Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Ye Zhou nasıl geri döndüğünü bilmiyordu; sadece bisikleti çiçek bahçesine doğru sürdüğünü hatırlıyordu.

Bisikleti telaşla kilitleyip merdivenleri tırmanırken kalbi hâlâ gök gürültüsü gibi atıyordu.

“Eh, duş almayacak mıydın? Neden dışarıdan döndün?” Liu Yutian yandaki odadan çıkarken Ye Zhou’nun 404’ün dışında olduğunu gördü.

“Ah?” Ye Zhou tutarsız bir şekilde, “Bir şey için dışarı çıktım. Şimdi duşa gireceğim.” dedi.

Liu Yutian, Ye Zhou’nun arkasından gitti ve kapının yanındaki çiçek standında boş bir yer olduğunu gördü. “Shang Jin’in çileğine ne oldu?” diye sordu. “Kuşlar tarafından götürülmedi, değil mi!!”

Ye Zhou hâlâ iki beyaz çiçeği elinde tutuyordu ama o anda ezilerek bir yumru haline gelmişlerdi: artık çiçek olmayan çiçeklerdi. Elini arkasına sakladı ve “Ben… bilmiyorum.” dedi.

404 ve 403 öğrencileri, kargaşayı duyunca dışarı çıktılar ve çiçek standını çevrelediler. Düşmediğini görmek için aşağı bakmak amacıyla başlarını uzattılar ve sonra, birisinin bir şaka amaçlı saksıyı alıp almadığını görmek için yakınlarına baktılar.

Kimsenin ona bakmamasından yararlanan Ye Zhou kıyafetlerini alıp banyoya daldı.

Duş aldıktan sonra hızla yatağa girdi. Beyaz duvara dönük şekilde yatmıştı, başını çevirmek için cesaretini toplayamıyordu.

Ye Zhou, Shang Jin ile yüzleşmeye cesaret edemiyordu ama aynı zamanda neden Shang Jin ile yüzleşmeye cesaret edemediğini de anlamıyordu.

Belli ki doğruyu söylemişti; tüm bunlar Shang Jin’in yanlış anlamasıydı. Aynı zamanda onun ve Su Yin’in konuşmasını ilk dinleyen de Shang Jin’di.

Açıkçası nereden bakarsa baksın vicdan azabı duymamalıydı.

Ama neden…

Yurt kapısı itilerek açıldı ve Ye Zhou’nun kalbi sıkıştı.

“Neden Shang Jin hâlâ geri gelmedi?”

“Odaya döndüğümde onu görmedim.”

“Saksı hiçbir açıklama olmadan nasıl yok olabilir!” Liu Yutian dilini cıklattı ve baktı, “Zhou, bugün neden bu kadar erken uyuyorsun?”

“Sesini alçalt. Kendi köşesine çekildiğini görmüyor musun?” Wen Renxu, Liu Yutian’ın kolunu çekti ve fısıldadı, “Shang Jin’in çileğinden bahsedildiğinde duymazdan geldiğini görmedin mi? Normalde Shang Jin’in ile ilgili bir mesele gündeme geldiğinde ilk atlayan o olurdu.”

Ye Zhou çarşafları kavradı. İlk defa başkalarının gözünde böyle bir imaja sahip olduğunu fark ediyordu.

“Shang Jin, geri döndün. Çileğinー” Liu Yutian, Shang Jin’in sağ elindeki kafese baktı ve “Çileği dışarı mı çıkardın?” dedi.

“Evet, yürüyüşe çıkardım.” Shang Jin kafesi yerine geri koydu. Odaya girdiğinde Ye Zhou’nun yüzünü ondan ters tarafa döndüğünü görüp bakışlarını çabucak çevirdi. “Hepiniz yıkandınız mı?”

“Yıkandık, yıkandık.” Liu Yutian, Shang Jin’in yanına giderken Ye Zhou’nun yatağına baktı ve “Nesi var?” diye sordu.

“Pek emin değilim.” Shang Jin lavaboya gitti, musluğu açtı ve yüzüne soğuk suyu sertçe çarptı.

Shang Jin döndüğünden beri Ye Zhou kulaklarını dikmişti. Bu cümleyi duyduğunda yüreği sızladı: Senin açık sözlülüğün yüzünden değil mi! Başta ikisi de iyiydi. Neden böyle bir şeyi söylemek zorundaydı? Aksi takdirde neden şimdi yatakta yatması gereksindi ki… her zamanki gibi olsaydı kesinlikle çilek çiçeklerini birlikte gözlemlerlerdi ve sonra kimin çileğinin önce meyve vereceğini tartışırlardı. Şimdiki gibi olmazdı, çiçekler koparılmıştı ve ikisi…

Yaz tatiline daha bir ay vardı. Bu süre zarfında nasıl hayatta kalacaktı…

Ye Zhou erken yattığı için 405’teki diğer üç kişi bütün gece çok sessizdi.

Ye Zhou uykusunda bambu korusuna dönmüş gibiydi ancak taş masada Shang Jin’in gölgesi yoktu, geriye sadece gece melteminde hafifçe sallanan bir saksı çilek çiçeği kalmıştı. Masaya yürüdü, koparılmış iki çilek çiçeğinin masadan gökyüzüne doğru süzüldüğünü gördü. Bir rüzgar esintisiyle yapraklar dağıldı ve kısa süre sonra iz bırakmadan uçup gitti. Dikkatinin dağıldığı bir anda masadaki çilek saksısı bile yok olmuştu.

Ye Zhou aniden gözlerini açtı, gökyüzü çoktan aydınlanmıştı. Döndü ve dikkatlice Shang Jin’in yatağına baktı.

Shang Jin’in yatağının boş olmasını beklemiyordu. Yorgan yatağın üzerine düzgünce serilmişti ve çarşafta kırışık izi yoktu. Bakışlarını aşağıya çevirdiğinde dün geceki dağınık masasının üstünün de toplanmış olduğunu gördü.

Ye Zhou’nun ayılması biraz zaman aldı. Yorganını kaldırıp yataktan fırladı. Kapıyı açtığında, kocaman çiçek standında yalnızca kendi çilek saksısının kaldığını gördü.

Cep telefonunu çıkardı, Shang Jin’in numarasını açtı ve çevirme tuşuna basıp basmama konusunda uzun süre boyunca tereddüt etti.

Ne yaptığını sanıyorsun? Gittiysen bile söyleyemez miydin?

Ye Zhou numaraya baktı ve tereddüt etti. Shang Ming’in adını Shang Jin’in altında görünce aniden bir dürtüyle ateşlenip bavulunu topladı. Yıkandıktan sonra kahvaltı bile yapmadan tren istasyonuna koştu.

O sırada Shang Jin çilek fidesini taşıyarak eve dönmüştü.

“Shang Jin, geri döndün.” Evdeki teyze, Shang Jin’i kapıda görünce şaşırdı, “Doğru, Youyou her gün abisi için zırlıyor.”

“Zhang Teyze, yiyecek bir şey var mı? Biraz açım.” Shang Jin ayakkabılarını değiştirip çilek fidesini pencere pervazına yerleştirdi. Çilek çiçekleri güneş ışığında parıldadı ve esinti yaprakları havalandırdı. Shang Jin, yaprakların altında bir çiçeğin solduğunu ve ortasından küçük yeşil bir meyvenin çıktığını gördü. “Artık… meyve vermeye başlamış.”

Beklenen sahne sonunda ortaya çıkmıştı. Beklenmedik olan heyecanın olmamasıydı, sadece bir hüsran ve hayal kırıklığı vardı.

Ye Zhou ondan bu kadar açık bir şekilde kaçınmasaydı, onu gördüğünde rahatsız olacağından endişelenip sabah erkenden eve kaçmazdı.

“Ge!” Shang Youyou, hoplayıp zıplayarak aşağı koştu. Qin Fei kolunun kenarını tırabzana dayayıp merdivenden dikkatlice inerken Shang Youyou’ya biraz yavaşlamasını söyledi.

Qin Fei rahat bir nefes aldı ve “Ben de hafta sonu için geri gelmeni istemeyi düşünüyordum.” dedi.

Shang Jin, Qin Fei’ye başını salladı. Shang Youyou, onun uyluğuna sarılıp pencere pervazına bakmak için parmak uçlarında yükseldi. Shang Jin onu kucakladı ve Shang Jin’in kolunda oturan Shang Youyou, “Çiçek neden kafeste?” diye sordu.

“Kuşların çiçeğe zarar vermemesi için.”

Shang You saksıya dokunmak için birkaç kez uzandı. Sonuç olarak kafesin demirleri birbirine çok yakın olduğu için Shang Youyou’nun eli sadece biraz içeri girebilmişti. Elinin sıkışmasından endişe eden Shang Jin, Shang Youyou’yu yere bırakıp kafesin üzerindeki üçgen tokayı açtı ve saksıyı çıkardı.

Shang Youyou başını yukarı kaldırarak küçük sandalyede duruyordu. Önce çiçeklere, sonra tekrar Shang Jin’e baktı. “Çok güzel.”

“Youyou, onlara bakmama yardım et. Kuşların onlara zarar vermesine izin verme, tamam mı?”

Shang Youyou başını salladı ve bir anda büyük bir düşmanla karşı karşıyaymış gibi dikkatli bir şekilde etrafına baktı. Çiçekleri kapmak için bir kuş çıkmasın diye kolları saksının iki yanında kalkan oldu.

“Shang Jin, bu süre içinde her gün eve gelmeni rica edebilir miyim?” Qin Fei dikkatlice, “Birkaç gün içinde doğum yapacağım, Youyou…” dedi.

“Sorun değil.” Shang Jin bir kase lapa aldı ve bir yudum içti. “Bir hafta boyunca hiç dersim yok. Bu sürede evde kalabilirim.”

“Harika.” Qin Fei rahat bir nefes aldı, “Yakında hastaneye gideceğim ve beni takip etmesi Youyou için uygun değil. Eğer evde olursan kendini rahat hissedecektir.”

Birkaç ağız dolusu yudumdan sonra Shang Jin lapayı içmeyi bitirdi ve kaseyi masaya bıraktı. “Ne zaman hastaneye yatırılacaksın?”

Qin Fei karnına dokundu ve “Korkarım ki iki gün sonra.” dedi.

Shang Jin, “Şu andan itibaren evde kalacağım. Okula gidip gelmek sadece yarım saat sürüyor. Gün içinde Youyou’yu da okuluna götürebilirim.”

Qin Fei şaşırmıştı. Shang Jin’in geri dönmesini ummasına rağmen bu kadarını yapması biraz sıra dışıydı. Önceden dönem boyunca bir kez bile eve dönmezdi ama şimdi geri dönmek için istekliydi. Qin Fei tereddütle sordu, “Okulda her şey yolunda mı?”

“Ne olabilir ki?” Shang Jin alay etti. Sadece işleri Ye Zhou için garip hâle getirmek istemiyordu. O aptal her zaman başkalarını düşünürdü. İkisinin arasındaki uyumlu ilişkiyi bozan oydu ama suçluluk duyan ve onunla yüzleşmeye cesaret edemeyen kişi Ye Zhou’ydu.

Diğer tarafta, A Şehri tren istasyonu.

“Düütー”

Tren düdüğü çaldı. Ye Zhou trende oturuyordu ve pencereden yavaş yavaş uzaklaşan manzarayı izliyordu.

“Korkak!” Ye Zhou yumruklarını sıktı. Dün Shang Jin’e cevap verse daha iyi olabilirdi ama başını bile çevirmeden kaçmıştı.

Saçını çekiştirdi. Shang Jin’e nasıl davranmalıydı?

Gece iyi uyuyamayan Ye Zhou trende otururken sersemlemiş bir şekilde uykuya daldı. Yarı uykulu, yarı uyanık hâldeyken etrafındaki insanların hepsinin yürüdüğünü hissetti. Gözlerini açtı ve yolcuların çoğunun bavullarını taşıyıp trenden inmeye hazırlandıklarını gördü. Sırt çantasını kapıp aceleyle onları takip etti.

İstasyondan direkt otobüsle Shang Ming’in okuluna gitti. Kırk dakika sonra Ye Zhou, T Üniversitesi’nin kapısında duruyordu. Cep telefonunu çıkarıp hızla Shang Ming’i aradı.

“Gel ve beni al…”

Shang Ming önce afalladı ve ardından şaşırarak,”Okuluma mı geldin?” diye sordu.

“Evet.”

“Hemen geliyorum!”

Yirmi dakika sonra, Shang Ming bir kız bisikletiyle belirdi.

Tanıdık birini gördüğünde Ye Zhou’nun ruh hali biraz iyileşmişti. “Estetiğin biraz… kızlarla bu kadar uzun süre kaldıktan sonra kıza dönüşmedin değil mi?”

“Bu bir kız arkadaşımın! Bisikletimin arka koltuğu yok, bu yüzden ondan ödünç aldım.”

Ye Zhou dudaklarını büzdü. Arka koltuk neredeyse dizleri kadar yüksekti. Gerçekten oturabilir miydi?

Shang Ming bir ayağıyla yere yaslandı, dirseklerini gidona dayadı ve “Çabuk bin.” dedi.

“Buraya kadar geldim ve sen bana böyle mi davranıyorsun?”

“Süper saçma pedicabından daha iyi.”

Pedicabdan bahsedildiğinde Ye Zhou, Shang Jin’i hatırladı ve anında şaka yapma isteği yok oldu. Bisikletin arka koltuğuna bitkin bir şekilde oturup Shang Ming’in kıyafetlerini tutarak, “Neden bu kadar çok konuşuyorsun. Bindim işte.” dedi.

Shang Ming bacaklarıyla pedalı çevirdi ve zahmetle Ye Zhou’yu ileri doğru sürükledi. Ye Zhou’nun ayakkabıları acı çekiyordu. Bacaklarını aşırı derecede kıvırmış olsa bile, ayakkabıları hâlâ yerden ayrılamamıştı.

T Üniversitesi’nin kampüsünde yaklaşık 1.80 metre boyunda iki erkek, küçük bir kız bisikletine biniyordu. Bir arabaya binen sirk ayısı gibilerdi, komikti ve sayısız öğrenci durup fotoğraf çekmeye başlamıştı.

Ye Zhou yüzünü Shang Ming’in sırtına gömdü ve dişlerini gıcırdattı, “Bana bilerek tuzak kurdun!”

Shang Ming sonucun bu kadar ‘dikkat çekici’ olmasını beklemiyordu. Nefretle, “Biriyle uğraşırken kendisiyle de uğraşan birini nerede gördün!” dedi.

Sonsuz yirmi dakika geçtikten sonra Ye Zhou ve Shang Ming sonunda güvenli bir şekilde yurda geldiler.

Hafta sonu olduğu için yurtta kimse yoktu.

Shang Ming, Ye Zhou için bir bardak su döktü, sandalyesine oturttu ve yanına başka bir tabure sürükledi. “Sen benim gibi dürtüsel bir insan değilsin. Söyle, sorun ne?”

Ye Zhou kolunu tuttu ve “Shang Jin bana gerçekten itiraf etti!!” dedi.

“Eh.” Shang Ming, onun panik içindeki hâline kayıtsızca baktı ve ifadesiz bir yüzle şöyle dedi: “Hiç şaşırmadım, hatta biraz gülesim var.”

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 52. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X