Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Şeytani kültivatörler sessiz sedasız geri çekilmişlerdi. Savaş boyunca şeytani kültivatörler, ne zaman çatışsalar ölmeden hemen önce genellikle göğüslerini sıkıca kavrayıp kan kusar ve ‘Şeytani Yol kültivatörleri kazanmak zorunda!’ diye bağırırlardı. Aniden dönüp herkesin arkasından kaçıp gidecekleri kimin aklına gelirdi ki?

 

Olayın bu şekilde gelişmesiyle orada bulunan herkesin kafası karışmıştı. Bundan ilk haberdar olan birkaç yüksek seviyeli kültivatör, bunun bir komplo olduğunu düşünüyordu. İki saat boyunca boş şeytani kültivatör kampının sınırlarını dışarıdan kolaçan ettikten sonra nihayet içeriyi denetlemeye başlamışlardı.

 

Şeytani kültivatörler toparlanıp kaçmıştı.

 

Chu Yu şaşkına döndü.

 

Geri çekilecek olanların sadece Mei Yin Vadisi’ndeki kültivatörler olacağını düşünmüştüm. Şimdi hepsi birden kaçtı mı? Peki ya savaş? Şeytani kültivatörlerin hepsi ne yapıyor?

 

Birkaç yıldır savaşıyorlardı ve bu yeni gelişme fazlasıyla aniydi.

 

Orada bulunan kültivatörlerin hepsi üstlerindeki adama baktılar, açıkça şüphe içindelerdi.

 

Adam boğazını temizlemek için öksürdü. “Bunun, şeytani kültivatörlerin yeni bir planı ya da tuzağı olup olmadığını bilmediğimizden, biz bir karara varmak için durumu araştırırken bütün Daoist arkadaşlardan birkaç gün daha tedbirli olmaya devam etmelerini ve Qing Tu’yu korumalarını istemek zorunda kalacağım.”

 

Kafası karışık kültivatörler yüzlerinde dalgın ifadelerle eğitim sahasını terk ettiler. Chu Yu da bu mesele üzerine kafa yorarken, tüm bu zaman boyunca ona kasten veya kasıtsız gözlerini diken Chu Sheng’e baktı. Sırıttı ve el salladı. Chu Sheng, o gülüşe o kadar mest olmuştu ki neredeyse kardeşine sarılmak için ona doğru koşacaktı. Ancak onlarla birleşemeden önce Xie Xi, Chu Yu’yu kollarına aldı ve uçan kılıcı üzerinde Üçüncü Shidi’yle birlikte oradan ayrıldı.

 

Chu Sheng’in gözlerinden neredeyse alevler saçılacaktı.

 

Chu Yu; Chu Sheng’in yüzüne bir bakış attı, iç geçirdi ve Xie Xi’nin çenesinin altını okşadı. “Sana söylemiştim, ağabeyimi kızdırma.”

 

Çenesi, Chu Yu’nun minik elleri tarafından okşanınca Xie Xi’nin kalbi titredi. Chu Yu’nun başını okşadı, biraz rahatsız ediciydi. “Shixiong’un kalbi mi acıdı?” diye fısıldadı.

 

Onu bu kadar içtenlikle seven bu ağabey için kimin kalbi acımazdı ki?

 

Chu Yu’nun baş salladığını görünce Xie Xi’nin ifadesi kasvetli bir hâl aldı ve boğuk bir sesle: “Shixiong, Chu Sheng’e imreniyorum. Yakın akrabalarının sevgisine sahip, oysa ben…”

 

Chu Yu, Xie Xi’nin bilerek sempati kazanmak için acınası davrandığını biliyordu fakat öyle olsa bile canı acımadan edemedi. Bir saniye sonra minik elini kaldırıp Xie Xi’nin saçlarını okşadı. Küçük yüzü ciddiydi. “Shidi, üzülme sen de bana sahipsin.”

 

Xie Xi’nin yüzüne aşırı memnun bir ifade yayılmasını beklemeden güldü. Büyük, parlak gözleri neşeyle Xie Xi’yi seyrederken nazikçe “Unuttun mu? Ben senin babanım.” dedi.

 

Xie Xi: “…”

 

Arkalarından sessizce takip eden Üçüncü Shidi, kıkırtısını bastıramadı.

 

Xie Xi ona soğuk bir bakış attı. “Wei Ciyin seninle ilgileniyormuş gibi görünüyor. Mei Yin Vadisi’ne gitmek ister misin?”

 

Üçüncü Shidi’nin yüzü birdenbire soldu ve hemen ağzını kapadı.

 

Xie Xi, Üçüncü Shidi’yi azarlayabilirdi ama Chu Yu’yu değil. Tek yapabildiği Chu Yu’nun başını okşayıp fısıldamaktı: “Bu günlerde Shixiong cidden o kadar gamsız ki o şeytani tekniğin etkisi altındayken sanki koruyucu bir tılsım tarafından korunuyormuş gibi davranıyor.”

 

Chu Yu güldü ve hiçbir şey söylemedi.

 

“Ama Shixiong tekrar eski hâline döndüğünde neler yaşanacağını henüz düşünmüyor galiba?”

 

Chu Yu’nun ifadesi kaskatı kesildi. “…”

 

“Shidi, Shixiong’a en yakın zamanda eski hâline dönmesi için kesinlikle yardım edecek.” Kısa bir duraklamadan sonra Xie Xi, o küçük bedeni daha da sıkı bir şekilde kucakladı ve sesinde hafif bir pişmanlıkla: “Yine de Shixiong’un şu anki görünümü de çok çekici.”

 

Chu Yu’nun gözleri yaşlıydı: “…”

 

Hakikaten artık ölümüne koşan karakter olmamasına ve de (kadın) başrolün rolünü devralmış olmasına rağmen yine de belasını aramamalıydı…

 

***

 

Xie Xi, Chu Yu’yu Chu Ailesinin kampına geri götürdü. Yanlarına çökmüş Üçüncü Shidi ile beraber ön salonda oturdular. Üçüncü Shidi gizliden gizliye Chu Yu ve Xie Xi’ye takılmak istiyordu.

 

Da Shixiong, hep diğerlerinden kaçınan ve onlardan yüksekte duran biriydi, İkinci Shixiong ise soğuk ve sessiz bir Kılıç Ölümsüzüydü. Ancak ikisi birlikte olduğu zaman imajları tamamen değişiyordu özellikle de Chu Yu kendinin ufak hâline dönüştüğü zaman. Şu anki yumuşak ve narin görümüyle Chu Yu; her zamanki asil, soğukkanlı, zarif ve büyüleyici havasını yayamıyordu. Bu bile Üçüncü Shidi’nin kendini tutması için yeterince zordu çünkü ikisine de takılmak için içi içini yiyordu.

 

Ah… O minik yüzü hamur gibi yoğurmak istiyorum!

 

Üçüncü Shidi sessizce buna gücendi. Her zaman etraflarında, iki kişinin birbirine duyduğu karşılıklı sevginin sinir bozucu kokusu olduğunu düşünmeden edemiyordu.

 

Neyse ki, kısa süre sonra Chu Sheng geri döndü, Lu Qingan da onu takip ediyordu.

 

Bu çift yürürken tartışıyorlarmış gibi görünüyordu. Lu Qingan’ın ifadesi değişmemişti fakat Chu Sheng’in yüzü biraz çirkin görünüyordu. Chu Yu, tartışmalarının kaynağının büyük ihtimalle kendisi olduğunu biliyordu bu sebepten ötürü kollarını Xie Xi’nin boynuna sardı ve usulca kollarına sokuldu.

 

Chu Sheng ilk başta derin bir nefes alıp rahatladı ancak kardeşinin, başkasının kollarında bu kadar sessiz ve uslu bir şekilde kıvrılmış olduğunu gördüğünde öncekinden bile daha somurtkan bir hâle geldi. Xie Xi’nin kollarına bu kadar güvenlice yerleşmiş Chu Yu’ya bakarken Chu Sheng, onu bırakmaya dayanamadı ve yaptıkları tartışmaya devam etti.

 

“Kıdemli Lu, Yu-er benim kardeşim ve Chu Ailesinin bir mensubu. Tian Yuan Sekti’nin, Yun Cuo’dan o grup tarafından rahatsız edilmesine gerek yok… Bunun yerine kardeşimi ve Doğan Ruh aşamasındaki bir kültivatörü benimle birlikte götüreceğim.”

 

Lu Qingan hafifçe: “Yu-er sadece Chu Ailesinin mensubu değil ayrıca benim müridim. Doğan Ruh aşamasındaki bir uzmanı yanında götürmek güvenli olacağını garanti etmez. Şeytani kültivatörlerin çekilmelerinin arkasındaki neden hâlâ net değil, bu sebeple Chu Ailesinin arka tarafı korumaya ve desteklemeye devam etmesi gerek. Güçlü bir koruma sağlaması için Chu Ailesinin insan gücüne ihtiyacı var.”

 

Chu Sheng’in sinirden dili tutulmuştu. Yenlerine vurdu, sinirini dizginlemesi uzun zaman aldı. “Bu, kardeşimi benimle birlikte geri götürmek için yeterli bir sebep!”

 

Lu Qingan’ın ifadesi hiç değişmedi. “Bırak da Yu-er’i yanında Xi Er götürsün.”

 

Chu Sheng’in kaşları çatıldı. “Neden?”

 

Lu Qingan: “Xi Er, Öz Biçimlendirmenin son aşamasının en tepesinde; Doğan Ruh aşamasından sadece bir adım uzakta.”

 

Chu Sheng bunu yalanlayamazdı.

 

Lu Qingan devam etti: “Yoldaş Daoist Chu Daoyou öldü çünkü. Chu Ailesi şu anda lidersiz. Chu Ailesini koruyup kollamaya devam etmek için Düşen Akçaağaç Yaprağı Vadisi’ne dönmelisin.”

(ÇN: 道友 (Daoyou); Daoist/Taoist ile aynı anlama geliyor, aynı sektten veya aynı yoldan yoldaşlara hitap etmek için kullanılıyor.
‘Akçaağaç Vadisi’ ve ‘Düşen Akçaağaç Yaprağı Vadisi’ olarak iki farklı isimle görüyoruz. Fikrimce liderlerinin öldüğü olaydan sonra vadinin adı değişmiş. Öncesinde nedenini anlamadığımdan kafanız karışmasın diye aynı isimle çevirmiştim ancak şu an doğru gelmediğini fark ettim ve düzeltiyorum.) 

 

Konuştuktan sonra Chu Sheng’in karışık ifadesini görünce Lu Qingan baş salladı ve konuşmayı bıraktı. Chu Yu, Xie Xi’nin kollarından yere atlayıp küçük ve hızlı adımlarla Chu Sheng’in yanına gitti. Bacağına sarılarak ve elini çekerek Chu Sheng’i rahatlatmaya çalıştı.

 

Lu Qingan için zor olmalıydı. Böylesine uzun süre konuşan tipte biri değildi ama şimdi bu broconu ikna etmek için bütün konuşmasını yapmıştı…

 

Fakat brocon çok acınasıydı…

 

Chu Yu ellerini okşadı.

 

Yumuşak bir ses tonuyla: “Endişelenme ağabey. Xie Xi bana iyi bakacak.”

 

Chu Sheng sessiz kaldı, şu anda kafası beline bile ulaşmayan kardeşine baktı. Ona bakmak için kalkmış minik beyaz yüz, gergin görünüyordu. İri, yuvarlak gözleri net ve parlaktı; cildi yeşim kadar beyazdı, buz ve kardan yapılmış sevimli minik bir figür gibi görünüyordu. Sanki Chu Yu gerçekten de bir çocuğa dönmüştü.

 

Chu Sheng transa geçti, zihni Chu Yu’nun çocukluk zamanlarının düşünceleriyle doluydu.

 

Ebeveynleri sık sık çeşitli iş meseleleri yüzünden dışarıda olurdu, büyükanne ve büyükbabaları ise sıklıkla inzivaya çekilirlerdi. Dışardaki insanların, çocukları görmesine izin verilmezdi bu yüzden geniş Akçaağaç Vadisi çoğunlukla bomboştu.

 

O ve Chu Yu çok fazla yalnız kalmışlardı, doğal olarak yakınlaşmışlardı. İlk dişlerini çıkardığı zamandan yeni yeni yürüyen bir bebek olduğu zamana kadar Chu Sheng, Chu Yu’nun her adımına tanık olmuştu. İkinci kardeşinin trajik ölümüyle sarsılmış Chu Sheng, küçük kardeşine önceden diğer kardeşine davrandığından daha iyi davranmaktan kendini alamamıştı. Chu Yu’ya her şeyin en iyisini vermiş ve hiçbir şeyin onu incitmesine asla müsaade etmemişti.

 

Sonra Chu Yu on üçüne girdiğinde aniden Tian Yuan Sekti’ne katılmak istemişti.

 

Chu Yu’dan ayrılmaya en gönülsüz olan Chu Sheng’di.

 

Ancak Chu Yu yine de gitmişti. Çok geçmeden Chu Sheng yalnız kültivasyonuna başlamış, çilecilik uygulamıştı. Tian Yuan Sekti’nin yeni müritleri için konulan kısıtlamalardan dolayı ilk başta Chu Yu’yu görmeye gidememişti bile. Yalnızca Akçaağaç Vadisi’ndeki akçaağaç yapraklarının, yeşilden kırmızıya dönüp sonra da yere düşüşlerini izleyebilmişti.

(ÇN: Çilecilik; bireyin ruhsal, ahlaki veya zihinsel gelişim için maddi zevklerden, dünyevi rahatlıklardan ve bedensel hazlardan bilinçli olarak kaçınmasını ifade eden bir yaşam tarzıdır.) 

 

…Yıllar böyle geçmiş gibi görünüyordu.

 

Minik Chu Yu’yu büyüttüğü zaman dışında onunla vakit geçirme şansı hemen hemen hiç olmamıştı.

 

Uzun bir sessizlikten sonra Chu Sheng gözlerini kapattı ve San Huo’yu babasının bedenine sapladığı o an geldi gözlerinin önüne. Aniden titredi, diz çöktü ve başını Chu Yu’nun boynuna gömdü.

 

Gerçekten uzun zaman oldu…

 

Chu Yu endişeliydi, kafasını okşayarak: “Ağabey?”

 

Chu Sheng derin bir nefes aldı. Başını kaldırıp hafifçe kızarmış gözlerini ovdu ve isteksizce Chu Yu’nun başını okşadı. Boğuk bir sesle: “Kardeşim, çabuk dönmek zorundasın. Ağabeyin seni bekleyecek.”

 

Chu Yu afalladı ve otomatik olarak başını salladı.

 

Chu Yu daha sonra geriye dönüp baktığında meraklandı: Chu Sheng anlaşmaya varmaya neden bu kadar istekliydi?

 

Bu kadar hızlı bir şekilde vazgeçmesi biraz beklenmedikti.

 

Chu Yu çok keyifliydi ve Xie Xi’ye el etti. Xie Xi yanına geldi ve doğrulan Chu Sheng’e baktı. Bir an daha ona baktıktan sonra eğildi. “Çok teşekkür ederim, kayınbirader.”

 

***

 

Ön salon sessizlik içindeydi.

 

Lu Qingan soğuk çayını yudumladı, kayıtsız görünüyordu. Üçüncü Shidi ürperdi ve Lu Qingan arkasına doğru hareket etti. Chu Yu elleriyle yüzünü kapattı ve usulca başını başka tarafa çevirdi ama sonra göz ucuyla Chu Sheng’in yüz ifadesine baktı.

 

‘Kayınbirader’ diye çağrılınca Chu Sheng’in yüzü biraz buruşmuştu.

 

Az önce ateşlenen merminin görünmez barut dumanı havayı doldurdu ve savaş borusu etrafta sessizce yankılandı… Üçüncü Shidi yumruklarını sıkarak Tian Yuan Sekti’nin genç jenerasyonunun en güçlü müridi ile yakında Chu Ailesinin lideri olacak kişi arasındaki savaşı izlemeye hazırlandı.

 

Chu Yu uzun müddet suskundu. Ardından başını çevirdi ve konuyu değiştirdi. Kocaman bir gülümseme takınarak: “Ah… Salonda ne duydunuz?”

 

Chu Sheng, Xie Xi’nin daha demin söylediği şeyi duymamış gibi davranarak eğildi ve Chu Yu’ya sarıldı. Chu Sheng: “Şeytani kültivatörlerin kamplarını terk ettiğini öğrendikten sonra birçok kıdemli Jinhe’ye kadar giderek şeytani kültivatörlerin tamamının gerçekten de ortadan kaybolduğunu gördüler.”

 

Yine de biraz endişelilerdi bu yüzden Erdemli Yol kültivatörlerinin henüz gitmelerine müsaade etmeye cesaret edemediler.

 

Hazır bunu düşünmüşken Erdemli Yol kültivatörleri ile savaştıktan birkaç yıl sonra şeytani kültivatörler hiçbir şey söylemeden gitmişlerdi. Bu yalnızca kültivatörlerin, Jinhe’nin ön cephelerindeki savunma konusunda daha da temkinli olmasına neden olmuştu. Şeytani kültivatörlerin canı sıkıldığı için Erdemli Yol kültivatörlerini oyuna getirmek istiyor olabilirler miydi?

 

Bunun hakkında düşünmek faydasızdı ve sadece başının ağrımasına neden oldu, bu sebepten dolayı Chu Yu bu düşünce silsilesini bir kenara bıraktı.

 

Her neyse, şu anda yapması gereken şey Yun Cuo yolculuğu için hazırlanmaktı. Tekrar Wei Ciyin ile karşılaştığında bunun ona sorabilmeliydi.

 

Chu Sheng kızgın bir bakışla Xie Xi’yi uzaklaştırdı. Ardından Chu Yu’yla baş başa zaman geçirmek için etrafta sinsice dolaşan Xie Xi’ye karşı tetikte olmak amacıyla Chu Sheng sonraki birkaç gün Chu Yu’yla uyudu.

 

En sonunda ayrılma vakti geldiğinde Chu Sheng hâlâ gönülsüzdü.

 

Qing Tu’nun dışı, binlerce metreye kadar çorak bir çöldü. Şu anda kar, manzaranın geniş bir kısmını örtmüştü, gözle görülebilecek kadar uzuyordu. Kar hâlâ şiddetle yağıyordu. Chu Sheng, Chu Yu’ya onun için özelleştirilmesini emrettiği hafif şemsiyeyi verdi ve minik kafasını okşadı. “Kendine dikkat et.”

 

Chu Yu başını salladı.

 

“Dikkatli ol, şeytani kültivatörlerden sakın.”

 

Chu Yu başını salladı.

 

“Yabancılara kolayca güvenme.”

 

Chu Yu başını sallamaya devam etti.

 

“Kritik bir anda enerjin konusunda eli sıkı olma, depolama yüzüğüne Semavi Yıldırım Yumurtalarından koydum.”

 

 

Chu Sheng birbiri ardına talimatlar vermeye devam ederek Chu Yu’nun çok fazla kafa sallamaktan başının dönmesine neden oldu. Chu Yu çok geçmeden daha fazla konuşmasına engel oldu: “Biliyorum ağabey. Chu Ailesinin tahliyesine başkanlık etmek zorundasın, bu yüzden hemen git.”

 

Chu Sheng sessizce Xie Xi’ye baktı. Ona baş salladı ve sonunda Chu Yu’yu yere indirdi. Kısa bir duraklamadan sonra kılıcıyla kampa doğru uçtu.

 

Lu Qingan gelmemişti bu yüzden geride yalnızca karda titreyek duran Üçüncü Shidi kalmıştı. Sahte bir ilişkisi olan ağabeyini gönderdikten sonra Xie Xi, Chu Yu’yu kucağına aldı ve rahat bir nefes alarak yüzünü öptü.

 

Chu Yu isteksizce yüzünü itti.

 

…Bu ne *****? Vücudu küçük diye gören herkes onu kucağına alıp sarılmak istiyordu. Hayatının bu dönemi boyunca ayaklarının hiç yere değmeyeceğini söyleme sakın?

 

Başını çevirip Üçüncü Shidi’ye bakarken Chu Yu gözlerini kırpıştırdı ve “Üçüncü Shidi, söylemek istediğin bir şey mi var?” diye sordu.

 

Üçüncü Shidi tereddüt ettikten sonra büyük bir yığın kağıt tılsım çıkardı ve onları Chu Yu’ya uzattı. Kısık bir sesle: “Da Shixiong’un büyü eşyası konusunda eksiği olmadığını biliyorum lakin yapacağınız bu yolculuk uzun ve tehlikeli olacak. Shidi son zamanlarda ilerleme kaydetti ve son birkaç gündür bu tılsımları çiziyordu…”

 

Chu Yu şok oldu. Üçüncü Shidi’nin yorgun ve uykulu göründüğünü fakat yine de istekli ve neşeli olduğunu fark edince etkilenmekten kendini alamadı. Tılsımlar için uzandı, gülümsedi ve başını salladı. “Teşekkür ederim, Üçüncü Shidi.”

 

Üçüncü Shidi utangaç bir şekilde: “Da Shixiong, lütfen…”

 

Chu Yu: “Efendim?”

 

“…Seni sevmeme müsaade eder misin?” Üçüncü Shidi’nin gözleri umutla parlıyordu.

 

Chu Yu: “…”

 

Xie Xi’nin soğuk bakışları ona bir hançer gibi saplandı: “Kaybol.”

 

Duan Xue’nin üzerine binip uzaklaşmadan önce Chu Yu’nun üzerindeki tutuşunu sıkılaştırdı.

 

Chu Yu küçük dilini yutmuştu. Üçüncü Shidi’ye el sallayıp ardından Xie Xi’nin göğsünü dürttü.

 

“Neden Üçüncü Shidi’ye hep kötü davranıyorsun?”

 

Xie Xi bir an için sessizdi. Konuştuğunda sesi biraz boğuktu. “Shixiong hep Üçüncü Shidi’ye bakıyor. O, çok sevimli ve açık tenli, belki de Shixiong…”

 

Chu Yu kaş çattı. “Eğer bir kelime daha edersen Üçüncü Shidi’ye geri döneceğim.”

 

Bu çocuk tüm gün ne düşünüyor? Zihni, o ve Üçüncü Shidi’nin tuhaf fantazi görüntüleriyle mi doluydu? Daha büyümedim bile ama o çoktan önüme gelenle yatmam konusunda endişeli mi?

 

Bir süre suskun olan Chu Yu, Xie Xi’nin çoktan başına gelen birçok talihsizlikten dolayı güvensiz olduğunu fark etti. Ellerini uzatıp Xie Xi’nin yüzünü nazikçe ovaladı, içtenlikle ona baktı.

 

“Yüzün soğuk… Sinirli misin?”

 

Xie Xi suratını ekşitti ve konuşmayı reddetti.

 

Chu Yu iç geçirdi. “…Ben tamamen seninim ama sen hâlâ bu aptalca şeyler hakkında endişeleniyorsun… Eğer diğerlerine bakmamdan hoşlanmıyorsan o zaman başka kimseye bakmayacağım. Sadece sana bakacağım, tamam mı?”

 

Xie Xi gülümsedi ve gözlerini bir süre Chu Yu’ya dikti. Biraz depresif görünüyordu.

 

Chu Yu çaresizdi. “Ne oldu?”

 

Xie Xi: “Şu anda gerçekten Shixiong’u öpmek istiyorum.”

 

Biliyordu ki bu çocuğun depresif olmasının nedeni; onun şu anki görünümü ve Xie Xi’nin sevdiği türden öpücüklerin bir parçası olamamasıydı. Chu Yu’nun zihninde şeytani düşünceler oluşurken kalbi sessiz kahkahalarla doldu. Dudaklarını büzdü ve başını arkaya yatırdı. “Sana bir öpücük vereceğim.”

 

Xie Xi: “…”

 


 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 54: Sana Bir Öpücük Vereceğim" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık