Çeviren: Ari
“Zhou, söylenecek bir şeyin varsa söyle!” Zhou Wendao toz toplayıcısını arkasına sakladı ve Liu Yutian Ye Zhou’yu bırakıp pedicabı hızla itti.
“Ne yapıyorsun? Hey hey, nereye itiyorsun onu!” Ye Zhou, Liu Yutian’ı durdurmak istedi ama Zhou Wendao tarafından engelleniyordu.
İkisi birbirine karışmıştı. Zhan Xing elinde dondurmayla oradan geçiyordu ve merakla sordu, “Ne yapıyorsunuz?”
“Zhou arabayı parçalamak istiyor!” Zhou Wendao ona ‘kanıtı’ gösterdi. “Kendi gözlerimle gördüm!”
Bunu duyduğu gibi Zhan Xing’in yüzü değişti. Kuş tüyünden yapılmış toz toplayıcıyı çekti ve dizlerinin üzerine vurdu. Toz toplayıcı anında ikiye bölünmüştü. Zhan Xing onun ‘cesedini’ çöp kutusuna attı. Onu attıktan sonra ciddi bir şekilde “Zhou, sakin ol. İnsanlar dürtüsel olduklarında her zaman yanlış kararlar verirler!”
“Ben…” Ye Zhou, bir kez bile kullanılmamış olan ve şimdi çöp kutusuna gömülmüş olan yeni aldığı toz toplayıcısına boş boş baktı. Kalp ağrısı had safhadaydı. Derin bir nefes aldı ve “Shang Jin ile gerçekten aramız iyi. Sadece arabayı temizleyecektim. Yanımdaki kovayı görmüyor musunuz?”
Zhou Wendao, ‘her şeyi gören’ bir ifadeyle, “Kim araba temizlemek için toz toplayıcı kullanır,” dedi, “Pekala, nasılsa neredeyse yaz tatili geldi. O zaman ikiniz de bir süre ayrı kalacaksınız. Sakinleştikten sonra yenilenmiş bir zihinle düzgün şekilde iletişim kurabilirsiniz.”
Zhan Xing tekrarladı, “Eğer gerçekten yeterli değilse, odaları seninle değiştirebilirim.”
Ne? Oda değiştirmek mi???
Araları iyiydi, yurt değiştirmeleri gerekmiyordu!
“Gerek yok, gerek yok.” Ye Zhou zayıf bir şekilde, “Neden bana hiç güvenmiyorsunuz? İnandırıcılığım bu kadar mı düşük? Shang Jin ile gerçekten uzlaştık.”
Liu Yutian, aracı iki araba arasındaki boşluğa iterek Ye Zhou’nun kolayca ulaşamasını engelledi. Geri dönerken bu cümleyi duydu ve güvensizce, “Öyleyse neden Shang Jin geri gelmiyor?” dedi.
“Çünkü…” Ye Zhou bir an durdu. Sonuçta Shang Jin’in ailevi meseleleri özeldi, onlar yeniden kurulmuş bir aileydi. Ye Zhou, Shang Jin’in aile durumunu onlara açıklamak istemedi ve daha iyi bir bahane de bulamadı. “Çünkü…”
Liu Yutian, “Gördün, yalan söylediğini biliyordum.” bakışıyla baktı ve “Tamam, kızma. Öfkenden kurtulman için seni dondurma yemeye davet ediyorum.”
Zhan Xing, “Evet, araba için endişelenmene gerek yok. Senin için temizlemene yardım edeceğim.”
Ye Zhou, onu yurdun yanındaki yemek salonuna iten Liu Yutian tarafından omzundan tutulduğunda iç çekti.
Geri döndüklerinde Zhan Xing ve Zhou Wendao’nun arabayı temizlemesine yardım etmek için birlikte çalıştıklarını görmüştü.
Unut gitsin. Araba temiz olduğu sürece süreç önemli değil.
Ye Zhou kendini rahatlatmak için sinirle dondurmadan bir ısırık aldı.
Öğlen olduğunda Ye Zhou yatakta yatıyordu ve Shang Jin’e bir mesaj gönderdi.
Ye Zhou: Bugün arabayı yıkayacaktım. Sana hâlâ kızgın olduğumu ve arabayı parçalamaya çalıştığımı düşündüler bu yüzden yeni aldığım toz toplayıcımı kırdılar.
Shang Jin: Toz toplayıcı bir arabayı kıramaz.
Ye Zhou: Doğru, değil mi? Biraz zekası olan bunu görebilir!
Shang Jin: Öyleyse onları affetmelisin.
Ye Zhou güldü. Shang Jin’in ağzı çok zehirliydi. Bu onların IQ’su olmadığını söylediği anlamına gelmiyor muydu?
Ye Zhou: Küçük prenses nasıl?
Shang Jin hemen bir resim gönderdi.
Resimde kanepenin köşesinde melankoli içinde oturan dağınık saçlı Shang Youyou vardı. Yakınlaştırdığında Shang Youyou’nun gözlerinden akan yaşları da görebiliyordu, çok acınası görünüyordu.
Ye Zhou: Onu ikna edemedin mi??
Shang Jin: Kızgın ama faydasız. Yeni kardeşinden gerçekten nefret ediyor ve onu görmek bile istemiyor.
Ye Zhou: Bence Youyou, bir yabancıyı kabul edemeyecek bir tip değil ve ayrıca küçük kardeşin de bir yabancı değil. Okula geldiğinde hiç korkmamıştı.
Shang Jin: Onunla sonra konuşurum.
Shang Jin telefonunu bıraktı. Bugün Shang Youyou, Qin Fei’nin kardeşini geri getireceğini duymuştu ve anaokuluna bile gitmek istememişti. Sabah bu nedenle epey geciktiği için sınav sınıfına zar zor zamanında yetişebilmişti. Sınavdan sonra eve döndüğünde, Qin Fei küçük adamı kollarında tutarken Shang Youyou kanepenin köşesinde onlardan uzakta büzüşmüş bir şekilde oturuyordu. Shang Jin’in geri döndüğünü gördükten sonra sanki tek dayanağını bulmuş gibi kendini onun kollarına attı.
Shang Youyou, Qin Fei’yi görmezden gelse de aileden biriyle yakın olduğu sürece çok fazla endişelenmeye gerek yoktu. Ne yazık ki bu uyumlu durum, Shang Jin yemeğini bitirip küçük çocuğu görmek için beşiğe gidene kadar sürdü.
Shang Jin’in küçük kardeşinin adı Shang Wenyue idi ama hâlâ küçük olduğu için herkes ona A-Ji diyordu.
Çocuğun yüz hatları henüz belirginleşmemişti bu yüzden Shang Jin onun kaşlarının ve gözlerinin kime benzediğini anlayamadı. Ancak gözleri oldukça büyüktü, siyah gözbebekleri berrak ve parlaktı. Shang Jin onun yanaklarını dürtmeden edemedi.
İşte tam o an Shang Youyou tarafından görüldü. Tek müttefikinin yeni erkek kardeşi tarafından çekildiğini ve tüm dünyasının yıkıldığını hissetti. Ağlamaya direndi, burnunu çekti ve kanepenin köşesine tek başına saklandı.
Sonrasında Shang Jin ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın etki etmedi.
Başta Shang Jin ertesi gün Shang Youyou ile lunaparka gitmek istiyordu ama sabah uyandığında Shang Youyou giyinip Zhang Teyze’nin saçlarını taramasına izin vermiş, uslu bir şekilde kapıda durup okula gitmek istediğini söylemişti.
Shang Jin, Shang Youyou’yu kucakladı ve “Ge seni bugün lunaparka götürecek, olur mu?” dedi.
Shang Youyou başını salladı ve aşağı inmeye çalıştı. “Anaokuluna gitmek istiyorum. Arkadaşlarımı özledim.”
Shang Jin’in Shang Youyou’yu önce okula götürmekten başka seçeneği yoktu. Daha sonra üniversiteye gitti ve Ye Zhou’ya bir mesaj gönderdi.
Ye Zhou sabah erkenden iki saksıdaki tüm olgun çilekleri toplamış, yıkamış ve bir beslenme kutusuna koymuştu. Çekmeceden iki çıkartma çıkardı. Dün okulun arka sokağından prensesli ve çilekli çıkartmalar satın almıştı. İlk prenses çıkartmasını çıkartıp beslenme kutusuna yapıştırdı ve prensesin yanına birkaç çilek çıkartması yerleştirdi. Shang Youyou’nun onları gördüğünde biraz mutlu olacağını umdu.
Shang Jin’in arabasının arka koltuğunda bir çocuk koltuğu vardı ama Shang Youyou’yu görmedi. “Peki ya Youyou? Dün onu yanında getireceğini söylememiş miydin?”
Shang Jin çaresizce “Dün A-Ji’ye dokundum diye bugün mutsuzdu.” dedi.
“Heheh,” Ye Zhou telefonunu çıkardı. “Aslında böyle bir şeyin olmasını beklemiyordum. Görünüşe göre senin de her şeye gücün yetmeyebiliyormuş.”
“Daha önce tanrı olmadığımı söylemiştim. Bir insanın her şeye gücü yetemez.”
Ye Zhou gururla, “Youyou’yu bugün yanında getirmedin. Onu getirseydin, yemin ederim ki birkaç dakika içinde ikna edebilirdim.” dedi.
“Gerçekten mi?” Shang Jin ona yandan bir bakış attı ve “Sorun değil. Geri döndüğümüzde bir şansın olur.” dedi.
Ye Zhou anlamadı.
“Bu akşam onu yemeğe çıkaracağım.” Shang Jin direksiyona vurdu ve “Onu ‘düzgün bir şekilde’ ikna edebilirsin.” dedi.
Ye Zhou öksürdü ve “Kim kimden korkuyor görürsün.” dedi.
Bugün çarşambaydı ve lunaparkta büyük açılıştakinden -çok olmasa da- daha az insan vardı.
Ye Zhou ne de olsa buraya daha birkaç gün önce gelmişti bu yüzden etrafı biliyordu. Park rehberini aldı ve ilk önce hangisiyle başlamaları gerektiğini düşünerek yürüdü.
Perili evin yanından geçerlerken Ye Zhou durup Shang Jin’e baktı, kalbi istekle doluydu. “Neden perili eve gitmiyoruz?”
Shang Jin ile bu kadar uzun süre yaşadıktan sonra Ye Zhou, Shang Jin’in doğaüstü olaylara karşı tutumunun ne olduğunu gerçekten bilmiyordu. Tabii ki Shang Jin’in hayaletlerden Tang Dongdong kadar korkması çok iyi olurdu, o zaman kahraman ruhunu gösterir ve ayrıca iyi bir kahkaha atardı. Ye Zhou, yüzünden bir şey anlayabilmek için Shang Jin’in ifadesine baktı.
Shang Jin başını kaldırmadı ve doğrudan reddetti.
Ye Zhou içten içe çok mutlu olmuştu, ne pahasına olursa olsun onu ikna etmeye çalıştı. “Hadi gidelim. Sorun değil, eğer korkuyorsan sana sağlam gövdemi ödünç verebilirim!”
Ye Zhou’nun gizli tutmaya çalıştığı mutlu ifadesine bakan Shang Jin, “Hayır, sadece ilk olarak perili eve gitmenin uygun olmadığını düşünüyorum.” dedi.
“Buraya geldiğimize göre ne oynamak istersek onu oynayamıyor muyuz? Bir de sırası mı var?”
“Diğer yerlere gittikten sonra hava sıcak olacak. O zaman perili eve gidebiliriz. Klimasını kullanmak için kesinlikle en uygun yer.”
Ye Zhou ağzını açtı ama Shang Jin’in söylediği o kadar mantıklıydı ki yalanlayamadı.
“Hadi, önce hız trenine binelim.” Shang Jin kılavuzu kapattı ve Ye Zhou’yu sıraya çekti.
“Açılış gününde Tang Dongdong, Su Yin ve ben buraya gelmiştik.” Ye Zhou aniden Shang Jin’e bu konuyu anlatmak istedi, kalbi dümdüz olduğu için bunu söylerken en ufak bir suçluluk bile hissetmemişti.
Shang Jin gelişigüzel bir şekilde sordu, “Ne oldu, onu gördün ve düşündüğün gibi görünmediğini fark edip hayal kırıklığına mı uğradın?”
“Öyle değil. O hayal ettiğim gibiydi.” O gün tüm kalbiyle eğlenmişti ancak bu oyuncakların yanından geçerken hep Shang Jin’in de yanında olmasının iyi olacağını düşünmüştü ve o zaman fark etmişti. Halbuki ayrı kaldıkları süre çok kısaydı fakat Ye Zhou çok uzunmuş gibi hissetmişti. “Ama ona karşı gerçekten hiçbir şey hissetmiyordum, bu yüzden Zhou Wendao ve diğerleriyle takılıyormuşum gibi hissettim.”
Tang Dongdong’un adını duyan Shang Jin, başından beri diğer kişiyi merak ediyordu. “Resmi var mı? Bir bakayım.”
“Evet.” Ye Zhou yanıtlamayı bitirince dikkatlice Shang Jin’e baktı. “Daha önce silmeyi unutmuştum.” diye açıkladı.
“Ben o kadar dar kafalı bir insan değilim.” Shang Jin, Ye Zhou’ya yaklaştı, çenesini Ye Zhou’nun omzuna dayadı ve onunla birlikte telefona baktı.
Ye Zhou’nun fotoğraflarının çoğu manzaraydı, çok fazla insan yoktu. Tang Dongdong’un fotoğrafını bulmak biraz zaman aldı.
“Burada.”
Shang Jin cep telefonunu eline aldı ve sağa sola çevirip baktı ama özel bir şey göremedi. “Kibirli davranacağım ve sana bir soru soracağım: onun neyinden hoşlandın?”
Shang Jin, daha önce hoşlandığı kişiyi nasıl ciddi bir şekilde tartışabiliyordu? Ona baktığında gerçekten basit bir soru sorduğunu ve kıskanmadığını görebiliyordu.
Ye Zhou’da Tang Dongdong hakkında neyi sevdiğini bilmiyordu. Shang Jin sorduğunda, Ye Zhou ciddi bir şekilde cevap verdi, “Sanırım yüzünü beğenmiş olabilirim…” Bunu söylerken utanmıştı. Ye Zhou her zaman sadece görünüşe bakanların sığ insanlar olduğuna inanırdı. Kendisinin de yüz-seven ordusunun bir üyesi olmasını beklemiyordu. Ancak Shang Jin’e karşı içten içe ilgi duyduğu şeyin kişiliği olduğunu biliyordu ve bunun görünüşüyle hiçbir ilgisi yoktu.
Shang Jin inanamayarak, “Yüzünü mü??” dedi.
Ye Zhou utanarak, “Evet, bunu vurgulamayı keser misin?” dedi.
“Hayır, sadece yüz zevkinin çok kötü olduğunu düşünüyorum.” Shang Jin, Tang Dongdong’un fotoğrafını yanağının yanına koydu, önce fotoğrafı, sonra kendini işaret etti ve “Tang Dongdong’a hakaret etmeye çalışmıyorum ama onun yüzünden hoşlandığını söylerken vicdanın gerçekten sızlamıyor mu?” dedi.
Ye Zhou, Shang Jin’e baktı ve tekrar Tang Dongdong’un fotoğrafına baktı. Bir an için nasıl cevap vereceğini bilemedi.
Yorum