Çeviren: Ari
Ye Heng, akşam Ye Zhou ile konuştuktan sonra çok anlayışlıydı ve artık onu ‘rahatsız’ etmiyordu. Fakat bu Ye Zhou’yu biraz tedirgin etmişti, hayal kırıklığına mı uğraması gerektiğini yoksa rahatlaması mı gerektiğini bilmiyordu.
Ertesi gün öğle yemeğinden sonra Ye Zhou yatak odasına geri dönmedi. Bunun yerine oturma odasında oturup dalgın dalgın elindeki dergiye göz attı. Ye Heng evde olduğu için, Ye Anne onun bu şekilde ‘görevlerini yerine getirmemesine’ göz yummuştu.
Kısa bir süre sonra Ye Heng’in ayrılma zamanı geldi. Ye Heng sadece bir günlüğüne geri geldiği için valiz getirmemişti. Ancak Ye ailesi yine de ona aldırmadan havaalanına kadar götürmekte ısrar ettiler.
Ye Heng’e söz verdiğinden, Ye Zhou onların davetini reddetmedi ve evin dışına kadar takip ederek Ye ailesinin ebeveynlerini tamamen şaşırttı.
Yol boyunca Ye Heng’e nasihat veren Anne Ye’yi dinleyen Ye Zhou, pencereden dışarıdaki manzaraya baktı ve Ye Heng’in neden onu yolculamasını istediğini anlayamadı.
Havaalanında Baba Ye, Ye Heng’e dırdır etmeye başlamıştı. Ye Zhou bir tarafta duruyordu, aniden Ye Heng’e sempati duydu. Ebeveynlerinin elinde hazine olmak da kolay değildi.
Ye Heng bileğini kaldırdı ve saate bakarak, “Öyleyse ilk ben gideceğim. Evde kendinize iyi bakın. Zhou Zhou’ya karşı çok katı olmayın. O bir yetişkin ve birçok konuda kendi kararlarını verebilir.”
Her zaman arkalarında duran Ye Zhou, Ye Heng’in arkasını dönmek üzere olduğunu gördüğünde onu durdurdu. “Ge, sen de kendine dikkat et.” Bu, Ye Zhou’nun şu anda söyleyebileceği en şeydi.
Ye Heng hoş bir şekilde şaşırdı. Birkaç adım ona yürüdü, saçlarına dokundu ve ebeveynlerinin arkasında dururlarken fısıldadı, “İşlerim gelecek yıl bu zamanlarda A Şehri’ne devredilebilir. Oraya geldiğimde beni kampüsünü görmeye götür.”
Ye Zhou başını salladı ve “Tamam.” dedi.
Ye Heng, isteksizce elini çekmeden önce Ye Zhou’nun kafasını okşadı. “O zaman ben gidiyorum.”
Ye Heng’in sözlerinin işe yarayıp yaramadığını bilmiyordu ama eve döndükten sonra Ye Anne ona kitap okumasını söylemedi. Fakat Ye Zhou bunun geçici olduğunu biliyordu. İşlerin eski hâline dönmesi üç gün sürmeyecekti.
Ay Yeni Yıl Arifesinden önceki gün, final notlarının çoğu açıklandı.
Ye Zhou, sınıf grubundaki haberleri gördü, kontrol etmek için kampüs web sitesine giriş yaparken sabırsızlanıyordu.
Diğer tarafta, kulaklık takan Shang Jin bir yandan oyun oynuyordu. Aniden tişörtü aşağı çekildi.
“Ge, şeker.” Üç yaşındaki küçük kız Shang Youyou’nun elinde bir şeker vardı ve onu Shang Jin’e vermekte ısrarlıydı.
Shang Jin, Shang Youyou’nun onu yemek istediğini ama açamadığını düşündü. Şekeri aldı ve ambalajı açarak şekeri Shang Youyou’nun ağzının önüne götürdü.
En sevdiği ağabeyi, Shang Youyou’yu şekerle besleyince asıl amacının en sevdiği şekeri ağabeyine vermek olduğunu hemen unuttu, ağzını açtı ve şekeri kaptı. Çok hızlı hareket ettiği için dişleri yanlışlıkla Shang Jin’in parmaklarını ısırdı.
“Sen, sen!” Qin Fei içeri girdi, dikkatlice Shang Jin’e baktı, Shang Youyou’yu aldı ve “Sana kaç kere söyledim? Ağabeyini meşgulken rahatsız etme.”
Shang Jin elini bir kağıt havluyla sildi ve takmak için kulaklıklarını aldı.
“Shang Jin, üzgünüm. Hâlâ küçük ve mantıklı değil, odana izinsiz girip duruyor. Seni rahatsız etmedi, değil mi?” Qin Fei, hamileliği nedeniyle, Shang Youyou’yu yere bırakmadan önce sadece bir anlığına kucağına almıştı, elini çekti ve “Ağabeyinden çabuk özür dile.” dedi.
Shang Youyou dudaklarını büzdü, tüm yüzü üzüntüyle dolmuştu. Ama yine de fısıldadı, “Ge, özür dilerim.”
Shang Jin oturduğu yerden kalktı, çömeldi, Shang Youyou’nun yüzünü avuçladı ve “Önemli değil.” dedi.
Bu Shang Jin’in, Shang Youyou’ya yakınlık gösterdiği ilk seferdi. Qin Fei şaşkınlıkla Shang Jin’e baktı, açıkçası Shang Youyou çok mutluydu. Az önceki sızlanmaları hemen kaybolup gitmişti. Annesi onu uzaklaştırırken bile dönüp Shang Jin’e bakmaya devam etti.
Kapı çoktan kapanmıştı, Shang Jin’in elinde hâlâ kalbini yumuşatan yumuşak bir his vardı.
Geçmişte Shang Jin ve Qin Fei’nin arasındaki ilişki her zaman çok garipti. Qin Fei aileye katıldığında Shang Jin zaten olgun bir bireydi. Shang Qingping’in tek oğlu olan Shang Jin, doğal olarak Qin Fei’nin gözüne girmek için hedef hâline geldi. Shang Jin çoktan bir yetişkin olmasına ve Qin Fei’nin de kendi kızı olmasına rağmen, Shang Jin’e karşı tutumu hala çok temkinliydi ve Shang Youyou’yu getirdiğinde bile aynıydı.
Az önce neden aniden elini uzatmıştı?
Shang Jin, Shang Youyou’nun hüzünlü küçük yüzünün ona bir anda Ye Zhou’yu düşündürdüğünü fark etti. Ye Zhou’nun birkaç gün önce ona sorduğu soruyu hâlâ hatırlıyordu. Ye Zhou, kalbinde ağabeyini sevdiğini ve ağabeyinin onun hakkındaki düşüncelerini önemsediğinin farkında değildi. O da ağabeyine karşı, Shang Youyou’nun kendisine olduğu gibi miydi? Yaklaşmak istiyor ama yaklaşmaya cesaret edemiyor muydu? Qin Fei’nin, Shang Jin ve Shang Youyou’ya nasıl davrandığı arasındaki fark, Shang Youyou’ya doğrudan ya da dolaylı olarak zarar veriyor muydu?
Daha önce hiç aklına gelmeyen sorular birer birer aklına geliyordu.
[Takım] Yüzyıllardır Söylenen Kalıcı Aşk Şarkısı: O nerede??
[Takım] Bir Kase Kızarmış Erişte Geliyor Canım: Tanrıça mı? Neredesin??
[Takım] Yüzyıllardır Söylenen Kalıcı Aşk Şarkısı: Shang Zhou?
[Takım] Vakvak: Xia Shang Zhou gerçekten de söylentilerin dediği gibi, ara sıra dövüşür sonra aniden gözden kaybolur…
[Takım] Yüzyıllardır Söylenen Kalıcı Aşk Şarkısı: Sadece onun becerilerine ve donanımına sahipsen bu kadar kaprisli olmana da tahammül edebiliriz.
[Takım] Vakvak: Bir şey söylemedim.
Shang Jin’in aklı başına geldi. Tam takıma dönmek üzereyken cep telefonunun ekranının yandığını gördü. Sınıf grubu, final notlarının açıklanmasını tartışıyordu.
[Takım] Xia Shang Zhou: Final notlarımı kontrol edeceğim.
[Takım] Yüzyıllardır Söylenen Kalıcı Aşk Şarkısı: Final notları açıklandıysa şimdi kontrol etmeyip sonra yap, yoksa odaklanamazsın!! Kontrol etmeden önce oyunu bitiremez miyiz?
[Takım] Vakvak: Sen anlamazsın. Bu başarısız olup olmayacağınla alakalı~
[Takım] Bir Kase Kızarmış Erişte Geliyor Canım: İlk defa tanrıçanın da bir insan olduğunu düşünüyorum, ayrıca benim de final sonuçlarıma bakmam gerekiyor.
[Takım] Vakvak: Eğer bir öğrenciyseniz, sınavların pençesinden kurtulamazsınız. *İşçi grubu konuşmadan gülüyor.*
Shang Jin web sayfasına geçti ve kampüs sitesini açtı. Okul transkriptini kontrol ederek doğrudan ekran görüntüsünü aldı ve Ye Zhou’ya gönderdi.
Kendi notlarıyla karşılaştırıldığında Ye Zhou kesinlikle daha fazlasını görmek istiyordu.
Şöyle ki, Shang Jin bir kez daha Ye Zhou’nun aklından geçeni tahmin etmişti. Ye Zhou, Shang Jin’in kendisine bir mesaj gönderdiğini gördüğünde onu arayıp notlarını sormak isteyip istemediği konusunda tereddütteydi. Üstüne diğeri en ufak bir selamlama olmadan, basit ve kabaca çekilmiş bir fotoğraf atmıştı.
Resmi gören Ye Zhou’nun cesareti kırıldı. Sınavlarda yine diğerini geçememişti. Cevap verip kendi notlarını gönderdi.
Shang Jin: Okul başladığında beni yemeğe çıkar.
İyi yapanın diğerini yemeğe çıkaracağı konusunda anlaşmaları vardı değil mi??
Ye Zhou: Görme yeteneğin zayıf mı?
Ye Zhou: Bu sefer gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım ama seni geçemedim.
Ye Zhou’nun aklında bir olasılık belirdi: Dönemin sonunda Shang Jin ile kavga etmemiş olsaydı, acaba bu sefer gerçekten Shang Jin’i geçebilir miydi?
Bu fikir uzun sürmedi. Ye Zhou başını salladı. Öyle olsa bile elinden gelenin en iyisini yapmayan Shang Jin’i yenmenin pek anlamı yoktu.
Ancak Shang Jin’in sözleri nedeniyle Ye Zhou’nun kalbi hafifçe şişti. Başını kaldırdı ve yazarken eli çok daha hızlı hareket etti.
Ye Zhou: Sekiz büyük mutfaktan ne yemek istersen sipariş et.
Shang Jin: Kantinden yemek yerim.
Ye Zhou: Hiç eğlenceli değilsin.
Shang Jin: Kantin en yakın olanı.
Alnını tuttu, bir şeyler düşündü ve hızlıca klavyeye tıkladı.
Ye Zhou: Küçük pedicabın üzerini örttün mü?
Shang Jin: [Otomatik yanıt] Merhaba, şu anda müsait değilim. Seninle daha sonra iletişime geçeceğim.
Ye Zhou: …
İkinci yıllarının bir sonraki dönemi nispeten geç başlamıştı. Yurt, genellikle okul açılmadan iki gün önce açılırdı. Ye Zhou önce okula gitmek istese bile bu seçenek imkansızdı. Sadece Fener Festivalinde evde kalabilir ve ancak ondan sonra bavulunu okula dönüş yolculuğuna çıkarabilirdi.
Ye Zhou bavulunu sürükledi, okul çantasını taşıdı ve arabadan çıkarken büyük meyve konservesini aldı. Okul kapısı ile yurt arasındaki mesafeyi düşününce, üç tekerlekli küçük araba aklına geldi.
Kış tatili boyunca güneşe maruz kalan, her gün yağmurda sırılsıklam olan ve ayrıca birkaç kar yağışı geçiren Shang Ye’nin birçok büyük değişiklik geçirmiş olacağını düşünüyordu…
Büyük değişiklikler…
Birçok?
Yarım saat sonra Ye Zhou, park yerinde yepyeni duran üç tekerlekli küçük arabayı gördüğünde yurttan elli metre uzaktaydı.
Gözlerini ovuşturdu, üç tekerlekli arabanın önüne yürüdü, üç adımlık yol iki adım oldu. Etrafında bir kez dolandığı tanınması zor araçta, iki şık kelime yazıyordu: “Shang Ye.” Dünyada böyle ikinci bir araç daha bulunamazdı. Açıkçası o gitmeden önce Shang Ye’de çok fazla toz birikmişti ama şimdi temiz ve parlaktı.
Ye Zhou inanamayarak, “Shang Jin’in karakteri değişmiş olabilir mi?” dedi.
Ancak yurda döndüğünde Shang Jin, Ye Zhou’nun hayallerini yıktı.
“Ah?” Shang Jin bir şey yapmamıştı ve bu yüzden “Böyle zahmetli bir şeyi nasıl yapabilirim?” dedi.
Ye Zhou tıkandı, valizi yatakhaneye koydu ve balkondan bir kez daha baktı. “O zaman kimdi?”
Liu Yutian banyo kapısını tekmeleyerek açtı ve yüksek sesle kükredi, “Kim olduğunu biliyorum!!”
“Eh, Ye Zhou, oldukça ballısın, bir grup öğrenci senin işlerini yapmaya istekli.” Wen Renxu dışarıdan bir su şişesiyle döndüğünde Liu Yutian henüz sözünü bitirmemişti. “Bu sabah arabayı silmek için küçük kovalar ve temizlik bezleri taşıyan bazı öğrenciler gördüm.”
“Neden?”
“Sınavda başarısız olmamışlar gibi görünüyor, bu yüzden sözlerini yerine getirmek için gelmişlerdir.”
“Bu nasıl olabilir, tam baş belaları!”
“Çok iyi, başımıza bela almaktan kurtulduk.”
Ye Zhou ve Shang Jin aynı anda konuşmuştu. Birbirlerinin sözlerini işittikten sonra yüzleri küçümsemeyle doldu.
İkisi tartışmadan önce Wen Renxu aceleyle, “Herkes bunu isteyerek yapıyor ve aynı zamanda ruhsal bir destek olarak da düşünülebilir. Kavga etmeyin, gürültü yapmayın ve birbirinizi kırmayın, bu onlara en büyük teşekkür niteliğinde.”
Liu Yutian sonunda ipleri ele aldı ve “Evet, oldukça iyi. Kimse aranıza müdahale etmeye cesaret edemez, sadece üçüncü veya dördüncü bir tarafın gizli tehlikesine dikkat edin!”
Ye Zhou homurdandı, onları hiç ciddiye almıyordu.
Yorum