Çeviren: Ari
Ye Heng’i uğurladıktan sonra Ye Zhou eve döndü. Shang Jin yarım karpuz tutuyor ve bir kaşıkla içini kazıyordu.
“Neredeyse Ekim oldu ve hâlâ karpuz mu yiyorsun? Tatlı mı bari?” Yürüdü ve kanepeye oturdu. “Ge gidince rahatlayacağımı düşündüm ama biraz isteksiz olmayı beklemiyordum.”
Shang Jin bir kaşık dolusu karpuz çıkardı ve Ye Zhou’ya yedirdi. “Bence abin oldukça iyi biri.”
Ye Zhou yavaşça yanına gitti, karpuzu Shang Jin’in kollarından aldı ve kabul etti, “Ben de öyle düşünüyorum. Nasıl oldu da daha önce fark etmedim?”
“Her neyse, yıl sonuna kadar gelecek. Ondan sonra ikinizin de iyi geçinmek için çok zamanınız var.”
Ye Zhou kaşığı ısırdı ve alaycı bir şekilde Shang Jin şaşkına dönene kadar baktı.
“Ne yapıyorsun?”
“Daha dar görüşlü olacağını düşünmüştüm.” Sonuçta eğer ağabeyi gerçekten gelirse, Shang Jin ile geçirdiği zaman kesinlikle azalacaktı.
Shang Jin bu konuda hiç endişeli değildi. Kanepeye yaslandı ve bir mobil oyun oynamaya başladı. “Seni seven bir kişinin daha olmasının nesi yanlış?”
Shang Jin’in böyle bir şey söyleyeceğini hiç düşünmemişti.
Ye Zhou karpuzu bir kenara koydu ve yuvarlanarak Shang Jin’in kucağına oturdu.
Shang Jin hemen oyunu aklının bir köşesine attı, iki eli de Ye Zhou’nun beline dolandı. “Sorun nedir?”
“Hiçbir şey.” Ye Zhou eğildi ve Shang Jin’in alnını öptü. “Senden hoşlandığımı hissediyorum, hepsi bu.”
Shang Jin, Ye Zhou’yu kendine çekti ve dudağına bir öpücük kondurdu.
Ertesi gün Ye Zhou sınıfa girdiğinde Zhou Wendao tarafından kenara çekildi.
“Dage gitti mi?”
“Dün ayrıldı,” diye sordu Ye Zhou, “Sorun ne?”
Zhou Wendao rahatlamış ve üzgün bir şekilde uzun bir nefes aldı, “Abin çok korkutucu.”
“Gerçekten mi?” Ye Zhou, daha önce ağabeyine yakın olmadığı zamanlarda bile onun korkutucu olduğunu düşünmüyordu ve şimdi de böyle hissetmemişti.
Zhou Wendao’nun kolları göğsüne dolandı ve memnun bir şekilde, “Bana teşekkür etmelisin,” dedi.
“Ne için teşekkür edeceğim?”
“Eğer becerikli olmasaydım, ölümden korkmasaydım ve zamanı geciktirmek için kardeşini okulda gezdirmeseydim korkarım ki Shang Jin ile olan ilişkini öğrenecekti.”
Liu Yutian arkadan geldi ve yapay bir şekilde öksürdü, “İyilik isimsiz yapılsa da, önceki gün yaptığım katkıları unutamazsın. Shang Jin’i aradığımda oyunculuğum nasıldı? Hemen seninle konuşuyormuş gibi yaptım ama kardeşin seni bulmak için Shang Jin’in telefonunu aradığımı fark etmedi.”
Ye Zhou aniden, belki de Ye Heng’in söylediği gibi yurttaki değişikliklerden Shang Jin’in onunla yaşadığını tahmin etmediğini fark etti. Ancak Ye Heng, onu bulmak için Shang Jin’i aradıklarını anladıysa ve dahası herkes gerçeği örtbas etmeye çalıştıysa, şüphelenmemesi imkansızdı. Homurdandı ve sıktığı dişlerinin arasından, “Size gerçekten teşekkür etmeliyim!” dedi.
“Gerek yok, gerek yok. Seni bu iyiliği geri ödemeye zorlamak gibi bir şey kesinlikle yapamayız.” Zhou Wendao utangaç bir tavırla işaret parmaklarını birbirine dokundurdu ve fısıldadı, “Okul yeni başladı, yani çok fazla birinci sınıf öğrencisi yok mu? Onları toplamanın bir yolu var mı ki…”
“Kardeşini topla!” Ye Zhou, Zhou Wendao’nun omzunu sıkıca kavradı ve “Gerçekten sağolun, Ge sayenizde Shang Jin ile olan ilişkimi öğrenmeyi başardı ve beni şaşırttı.” dedi.
“Hehehehe olamaz, değil mi…” Zhou Wendao boş bir kahkaha attı. Liu Yutian durumun doğru olmadığını fark edince Ye Zhou ona bakmıyorken yavaşça geri çekildi. Sonuç olarak, Zhou Wendao onu yakalandı. “Xiongdi, zorlukları birlikte paylaşabiliriz.”
Liu Yutian suçluluk duygusuyla, “Peki ne dedi?” diye sordu.
“Neyse ki Ge adil ve mantıklı. Eğer ebeveynlerim olsaydı şimdi benim çürümüş cesedimi bile bulamazdınız!”
Zhou Wendao ciddiyetle tavsiye istedi. “Bir dahaki sefere anne ve babanla karşılaşırsak ne söylemeliyiz?”
Ye Zhou samimiyetsizce gülümsedi ve “Böyle bir şeyin ikinci kez olmasını mı istiyorsun?” dedi.
“Hayır, hayır, hayır, elbette hayır.” Zhou Wendao aceleyle sadakatini dile getirdi, “Ve geçen gün bunu gerçekten iyi niyetle yaptım. Abinle başa çıkmanın bu kadar zor olacağını nereden bileyim. Okuldaki ağaçlar ve binalar hemen hemen aynı. Buraya ilk gelişinde aynı yerden iki kez geçtiğimizi nasıl anladı bilmiyorum.”
Ye Zhou, Zhou Wendao’ya bir aptalmış gibi baktı ve “Shang Jin okula ilk kez gelse ve onu aynı yerde dolaştırıp dursan, ondan bunu saklayabileceğini düşünüyor musun?” dedi.
Shang Jin ile iki yıl yaşamış biri olarak Liu Yutian, “Shang Jin bir tür tanrı değil mi? Ben ve diğer sıradan insanlar tarafından nasıl kandırılabilir?” dedi.
“Ge’da Shang Jin’e benziyor.” Bunu düşünmek dişlerini ağrıttı. Bütün ilkler onun etrafında toplanmıştı. “Gençliğinden beri, birinciliği alamadığı çok az zaman oldu.”
“Neden bize daha önce söylemedin!” Zhou Wendao, Ye Zhou’nun omuzlarını sarstı ve “Abinin bana o bakışla bakmasına şaşmamalı.” dedi.
Ye Zhou, “Neyse ki, bu sayfa çoktan çevrildi.” dedi.
Bunun büyük bir olay olmadığını gören Zhou Wendao dedikodu yapmak için onu sorguladı: “Her şey yolunda olduğuna göre neden ikiniz de kutlamıyorsunuz? Hem yarın tatil. Seyahate falan gitmeyecek misiniz?”
“Seyahat etsek bile bunu Ulusal Gün tatilinde yapmazdık. Çok sıkışık ve kalabalık; nasıl eğlenceli olabilir?” Neyse ki, Ye Zhou ve Shang Jin bu noktada çok benzerlerdi ve iki kişi bir anlaşmazlıkla karşılaşmamıştı.
Cuma öğleden sonra sadece iki ders vardı. Dersten sonra Shang Jin ve Ye Zhou, yurda dönerken beklenmedik bir kişiyle karşılaştılar.
“Ye Zhou, uzun zamandır görüşmüyoruz.”
Ye Zhou bilinçsizce geri çekildi ve bisikletinin arka lastiği gerçekten Shang Jin’in ön lastiğini öptü.
Shang Jin biraz tanıdık olan yüze bakıp esrarengiz bir şekilde, “Yüz hastası Tongxue,* en sevimli yüzlü tanrın karşına çıktı. İki kez bakmayacak mısın?”
Ç/N: Geçen bölümlerden birinde Ye Zhou, Tang Dong Dong’un yüzünü beğendiği için ondan hoşlandığını söylemişti ya ona atıfta bulunuyor.
Ye Zhou beceriksizce öksürdü ve Shang Jin’e baktı. Bisikleti itip adama doğru yürüdü. “Tang Dongdong, Su Yin’i mi arıyorsun?”
“Evet, onunla eve gidiyorum. Seninle karşılaşmayı beklemiyordum.”
Son karşılaşmalarının üzerinden sadece birkaç ay geçmişti ama Ye Zhou için çok uzun zaman önceymiş gibi geliyordu.
Ancak ne söylenirse söylensin, Tang Dongdong bir zamanlar ilk görüşte aşkıydı ve şimdi sevgilisi Shang Jin’in yanında duruyordu. Ye Zhou’nun Tang Dongdong ile konuşmaya hiç niyeti yoktu. Yapacak bir şeyleri olduğu bahanesini kullandı ve kısa süre sonra Shang Jin ile ayrıldı.
Yol boyunca Shang Jin bir daha konuşmadı.
“Tang Dongdong zaten geçmişte kaldı.” Ye Zhou yanlışlıkla Shang Jin’i omzuna çarpmış gibi yaptı ve “Eski hesapları tekrar gözden geçirme.” diye alay etti.
“Yapmıyorum zaten…” Shang Jin hâlâ anlayamıyordu. “Sadece onu şahsen gördükten sonra, yolda her an görebileceğin sıradan bir insan olduğuna daha çok ikna oldum. Benden nasıl daha iyi olabilir?”
Ye Zhou aşağılanmış hissederek öfkeyle, “Estetik zevkimi yargılamaya cüret mi ediyorsun? Seninle daha işim bitmedi.” dedi.
Shang Jin omuz silkti ve “Ben bir şey söylemedim. Bunu kabul eden sensin.”
“Sen…”
Sözleri henüz bitmeden Shang Jin’in telefonunun çalmasıyla kesildi.
Shang Jin arayan kişiye baktı ve cevap vermedi. Ye Zhou merakla telefon ekranına baktı ve Liang Jingmin yazdığını gördü.
“Bu…”
“Sözde annem.”
Ye Zhou bir daha konuşmadı ve Shang Jin’in konuşmasını dinleyerek bisiklet koltuğuna oturdu.
Liang Jingmin yine Shang Jin ile görüşmek istiyordu. Geçmiştekinin aksine, Shang Jin hemen kabul etti.
“Ama yarın birini daha getireceğim.” Shang Jin, Ye Zhou’ya baktı.
Ye Zhou ona gözlerini kırpıştırarak bakarken bir an afalladı, sonra inanamayarak kendini işaret etti.
Shang Jin, cevabı kendisinin anlamasını sağlayan bir bakış attı.
Ye Zhou: “……”
Yorum