ye Heng küçük oturma odasına geri döndü ve kanepeye oturdu. Eli bir kitaba dokundu ve aldı, sayfalarda iki farklı el yazısı gördü.
Biri kendinden emin ve rahat, diğeri düzgün ve hoştu.
Yarım saat sonra Ye Zhou tabaklarla mutfaktan çıktı ve çok geçmeden yuvarlak masayı doldurdu.
Ye Heng dolu masaya baktı. “Sadece üç kişiyiz. Neden bu kadar çok hazırlandınız?”
“Merak etme bitirebiliriz.” Ye Zhou masaya kaseler ve yemek çubukları yerleştirdi. Oturup Shang Jin’e, “Ne yapıyorsun? Hâlâ gelmiyor musun?” diye sordu.
Shang Jin elinde bir şişe kırmızı şarapla çıkageldi. Şarabın üzerindeki bilgilere bakarak, “Bu şişeyi evden aldım.” dedi.
“Habersiz bir şeyler almak iyi olmaz.” Bunu söyledi ama Shang Jin’in babası kesinlikle onu suçlamazdı ve muhtemelen onun yerine mutlu olurdu. Shang Jin gerçekten aile parasını harcamadığından ve aile arabasını kullanmadığından Shang Jin’in babası dönüp onu bir şeyleri kabul ettirmek için her türlü yöntemi kullanmıştı.
Yemekten sonra hem ev sahibi hem de misafir son derece memnun kaldı. Ye Zhou’nun dediği gibi hepsini tamamen bitirdiler.
Ye Heng, bu teftişin sonuçlarından açıkça memnundu. Akşam yemeğinden sonra Shang Jin’e karşı tutumu çok daha iyiydi.
“Zhou Zhou, açıklama işini aceleye getiremezsin.” Bu noktada Ye Heng, Shang Jin’e karşı biraz suçlu hissetti. Kendisi diğerinin ebeveynlerinin önünde sorumluluk alabileceğini umuyordu, ancak kendi kardeşine karşı farklı bir tavrı vardı. “Ailemiz gerçekten…”
“Anladım.” Shang Jin ballı sudan bir yudum aldı, “Bu tür şeyleri normal bir aile için kabul etmek zor. Ayrıca ben de Ye Zhou’ya düşüncesizce davranmamasını ve mezun olana kadar beklemesini söyledim.”
“İkiniz de iyi çocuklarsınız.” Ye Heng, Shang Jin’in omzunu okşadı. “Bu iki yıl içinde ailem üzerinde çalışmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım ki hazırlıklı olsunlar.”
“Teşekkürler Ge.”
Ye Zhou elinde bir tabak meyveyle mutfaktan çıktı ve hızlı bir şekilde, “Gelin de portakal yiyin. Shang Jin, bunları nereden aldın? Çok tatlılar.” Bunu söyleyerek bir parça kopardı ve Shang Jin’in ağzına tıktı. “Çok tatlı değil mi?”
Ye Heng orada olmasaydı, Shang Jin gerçekten “Portakaldan daha tatlısın.” demek isterdi.
Tek köpek* Ye Heng, çok dikkatli bir şekilde, “Pekala, daha sonra buluşmak için çok zaman var. Bugünlük burada bitirelim.”
Ç/N: Tek köpek = bekar
Yorum