Çeviren: Ari
Shang Jin ertesi gün sabah erkenden evinden bir telefon almıştı.
Shang Qingping hoşnutsuz bir şekilde, “Hâlâ evin yolunu biliyor musun?” dedi.
Bu ses o kadar yüksekti ki, yan tarafta kitap okuyan Ye Zhou bile kitabını bırakıp ona endişeli bir bakış attı.
Shang Jin ayağa kalktı. Zamanı hesaplarsa yaklaşık üç aydır eve gitmemişti. “Eğer geri dönmemi istiyorsan onu da yanımda getirmeliyim.”
“Sana uyum sağlamam için zaman vermeni söylemedim mi?”
“Teyzeyi bulduğunda bana uyum sağlamam için zaman verdin mi?”
Bir cümleyle Shang Qingping’i engelledi ve onu tamamen suskun bıraktı.
Bir süre sonra telefon el değiştirdi ve Qin Fei yumuşak bir sesle, “Shang Jin, baban kabul etti. Bugün seni aradı çünkü Ye Zhou’yu getirmeni istiyordu. Daha önce sana iyi davranmadığını bilecek kadar olgun, ama aynı zamanda yüzünü de indiremiyor. Bunu onun için bir çıkış yolu olarak kabul et ve bu akşam yemeğe gel.”
“İyi öyleyse.”
Shang Jin döndü ve Ye Zhou’nun güven dolu gözlerine baktı, aniden biraz suçluluk hissetti. Öksürdü ve “Bu gece…” dedi.
Ye Zhou merakla sordu: “Sorun ne?”
Shang Jin hızla, “Hadi bugün benim evimde yemek yiyelim.” dedi.
“Ah??” Ye Zhou inanamayarak, “Annenle daha dün tanıştım ve sen bugün babanla tanışmamı mı istiyorsun?” diye sordu.
“Er ya da geç onlarla tanışmalısın. Bence ne kadar erken olurda o kadar iyi.” Shang Jin, Ye Zhou’nun yanına oturdu ve elini avucunun içine aldı. “Uzun bir süre ayrılacakmışız gibi gözükmüyor. Geciktirmek sorunu çözemeyeceğinden, daha erken kabul etmelerine ve birlikte olmamıza biraz daha erken alışmalarına izin vermek daha iyi.”
Ye Zhou kulağa oldukça mantıklı geldiğini düşündü ama, “Çok ani oldu…”
“Tamam. Hâlâ hazırlanmak için bir günün var. Akşam yemeğine gelmemiz gerektiğini söylediler.”
Zaten her şey olup bittiğinden, Ye Zhou da reddedecek kadar ileri gitmedi. Öğleden sonra bir hediye almak için alışveriş merkezine gitmeyi düşündü ama sonunda Shang Jin tarafından reddedildi.
“Hâlâ öğrencisin. Alsan da kabul etmezler. Paranı boşa harcama.” Shang Jin onu meyve dükkanına çekti ve “İki kilo elma almak yeterli.” dedi.
Akşam, Ye Zhou mahalleye kadar iki kilo elma taşıdı.
“Xiao Ye, uzun zamandır görüşmüyoruz!”
“Xiao Ye, Ulusal Gün tatilinde zamanın var mı? Xiao Hao’ya iki günlüğüne özel ders vermek için yardım eder misin? Yoksa notları bir daha yükselemez.”
“Ye Ge, gel top oyna!”
“Ye Zhou Ge, evimi ziyarete gelir misin?”
Shang Jin, Ye Zhou’nun gülümsemesini ve yol boyunca komşularını selamlamasını izledi, ağzı hiç boş durmamıştı.
Sonunda Shang Jin’in evine geldiklerinde Ye Zhou gülümsemekten çoktan uyuşmuş yanaklarını ovuşturdu ve “Mahallendeki insanlar gerçekten hevesli.” dedi.
Başkalarının coşkusu önceden neredeydi? Herkes onun için hevesliydi. Shang Jin çaresizce Ye Zhou’ya baktı ve “Çabuk yukarı çıkalım.” dedi.
Shang Jin’in kapısına geldiklerinde Ye Zhou bilinçsizce gerginleşti. Shang Jin’in arkasında durdu ve kıyafetlerini düzeltti. Shang Jin kapıyı açtığında, oturma odasındaki tüm gözler onlara odaklandı.
“Gege! Zhou Zhou Gege!” İlk atlayan Shang Youyou oldu. Her iki eliyle de birini çekerek oturma odasına götürdü.
Ye Zhou koltuktaki iki kişiye baktı ve “Amca, teyze, rahatsız ettiğim için özür dilerim.” dedi.
Shang Qingping gazeteye bakıyordu ve göz kapaklarını bile kaldırmadı. Shang Jin öksürdüğünde isteksizce homurdandı.
“Xiao Ye, gel kanepeye otur.” Qin Fei ayağa kalktı ve “Aç mısın? Birazdan yemek yiyeceğiz.” dedi.
“Zhou Zhou Gege, seni küçük kardeşimi görmeye götüreceğim.” Shang Youyou, Ye Zhou’nun elini tuttu ve onu beşiğe kadar götürdü. Xiao Ji uykuda değildi ama gözleri açık etrafına bakıyordu. “Her seferinde elimi yakalıyor ve sımsıkı tutuyor.”
Ye Zhou, Shang Youyou’nun kafasına dokundu ve “Bu seni sevdiği için.” dedi.
Shang Youyou beceriksizce “Yani, ben de onu biraz seviyorum.” dedi.
Belli ki onu çok seviyordu, ama yine de az seviyormuş gibi davranıyordu. Ye Zhou, Shang Youyou’nun küçük yüzünü sıkmaktan kendini alamadı ve “Küçük prensesimiz gerçekten kibar.” dedi.
Shang Youyou gülümsedi ve Ye Zhou’nun elini tuttu. “Zhou Zhou Gege, sana oyuncaklarımı göstereceğim.”
Shang Jin, babasıyla iki kelime selamlaştıktan sonra Shang Youyou’nun arkasından yürüdü ve onu kucakladı. “Daha sonra oynayabiliriz. Önce yemek yiyelim.”
Shang Youyou, Shang Jin’in boynuna sarıldı ve Ye Zhou’ya, “O zaman yemekten sonra Zhou Zhou Gege’yı oyuncaklarımı görmeye götüreceğim.” dedi.
Masadalarken Shang Qingping hâlâ sert bir görünüme sahipti. Ye Zhou Shang Jin’in yanına oturduğunda biraz temkinliydi. Shang Jin, Shang Qingping’i masanın altından tekmeledi ve Shang Qingping utanarak, “Xiao Ye, daha fazla ye.” dedi.
Ye Zhou oldukça gururluydu.
Masada onun için özel olarak hazırlanmış olan birkaç lezzetli yemek vardı.
Yemek oldukça sorunsuz geçti. En azından dünkü deneyimle karşılaştırıldığında, Ye Zhou başlangıçta bugün zorlu bir savaşa hazırlanmıştı. Shang Jin’in babası görünüşte ona karşı pek arkadaş canlısı olmasa da annesiyle olduğundan çok daha rahattı.
Akşam yemeğinden sonra Shang Jin’in babası, Shang Jin ve Ye Zhou kanepede otururken Qing Fei, Shang Youyou’yu götürdü.
Televizyondaki finans haberleriyle ilgili mutlu bir şekilde sohbet ettiler.
Reklam sırasında Shang Qingping, “Shang Jin, bulaşıkları yıkaman gerek.” dedi.
“Gitmiyorum.” Oturma odasında üç kişi vardı. Eğer giderse, geriye sadece Ye Zhou ve Shang Qingping kalacaktı.
Shang Qingping hoşnutsuzluk içinde, “Sana gitmeni söylüyorum, sadece git.” dedi.
Ye Zhou, Shang Jin’i itti ve “Git işte.” dedi.
Shang Jin ayağa kalktı ve Shang Qingping’e baktı.
Shang Qingping öfkeyle, “Onu yiyecek miyim?” dedi.
Shang Jin’in mutfağa girmesini izleyen Ye Zhou, bir yudum su aldı ve Shang Qingping’den gelecek soruyu bekledi.
Shang Qingping sonunda sırtını düzeltti ve bir ihtiyarın duruşunu aldı. “Artık üçüncü yılınızdasınız. Daha sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?”
“Hem o hem ben yüksek lisans sınavına girmeye hazırlanıyoruz.”
Shang Qingping parmaklarını dizine hafifçe vurdu ve “Yani, okulda gidecek çok yolunuz var.” dedi. Sözleri bittiğinde, sehpanın üzerindeki küçük bir kutuyu karıştırmaya başladı.
Daha önce Liang Jingmin paradan bahsedip durmuştu bu yüzden Ye Zhou, Shang Jin’in babasının da para konusunda endişeli olabileceğini düşündü. Aceleyle, “Ama Shang Jin ve ben yarı zamanlı işlere gireceğiz. Lisansüstü öğrenci olduktan sonra amacımız burs almak, böylece para konusunda sıkıntı çekmeyeceğiz.”
Evin anahtarını çıkarmak üzere olan Shang Qingping, utanarak aşağı baktı. Oğlunun yüksek lisans ücretini bile sağlayamayacak kadar parasız mı görünüyordu?
Anahtarı masaya koydu ve “Bu daire aslında Shang Jin için satın alınmıştı. Uzun süre okula gitmeniz gerekiyor ve hep bir daire kiralayamazsınız. Shang Jin çok katı bir çocuk. Ben onun harcaması için para kazanıyorum ve o hâlâ benim bir kuruşumu bile istemediğini söylüyor. Eğer okula gidiyorsanız o zaman iyi çalışın. Neden kazançlı bir kalbe sahip olmak zorundasınız?”
“Amca, bir baba olarak çocuklarının kaygısız bir yaşam sürmesini istediğini anlayabiliyoruz ama kendi kazandığımız şey başkalarının verdiğiyle aynı değil.” Ye Zhou anahtarı geri verdi ve dedi ki, “Amca, lütfen biz gençlere daha fazla güvenin. Bu mahallede bu büyüklükte bir daire, inanın bize otuzumuzdan önce bile kazanabiliriz.”
Shang Qingping şaşırmıştı. A Şehri’nin konut fiyatları yüksekti ve birçok insan, şehir merkezinde yaklaşık 200 metrekarelik bir apartman dairesinden bahsetmeye cesarer bile edemezdi, bir ömür boyu öyle bir daireye paraları yetmezdi. Ancak ister Shang Jin ister Ye Zhou olsun, asla para karşısında tereddüt etmemişlerdi.
‘Para’ kelimesi, hayatında muazzam değişikliklere neden olmuştu. Bu tür ailelerde yaşayan insanların paranın önemi hakkında daha fazla bilgi sahibi olması gerektiğini düşünürdü.
Fakat oğlunun buna değer vermeyeceğini düşünmemişti ve daha da mucizevi bir şekilde kendisi gibi birini bulmuştu.
Bu sefer Shang Qingping, Ye Zhou’yu içtenlikle kabul etti çünkü Shang Jin’i anlayan birinin bu hayatta ona eşlik etmesi, yabancıların bakışlarından çok daha önemliydi.
“Daireyi kabul etmediğinize göre arabayı almanız iyi olmalı.” Shang Qingping arabanın anahtarını çıkardı. “Siz ikiniz dışarıda yaşıyorsunuz ve arabanız olması daha uygun olur.”
Ye Zhou ciddi bir şekilde, “Sorun değil. Arabamız var.”
Shang Qingping’in alnındaki damarlar şiddetle attı. “Bana o şatafatlı pedicab olduğunu söyleme.”
Ye Zhou’nun dili tutuldu, içinden ayrımcılık yapılmaması gerektiğini mırıldandı. Pedicab da bir arabaydı. Tekerleği eksik olduğu için onu saflardan atamazsınız.
Shang Qingping sert bir yüzle, “Almanı söyledim, al şunu.” dedi.
Shang Jin geldi ve Shang Qingping’in Ye Zhou’ya zorlamaya çalıştığı anahtarı aldı. “Neden hâlâ onu zorluyorsun?” Sonra anahtarı sehpanın üzerine attı.
“Sen-“
Ye Zhou durumu düzeltmek için acele etti ve “Okula yakın bir yer kiraladık ve araba kullanmaya değmez. Zaten daha araba ısınmadan varmış oluruz.”
Shang Qingping bunu duyduktan sonra onu bıraktı, ama yine de onlara arabanın anahtarını vermekte ısrar etti. “Yararlı olacağı bir zaman elbet olur.”
Bu sefer Shang Jin reddetmedi ve gönüllü olarak anahtarı cebine koydu.
Eve giderken Ye Zhou, Shang Jin’in elini tuttu. Gökyüzündeki yuvarlak aya bakarak, “Gerçekten güzel.” dedi.
Shang Jin şaşırarak Ye Zhou’nun parmaklarını sıktı, “Ha?”
“Geçen yıl gizlice fotoğrafını çekerken yakalandığımda cehennemin başlangıcı olduğunu düşünmüştüm.” Şimdi bile Ye Zhou hâlâ o çaresiz hâlini hatırlayabiliyordu. “Cehennem ve cennetin sadece bir fikirle ayrılabileceğini hiç düşünmemiştim. Bir yol cehennem. Başka bir yol ise cennet.”
Geçmişi hatırlayan Shang Jin, gülmeden edemedi. Aslında o zamanlar sadece sıkılıyordu ve Ye Zhou’yu biraz kızdırmayı planlamıştı. Bu alaycılığın onu kendine çekmesini beklemiyordu.
Sakin sokakta iki kişi el ele yürüyordu ve gölgeleri ay ışığıyla uzuyordu.
Bu bölüm finaldi ama son 4 ekstra bölüm daha var ♡
Yorum