Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Ye Heng aval aval baktı. Neden herkes Ye Zhou’nun adından bu tonla bahsediyordu??

Ye Heng’in bilmediği şey, Zhou Wendao’nun kalbinin bir ileri bir geri attığıydı. Ye Zhou’nun gerçekten bir ağabeyi mi vardı? Ye Zhou’nun ağabeyi gerçekten üniversiteye mi gelmişti? Ye Zhou’nun ağabeyi, onun ve Shang Jin’in arasındakileri biliyor muydu?

Zhou Wendao çok uzun süre düşündü ve Ye Heng ona seslenmeden edemedi. “Tongxue?”

Zhou Wendao kendine geldi ve çabucak boğazını temizledi. İstemsiz olarak sordu, “Sen… Gerçekten Ye Zhou’nun kardeşi misin? Öz kardeşi?”

Ye Heng şaşırmıştı ama yine de cevapladı, “Öz kardeşim, yani… Ye Zhou’yu tanıyor musun?”

Zhou Wendao başını eğdi ve iç çekti. Onu tanıdığını mı söylemeliydi yoksa tanımadığını mı söylemeliydi? Tanıyor mu, tanımıyor mu?

Belli ki bir şeyi gizlemeye çalışıyordu ve bu Ye Heng’in yanlışlıkla Ye Zhou’nun hayal ettiği gibi olduğunu düşünmesine neden oldu: okulda zor bir durumdaydı.

Hiçbir şey net olmadığı için Zhou Wendao, Ye Heng’e Ye Zhou’nun dışarıda yaşadığını düşünmeden söylemeye cesaret edemedi.  Şüpheyle sordu, “Kardeşi olduğun için daha önce Ye Zhou ile konuşmadın mı? Sadece bir telefon görüşmesi yapabilirdiniz.”

“Aceleyle geldim ve söylemeyi unuttum. Az önce aradım ama kimse cevap vermedi.”

“Demek öyle…” dedi Zhou Wendao yavan bir şekilde. Atıştırmalık poşetini sıktı, daha önce bilseydim bugün abur cubur almazdım, diye iç çekti. Eh, şu an büyük bir Buda ile tanışmaya tamamen hazırlıksızdı. Onun erkek yurduna gideceğini gören Zhou Wendao, Ye Heng’i spor sahasına götürmek için döndü ve geri götürmeden önce bir tur attırmayı planladı. Bu süre zarfında Ye Zhou ile iletişime geçmek en iyisiydi. Telefonunu çıkarıp, “Ye Zhou’yu aramayı deneyeceğim.” dedi.

Konuşmayı bitirdiğinde telefon numarasını çevirmek için sabırsızlanıyordu. Kulağındaki bip sesini duyunca Ye Zhou’nun telefona cevap vermesi için dua etmeye devam etti.

Kiralık odada Ye Zhou’nun yastığın yanındaki cep telefonu yanıp sönmeye devam ediyordu ancak sessizdeydi, böylece başını Shang Jin’in kollarına yaslayan Ye Zhou onu hiç hissetmedi.

“Hehehehe… Dage, belki de Ye Zhou şu anda meşguldür.” Zhou Wendao telefonunu cebine geri koydu ve elindeki teri pantolonuna ovuşturdu. “Önce seni yurda götüreceğim.”

“Ye Zhou okulda iyi mi?”

Zhou Wendao endişeli olduğu için dalgındı. Bu yüzden Ye Heng tekrar sorduğunda aceleyle “İyi, iyi.” dedi.

Ye Heng, gözlerinde büyük bir güvensizlik ile ona baktı. Böyle sıradan bir cevapla belki de Ye Zhou aslında hiç de iyi değildi?

Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra Ye Heng aniden durdu ve “Daha az önce buradaydık.” dedi.

Zhou Wendao’nun alnından ter damlıyordu. Mümkün değil!! Yaptığı öğrenilmişti.

Ye Heng doğrudan ona baktı ve “Bilmediğim yerlerdeki yolu hatırlamaya alışığım. Neyse ki iyi bir hafızam var. Bana iki yıldır burada olan bir öğrencinin kaybolduğunu söyleme.”

Zhou Wendao, Ye Heng’e bakarken yarım kafa daha kısaydı, şimdi Ye Heng’in aurasının tamamen açıldığını söylemeye gerek yoktu. Gözyaşları lazanya gibi hızla aktı. Zhou! Ağabeyin ve sen hiç benzemiyorsunuz! Senin ve Shang Jin’in ilişkisini saklamak benim için kolay mı sanıyorsun?

Zhan Xing, Zhou Wendao bir ikilem içindeyken hemen yanından geçiyordu. Zhou Wendao’nun önüne koştu ve Ye Heng’e baktı. “Ne yapıyorsun? Xiongdi ile sorunun mu var?”

Zhou Wendao, Zhan Xing’i çabucak durdurdu ve açıkladı, “Bu bir yanlış anlaşılma, yanlış anlaşılma. O Ye Zhou’yu bulmak için burada.”

Zhan Xing hemen içinden alarm verdi. Shang Jin ve Ye Zhou birlikte olduklarından zaman zaman tartışırlardı, A Üniversitesi’nin tüm öğrencileri paniğe kapılır ve herkesin düşmanları olduğunu düşünürlerdi. Shang Jin ve Ye Zhou nihayet balayına girdiklerine göre, Ye Zhou’yu arayan bu garip adam ne yapmaya çalışıyordu?

İhtiyatlı bir şekilde, “Neden Ye Zhou’yu arıyorsun?” diye sordu.

Ye Heng bu soruyu tekrar gündeme getirdi: neden Ye Zhou’yu aramaktan bahsedildiğinde ifadeleri bu kadar… tiksinme doluydu? Kardeşinin okuldaki itibarı Ye Zhou’dan söz edilmesiyle bile herkesin ona böyle… tiksintiyle bakmasına neden olacak kadar mı kötüydü?

Zhou Wendao, “O Ye Zhou’nun abisi!” diye fısıldadı.

Zhan Xing rahat bir nefes aldı. “Demek öyle. Üzgünüm Dage ama Ye Zhou artık yaşamıyor…” Sözleri henüz bitmeden Zhou Wendao ağzını kapattı. Umutsuzca Zhan Xing’e gözleriyle işaretler yaptı.

Ye Heng onun neyi söyleymediğini kolayca tahmin etti ve kafasından vurulmuşa döndü. Tam olarak hayal ettiği şeydi. Zavallı küçük kardeşi zorbalığa uğramış olmalıydı ki yaşamak için taşınmıştı. Kendini suçlamadan edemedi. Bunu bilseydi, A Şehri’me daha önce gelirdi. En nazik tonda sordu, “Ye Zhou şimdi nerede yaşıyor?”

Zhou Wendao, kiralık evi daha fazla gizleyemeyeceğini anlamıştı ve sadece gerçeği söyleyebildi. “Bilmiyoruz. Biz oraya gitmedik.” Esas olarak orası küçük çiftin aşk yuvasıydı. Hepsi nezaketli davranıp onları rahatsız etmemek için gitmemişlerdi.

Bu ifade Ye Heng’in kulaklarında başka bir şeye dönüştü. Küçük kardeşinin hiç arkadaşı yoktu, bu yüzden dışarıda bir ev kiraladığında kimse onu ziyarete gitmemişti. Ye Heng yarın A Şehri’nde ki evlere bakmaya karar verdi. Ye Zhou en az iki yıl daha okumak zorundaydı. Kardeşini yanına alabilmek için bir an önce buraya yerleşmeliydi.

“Dage, o zaman neden önce yurtta beklemiyoruz?” Zhan Xing, “Bazen yurtta kalıyor.” diyerek durumu düzeltti.

Zhan Xing onu erkek yurdunun girişine getirdiğinde Ye Heng, Zhou Wendao’ya anlamlı bir bakış attı.

Zhou Wendao, sırtı bir ter tabakasıyla ıslanana kadar korkmuştu. Bitmişti. Kasıtlı olarak yoldan saptığı gerçekten anlaşılmıştı.

403’e vardıklarında, Zhou Wendao çabucak kaçtı. “Zhan Xing, sen Dage’yı oraya götür. Çok uykum var. Önce ben yatacağım.”

Zhan Xing hiçbir şey fark etmemişti. 405’in kapısını tıklattı, açtı ve “Ye Dage, burası Ye Zhou’nun odası. Bu da Ye Zhou’nun yatağı.”

Liu Yutian merakla, “Bu kim?” dedi.

Zhan Xing, “Bu Ye Zhou’nun ağabeyi.” dedi.

“Merhaba, Ye Dage.”

Ye Heng ona başını salladı ve Ye Zhou’nun yatağına yürüdü. Düzgün yatakta tek bir kırışık izi yoktu ve yorgan bile bir tofu şeklinde katlanmıştı. Gözleri Ye Zhou’nun masasına kaydı, yatak gibi temiz ve düzenliydi. Notlarla dolu bir kitap aldı. El yazısı düzgün ve netti.

Liu Yutian, Ye Heng’e bakıp Zhan Xing’e, “Ye Dage geldiyse Ye Zhou neden hâlâ gelmedi?” diye sordu.

Ye Heng kitabı bıraktı ve “Az önce aradım ama ulaşamadım.” dedi.

“Öyleyse neden Shang-“

“Öhö öhö öhö!” Zhan Xing onun sözünü ciddi bir öksürükle kesti ve ona anlamlı bakışlar atmaya başladı.

Liu Yutian, önce Ye Heng’e baktı ve sonra tekrar Zhan Xing’e baktı. Hemen anlayıp sözlerini değiştirdi: “Ye Zhou’yu bir de ben arayayım!”

Ye Zhou’yu arayacağını söyleyen Liu Yutian, Shang Jin’in numarasına tıkladı.

Dıt… dıt… dıt…

Shang Jin kaşlarını çattı ve yüzünü yorganla kapattı.

Ye Zhou uykulu gözlerini açıp Shang Jin’i dürttü. “Telefon…”

Shang Jin telefonu buldu, gözlerini kısıp yeşil düğmeye bastı. Kötü bir sesle, “Ne var?” dedi.

Shang Jin öfkeyle uyanmıştı…

Liu Yutian tükürüğünü yuttu. Ye Heng’e göz ucuyla baktı ve rol yaptı. “Ye Zhou, neredesin?”

“Ah?” Shang Jin telefonun ekranına baktı, diğer kişinin Liu Yutian olduğundan emin olduktan sonra tekrar kulağına yerleştirdi.

Shang Jin’in ses tonunu duyan Liu Yutian, içten içe delicesine terlemişti ve sakince, “Seni az önce aradığımda neden açmadın?” dedi.

Shang Jin bir saniye sessiz kaldı ve ardından telefonu kayıtsızca Ye Zhou’ya verdi. “Telefon sana.”

“Hey…”

Liu Yutian gözyaşlarına boğuldu. Shang Jin, gerçekten Shang Jin’di. Açıklamak zorunda kalmadan ne söylemek istediğini hemen anlamıştı.

“Hiçbir şey söyleme. Abin burada ve şu an yurtta seni bekliyor. Çabuk geri gel!” Liu Yutian bir makineli tüfek gibi konuştu. Kısa süre sonra Ye Heng’e bir bakış attı ve şikayet ediyormuş gibi yaptı, “Nereye gittin? Seni çok aradım ama cevap veren olmadı.”

Ye Zhou sersemlemiş bir halde, “Ne abisi…” dedi.

“Ne ‘ne abisi’, öz abin!!”

“Abim mi…” Ye Zhou’nun dinlenen kafası sonunda uyandı. Aniden şok içinde oturdu. “ABİM Mİ!”

Ye Heng sabırsızca, “Onunla konuşmama izin ver.” dedi.

Bu reddetmesi zor tavır, Liu Yutian’ın cevap verme fırsatı bulamadan telefonu kolayca teslim etmesine neden oldu.

“Zhou Zhou.”

“Ge, sen…” Ye Zhou cep telefonunu yatağın yanından aldı ve ekrandaki 10 cevapsız aramayı gördü. “Geleceğini neden önceden söylemedin?”

Ye Heng dikkatlice, “Seni rahatsız mı ettim?” dedi.

“Hayır, hayır…” Ye Zhou arkasını döndü, yataktan kalktı ve “Hemen geleceğim.” dedi.

Ye Heng düşünceli bir şekilde, “Acele etme. Neden bana adresi söylemiyorsun, sana gelebilirim.”

Ye Zhou hâlâ derin bir uykuda olan Shang Jin’e baktı ve aceleyle, “Yapma, yapma, yapma! Hemen döneceğim. Yarım saat bekle. Hayır, yirmi dakika. Hemen döneceğim. Sonra görüşürüz Ge!”

Bu, Ye Heng’in bu kadar “hevesli” bir Ye Zhou’yu ilk defa görüşüydü. Telefonu kapatacaktı ki gözleri yanlışlıkla cep telefonu ekranındaki kişinin adına kaydı. Belli belirsiz “Shang” kelimesini gördü ama yakından bakamadan cep telefonu Liu Yutian tarafından çekildi.

Liu Yutian öylesine soruyormuş gibi yaptı, “Ye Dage, Ye Zhou ne dedi?”

Ye Heng’in dikkati dağıldı. Ye Zhou ile iletişime geçtikten sonra sakinleşmişti ve artık Ye Zhou’nun sınıf arkadaşlarına karşı çok daha iyi huyluydu. “Birazdan döneceğini söyledi.”

Liu Yutian utanarak, “Bu iyi, bu iyi.” dedi.

Diğer tarafta, Ye Zhou kıyafetlerini giyerken ayağıyla Shang Jin’e tekme attı. “Bu gece geri dönmeyeceğim.”

Shang Jin yorganın bir köşesini açtı ve alçak sesle, “Abin mi geldi?” dedi.

“Evet, abimle aram o kadar iyi değil yani ona ikimizi anlatamam. O yüzden bugün yurtta kalacağım.” Ye Zhou hızla yüzünü yıkadı ve ayrılmadan önce onu öptü. “Yarın görüşürüz. “

“Bekle.” Shang Jin oturdu ve Ye Zhou’ya, “Abin geldiğine göre burada kalmam için bir nedenim yok, o yüzden seninle geleceğim.” dedi.

“Hayır!” Ye Zhou boyun eğmeden, “Bugün burada kal.” dedi.

Shang Jin, “Beni normal bir arkadaş olarak tanıtırsan bir sorun olmaz.” dedi.

“Hayır.” Ye Zhou kıpırdamadan kaldı. “Oyunu abimin önünde devam ettirebilir miyiz emin değilim.” İki insanın neredeyse üç aydır birlikte yaşadıklarından ve birçok alışkanlıklarının değiştiğinden bahsetmeye gerek yoktu. Wen Renxu durmadan rahatsız edici olduklarını söylüyordu. Ya ağabeyi tarafından anlaşılırsa!

“Tamam.” dedi Shang Jin çaresizce. “Abin çok ani geldi. Ona otel rezervasyonu yapıp yapmadığını sor. Yapmadıysa söyle, rezervasyon yapmasına yardım ederim.”

“Tamam, tamam.” Kapıya doğru yürürken, Ye Zhou açıklamak için tekrar durdu, “Ayrıca beni arama. Bu iki gün içinde sıradan sınıf arkadaşları gibi davranmak için elimizden geleni yapacağız. Sadece abim gittiğinde normale dönebiliriz, tamam mı?”

Shang Jin elini salladı ve ona “tamam” işareti yaptı.

Ye Zhou derin bir nefes alarak hızla okula doğru koştu.

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 65. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X