Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Xie Xi çok mutsuzdu.

 

Chu Yu, Xie Xi’nin neden mutsuz olduğunu biliyordu. Onun mutsuzluğundan keyif alıyordu. Balığı temizledi ve pişirmek için neşeyle bir ateş yaktı. Depolama yüzüğünü arayıp tarayıp bir süre önce içine attığı baharatları buldu ve birer birer balıkları baharatladı. Chu Yu: “Eğer güzel kızarmış bir balık istiyorsan ağırdan almalı ve pulları temizleyip kısık ateş üzerinde pişirmelisin. O zaman tadı güzel olacak…”

 

Xie Xi, Chu Yu’nun konuşmasını dinlerken morali yükseldi. Dalgın bir biçimde Chu Yu’yu süzdü, dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. “Shixiong’un söylediği her şeyi dinleyeceğim.”

 

Chu Yu’nun kafası eğikti bu yüzden Xie Xi’nin gözlerindeki tehlikeli parıltıyı fark etmedi. Sabırla balıkları baharatlamayı bitirdiğinde başını kaldırdı. Yanında tatlı, iyi huylu, küçük, sevimli bir çocuk gibi oturan Xie Xi’ye bakarken Chu Yu’nun kalbi aniden sevgiyle doldu.

 

Ahh, bu uysal görünüm, hâlâ sevimli küçük bir shota olduğu o günlerdeki gibi…

 

Gökyüzü kararmaya başladığından ateşin ışığı, yüz hatlarını daha da güzelleştirerek Xie Xi’yi aydınlattı.

 

Chu Yu’nun kalbi güm güm atmaya başladı ve biraz huzursuz hissetti.

 

Ah hayır, başı dertteydi! Güzel yüzlere karşı zaafı olan bu ‘yüz saplantılı’ kalp, küt küt atmaya başlamıştı.

 

Uzun bir müddet Xie Xi’ye gözlerini diktikten sonra yavaşça ona yaklaştı ve çocuğun kafasına dokunmak için elini kaldırdı. Bir çocuğu öven yaşlı biri gibi nazik bir şekilde: “Shidi’nin, göz açıp kapayıncaya kadar bu derece büyümesini beklemiyordum.”

 

“Shixiong için, göz açıp kapayıncaya kadar sürmüş olabilir.” Xie Xi, Chu Yu’nun elini tuttu ve bir öpücük kondurmak için dudaklarına yaklaştırdı. Gözleri karardı. “Ama Shidi için, o on karanlık sene, neredeyse bitmeyecek kadar uzundu.”

 

Ta ki sonunu görene kadar.

 

O yolun sonunda Chu Yu vardı.

 

Chu Yu şaşırdı. Bir an için tereddüt ettikten sonra içten içe endişe duyduğu şeyi sordu: “Duydum ki ilk yıl sen…”

 

Xie Xi ne sormak istediğini biliyordu ve gülümsedi. “Çıldırmıştım.”

 

O kadar açık sözlüydü ki Chu Yu biraz huzursuzlandı. “Shidi?”

 

Xie Xi, Chu Yu’yu kollarına aldı ve ayrı kalmaktan nefret ediyormuş gibi yüzünü, Chu Yu’nun yanağına sürttü. “Bu diğer insanların söylediği.”

 

Chu Yu rahat bir nefes aldı ve tam gülümsemek üzereydi ki Xie Xi devam etti. “Ama hakikaten çıldırmıştım. Bir yıldan daha fazla bir süredir, tek hatırladığım Anıt Mezar Harabelerinin dışında Shixiong’u beklediğim. Anıt Mezar Harabelerinin dışında dört mevsim geçene kadar bekledim. Sonbahar geldiğinde birdenbire kendime geldim. Uzun zaman boyunca ne yaptığımı hatırlamadım ve hatta Anıt Mezar Harabelerinin içinde ne yaşandığını bile hatırlayamıyordum…”

 

Ses tonu çok sakindi ama sözleri, Chu Yu’nun kalbini acıttı.

 

Çok acı verici olmalı…

 

Xie Xi onu daha sıkı tuttu ve mırıldandı: “Gerçekten hiçbir şey hatırlayamıyordum. Böylesine uzun bir zaman boyunca… Tek düşünebildiğim Shixiong’du. Ne zaman Shixiong’un gülümsemesini düşünsem hâlâ yaşamak için güç bulabildiğimi hissettim…”

 

Chu Yu daha da üzüldü. “Pekâlâ… Daha fazla bir şey söylemek zorunda değilsin.”

 

Chu Yu ilk başta Xie Xi’ye, bunca yıl neler yaptığını sormak istemişti. Beklenmedik bir şekilde, Xie Xi hemen konuşmaya başlamış ancak Chu Yu daha fazlasını duymaya dayanamamıştı artık.

 

Chu Yu, sıkı sıkı tutulduğundan nefes alamıyordu. Xie Xi’nin sırtını sıvazladı ve ne yapacağını bilmez bir şekilde: “…Shidi, neden Shixiong’dan hoşlanıyorsun?”

 

“Çünkü Shixiong çok samimi.” Xie Xi düşünceler içinde kaşlarını çattı. Başını iki yana sallayarak: “Shixiong bana karşı çok iyi; Shixiong çok müthiş. Shidi’nin sevdiği her şey o. Shixiong’la sonsuza kadar beraber olmak ve asla ayrılmamak istiyorum.”

 

Bir ömür boyu asla ayrılmamak… Aile gibi mi yani?

 

Chu Yu’nun zihni, orijinal dünyasındaki akrabalarına dalıp gitti.

 

Her gün evde olan, üvey annesini içkili bir şekilde döven ve ona için için küfürler eden işe yaramaz bir babası vardı. Üvey annesinin ise kendi çocukları olduğu için Chu Yu’ya karşı kabaydı ve bir an önce ortadan kaybolmasını istemişti.

 

…Aslında bir açıdan bakılırsa üvey annesinin dileği gerçekleşmişti.

 

Aynı Xie Xi gibi, o da çok yakın akrabalarının sevgi ve gözetimini deneyimlememişti. Neyse ki, doğası gereği iyimserdi ve kişiliği bozulmamıştı. Xie Xi ile ilgilendiği zaman ona nasıl iyi davranacağı, onu nasıl koruyacağı ve onunla nasıl ilgileneceği konusunda içgüdülerine güvenmişti…

 

Ve şimdi Xie Xi, ona iyi davranarak, onu koruyarak ve onunla ilgilenerek Chu Yu’yu taklit etmeye çalışıyordu.

 

Tüm bunlar, sözde ailesinin onun için yapmadığı şeylerdi.

 

Chu Yu bunun üzerine düşündü ve aniden şüphe duymaya başladı.

 

Şu anki durumuyla orijinal dünyasındaki durumunu karşılaştırınca, kitabın içinde kalmak daha iyi olmaz mıydı? Neden dünyasına dönme amacıyla yola koyulmuş ve umutsuzca daha fazla puan kazanmaya çalışmıştı ki?

 

Ayrıca, Xie Xi’yle mi kalması yoksa orijinal dünyasına mı dönmesi gerektiği konusu gizlice hep kafasını kurcalamıştı.

 

Bunun hakkında kafası karışık olmaya hiç gerek yoktu!

 

Birden Chu Yu yenilendiğini hissetti. Gülümseyerek Xie Xi’nin çenesini okşadı. “Pekâlâ, o zaman birlikte olacağız hep.”

 

Chu Yu’nun, bu soruya doğrudan cevap verdiği ilk seferdi. Xie Xi bu yanıtı beklemiyordu ve gözleri hayretle genişledi. Ağzını açıp kekeleyerek: “Shi, Shixiong… Shixiong, az önce ne dedin? Lütfen tekrar söyler misin?”

 

Gözlerinin heyecanla parladığını görünce Chu Yu iç geçirdi. Muhtemelen tüm hayatı böyle geçecekti.

 

Sabırla tekrarladı: “Hep, birlikte olacağız.”

 

Xie Xi hemen Chu Yu’yu yere yatırdı.

 

Bunu yapmasının nedeni, şu anda Chu Yu’yu okşamak istediğinden değildi, sadece son derece heyecanlıydı ve basitçe Chu Yu’yu kollarına almak, gitmesine izin vermemek istemişti.

 

Chu Yu’nun kafası çınladı ve gözleri acı yaşlarla doldu. Kendine gelmeden önce uzun bir süre karanlık gökyüzüne baktı. Azarlamaktan kendini alamadı: “Bu ne tür bir davranış biçimi? Kalk.”

 

Xie Xi yine de bırakmıyordu.

 

Chu Yu boynunda, Xie Xi’nin kafasını gömdüğü yerde bir ıslaklık hissedebiliyordu. Söylemek üzere olduğu sözleri yuttu. Xie Xi’nin sırtını sıvazlayıp ciddi bir şekilde mizaçlarını kıyasladı ve Xie Xi’nin gong olduğu düşüncesi biraz karamsar hissetmesine neden oldu.

 

Zemin soğuktu, hava yanık kokusuyla dolmuştu, bedeninin üzerindeki yük çok ağırdı ve gökyüzü de bulutluydu. Hareketsiz kalmak en iyisiydi.

 

…Bekle bir saniye.

 

Dalgın Chu Yu birden kendine geldi ve sıçradı. “Balık!”

 

Derin, içten bir sohbet yapmanın ve bir kucakta sabırla uzanmanın sonucunda bütün balıklar tamamıyla yanmıştı.

 

Chu Yu ateşin üzerine eğildi ve hayâl kırıklığıyla ateşi dürttü.

 

Gözleri parlayan Xie Xi, gülerek yanına çömeldi. “Shixiong balık yeme isteğimi kabul etti. Bütün balıklar yandığına göre telafi etmeyecek misin?”

 

Chu Yu, söndürmek için bir dalla sakince ateşi dürttü, ellerini silkeledi ve ayağa kalktı. Soğukça Xie Xi’ye öğüt verdi: “Çoktan Öz Biçimlendirme aşamasındaki bir kültivatörsün ama hâlâ tüm gün boyunca balık yemek hakkında gevezelik ediyorsun.”

 

Xie Xi çaresizce iç geçirdi. “Shixiong’u yemek istediğimi söylesem Shixiong razı olur mu?”

 

Chu Yu’nun ifadesi değişmedi ve Xie Xi’nin sorusunu tamamen görmezden geldi. “Pekâlâ, gidelim ve bu dağda neler dönüyormuş görelim.”

 

Konuşmayı bitirdikten sonra Xun Sheng’i yeniden aktifleştirdi ve yaşlı adamın gösterdiği yüksek dağa uçtu. İlk bakışta dağ çok yakınmış gibi görünüyordu ancak aslında oldukça uzaktı. Chu Yu’nun hızıyla oraya gitmek neredeyse yarım gün sürmüştü.

 

Dağın eteğinden bakınca dağ gerçekten de çok yüksekti. Chu Yu bir süre bunun hakkında düşündükten sonra bir bariyer oluşturdu. Kılıç üzerinde bulutların içine yükseldiler ama çok geçmeden Xun Sheng’in üzerindeki iki kişi, hafif bir gök gürültüsü ve güçlü bir rüzgar uğultusu duydu. Chu Yu, üstlerindeki bölgeyi kontrol etmek için yol gösteren bir tılsım fırlattı, herhangi bir anormallik yoktu. Bunun üzerine Chu Yu, Xie Xi’yi de alarak dağın zirvesine doğru uçtu.

 

Yalnızca birkaç metre uçmuşlardı ki bulutlardan ani güçlü bir rüzgar ve yıldırım ortaya çıktı. Tembelce Chu Yu’nun arkasına yaslanan Xie Xi, bir el sallamasıyla rüzgarı ve yıldırımı saptırdı.

 

Xie Xi’nin korumasıyla Chu Yu daha da özgüvenli hissetti ve onları bulutların en derinlerine götürdü. Manzaranın birden önemli ölçüde değişmesi uzun sürmemişti.

 

Bulut katmanının ötesinde, yeşil otlar ve küçük bir grup ağaçla örtülü ufacık bir tepe taraçası vardı. Sisli kaplıca, ağaçlar ve çiçeklerle çevrelenmişti.

 

Chu Yu gözlerini kıstı ve etrafa göz attı, kafası karışmıştı. “Yaşlı adamın söylediklerine göre bu dağın hakikaten tehlikeli olduğunu düşünmüştüm.”

 

Xie Xi kaygısızdı. “Sıradan ölümlüler geçtikleri her yerde ve zamanda dedikodu yayıyorlar, sürekli daha da renkleniyor. Shixiong aslında ona inanmış mıydı?”

 

“Öyle ama Shizun bu yerin güçlü bir Ebedi Pınar olduğunu söyledi. Nasıl olur da burada tehlikeli hiçbir şey olmaz?” Chu Yu’nun, bu yer hakkında hâlâ şüpheleri vardı.

 

Roman dünyasının yasalarına göre her gizemli hazine, hep mitolojik bir canavar tarafından korunurdu. Eğer koruyucu yoksa o zaman etrafında eski bir bariyer oluşumu vardır. Ona ulaşmak nasıl bu kadar kolay olabilir?

 

Xie Xi bir an için sessizdi, ardından başını başka tarafa çevirdi.

 

…Shizun sadece bir şeyler uydurmuştu, eğer gerçekten de burada biraz güçlü bir şey varsa Shizun harika biri olurdu…

 

Chu Yu dikkatsiz olmaya cesaret edemedi ve temkinli bir şekilde bölgeyi inceledi; hakikaten bulması zor, ılıman ve safi ruhsal enerjili bir yer olduğunu onayladı. Hayâl kırıklığıyla iç çekti ve Xie Xi’yi kaplıcaya götürdü.

 

Biraz önce havadayken hemen sonra alçaldılar, ağır bir sis vardı ama çok geçmeden hava aniden sıcak ve nemli bir hâl aldı.

 

Pınarı inceledikten sonra Chu Yu sert bir şekilde: “Shidi, gir içine. Koruyucu bir bariyerle dışarıda nöbet tutacağım.”

 

Xie Xi, Chu Yu’nun ciddi ifadesine baktı ve eli ayağına dolaştı…

 

…Yapılacak ne vardı ki? Açıkça, dünyayı umursamadan mutlu bir şekilde oyalanmak için buradalardı, güzelce utançlarını bir kenara koyup sakin sakin gülüp oynamalılardı ama Shixiong çok ciddiye almıştı…

 

Xie Xi’nin dili tutuldu. Bir süre sonra “Shixiong, burası çok güvenli.” dedi.

 

Chu Yu: “Hı?”

 

Xie Xi: “Shidi bir kaplıcaya tek başına girmeye korkuyor…”

 

Chu Yu burnundan soludu: “Ha! O zaman sana eşlik etmesi için bir canavar yakalayacağım.”

 

Xie Xi hemen Chu Yu’yu tuttu ve mağdur bir ifadeyle: “Shixiong, Shidi’nin tam olarak neyi kastettiğini biliyor. Peki ama neden Shixiong kafası karışmış gibi davranıyor?”

 

Chu Yu bunun üzerine kafa yordu ve üstü kapalı bir şekilde: “Shidi, genç ve dinç bir adamla birlikte banyo yaparsan kaçınılmaz olarak kontrolden çıkarsın…”

 

“…Shixiong hâlâ razı değil mi?” Xie Xi aniden gözyaşlarına boğuldu. “Shixiong benden hoşlandığını ve her zaman benimle kalacağını söylemişti. Neden sürekli beni reddediyorsun?”

 

Chu Yu kaşlarını çattı. “Yaralı biri ne tür vahşiyane bir egzersiz yapmak ister? Pınarın içine gir ve bekle!”

 

Xie Xi mutsuzdu. İlk başta Chu Yu’nun üzüntüsünden faydalanmak için yaralanmış gibi davranmıştı ama bunun sonucunda neredeyse ağzına girmiş balık aniden yüzüp kaçmıştı. Fakat eğer gerçeği söylerse muhtemelen Chu Yu onu görmezden gelecekti…

 

Xie Xi bir an için karamsardı. Cübbelerini çıkardı ve kaplıcanın içine girdi. Suyun içine batmamıştı bu nedenle sırtı açığa çıkmış ve ince belinin yarısı gizli, yarısı da ortada kalmıştı.

 

Chu Yu, Xun Sheng’i tutarken bir ağaca yaslandı ve gözlerini Xie Xi’nin sırtına dikti.

 

…Çocuğun canı gerçekten sıkkın görünüyordu.

 

Xie Xi, onun yüzünden yaralanmıştı.

 

Chu Yu’nun ifadesi değişmedi ancak kalbi biraz çalkantılıydı ve işaret parmağı gergince kına tık tık vuruyordu.

 

Aslında, müstehcenlik içermekle meşhur harem romanı türünün ana karakteri olan biri için bu derece kendini tutmak zor olmalıydı… Hele ki son zamanlarda Chu Yu onunla birlikteyken…

 

Sadece Xie Xi’yi biraz rahatlatacaktı, sorun olmamalıydı, değil mi?

 

Uzun süre bu çelişkiyle boğuştuktan sonra Xie Xi’nin sesini duydu: “Shixiong…”

 

Arkaya dönmemişti ve sesi yumuşaktı. Berrak sesi son derecede mağdur hissediyormuş gibi çıkmıştı.

 

Chu Yu’nun yüreği cız etti. Derin bir nefes aldı, dişlerini sıktı ve yakınlaştı. Kaplıcanın yanındaki kaygan bir kaya üzerinde dururken sevgi dolu bir şekilde: “Vücudun iyileşene kadar bekle. Şu an iyi bir zaman değil.”

 

Kısa bir duraklamadan sonra Chu Yu hafifçe öksürdü. “Çok çaresizsen beş genç bayan sana yardım edebilir…”

 

Xie Xi sessizliğini korudu.

 

Chu Yu ne yapacağını şaşırdı. Diz çöküp Xie Xi’nin başını okşamak için elini uzattı. “Uslu dur, sakın…ah!”

 

Eli yakalandı ve kaplıcanın içine çekildi. Sıcak su aniden bütün bedenini ıslattı. Chu Yu derin bir nefes aldı. Tam Xie Xi’yi uygun tutum konusunda eğitecekti ki Xie Xi, onun bedenini kayanın kenarına bastırdı. Bedenleri birbirine yapışmıştı, aralarında hiç boşluk yoktu.

 

Xie Xi içtenlikle gülümsedi. Chu Yu’nun elini arkasında sabitledi ve çenesini yukarı kaldırdı. Kısık bir sesle “Shixiong, buraya kendi kendine düştün.” dedi.

 

Chu Yu’nun yüzü ifadesizdi. “…Bırak.”

 

Xie Xi kulaklarını tıkadı. Bir bacağını Chu Yu’nun bacakları arasına sıkıştırarak göz kırptı. “Görünen o ki Shixiong suçluluk duyuyor ve yine de bunu telafi etmek için ilk adımı atmaya çok çekiniyor, bu yüzden lütfen Shidi’nin bizzat almasına izin ver.”

 

Chu Yu başını kaldırmaya zorlandı. Aptalca Xie Xi’ye bakmak için gözlerini kısarken dudakları inceldi.

 

Az önce Xie Xi onu hazırlıksız yakalamış ve suyun içine çekmişti, Parlak Görkem saç tokası bilinmeyen bir köşeye düşmüştü böylelikle hoş siyah saçları aşağı dökülüp ıslak bir şekilde yüzüne ve boynuna yapışmışlardı. Siyah saç, kar gibi beyaz teniyle hoş bir tezatlık yaratmıştı. Kıyafetleri karışıklık içindeydi ve güçlü beyaz göğsünü ortaya çıkararak hafifçe açılmıştı.

 

Xie Xi göz kırpıştırıp Chu Yu’nun pembeleşmiş yüzüne ve hafifçe ayrılmış nemli kırmızı dudaklarına baktı..

 

Bu manzara çok tanıdıktı ama eskiden istediğini yapamayacağı bir durumdaydı, şimdi ise yapabilirdi.

 

Başını eğdi ve Chu Yu’nun dudağını ısırdı. Nazik öpücük yavaş yavaş tutkulu, güçlü bir Fransız öpücüğüne dönüştü. Xie Xi’nin elleri, Chu Yu’nun sırtından aşağı kaydı ve bedenleri bir süre sıcak suyun içinde birbirine sürtündü. İkisi de hızlı hızlı nefes almaya başladı.

 

Xie Xi’nin gözleri parladı. Chu Yu’nun hassas noktasını hatırlayınca başını eğdi ve alaycı bir şekilde Chu Yu’nun adem elmasını yaladı.

 

Chu Yu kafasını kaldırdı. Elleri bilinçsizce esnedi ve ağır ağır solumaya başladı, zihni bomboştu. Kalbinin en derinliklerinden kopup gelen vahşi bir zevk dalgası içini sardı, göz ardı etmek imkânsızdı.

 

…Ne de olsa o, içki içmekten kaçınan bir keşiş değildi.

 

Chu Yu, alt karnına tarif edemeyeceği bir şeyin baskı uyguladığını net bir şekilde hissedebiliyordu. Bir an için sersemledi, ardından aniden kendine geldi ve Xie Xi’yi itti.

 

Xie Xi şok oldu: “Shixiong?”

 

Chu Yu alnını ovdu. “Kendine hâkim ol. Bedenin hâlâ iyileşmedi. Bu şeyi yapmamız söz konusu bile olamaz.”

 

Xie Xi ağlamak istiyordu. “…Shixiong, aslında…”

 

Chu Yu da bir erkekti. Bu zamanda itilmenin ne kadar rahatsız edici olduğunu biliyordu, dişlerini gıcırdattı ve zalim bir kalple: “Sayfa yirmi, değil mi?”

 

“Hı?”

 

“Sayfa yirmi, değil mi?”

 

Xie Xi’nin yüzündeki ifade garipti. “…Gerçekten mi, Shixiong?”

 

Chu Yu sırıttı: “Sadece ‘ağzını kullanarak’, değil mi?”

 

 


Alooo Chu Yu ve kaybolan gururunu arıyorum???? 

 

 

 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 49: Sadece Ağzını Kullan" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık