Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Ne? Chu Shuanghe mi? O da kim?

 

Chu Yu şaşkına dönmüştü. Daha önce bu ismi duymamıştı.

 

Orijinal romanda böyle bir olay yoktu… Gizli bir olay örgüsü müydü?

 

‘Chu Shuanghe’ yi duyduklarında Chu Ailesinin kıdemlilerinden birçoğunun ve Keqing’in benzi attı. Chu Sheng bir elini alnına koyup parmaklarını şakaklarına bastırdı. Gözü kızarmıştı ama kendini sakin olmaya zorladı. “Kardeşimle bir dakika yalnız kalmama izin verin, onunla konuşmam lazım.”

(ÇN: Keqing kimdir nedir necidir hiç bilmiyorum. Araştırdım ama pek bir şey bulamadım.)

 

Ölü haberciyi destekleyen koruyucu tereddüt etti ardından: “Yüce Genç Efendi Chu…”

 

Bir tabuyu çiğnediğini fark etmiş gibiydi ve duraksadı, yine de ismi yüksek sesle söylemedi. Fısıldadı: “…O uyandı, ailenin başına söylemek için mesaj gönderip göndermememiz gerektiğini merak ediyorum…”

 

Chu Sheng soğukça sözünü kesti. “Kimsenin, bu olayı büyükbabama ve büyükanneme rapor etmeye izni yok. Ölüm kalım meselesiyle sonuçlanabilecek bir inzivadalar. Yarıda kesilemezler.”

 

Alandaki diğer tüm insanlar Chu Sheng’e acıyormuş gibi sessizce olanlara seyirci oluyorlardı. Ellerini göğüslerinin önünde birleştirerek eğildiler ve yanlarında yaralı kişiyi alarak itaatkar bir şekilde ayrıldılar.

 

Odada iki kişi kaldığında Chu Sheng, Chu Yu’ya göz gezdirdi. Yüzü aşırı derecede solgundu ve kan çanağı gözleri vahşiydi ve dehşetle doluydu. Chu Yu endişe duymadan edemedi. “Ağabey, sen…”

 

Chu Sheng sessizce uzandı ve Chu Yu’ya sarıldı, başını Chu Yu’nun boynuna gömdü.

 

Uzun bir müddet sonra yumuşak bir şekilde fısıldadı: “Küçük kardeşim, Chu Shuanghe bizim amcamız.”

 

Chu Sheng, Chu Yu’dan büyüktü ve çok, çok daha fazlasını biliyordu.

 

Chu Shuanghe, Chu Shuangtian’ın küçük ikiz kardeşiydi lakin yıllar önce Chu Ailesinin başı ismini aile kaydından silmişti. Şu anda Chu Ailesinde bir zamanlar Chu Shuanghe adında birinin olduğunu bilen pek kimse yoktu.

 

Bir zamanlar, o ikizler Chu Ailesinin gururuydu. Büyük kardeşin yetenekleri büyüleyici olmasa da sıcakkanlı, zarif bir şekilde kendini idare eden ve diğerlerine karşı kibar biriydi. Küçük kardeşin ise yetenekleri mükemmeldi. Kaprisli ve fevri olsa bile yine de hâlâ küçük bir cilalamayla muhakkak gelecekte dünyanın en önde gelen kültivatörlerinden biri olurdu.

 

Chu Ailesinin geleneklerine göre en büyük çocuk ailenin başına geçerdi fakat küçük kardeş Chu Shuanghe çok daha dikkat çekiciydi. O sırada ailenin yaşlı reisi ikisi arasında kararsız kalmadan edememişti.

 

Chu Shuangtian başa geçmekle ilgilenmiyordu ama Chu Shuanghe güce aşırı arzu besliyordu ve aile reisinin, pozisyonu Chu Shuangtian’a vermek istediğinden fazlaca şüpheleniyordu. İkizinin, Chu Shuangtian’ın, liderlik için arkasından dolaplar çevirdiğini düşünüyordu. Qi Sapması yaşayana kadar aklı gece gündüz dengesizdi.

 

Chu Shuangtian bunu tam zamanında fark etmiş ve Chu Shuanghe’nin kontrolden çıkan ruhsal enerjisini tekrar eğitmesine yardım etmek için elinden geleni yapmıştı. Beklenmedik bir şekilde kardeşini kurtarmakta başarılı olmuştu ama Chu Shuanghe’nin ruh damarları hasar almış ve sakatlanmıştı.

 

O zamandan sonra Chu Shuanghe değişmişti.

 

Ruh damarlarının sakatlanmasından dolayı Chu Shuangtian’ı suçlamıştı. Chu Shuangtian’ın aile reisi pozisyonunu ona kaptırmaktan korktuğunu ve bu nedenle ruh damarlarına zarar vermek için el altından bir teknik kullandığına inanmıştı.

 

Chu Shuangtian, Chu Shuanghe’nin sakatlanan ruh damarlarından dolayı bitmek bilmez bir suçluluk duymuştu. Kardeşinin düşücelerini öğrendikten sonra direkt olarak ailenin reisine pozisyonu istemediğini söylemişti.

 

Ailenin reisi genç kardeş olabilirdi, ruh damarları sakatlanmış olsa bile… Ama büyük ve daha yetenekli bir kardeş varsa olmazdı, öyle değil mi?

 

Chu Shuanghe hemen oracıkta kafayı yemişti, Chu Shuangtian’ın ikiyüzlülüğüne derinden lanet etmişti. Sonraki gün, Akçaağaç Vadisi’nden ayrılmıştı. 10 yıldır yoktu.

(ÇN: Çevirmen arada bu vadinin ismini ‘Düşen Akçaağaç Yaprağı Vadisi’ olarak çeviriyor. Anlam veremedim o yüzden hep olduğu gibi bırakacağım ki kafanız karışmasın. ) 

 

On yıl sonra, Chu Shuanghe geri döndü. Tamamen farklı biri gibi görünüyordu. Kişiliği kasvetli ve soğuktu, geçmişteki gibi değildi.

 

En şok edici şey ise ruhsal damarlarının iyileşmiş olması ve kültivasyonunun Chu Shuangtian’ınkinden aşağı kalır yanının olmamasıydı.

 

Chu Shuanghe intikam almak için geri dönmüştü.

 

İki yüz yıl önce Erdemli ve Şeytani Yol kültivatörleri geniş çapta bir savaş başlatmışlardı ve sayısız ölü ve yaralı insan vardı. Chu Shuanghe o günlerde, Erdemli Yol kültivatörlerinin bölgesini istila eden şeytani kültivatörlerden biriydi. Hangi sebeple bu kaderi çevirdiği ve hangi sebeple şeytani kültivatörlerden biri olduğu bilinmiyordu. Chu Shuangtian hep pişmanlık duymuş ve kardeşi hakkında rahatsız hissetmişti bu yüzden onunla uğraşırken zalim olamamıştı. İkisi savaştığında Chu Shuangtian kardeşinin hileli planına düşmüş ve neredeyse ölmenin eşiğine gelmişti. Neyse ki Chu Ailesinin başı onu kurtarmak için tam zamanında varmıştı.

 

Ancak, bu Chu Ailesinin haini ile nasıl başa çıkabileceğini bulmak bir sorundu.

 

Chu Ailesinin reisi tereddüt etmemişti. Chu Shuanghe’yi Jinhe Nehrindeki ıssız bir mezarlığa mühürlemişti, Shuanghe için bir mezartaşı hazırlamıştı. Ardından Yuan Chen Tepesi’ne dönmüş ve Chu Shuanghe’nin adını aile kayıtlarından silmişti.

 

Büyükbabanın işi çok etkili ve doğrudandı.

 

Bu hikayeyi dinledikten sonra Chu Yu sersemledi. “Peki ya kardeşimiz Chu-Er?”

(ÇN: Buradaki ‘-Er’ ‘İkinci’ anlamına geliyor. ‘İkinci Chu’ gibi bir anlamı var. Diğer ‘-er’ ile karışmasın.)

 

Chu Sheng’in gözlerindeki ifade karmaşıklaştı. “İkinci kardeşimizin ölümü… Hepsi benim hatamdı.”

 

İkinci kardeşleri Chu Sheng’den beş yaş küçüktü. Bir gün, Chu Sheng on yaşlarındayken bir vadide kardeşiyle birlikte oynuyordu. O kasvetli ve tenha vadide bakışlarını kaldırdığında babasıyla yedi veya sekiz benzer yüz hattını paylaşan bir kişi görmüştü, Chu Sheng’e bu kişinin kalbine çoktan yakın olduğuna dair bir his vermişti.

 

Adam gülmüş ve Chu Sheng’e, Chu Ailesinin nasıl yolculuğa çıktığını sormuştu. Chu Sheng sadece birkaç seyahet meseleleri hakkında konuşmuştu ama adam onu keyifle dinlemişti. Nazik, kibar, mütevazı ve zararsız görünmüştü.

 

Chu Er’i kucağında taşımaya çalışmış ve Chu Sheng’e “Bu senin kardeşin mi?” diye sorarken parlak bir şekilde gülümsemişti.

 

Chu Sheng umursamazca başını sallamış ve göz açıp kapayıncaya kadar kanla kaplanmıştı.

 

Kimse bilmiyordu ki Chu Shuanghe mezardan tırmanarak çıkmış fakat şu anda Chu Sheng’in önünde durmuş, vahşice ve keyifle gülerek kılıcını defalarca kardeşine saplamıştı.

 

Chu Sheng bu anı hatırladığında yüzündeki ifade o kadar berbattı ki ona bakmak iç parçalayıcıydı. “Bu yüzden… Küçük kardeşim, seninle ilgili hiçbir şeyin ters gitmesine izin verilemez.”

 

Chu Shuangtian, onu kurtarmak için acele etmiş olsa da bu olay kalbindeki şeytani bir gölge olmuştu. Erken yaşta orijinal Chu Yu’nun karakteri antisosyal ve alışılmadıktı, aynı Chu Er’inki gibi. Bu ince benzerlik Chu Ailesini özellikle de Chu Sheng’i endişelendirmişti. Chu Yu’ya olan tavrı, sanki Chu Yu her zaman ölüm tehlikesi içindeymiş gibi hissetmesiyle açıklanabilirdi.

 

Chu Yu sessizdi.

 

Sonunda neden Chu Ailesinin, küçük prenseslerine karşı bu kadar şiddetli bir şekilde korumacı olduklarını anlamıştı. Ayrıca bu, neden Chu Sheng’in çok endişeli olduğunu ve olası Qi Sapması hakkında çok aptal olan küçük kardeşine tamamen kendini adadığını açıklıyordu.

 

Bu sevimli çocuk gerçekten insanların onu şımartmak istemesine neden oluyor.

 

Chu Yu, onu rahatlatmak için Chu Sheng’in sırtını sıvazladı ve fısıldadı: “Ağabey, bundan sonra ne yapacağız?”

 

“Bu konu, diğer insanlara belli edilemez.”

 

Eğer Yuan Chen Tepesi’nin Chu Ailesinin lideri ve eşinin yakalandığı ya da öldürüldüğü bilinirse Chu Ailesinin onurunu kaybetmesi sadece küçük bir konu olur ama bu dışarıya yayılır ve tüm Erdemli Yol ihtilaflarının moralini büyük bir ölçüde düşürürdü.

 

Üstelik, nasıl ki uzun bir ağaç rüzgarı çeker, Chu ailesi de birçok düşman edinmişti. Şu anda ortak bir düşmana karşı şiddetli bir nefret için bir araya gelmiş olsalar bile bazı insanların düşene tekme atıp atmayacağını ve art niyetle Chu Ailesini ayaklar altına almaya çalışıp çalışmayacağını kim bilir?

(ÇN: ‘Uzun bir ağaç rüzgarı çeker.’ ifadesi dikkat çeken bir kişi veya şeyin (yüksek bir ağaç gibi) çevresinden gelen baskı, eleştiri veya saldırılara maruz kalacağını ifade eder.)

 

Güvenilir insanlar bulması kolay değildir ama güvenilmez insanlar her yerdedir.

 

Chu Shuanghe yine mühürlenmiş ve Jinhe’de derin uykuya zorlanmıştı. Bu mesele önceden halka duyurulmamıştı, bu demekti ki Chu Ailesinin şahsi meselesi olarak görülüyordu.

 

Chu Sheng’in tonu kasvetliydi. “Mühürlendiğinde Doğan Ruh’un orta aşamasındaydı ama annemi ve babamı bu hâle zorlayabildiyse…” Duraksadı ardından acı bir tonda: “Bunu yapabilmesi için Doğan Ruh’un son aşamasında olmalı.”

 

Chu Ailesinde toplamda beş tane Doğan Ruh aşamasında kültivatör vardı. İkisi, orta aşamada olan Chu Shuangtian ve eşiydi. Geri kalanlar ise Doğan Ruh’un ilk aşamasındaydı. Chu Shuanghe ile ilgilenme sorununa gelince gelecek hiç iç açıcı görünmüyordu.

 

Chu Sheng derin bir nefes aldı ve Chu Yu’yu bıraktı. Yüzü ciddiydi. “Küçük kardeşim, ağabey senden bir şey yapmanı rica ediyor.”

 

Chu Yu çaresizce: “Ağabey, aklında ne olduğunu söyle bana.”

 

Orijinal Chu Yu’nun bedenini aldığı için Chu Ailesini gözetmeliydi. Bulmaları gereken sapık bir düşman olduğundan doğal olarak boş boş oturamazdı.

 

Chu Sheng: “Kıdemli Lu’dan destek istememe yardım et.”

 

Bu kıtada Lu Qingan, Tian Yuan Sekti’nin ikinci kıdemlisi, Doğan Ruh aleminin son aşamasının en tepesindeydi. Bir kılıç kültivatörü olarak sıralamalarda, yedi büyük sekt arasında en ünlü kişiydi. Her an ölümsüz alemine dokunabileceği söyleniyordu. Ancak kendisi ölümsüzlerin sıralamasına girmekte isteksizdi çünkü girerse o zaman bir yetkili olarak sekte göz kulak olmak için ön cephelerin arkasına gönderilirdi. Lu Qingan bunun çok zahmetli olduğunu düşünüyordu bu yüzden aşamasını ilerletmek istemiyordu.

 

Bu nedenle Lu Qingan’ın lakabı, ‘Yenilmez Doğan Ruh Uzmanı’ idi.

 

İlk defa Chu Yu, bu değersiz ustanın hiç de değersiz olmadığını hissetti.

 

******

 

Bu önemli bir konuydu bu yüzden sadece bir not gönderilemezdi. Chu Sheng kati suretle inisiyatif aldı ve iki Doğan Ruh aşamasındaki kıdemliden şehrin dışında onları beklemesini istedi. Ardından hepsi Tian Yuan Sekti’nin kampına gittiler.

 

Avluda oturan üç kişi Chu kardeşlerin geldiğini gördüğünde farklı tepkilere sahipti.

 

Üçüncü Shidi hemen gözyaşı dökmeye başladı. “Da Shixiong ahhh, geri dönmeyeceksin sanmıştım. Gittiğinde İkinci Shixiong korkunçtu…”

 

Xie Xi onu tekmeledi. Hem korkmuş hem de memnundu. Kollarını uzattı, gidip Chu Yu’nun beline sarılmak üzereydi. “Shixiong, dönüp burada kalmak mı istiyorsun? Çok fazla oda yok o yüzden Shidi’nle uyu. Yatak takımı hazırladım yani önceden yaşananları unut…”

 

Bu zor bir işti fakat bu durumda bile Chu Sheng ateşe karşı korunmayı, hırsızlara karşı gard almayı ve bu Shidi’ye karşı savunma yapmayı hâlâ hatırlıyordu. Kaşlarını çattı ve Chu Yu’yu arkasında tuttu. Lu Qingan’a baktı.

 

Lu Qingan durumu önemsemezken tepkisi: “Xi-er, bu gece gizlice dışarı çıkamazsın.”

 

Chu Yu: “…”

 

Bu tür gizli aşk meselesinin en başından ifşa olduğu ortaya çıktı…

 

İçten içe gülse mi ağlasa mı bilmiyor olsa da Chu Yu hâlâ kendi meselelerini hatırlıyordu ve ciddiyetle Lu Qingan’ın önünde eğildi. “Shizun, lütfen müridine yardım et.”

 

Chu Yu daha önce hiç Lu Qingan’dan bir şey istememişti. Telaşsız bir harektle Lu Qingan azimle cilaladığı kılıcını kınına soktu ve sıçradı. Eliyle Chu Yu’ya işaret yaptı. “Gidelim, yürürken anlat.”

 

Chu Yu biraz şaşırmıştı. “Hı?”

 

Lu Qingan’ın yüzündeki ifade ciddiydi ve gözleri sakindi. “Eğer yardımımı istiyorsan acil bir durum olmalı. Yani yürürken konuşalım. Zaman ve efor kazandırır.”

 

Chu Yu’nun kafası hâlâ biraz karışıktı.

 

Bunun çok önemli olabileceğinin farkındaydı. Nasıl olur da ondan yapmasını isteyeceğimiz şeyi hemen kabul edeceği bir şekilde sorabilir?

 

Lu Qingan, nazikçe Üçüncü Shidi’ye birkaç cümle söyledi, ona avluda kalmasını emretti. Başını çevirdi ve Chu Yu’ya baktı. “Bir mürit belaya karşılaştığında elbette ki usta ona yardım edecektir.”

 

Chu Yu’nun gözlerine yaşlar doldu.

 

Bu Shizun hiç de değersiz değil! Sonunda Chu Yu kâr etti!

 

Chu Sheng açıkça bir şey söylemek istiyordu. Gözlerindeki ifade karışıktı ama Chu Yu’yu bölmeye cesaret edemedi.

 

Chu Yu, Chu Sheng’in onu kampta bırakmak istediğini biliyordu fakat dikkate almadı. Kasten konuşmasını yavaşlattı böylece konuşmayı bitirdiğinde çoktan Yuan Chen Tepesi’nin kampından ayrılmışlardı.

 

Chu Yu aniden bir şeylerin yanlış olduğunu fark etti.

 

Neden bölüm sonu canavarını öldürmek için akın eden takımlarına katılmış bir ana karakter vardı ki?

 

Lu Qingan, ikisinin de ruh hali oldukça karmaşık olan Chu kardeşlere baktı. Bakışlarını çevirdi ve nazikçe: “Önce anne ve babanızın kaybolduğu yere bir göz atalım.”

 

Chu Shuanghe haberleri yayması için bir kişiyi bıraktığı için kesinlikle orada bulunabilecek bir şeyler bırakmıştı. Bir ipucu ya da bir tuzak olabilirdi. Her ne ise önce bir göz atmalılardı.

 

Doğan Ruh aşamasındaki bir kültivatör olarak Lu Qingan, diğerlerinden çok daha hızlıydı. Varış yerlerine kadar tüm yol boyunca Xie Xi, Chu Yu’nun bedenine sürtünmüştü. Chu Sheng varış yerine yaklaştıkça aklı o kadar kaotik bir hâle geldi ki tam burnunun dibinde Xie Xi’nin Chu Yu’nun elini tuttuğunu fark etmedi bile.

 

Chu Yu, Xie Xi’yle yüz yüze gelmek için döndü ve gözlerinin merhametli ve rahatlatıcı olduğunu gördü. Orijinal Chu Yu’nun kalıntılarından geriye kalan hissettiği yoğun keder geçeli uzun zaman olmuştu. Chu Yu üzgün hissetse de Chu Sheng kadar perişan değildi. Ana karakterin onu rahatlatmaya çalıştığını görünce Chu Yu boş boş bakmaktan kendini alamadı.

 

Xie Xi’nin gözlerinde Chu Yu’nun kederle aklının başından gittiğine hiç şüphe yoktu. Xie Xi’nin kalbi aniden acıma duygusuyla yumuşadı. Fısıldadı: “Shixiong, rahatla.”

 

Asla Chu Yu’yu bırakmayacaktı.

 

Chu Yu açıklanamayacak bir şekilde rahatlamış ve şaşırmıştı. Xie Xi’nin başını okşadı.

 

Yıldız haritasının gösterdiği yere vardıklarında Lu Qingan gelişigüzel bir şekilde bölgeye baktı ve aniden yüzü sertleşti.

 

Önlerindeki ıssız bir çöldü. Yeri yaran kılıç izleri ve her yerde dağılmış taşlar vardı. Kanı uzun zaman önce kurumuş birkaç ceset sessizce toprakta uzanıyordu.

 

Beden yığınlarının ortasında tek bir kılıç saplıydı.

 

Kılıcın bıçağı, ölüler diyarının soğuk yeşil-mavi ışığıyla parladı. Kabzası, keskin ve dallı budaklı oymalı desenlerle süslenmişti. Kılıcın ince bıcağı soğuk rüzgarda hafifçe sallandı ve kılıcın üstündeki oyulmuş kelimeleri ortaya çıkardı – Bu Heng.

(ÇN: 不衡 (Bu Heng) – Dengesiz) 

 

Lu Qingan kılıca dik dik baktı ve istemsizce Yan Han’ın üstündeki ellerini sıktı. Şaşkın ve memnun ama aynı zamanda sinirli ve ürkmüş görünüyordu.

(ÇN: 掩寒 (Yan Han) – Soğuğu Örten. Lu Qingan’ın kılıcının adı.)

 

Chu Yu, Shizun’un ikinci kez iyileşen yüz felcinden dolayı korkmuştu. “Shizun, o nedir?”

 

Lu Qingan soruyu duymamış gibi, kılıcı çıkaracakmışçasına yavaşça ileri doğru iki adım attı. Kendilerine rağmen herkesin gözü kılıca çevrilmişti. Bu kılıcı bilenlerin yüzünde bir idrak vardı. Chu Yu gibi ne olduğunu bilmeyenlerin yüzü basitçe bomboştu.

 

Chu Yu’nun kafası karışmıştı. Ansızın ayaklarının altında beyaz bir ışık parlamaya başladı.

 

Lu Qingan geriye sıçradı. “Bu bir ışınlanma oluşumu! Uzak durun!”

 

Ne?

 

Göz açıp kapayıncaya kadar manzara hızla değişti. Değişmeyi bıraktığında etraf karanlıktı.

 

Chu Yu’nun kalbi karmaşık duygularla doluydu. Merak etti: Bu, Anıt Mezar Harabelerindeki o seferki gibi miydi? Yine garip bir yere mi ışınlanmıştı?

 

Tereddütle elini uzattı ve henüz hiçbir şeye dokunamamıştı ki eli sıkıca tutuldu.

 

Chu Yu: “Ağabey?”

 

Karanlıkta hiçbir yanıt yoktu.

 


 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 32: Chu Shuanghe" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık