Çeviren: Ari
Okulun ikinci gününde Ye Zhou ve Shang Jin yurt binasından çıktıklarında, Zhou Wendao’nun Shang Ye’nin yanında beklediğini gördüler.
Bugün araba kullanma sırası Shang Jin’deydi. Ye Zhou doğrudan pedicabın arka koltuğuna gitti ve “Wendao, birini mi bekliyorsun?” diye sordu.
“Hayır, sizinle geleceğim çocuklar.” Zhou Wendao, Ye Zhou’yu gördükten sonra bisikletini itti ve özellikle arka koltuğu Ye Zhou’nun önüne getirdi.
Ye Zhou araca binerken durakladı, okul çantasını arka bölmeye koyarken ayağa kalkıp bisikletin yeni arka koltuğuna dokundu ve merak etti, “Bu senin yeni bisikletin mi? Arka koltuklu bir bisiklet aldıktan sonra önce bir kızın oturmasına izin verirsin diye düşünmüştüm. Önce beni oturmaya davet etmeni beklemiyordum. O zaman ancak saygıyla itaat edebilirim.”
Ye Zhou’nun kalçaları oturmak üzereydi ki Zhou Wendao elini tavuk kovarmış gibi salladı ve “Git, git, sadece yeni bisikletime bir bakmana izin vermek istedim. Sence bu dönem bir kız arkadaş bulabilir miyim?”
Ye Zhou dudakları seğirdi ve alnına hafifçe vurarak, “Güpe gündüz daha az hayal kurmaya çalış” dedi.
Zhou Wendao yüzüne çarpılan soğuk suyu görmezden gelip bir ayağını yere dayadı. Shang Jin arabayı çalıştırırken pedala bastı ve neredeyse Shang Jin ile aynı anda birlikte yola çıktılar.
Bu garip davranış bir kez daha Ye Zhou’nun dikkatini çekti. Pencereyi açıp Zhou Wendao’nun Shang Ye’yle yan yana, sırtı çok dik ve dinç bir şekilde ilerlediğini gördü. Sürüş duruşunu biraz daha yakışıklı hâle getirmeye çalışıyordu. Belli ki bir idole benzemiyordu. Daha çok idol bagajı taşıyor gibiydi.
Ye Zhou yüksek sesle güldü ve Zhou Wendao’nun dikkatini çekmek için öksürdü. “Kahraman ruhunu harekete geçirmek için Shang Jin’i pedicab sürerken izlemeyi gerçekten planlamıyorsun, değil mi?”
Zhou Wendao’nun vücudu kaskatı kesildi ve güçlü bir şekilde sakinmiş gibi davranarak, “Kahraman ruhumun harekete geçmesine gerek yok,” dedi.
Ye Zhou çok fazla gülmemek için dudaklarını büzdü. Shang Jin’in arkasındaki camı tıklattı ve “Tanıdığım birini gördüm. Otostop çekmesine izin mi verelim?”
Shang Jin yorum yapmadı ve Ye Zhou ona durmasını söylediğinde yavaşça durdu.
Ye Zhou kayarak kapıyı açıp gülümsedi. “Su Tongxue, gelmek ister misin?”
“Ye Zhou?” Su Yin şaşkınlıkla bağırdı. Shang Ye kampüste popülerdi ve o bunu çok önceden duymuştu. Bu Ye Zhou ve Shang Jin’in birlikte satın aldığı araba olduğu için, Su Jin uzun zamandır içten içe bir tuhaflık hissediyordu, son iki aydır Ye Zhou’yu aramaya bile yeltenmemişti. Ye Zhou’nun ondan bir isteği vardı ama beklenmedik bir şekilde o da başından beri onunla iletişime geçmemişti. Bu kalbinin en istenmeyen fikri üretmesine neden oldu: Ye Zhou, Shang Jin’in cazibesinin önünde secdeye kapanıp Tang Dongdong’u bu kişiye karşı tamamen unutmuş olabilir miydi? Ondan çok aşağıdaydı. Gözleri olan insanlar Shang Jin’i seçerdi… Erkek tanrısı Ye Zhou tarafından aşağı çekilmişti…
Ç/N: Su Yin’i hatırlamayanlar vardır belki diye yazıyorum hani ilk bölümlerde Ye Zhou’dan Shang Jin’in fotoğraflarını çekmesini isteyen kız.
Ye Zhou, Su Yin’e “Üçüncü sınıfa mı gidiyorsun?” diye sorduktan sonra bakışlarını yanındaki kıza çevirdi. Baksa bile Su Yin’in yanında duran kişinin Müzik Fakültesi’nin fakülte çiçeği olduğunu fark etmemişti. Tabi, bu kızlarla ilgilenmediği için miydi, yoksa güzel kadınlara karşı ilgisi olmadığı için miydi bilinmezdi.
Ye Zhou gizlice Shang Jin’e baktı. Shang Jin sandalyeye yaslanmış esniyordu. Yılbaşından sonra geri döndüğünde ve okul başladığında hâlâ ders için erken kalkmaya alışamamıştı. Gidonun üzerine yattı, arabaya binmelerini beklerken canı sıkılıyordu.
Bir dakika. Ye Zhou kızlara bakmıyordu çünkü kızlarla hiç ilgilenmiyordu. Nasıl olur da Shang Jin bu güzelliklere bakmakla ilgilenmezdi? Shang Jin de kızlardan hoşlanmıyor olabilir miydi?
Ye Zhou, dikkatini uzun zaman önce durmuş olan Zhou Wendao’ya çevirdi. Zhou Wendao ağzı açık bir şekilde kızlara bakıyordu. Tabii ki bu normaldi.
“Oturacak mısınız? Sabah sabah herkesin acelesi var.” Yarım gün bekledikten sonra cevap alamayınca Shang Jin başını çevirdi ve “Dışarı çıkma zamanını hesaplamıştım. Eğer oyalanmaya devam edersek, sınıfa zamanında giremeyeceğiz.”
“Shang… Shang Jin??” Su Yin belini ve sırtını dikleştirip yüzünü kitapla kapattı, Ye Zhou’ya baktı ve fısıldadı. “Neden bugün hazırlanmam için beni aramadın! Geç kalktım ve makyaj yapmadım! Ben bittim, bittim…”
Ye Zhou şaşırmıştı, “Sen ne zaman makyaj yaptın ki? Makyaj yapmayı bildiğini bile sanmıyorduum.”
“Sus be!!!” Su Yin şiddetle fısıldayıp Ye Zhou’yu boğdu. Fakat Shang Jin ile karşılaştığında, dikeni çekilmiş utangaç bir gül gibiydi. Sesi alçak ve yumuşaktı, Ye Zhou’yu duyduğunda tüyleri diken diken oluyordu. “Shang Jin, o zaman seni rahatsız edeceğiz. Chi Xi, ikimiz de zayıfız ve içeri sığışabiliriz.”
Fakülte çiçeğinin de yüzü kızardı ve fısıldadı, “Shang Jin, rahatsız ettik ama.”
Shang Jin başını çevirmeden mırıldanarak cevap verdi ve pedicabı çalıştırdı.
Fakülte çiçeğinden biraz hoşlanmış olan Zhou Wendao, bir şansa sahip olacağını düşünmüştü ve küçük üç tekerlekli arabaya binen kıza şaşkın şaşkın bakıyordu.
Kızın yüzünde her zaman ölçülü, hafif bir gülümseme vardı.
Tabii ki, peri masalları bir aldatmacaydı. Bir prens olduğu sürece, beyaz bir ata mı yoksa bir pedicab’a mı bindiğine bakılmaksızın prenses onunla gitmeye istekli olacaktı.
Üçüncü sınıfa gelen iki kız utangaç bir şekilde Shang Jin’e bir kez daha teşekkür ettiler ve Ye Zhou’nun söylenmesine neden oldular. “Onları arabaya davet eden bendim. Neden sadece sana teşekkür ettiler?”
Shang Jin sakince, “Onlara sor, neden bana soruyorsun?” dedi.
Ye Zhou ona şaşkınlıkla baktı ve “Çekiciliğinin sınırsız olduğunu söyleyeceğini düşünmüştüm.” dedi. Shang Jin gerçekten onu bunaltma şansını kaçırmış mıydı?
“Bu kadar bariz olan bir şeyi tekrar tekrar vurgulamama gerek var mı?”
“Haha.”
İki kişi okul binasına girerken arkalarındaki ‘aşk hayatı olmayan’ Zhou Wendou’yu tamamen görmezden gelerek şakalaşıyorlardı.
Ye Zhou, Su Yin’in otostop çekmesindense onlarla gelmesini önermişti çünkü Su Yin’in erkek tanrısı aslen Shang Jin’di ve Ye Zhou, Su Yin’in Shang Jin ile temas kurması için bir şans yaratmak amacıyla yardım edebilirdi. Bu, Su Yin’in erkek tanrıyla olan hayallerini tamamlamak olarak sayılabilirdi. Öylesine yaptığı bu iyiliğe Su Yin’in birkaç hafta sonra karşılık vereceğini beklemiyordu.
Akşam Su Yin bir mesaj gönderdiğinde Ye Zhou yatağında uzanmış telefonuna bakıyordu.
Su Yin: Tang Dongdong bu hafta sonu takılmak için üniversitemize gelmek istiyor, tanışmak ister misin?
Ye Zhou aniden doğruldu. Bu hareket yurttaki diğer üç kişinin ona bakmasına neden olmuştu.
“Bir şey yok, bir şey yok. Siz devam edin.” Ye Zhou yavaşça geri yattı. Su Yin tarafından hatırlatılmamış olsaydı Ye Zhou, Su Yin’in kendisini Tang Dongdong ile tanıştırması için daha önce ona iyilik yaptığını unutmuş olacaktı. Şu günler çok doluydu ve beklenmedik bir şekilde ilk görüşte hoşlandığı kişiyi unutmuştu. Gerçekten büyük bir günah işlemişti.
Ye Zhou cevaplamak için acele etti: Tabii ki tanışmak istiyorum!!
Mesajı göndermeden önce Su Yin biraz rahatsızdı, mesajı göndermesinin asıl nedeni onun düşüncelerini ortaya çıkarmaktı. Belli ki Ye Zhou hâlâ Tang Dongdong ile ilgileniyordu, ama Shang Jin ile de bir ilişkisi var mıydı?
Bunu fark eden Su Yin doğrudan sordu.
Su Yin: Ye Zhou, bana dürüstçe söyle, bir ayağın iki kayıkta durmuyorsun, değil mi??
İki kayıkta bir ayak mı??
Ye Zhou alay etti, o böyle ahlaksız bir insan mıydı?
Ye Zhou: Bu nasıl mümkün olabilir? Shang Jin ve ben masumuz. Kimden hoşlandığımı bilmiyor musun?
Su Yin: Eskiden biliyordum. Şimdi bilmiyorum…
Ye Zhou: Benim kalbim sağlam!
Su Yin: İki aydır bana Tang Dongdong’u sormadın. Buna sağlam mı diyorsun?
Ye Zhou, yaptığının biraz mantıksız olduğunu düşünerek cevap veremedi. Fakat ilk görüşte aşkı için Ye Zhou şunu söylemeye çabaladı: Duyguların filizlenmesi sadece bir şansa ihtiyaç duyar. Daha sonra, yavaş yavaş büyümek etkileşimlere bağlıdır. Daha fazla sormak için seni bulmaktansa, şahsen tanışmak daha iyi olurdu.
Su Yin: İyi. Bu hafta buraya takılmaya gelecek ve Cumartesi öğlen onu kantinde yemeye davet edeceğim. O zaman bunun bir tesadüf olduğunu farz et ve gel otur. Seni tanıştırayım. Yalnız şimdiden söylüyorum: Dongdong bunca yıldır kimseyle birlikte olmadı, bu yüzden erkekleri kabul edip etmeyeceğinden pek emin değilim. Kabul etmiyorsa, onu rahatsız edemezsin.
Ye Zhou: Sorun değil!
Su Yin ile anlaşmaya varan Ye Zhou heyecanlanmıştı. Tarihe baktı. Cumartesi 15 Mart’a denk geliyordu.
Eh, bu tarih biraz tanıdıktı.
Yatakta yatarken Ye Zhou, “15 Mart hangi özel gün?” diye sordu.
Liu Yutian, “Tüketiciyi Koruma Günü.” dedi.
Ye Zhou tekrar sordu, “Bunun dışında?”
“Bilmem.”
Ye Zhou bu 315 tarihini daha önce gördüğünü hissetti ama kesinlikle Tüketiciyi Koruma Günü olduğu için değildi. Kalbinde hangi tarih kaldıysa, bu günün özel bir anlamı olması gerektiği anlamına geliyordu.
Ye Zhou birkaç gün düşündü, hatta Cuma gününe kadar hatırlamaya çalıştı ama hâlâ bir ipucu yoktu.
Pes etmeyen Ye Zhou hedefi değiştirip, “Shang Jin, yarın sınavımız yok değil mi?” diye sordu.
“Hayır.” Shang Jin ona belirsiz bir anlamla baktı ve “Sınav yok, ev ödevi yok, etkinlik yok. Bu gün konusunda neden bu kadar ciddisin?”
“Hep kalbimin bir şeye takıldığını hissediyorum. Bunu bulamazsam ne dinlenebilirim, ne de huzur içinde yiyebilirim.”
“Sana uygun.”
Cumartesi günü, Ye Zhou sorunun ne olduğunu düşünmeye devam etmedi. Bugün onun için en önemli şey Tang Dongdong ile buluşmasıydı!
Ye Zhou tepeden tırnağa özendi ama özenmediği zaman bile oldukça iyi görünüyordu. Bu nedenle dışarı çıktığında dönen kafaların sıklığı artmıştı!
Tang Dongdong’un en çok tatlıları sevdiğini duyan Ye Zhou özellikle A Şehri’nin en ünlü tatlı dükkanına koştu. Bir sürü çörek ve makaron arasından seçim yaparken gözleri ışıl ışıldı.
“Erkekler neden tatlı yemek ister?” Ye Zhou sadece kokusunu aldığında bile biraz hoşnutsuz oluyordu. Tatlıları sadece Tang Dongdong seviyor değildi, Shang Jin bile çilekli şeker yemeyi seviyordu.
Tam çilek mevsimiydi ve tatlıcı da bol bol çilek kullanmıştı.
Ye Zhou pasta camının önünden geçerken üstü çileklerle kaplı bir doğum günü pastası dikkatini çekti.
Ye Zhou bir süre etrafa baktı ve seçtiği tatlıları ödemek için kasaya götürdü. Otuz yaşlarında bir kadın vitrindeki çilekli pastayı göstererek, “Bu pastayı direkt alabilir miyim? Bugün çocuğumun doğum günü ve ben önceden sipariş vermeyi unuttum.”
Ye Zhou bir ışık parlaması yaşadı ve aniden hatırladı!
315, Shang Jin’in doğum günüydü!
Geçen dönem Shang Jin ile hızlı trenle D Şehri’ne gittiklerinde kimlik kartlarını kontrol ettirirlerken onun kartına da bakmıştı ve doğum günü tarihini görmüştü.
Hatta o sırada Shang Jin’in doğum gününü hatırlamanın çok kolay olduğundan yakınmıştı. Son birkaç gündür aklına gelmeyen şeyin bu olmasını beklemiyordu ve sadece bu da değildi. Üstelik aptalca Shang Jin’e sormaya gitmişti!
Yorum