Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Üçüncü Shidi, Lu Qingan’ın yüzündeki korkunç ifadeyi ve saldırıya geçecekmiş gibi hafifçe sallanan Yan Hue’yi görünce hemen odasına geri kaçtı.

 

Chu Yu da Shizun’un dehşet verici suratını görmek istemiyordu. Shen Nian’a acıma dolu bir bakış attı, ellerini birleştirip Lu Qingan’ı selamladı ve sonra alışkanlıkla bir elini kullanarak Xie Xi’yi çekip uzaklaştırmaya çalıştı.

 

Ancak Chu Yu, ne Xie Xi’nin elini tutabildi ne de onu çekebildi.

 

Chu Yu’nun minik yüzü aniden karardı. Minik, yeşim mantısı yüzünde öldürme niyeti vardı.

 

Wei Ciyin iyi bir iş başarmıştı. İleride kesinlikle bunun için ödüllendirilmeliydi.

 

Xie Xi dizlerinin üzerine çökerken gülümsemesini tuttu. Chu Yu’nun genç ve narin görünümüne bakınca bir süre yanaklarını çimdiklemekten ve yüzünü yoğurmaktan kendini alamadı. Ardından Chu Yu’yu öptü ve kaldırdı.

 

Chu Yu göz devirdi.

 

Düşününce, normalde Xie Xi’den daha güçlüydü… Ama bir çocuğa dönüştükten sonra Xie Xi, Chu Yu’nun çabalarını fark etmemişti bile. Bir gün tamamen güçten veya direnme arzusundan yoksun kalmak ve sadece düz bir şekilde uzanıp ayaklar altına alınmaya hazır olmaktan korkuyordu. Chu Yu o kadar depresifti ki bunu ifade etmek için tek yapabildiği kafasını eğip sinirli bir şekilde Xie Xi’nin omzuna dişlerini geçirmekti.

 

Xie Xi’nin canı hiç acımamıştı. Chu Yu’nun üzgün olduğunu bildiğinden çocuksu Chu Yu’nun saçlarını okşadı, ardından eğilip Lu Qingan’a selam vererek çıkıp gitti. Xun Sheng’in rotasını Chu Ailesinin kampı olarak belirledi.

 

Tian Yuan Sekti’nin kampından ayrıldıklarında Chu Yu endişelenmeye başladı.

 

Chu Sheng’in böylesi bir şeyi kabul etmesi kesinlikle imkansızdı. Chu Sheng dışarıdan normal gibi görünse de diğer insanlarla karşılaştırıldığında kalbinin içinde daha kırılgandı bu yüzden kesinlikle bunu kabul edemezdi.

 

Fakat Chu Yu sadece yarım aylığına yoktu. Şimdi ise eğer hiçbir açıklama olmadan gizlice kaçarsa Chu Sheng’in tepkisinden çok korkuyordu, Chu Yu muhtemelen uzun bir süre geri dönemeyecekti ve Chu Sheng endişeden ölebilirdi.

 

…O hâlde Chu Yu’nun sadece gerçeği söylemekten başka çaresi yoktu.

 

Chu Yu değişmiş görünümünü Chu Sheng’e nasıl açıklayacağını bilemedi. Tıklım tıklım dolmuş kültivatör kampına bakarken evlerin ve çadırların tepesinin karla kaplı olduğunu gördü. Gözlerinin önünden beyaz kar taneleri düşüyordu, huzurlu ve sakin görünüyorlardı.

 

Chu Yu’nun üşümüş olmasından korkan Xie Xi cübbesini çıkardı ve dikkatlice Chu Yu’nun etrafına sardı. Şu anda hareket edemediğinden Chu Yu, Xie Xi’nin kollarında sıkıca tuttuğu, büyük, beyaz bir turp gibi gözüktüğünü düşünüyordu.

 

Fakat kalbi yavaş yavaş sakinleşti.

 

Chu Yu gözlerini yumdu ve bir sevgi göstergesi olarak alnını Xie Xi’nin boynunda dinlendirme inisiyatifini aldı.

 

Ona yapışıp gitmesine müsaade etmeye isteksiz olan kişi hep Xie Xi’ydi. Şimdi ise o karşılık vermeye çalışmalıydı.

 

Xie Xi bu günlerde, Chu Yu’nun yaptığı her ufak hareketin farkındaydı. Bir an için hareketsiz kaldı ardından çenesini Chu Yu’nun başının üstüne sürttü. Ilıman bir gülümseme yüzünde dolaştı.

 

Chu’ların evine gizlice girdikten sonra Xie Xi kollarında Chu Yu’yla odasına doğru hızlıca yürüdü ve tam kapıyı açmak üzereydi ki aniden kapı, gıcırdayarak içeriden açıldı.

 

Kapının ardındaki kişi Chu Sheng’di, yüzü ifadesizdi.

 

Karanlıkta kar tarafından yansıtılan soluk ay ışığı, donukluk ve kızgınlık arasında sıkışmış gibi görünen yüzünü aydınlattı.

 

…Ağabey, gecenin bir yarısı yatağımı kontrol etmek için mi geldin?

 

Chu Yu’nun kaşları seğirdi. Sezgileri ona kötü bir şeylerin yaşanmak üzere olduğunu söylüyordu.

 

Chu Ailesi, bölgelerine giren veya çıkan olduğunda tetiklenen bir büyü dizilimine sahipti. Xie Xi gece Chu Yu’yla buluşmaya geldiği zaman büyü diziliminin alarmını tetiklemekten kaçınmaya hep dikkat etmişti. Gün içinde gizlice geri döner ve asla yakalanmazdı. Ancak daha önce Tian Yuan Sekti’ne giderlerken Xie Xi sakin görünse de açıkça Chu Yu’nun görünümündeki ani değişimden dolayı oldukça şaşırmıştı. Giderken Xie Xi büyük ihtimalle büyü diziliminden kaçınmayı unutmuştu.

 

Alarm tetiklendiğinde görev başındakiler hemen bunu Chu Sheng’e rapor etmişti. Chu Sheng hep Chu Yu’yu en yüksek önceliği olarak konumlandırmıştı. Doğal olarak, Chu Yu güvende mi diye kontrol edecekti…

 

Zira orada görülecek hiçbir şey yoktu.

 

Chu Yu başını çevirdi.

 

Xie Xi bir an için tereddüt etti, Chu Sheng’e ne diyeceğini bilmiyordu.

 

Chu Sheng, San Huo’yu kınından çıkardı ve alevli gözlerle Xie Xi’ye baktı. “Dış büyü diziliminin bariyeri senin tarafından kırıldı! Kardeşimi nereye sakladın?! Kardeşimin Shidi’sisin diye sana saldırmayacağımı düşünme!”

 

Xie Xi ilk başta Chu Sheng’le iyi geçinmek istiyordu ama Chu Sheng bunu söylediğinde Xie Xi’nin yüzü soldu. Soğukça dudak büktü ve Chu Sheng’e cevap vermedi.

 

Ağabey, lütfen bela bayrakları dikmeyi bırak…

 

Chu Yu iç geçirdi, konuşmak için ağzını açarken Chu Sheng’in bakışları ona döndü.

 

Chu Sheng bir an için afalladı ardından bakışları kızıştı.

 

Chu Yu’nun ağzı seğirdi. Kısık sesle: “Ağabey…”

 

Chu Sheng’in vereceği bütün olası tepkileri düşündü – şok, öfke, korku, hayret…

 

Chu Sheng’in tamamen aşırı memnun olacağını asla ama asla düşünmemişti.

 

Chu Sheng hızlıca yaklaştı ve Chu Yu’yu kollarına alırken Xie Xi’ye soğuk bir bakış attı. Xie Xi’nin dış cübbesini giymiyor olduğunu görünce bakışlarını indirdi ve Chu Yu’nun etrafında sarılı olduğunu fark etti. Yüzü kaskatı kesildi.

 

Xie Xi’nin kaşları seğirdi. Açıkça sabırlı olmaya çalışıyordu, derin bir nefes aldı ve dudakları yukarı kıvrılarak hafifçe çarpık bir gülümseme oluşturdu. Yanlarında yanlış bir şey yapmamış biri gibi ayakta durdu.

 

Chu Yu, Chu Sheng’in yakıcı bakışlarından korkmuştu ve ondan kaçındı. Çocuksu sesi istemsizce titredi. “Ağabey… Lütfen sakinleş.”

 

Bu, Chu Sheng’i kendine getirdi. Büyük bir dikkatle Chu Yu’nun yüzüne dokundu. “Kardeşim?”

 

Kısa bir duraklamadan sonra Chu Yu’yu kafasının üstüne kaldırdı ve kahkaha attı. “Kardeşim, nasıl bu hâle geldin?”

 

Chu Yu’nun başı siyah çizgilerle doluydu.

(ÇN: Bölüm sonuna ekleyeceğim bir örneğini.) 

 

Ağabey, tepkin doğru değil. Yanlış metni mi okuyorsun…?

 

Birdenbire etrafta koşuşturup ‘Bunu kardeşime kim yaptı?! Söyle kardeşim onu derhal öldüreceğim!” diye bağırman gerekmiyor mu?

 

囧囧

 

Sersemletici sessizlikten kurtulduktan sonra Chu Yu düşüncelerini bir araya getirdi. Öksürdü ve açıklamaya başladı: “Ağabey, lanetlendim ve sonunda bu hâle geldim…”

 

Chu Sheng’in gözleri nazik ve sıcaktı, yumuşakça: “Kardeşimi böyle görmek beni geçmişe götürdü… Önceden Akçaağaç Vadisi’nde hep kardeşimleydim, bu küçük çocuğun yavaş yavaş büyümesini izledim…”

 

Bunu söylerken Chu Sheng’in gözleri, neredeyse yaşlarla dolup taşacak kadar nazik ve acıklıydı. Biraz üzgün ve acılı hissediyormuş gibi görünüyordu. Chu Yu’nun başını göğsüne bastırırken mırıldandı: “Küçük kardeşim, ağabeyin seni bir kez daha küçüklükten yetişkinliğe kadar büyütmeyi umursamaz, birinin seni almasına asla müsaade etmez.”

 

‘Biri’ açıkça… çok belirli birine yönelikti.

 

Chu Yu, Chu Sheng’in bütün duygularının hedefiydi. Xie Xi’nin yüzüne gizlice bir bakış attığında Xie Xi’nin ifadesinin kayıtsız göründüğünü fark etse de yüzünün tamamında yazan ‘mutsuzum’ kelimesini açıkça görebiliyordu.

 

…Ana karakter, mutsuz olma!

 

Chu Yu hemen asıl konuya geri döndü ve Wei Ciyin’le yaptığı kişisel konuşmaların çoğunu atlayarak neler yaşandığını anlattı.

 

Chu Yu’nun olayları anlatışını dinledikten sonra Chu Sheng’in yüzündeki gülümseme birdenbire yok oldu ve sesi ölüm saçıyordu: “Wei Ciyin? Korkma, ağabeyin neredeyse iyileşti. Yarın yanıma birkaç kişi alıp gideceğim ve kellesini uçuracağım.”

 

Konuşurken aniden Xie Xi’nin hâlâ orada olduğunu hatırlamış gibi görünüyordu. Başını çevirip düşman gözlerle Xie Xi’ye baktı. “Neden kardeşimi gecenin bir yarısı alıp götürdün?”

 

Xie Xi soğukça homurdandı ve ellerini birbirine kenetleyip cevap vermedi.

 

İkili arasında çıkacak bir dalaşı engellemek istediğinden Chu Yu yaklaşıp: “Ağabey, Shidi’m beni sadece Shizun’u görmeye götürdü…”

 

Henüz konuşmasını bitirmemişti ki aniden gürültülü bir ‘çın‘ sesi yükseldi. Chu Ailesinin kampından çok da uzakta olmayan bir yerden gelen ses, gür ve toktu. Ses, onlara doğru güçlü bir dalga gibi çarparak geldi. Bu tür bir ses, düşük seviyeli kültivatörlerin göğsünün sıkışmasına neden olabilirdi. Ses bir kere ulaştı mı göz ardı edilemezdi. Qing Tu kampının üzerinde kılıçlarında uçan tüm kültivatörler neler olduğunu anlamak için sessizce izliyorlardı.

 

Chu Sheng şu anda çanın çaldığı uzak noktaya doğru bakarken solgun görünüyordu. Ses dindikten kısa bir süre sonra çan sesi tekrardan duyuldu, sanki aslan kükremesi gibiydi, gür bir şekilde yankılandı, sessizlik çökmeden önce üst üste üç kere çaldı.

 

Chu Yu’nun minik yüzü buruştu: Buddha bizi korusun ve arındırsın!

 

Chu Sheng döndü. “Semavi Yıldırım Çanı.”

 

Semavi Yıldırım Çanı, Qing Tu kampının ana salonunun dışına yerleştirilmişti. Barış döneminde çan pek kullanılmazdı. Üç çan sesi büyük bir olayın yaşandığını temsil ediyordu ve bütün kültivatörler şu anda Qing Tu’nun ana salonunun önündeki meydana doğru gidiyordu.

 

Ne zaman büyük bir olay olsa Chu Ailesi hep en ön saflarda olurdu ancak bu kez Chu Sheng kampta inzivaya çekilmişti. Öne çıkamamıştı ve şu anda da Chu Yu’yu götürüp kelimelerle savaşan insan kalabalığını dinlemesini istemiyordu. Bugünlerde gölgelerde sırtına doğrultulmuş çok fazla ok vardı.

 

Chu Sheng hep sezgisel olarak kardeşinin avluda düşen kar gibi saf ve kusursuz olduğunu ve de kimse tarafından lekelenmemesi gerektiğini hissetmişti.

 

Bir an için kafa yorduktan sonra Chu Sheng usulca Chu Yu’nun başını okşadı ve “Kardeşim, gidip Xie Xi’yi takip edebilirsin fakat ana salonun dışında kal. İlk önce durumu kontrol etmek için içeri gireceğim.” diye fısıldadı.

 

Ummadık bir şekilde Chu Sheng isteyerek Chu Yu’nun gitmesine müsaade etmişti. Çoktan onu gizlice kapmak için bir teknik hazırlayan Xie Xi, Chu Sheng’in sözlerini duyduğunda şok oldu.

 

Chu Yu’nun başında bir ışık parladı: Bu ünlü bir test olabilir mi?

 

Bu, Chu Sheng’in yavaş yavaş Xie Xi’yi kabul etmeye başladığının bir kanıtı mıydı?

 

Chu Sheng ve Xie Xi arasındaki ilişkinin gelişme olasılığından dolayı heyacanlı olan Chu Yu, Xie Xi’ye bu teklifi kabul etmesi gerektiğini ima etmek için ona göz kırpıştırmaktan kendini alamadı.

 

Sevdiğinin shota hâli ona, sanki cilveli bakışlar atıyormuş gibi büyük, duru ve parlak gözlerini kırpıştırdığında Xie Xi’nin kalbi istemsizce titredi. Az önce hissettiği mutsuzluk tamamen dağıldı. Chu Yu’ya baktı, gerçekten onu kapıp kaçmak istiyordu ancak cesaret edemedi.

 

Chu Sheng homurdandı ve Xie Xi’nin önünde mırıldandı: “Kardeşim, eğer sana bir şey yapmaya cüret ederse hangi parçasının sana dokunduğunu söyle onu keseceğim.”

 

Chu Yu: “…Ağabey, Shidi’min o kadar sapkın olmadığından şüphen olmasın.”

 

Chu Sheng ilk önce Chu Yu’yu bir bebek gibi sarıp sarmaladı ardından da gönülsüzce onu Xie Xi’ye uzattı. Xie Xi, Chu Yu’yu almak için kollarını uzattığında Chu Sheng onu geri çekti ve sertçe: “Kardeşime iyi bak yoksa pişman olursun.”

 

Xie Xi başını bir hışımla salladı.

 

Chu Sheng sonunda Chu Yu’yu, Xie Xi’nin kollarına bıraktı. Uzaklaşırken başını çevirdi ve Chu Ailesinin misafirlerinden birkaçını gördü.

 

Chu Yu alnındaki terleri silip iç çekti. Geriye döndü ve Xie Xi’nin yüzünü küçük ellerinin arasına aldı. Xie Xi’nin yüz ifadesinin hâlâ kötü olduğunu görünce yumuşakça “Xi-er, bana bir gülümseme ver.” dedi.

 

Sesi bile bile Güney’in yıllanmış yapışkan pirinç şarabı gibi yumuşak, tatlı ve berraktı. O anda Xie Xi, kalbinin tatlılıkla ıslandığını hissetti. Artık mutsuz hissedecek bir mesele yoktu. Xie Xi sadece, içemediği Chu pirinç şarabına bakabildi. Başını eğdi ve nazikçe Chu Yu’nun alnından öptü. Uçan kılıcını kullanarak hızlıca Qing Tu’nun ana salonuna gittiler.

 

Yolun üstünde oraya giden birçok kültivatör gördüler. Kültivatörlerin çoğu, ahbaplarıyla kısık sesle ne yaşanabileceğini konuşuyorlardı. Bazıları endişeli bazıları sakindi. Biraz gürültüydü bu yüzden sesten hep nefret eden Xie Xi elini salladı ve Duan Xue’yi hızlandırdı. Ana salonun önüne ulaşmaları uzun sürmedi.

 

Ana salonun en üstü ve en altı, eğitim sahaları olarak kullanılan geniş açık alanlardı. Şu anda neredeyse kültivatörlerle dolmuştu. Xie Xi, Chu Yu’yla birlikte arkada durdu. Gözleri ana salonda dolaştıktan sonra Chu Yu’a fısıldadı: “Görünen o ki şeytani kültivatörlerle yapılan savaş yeni bir safhaya ulaşmak üzere.”

 

Chu Yu o kadar çok kıyafet katmanına sarılmıştı ki minik yüzü al al olacak kadar sıcaklamıştı ancak Xie Xi tarafından sıkı sıkı tutulduğu için hiçbir kıyafeti çıkaramadı. Umutsuzca yüzünü ovuşturarak kalabalığa baktı ve aniden Wei Ciyin’in sözlerini hatırladı.

 

Yedi Şeytani Sekt’in hepsi Dun Yue Sekti’nin kontrolü altındaydı. Dun Yue Sekti korkunç bir şeyi uyandırmıştı. Ne planlıyorlardı? Yedi Şeytani Sekt’te, Wei Ciyin gibi planlarına şiddetle karşı çıkan birçok insan olmalıydı. Bu nedenle şeytani sektler tam olarak birleşmiş bir güç değildi ve de bu sebepten ötürü bu savaşta hiç avantajları yoktu.

 

Wei Ciyin’e göre durum önemli ölçüde değişmek üzere. Ama nasıl değişecekti? Şeytani kültivatörler arasındaki iç çatışmadan dolayı mı? Onlardan biri en üstteki şeytani kültivatörü öldürüp teslim mi olacaktı?

 

Chu Yu tüm bunlar hakkında düşünürken etrafına bakındı. Aniden çok aşina olduğu bir sırt gördü. Yüksek bir ses çıkarıp önlerinde mutlulukla hoplayıp zıplayan kişiyi işaret etti. Xie Xi’nin o kişiyi yakalamasını istediğini ima ediyordu.

 

Xie Xi itaatkar bir şekilde o kişiyi yakaladı.

 

Aniden yakasından tutulup sürüklenince Üçüncü Shidi korkmuştu. Neredeyse dizlerinin üzerine çökmek üzereydi fakat başını çevirip sadece Xie Xi olduğunu görünce rahatladı. Ardından Chu Yu’yu gördüğünde yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi.

 

Chu Yu, bu ömründe çoktan bütün itibarını kaybetmiş gibi hissediyordu. Birini öldürme arzusunu bastırdı ve ciddi, sabırlı bir şekilde: “Üçüncü Shidi, neden Shizun’la birlikte değilsin?”

 

Soğuk ve ciddi tonu, minik beyaz yeşim yüzüyle güçlü bir tezatlık yaratıyordu. Chu Yu’nun görünümünün sevimliliğiyle mağlup edilirken Üçüncü Shidi’nin gözleri parıl parıl parladı. Chu Yu’ya dokunmak için uzandı fakat Xie Xi’nin bakışlarına yakalandı ve kasvetli bir şekilde elini geri çekti. “Siz ayrıldığınızda Shizun da o tuhaf adamın ruhuyla gitti. Çan çaldıktan sonra Shizun’un henüz geri dönmediğini görünce ilk ben çıktım.”

 

Chu Yu çenesine dokundu, şu anki görünüme güçlü bir tezatlık oluşturan başka bir hareketti bu. Xie Xi burnunu kapattı ve usulca Chu Yu’nun başını geriye çevirdi. Chu Yu’nun yanaklarını mıncırıp masaj yaparken zevkten dört köşe olmuştu, kendini kontrol edemedi.

 

Harika zaman geçiriyordu. Chu Yu hararetle oynanılıyordu lakin sinirlenemeden önce bir kez daha yüksek bir çan sesi duyuldu. Önceki sefer çalan çanın aksine bu seferki ses netti ve son bulmadan önce uzun bir müddet sürmüştü. Gürültülü eğitim sahaları yavaş yavaş sessizleşti.

 

Ellerini birbirine kenetleyerek kötü bir ruh hâlinde olan Chu Yu asık bir suratla, birdenbire ana salonun tepesinde ortaya çıkan insanlara baktı. Lu Qingan’ın ve Chu Sheng’in orada olması şaşırtıcı değildi ancak beklenmedik olan Song Yuanzhuo’nun da orada olmasıydı.

 

Chu Yu orada duran diğer insanları tanımıyordu fakat hepsi Doğan Ruh aşamasındaki kültivatörler olmalıydı.

 

Tüm bölgenin sessizleşmesini bekledikten sonra salonun ortasındaki kişi: “Değerli yoldaşlar, kültivatörler arasındaki savaş son bulabilir.”

 

Aşağıda ani bir kargaşa vardı.

 

“İki saat önce, bütün şeytani kültivatörler Jinhe’den çekildi.”

 


 

Siyah çizgilerden kasıt bu:

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 53: Ciddi Ve Muhteşem" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık