Everyone Thinks That I Like Him 13. Bölüm
Çeviren: Ari
Shang Jin, Ye Zhou’nun kafasının içinde neler döndüğünü kesinlikle bilmiyordu. Ye Zhou’nun cevabını beklemeden yanına geldi ve kolunu tutup kalkmasına yardım etmeye çalıştı.
“Bekle, bekle… yavaşça yapmama izin ver.” Ye Zhou’nun sol bacağı uyuşmuştu ve sağ ayağına güç uygulayamıyordu. Yanında yardımcı olacak Shang Jin olsa bile geçici olarak ayağa kalkamazdı.
Shang Jin bir diziyle çömeldi, boş yurt odasına baktı ve “Yaralı değil misin? Yurtta neden kimse yok? Arkadaşların isyan edip kaçtılar mı?”
Ye Zhou ona baktı. “Yaralandığımı biliyorsun. Daha uygun iki cümle kuramaz mısın?”
Shang Jin tavsiyesini hemen kabul etti ve yabancı filmlere özgü abartılı bir ton kullanarak, “Aman tanrım, yer soğuk. Kalkmana yardım edeyim.”
Ye Zhou kayıtsız görünüyordu. “Mide bulandırıyorsun.”
En sonunda Shang Jin diğerinin yaralı olmasına acıdı ve daha fazla onunla uğraşmadı. Bunun yerine ayağa kalkıp tereddütle, “Sakıncası yoksa seni taşıyabilirim…” dedi.
“Var! Gerçekten sakıncası var! Beni ölesiye dövsen bile bir prenses gibi taşınmayacağım!!” Shang Jin’in adım atacağından korktuğu için aceleyle sol ayağına dokundu ve Shang Jin’in onu desteklemesi için kolunu uzatıp, “Ben çoktan dinlendim.” dedi.
Sol dizi hâlâ ağrıyor olsa da az öncekinden daha iyiydi. Ye Zhou, Shang Jin’in gücünü kullanarak sandalyeye oturdu.
Shan Jin yana eğildi ve sordu, “Başka neye ihtiyacın var? Senin için getireceğim.”
Tuvalete gitmem lazım…
Ye Zhou dudaklarını oynattı ve birkaç kez denediyse de söyleyemedi. Oda arkadaşı olsaydı hiçbir yükü olmazdı ama o Shang Jin’di… Ye Zhou elinde olmadan oda arkadaşlarının her birini içten içe bir kez daha azarladı. Biraz bile güvenilir değillerdi!! En kritik anda gölgeleri bile ortalıkta yoktu!!
“Ye Zhou?”
Ye Zhou’nun uzun süredir sesi soluğu çıkmıyordu, bu yüzden Shang Jin ona seslendi. Ye Zhou, Shang Jin’e baktı ve hızla başını çevirdi.
Neyse, unut gitsin. Shang Jin onun utanç içindeki yüzünü görmemiş gibiydi. Bir kerecik olması kimin umurundaydı!
Ye Zhou dişlerini sıktı ve “Tuvalete gitmek istiyorum.” dedi.
Shang Jin’in gözleri şuursuzca aşağıya doğru kaydı.
“Nereye bakıyorsun!!” Ye Zhou öfkeliydi. “Kalkmama yardım et!”
Shang Jin belini büktü ve ona elini uzattı, “Tabi.”
Ye Zhou ona uzatılan eli tuttu. Shang Jin’in diğer eli omzunu destekledi ve Ye Zhou’nun tüm vücudunun ona yaslanmasına izin vererek yavaşça banyoya doğru ilerledi.
Ye Zhou’nun tek bacakla hoplama görüntüsü biraz komikti ama Shang Jin bu fırsatı onunla dalga geçmek için kullanmadı.
Başını hafifçe çevirdiğinde diğerinin yakışıklı yüzünü hemen yakınında görebiliyordu.
Shang Jin bazen rahatsız edici şekilde konuşsa da asla alaycı değildi.
Banyo girişinde Shang Jin, “Kendi başına yapabilir misin?” diye sordu.
Shang Jin’in bu tür dürüst bir ifadeyle endişelenmesine alışkın olmayan Ye Zhou, “Fotoğraflarını gizlice çeken sapık benim. Senden faydalanacağımdan korkmuyor musun?”
Belli ki Shang Jin yemi yememişti. “Bunu söyleyebildiğine göre gayet iyi olmalısın.”
Ye Zhou gözlerini devirip kıkırdadı ve banyo kapısını kapattı. Banyo duvarına yaslanıp iç çekti. Shang Jin’le bu kadar ‘uyumlu’ olacakları bir günün geleceğini beklemiyordu.
Ye Zhou çıktığında Shang Jin hâlâ ayrılmamıştı.
“Gitmedin mi?”
“Birine yardım edersen sonuna kadar etmelisin.” Bunu söyledikten sonra Shang Jin, Ye Zhou’nun onu tutmasına izin vermek için kolunu uzatmak yerine yanında durdu, bir şeyler düşünüyormuş gibi duruyordu.
Ye Zhou iki saniye bekledi ve diğerinin hareket ettiğini görmeyince elinde olmadan söylendi. “Bana böyle bakmak yerine kafanı beni sandalyeye götürmek için kullanabilir misin?” Tek bacağıyla duvara yaslanmaktan yorulmuştu, sol dizinin hâlâ sızladığından bahsetmeye bile gerek yoktu.
Shang Jin, Ye Zhou’nun önünde durdu ve hafifçe eğildi. Ellerini beline dolayıp etrafını sardı.
Ye Zhou: “???”
Ye Zhou aniden havaya yükselen vücudu yüzünden içgüdüsel olarak ellerini Shang Jin’in omuzlarına yerleştirdi. Ancak o zaman ikisinin şu anda ne tür bir duruşta olduklarını fark edebildi.
Ye Zhou’nun kafası atmıştı. “Beni taşımanı istemediğimi söylememiş miydim???”
“Sadece prenses gibi taşınmak istemediğini söyledin. Bu prenses gibi taşımak değil.” Kesinlikle doğruydu: Shang Jin, ellerini Ye Zhou’nun beline dolamıştı ve onu yukarı kaldırıyordu.
Ama bu duruş… Eğer Shang Jin’in elleri daha da aşağı inerse, kalçalarına dokunurdu ve ağza alınmayacak olan kısmıysa bu zor pozisyonla Shang Jin’in göğüsünde sıkışmıştı… Daha ne kadar utanç içinde hissedebilirdi?
“Zhou, uyandın mı? Ben sadece-” Zhou Wendao’nun tanıdık sesi kapı eşiğinde belirdi. İçerideki iki adamı gördükten sonra kapıyı hemen geri kapattı. “Siz… devam edin… Devam edin!”
Ye Zhou’nun umutsuz bir bakışla, “Bırak beni.” Dedi.
“Oh.” Shang Jin onu sandalyeye bıraktı ve ellerini çarparak, “Oda arkadaşın geri döndüğüne göre ben gideyim.” dedi.
“Teşe—” Ye Zhou tıkanmış hissetti ve sonunda tek bir teşekkür bile edemedi. Shang Jin yatakhanenin kapısını açtı ve Zhou Wendao aniden yere düştü.
Bu sahne neden çok tanıdık görünüyordu?
Shang Jin yerdeki Zhou Wendao’nun başının yanından geçti, diğer kişinin yerdeki vücudundan uzaklaştı ve yurt odasından çıkıp gitti.
Shang Jin’in 405’e girmesini izleyen Zhou Wendao, yuvarlanıp sürünerek Ye Zhou’nun yanına geldi. Ye Zhou’ya gözlerindeki yanıp sönen kör edici ışıkla bakıp heyecanını bastırdı ve “Zhou, neler oluyor?” diye sordu.
Ye Zhou acımasızca Zhou Wendao’nun kafasını sarstı. “Neler mi oluyor! Asıl sana neler oluyor! Bu sabah nereye kaçtın?”
Zhou Wendao onun elini tuttu ve Ye Zhou’yla konuştu, “Dışarı çıkmam için tam zamanı olduğunu düşünmüyor musun? Shang Jin tarafından ilgi görmek nasıl bir duygu? Ne zaman geldi?”
Ye Zhou ifadesiz bir yüzle, “Yataktan düştüğümde.” dedi.
Zhou Wendao şok geçiriyordu. “Yataktan mı düştün??”
“Aşağı inerken dikkatli değildim.” Ama bu deneyimden sonra bir dahaki sefere muhtemelen onun için bu kadar utanç verici olmayacaktı. “Sabah sabah nereye gittin?”
“Hepsi bu hızlı teslimat yüzünden!” Zhou Wendao hızlı teslimatı eline aldı ve öfkeyle nefes nefese, “Bu nasıl teslimat! Dün sipariş ettiğim şey bugün bana gönderildi! Hem de sabahın köründe! Şikayet etmeliyim! Daha yavaş gönderemezler miydi? En azından Chen Shao’nun yurda dönmesini bekleyebilirlerdi!”
Bu gerçekten uyduruk bir suçlamaydı.
Ye Zhou, “Tamam, tamam. Nasılsa şimdi iyi değil miyim?”
Zhou Wendao, bakışlarını Ye Zhou’ya çevirdi ve onun gerçekten büyük bir sorunu olmadığından emin olmak için gözlerini birkaç kez yukarı ve aşağı kaydırdıktan sonra doğasını hemen açığa çıkararak alay etti, “Bu senin için kılık değiştirmiş bir lütuf olarak sayılabilir. Erkek tanrın tarafından ilgilenildikten sonra ruh hâlin nasıl?”
Ye Zhou’nun alnındaki damar fırladı.
“Shang Jin’in kimseye bu kadar iyi davrandığını görmemiştim…” Zhou Wendao yarı çömeldi, omzuna vurdu ve dedi ki, “Bana gerçeği söyle, hangi aşamadasınız? Yürürken seni kollarında taşıdığına göre ikiniz neredeyse o kısımda mısınız?”
“Elbette hayır! Git, git, git, git, git!! Sana bakmak bile çok can sıkıcı!”
Yorum