Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Ciddi bir tonda “…Aslında, Shidi’ye iyileşmesinde yardımcı oluyordum.” derken Chu Yu’nun yüzü çok ciddiydi.

 

Chu Yu’ya dik dik bakan üç kişi, bir şey demedi.

 

Chu Yu tamamen sakin kaldı ve yüzündeki ifadeyi korudu. “Biraz sıcaktı bu yüzden kıyafetlerimi çıkardım. Ağzımdaki ve boynumdaki ise, böcekler tarafından ısırıldığım için.”

 

… Ne kadar büyük bir böcek olmalı.

 

Lu Qingan normal bir şekilde bakışlarını kaçırdı, anlaşılan Chu Yu’nun komik ve şüpheli performansına razı olmaya istekliydi. Üçüncü Shidi gözü kara bir şekilde Shizun’unu takip etti ve sessizce başını çevirdi.

(ÇN: Burada şüpheli olarak çevirdiğim ‘fishy’ kelimesi ayrıca ‘balık gibi’, ‘balık kokan’ ve bu tarz birkaç anlama daha geliyor. Yani Chu Yu’nun adıyla küçük bir kelime şakası daha yapılmış.)

 

Yalnızca, gözleri kızarmış olan Chu Sheng burnunu çekti ve Chu Yu’ya baktı. İleri eğildi ve ümitle: “Gerçekten mi?”

 

İlk kez Chu Yu gerçekten ağabeyinin tatlı olduğunu hissetmişti. Hemen başını salladı. “Gerçekten!”

 

Chu Sheng katı bir şekilde güldü. “O zaman onun erkek üreme organını kesersem kardeşimin bunun hakkında bir fikri olmaz değil mi?”

 

Bu ne lan! Neden bunun hakkındaki görüşlerimi sormak zorundasın?!

 

Chu Yu bir anlığına sersemledi. Ardından Chu Sheng’in odaya gitmek üzere olduğunu görünce yüzündeki ifade karardı. Chu Yu aceleyle onu yakaladı ve alnındaki olmayan soğuk terleri sildi. “Ağabey…”

 

Normal bir şekilde bayrakları yukarı çekmeye başlama! Ana karakterin ‘küçük kardeşi’ bizim gibi canına susamış karakterlerin dokunabileceği bir şey mi?!

 

“Ağabey… Annem ve babam nasıllar?” Chu Ailesinin reisinin ve eşinin genç yüzlerini düşündüğünde Chu Yu istemsizce bu saygı ifadelerini söyledi.

 

Chu Sheng’in yüzündeki ifade hayal kırıklığı ve kötü niyetle karmakarışıktı. Chu Yu’nun başını okşadı ve samimiyetle: “Sanırım küçük kardeşim Şeytani Yol kültivatörlerinin saldırısından çoktan haberdar. Bu nedenle Qing Tu’daki durum çok gergin. Şeytani kültivatörlerin, Ebedi İttifak’ta birçok ajanı var. Nüfuz edemedikleri tek bir yer yok ve öldürmek için acımasız yöntemler kullanan suikastçılar her yerde pusuyor olabilir. Annem ve babam, Qing Tu üzerine geniş çapta bir koruma düzeni oluşturmak konusunda tartışıyordu. Bu öğleden sonra oluşum için toplanacaklar. Korkarım ki birkaç gün geri dönemeyebilirler.”

 

Chu Sheng samimi bir şekilde gülümsedi. “Buraya gelirken çoktan onlara bir mesaj ilettim. Küçük kardeşimin güvenli bir şekilde geri döndüğünü bilmelerinin onları memnun edeceğinin farkındayım.”

 

Son on yılda çektiği çile hakkında konuşmadığını görünce Chu Yu kalbinin taş kadar ağırlaştığını hissetti. Açıklanamayacak bir şekilde duygulanmıştı. Başını salladı. “Şeytani kültivatörlere karşı savaşa katılmak için yarın ayrılacağım.”

 

Bu savaş alanında Temel Oluşturma aşamasındaki kültivatörler sadece ölümüne susamış karakterlerdi. Sokaklar her ne kadar Öz Biçimlendirme aşamasındaki kültivatörle dolu olmasa da onlardan çokça vardı ve çoğu ölmüştü. Chu Sheng yıllardır Qing Tu’da kalıyordu bu nedenle şu anki tehlikenin oldukça farkındaydı. İfadesi hemen değişti ve Chu Yu’yu kavradı. “Hayır, kardeşim. Gidemezsin!”

 

Chu Yu: “… Neden?”

 

Chu Sheng daha fazla bir şey söylemeye dayanamadı. Bir şey söylememesine rağmen yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Hepsi Chu Sheng’in şunu düşündüğünü görebiliyordu: ‘Çok hassas ve tatlısın, öylesine tehlikeli bir yere gitmene nasıl izin veririm?’

 

Chu Yu ürperdi ve sessizce iki adım geriledi.

 

Lu Qingan başını geri çevirdi ve sakince: “Chu Sheng, Yu-er Öz Biçimlendirme’nin ilk aşamasında.”

 

Eğer Anıt Mezar Harabelerinin tarif edilemez gücü yıllarca kültivasyon ilerlemesini baskılamasaydı Chu Yu kesinlikle Öz Biçimlendirme’nin ilk aşamasından çok daha ileride olurdu.

 

Chu Sheng hâlâ bunu kabullenemiyormuş gibiydi. “Hayır! Kardeşim yıllarca ailesini bile göremedi. Ya bir şey olursa? Chu Ailesi kesinlikle bir kayba dayanamaz.”

 

Lu Qingan, Chu Ailesinin çocuklarına karşı şiddetli koruma tavrının uzun zamandır farkındaydı. Düşünürken bir süre suskundu. Ardından başını salladı. “Böyle olduğuna göre o zaman Yu-er…”

 

“Chu Ailesinin kampına geri dönecek!” Chu Sheng, bebek kardeşinin yine alıkoyulmasından çok korkmuştu. Xie Xi’nin odasına doğru baktı. “Kıdemlinin bunun hakkında bir fikri var mı?”

 

Lu Qingan: “Bir düşüncem yok ama Yu-er’in varmış gibi görünüyor.”

 

Chu Sheng sert bir biçimde Chu Yu’ya baktı.

 

Chu Yu titredi.

 

Ailenin çocuklarını korumak için verdiği aşırı güçlü ve korkutucu gayretle karşı karşıya kalmak çok zorlayıcıydı, özellikle konu yılışık bir çocuk gibi davranan bu aşırı yetenekli dehaya geldiğinde. Chu Yu her ne kadar işine geldiğinde bazen sevimli davransa da Chu Sheng’in, bu gay adamın sözünü dinlemesine imkân var mı ki?

 

Chu Ailesinin evinde kalırsa isteksizce ev hapsine alınma ihtimali vardı. Kaç tane prenses aşırı gergin olur ve onun savaşa girmemesi için ısrar ederdi? Chu Yu gerçekten kanlı savaş alanına ilgili olmasa da aslında iki grup arasındaki topyekün savaş biraz onunla bağlantılıydı. Sorumluluğundan kaçınarak saygınlığını yitirmek istemiyordu.

 

Üstelik, kötü niyetli hareketleri için Song Jingyi’den hâlâ öcünü almalıydı. Şu anda giderse bu gerçekleşmezdi.

 

Öte yandan burada Lu Qingan vardı bu yüzden Xie Xi, buradaki güvenliği küçümsemeyecek ve haddinden fazla bir şey yapmayacaktı, özellikle yaralı olduğu için.

 

Chu Yu içinden bir çözüm düşünmüştü. Başını iki yana salladı ve bir bahaneymiş gibi söyledi: “Shidi yaralı. Kalmak ve birkaç gün ona göz kulak olmak istiyorum. Ağabeye sıkıntı verdiğim için üzgünüm ama lütfen annem ve babam geri döndüğünde beni bilgilendir.”

 

Chu Sheng, üzüntülü bir ses çıkardı. “Gerçekten o çocuğu seviyorsun…”

 

Chu Yu kaş çattı: “Öyle bir şey değil!”

 

Sadece kardeş gibi uygun bir şekilde mutlu mesut yaşayamaz mıyız?!

 

Chu Sheng sözleriyle ikna olmamıştı ve dahası çok daha endişeli görünüyordu. Çirkin ve karışık bir ifadeyle: “Hayır. Kardeşim, inatçı olma.”

 

Chu Yu, yüzündeki depresif ifadeyi gördü. Üzerine düşündükten sonra aniden ailenin on yıldır kayıp bebeğinin geri döndüğünü fark etti. Chu Sheng normalde orijinal Chu Yu’ya karşı hoşgörülü olsa da bu kez olmayacaktı. Ayrıca, Chu Yu bir kere daha onunla gitmeyi reddederse garip olurdu.

 

Chu Yu birden bedenin orijinal sahibine biraz imrendi. Sadece ölümüne susamış bir karakter olsa bile üzerine titreyen birçok insan vardı.

 

Xie Xi’nin odasına dönüp baktıktan sonra Chu Yu biraz iç geçirdi. “Pekâlâ, ağabey. Seninle geleceğim.”

 

Xie Xi iyi olmalıydı. Yaraları hızlıca iyileşecekti. Uyumuş olmasının nedeni bu olmalıydı. Muhtemelen çok yorgun olduğu içindi.

 

Lu Qingan, Chu Yu ile vedalaşmadı ve sadece onlara baş salladı.

 

Üçüncü Shidi fısıldamadan edemedi. “Da Shixiong giderse İkinci Shixiong’la kim ilgilenecek?!”

 

Lu Qingan başını eğdi ve kılıcını çıkardı, yüzündeki ifade donuktu. Yavaş yavaş kılıcını sildi. Uzun bir süre sonra konuştu: “Sen.”

 

Üçüncü Shidi’nin yüzü soldu ve baştan aşağı titredi. “Olmaz, olmaz, olmaz Shizun! İkinci Shixiong uyanır ve Da Shixiong’u görmezse beni öldürür!”

 

Lu Qingan sessizce bu omurgasız üçüncü müridine baktı ardından daha fazla ona bakmaya dayanamadı.

 

Üçüncü Shidi eve girmeye cesaret edemedi. Lu Qingan’ın başı eğik bir şekilde kılıcını temizlediğini görünce yanına çömeldi. Biraz daha yakınlaşıp fısıldadı: “Shizun, Da Shixiong ve Shixiong…”

 

Lu Qingan ona bir bakış attı. “Bunu çok garip mi buluyorsun?”

 

Shidi başını iki yana salladı. “Hayır.”

 

Lu Qingan: “İğreniyor musun?”

 

Üçüncü Shidi başını sallamaya devam etti. “Hayır.”

 

Lu Qingan kılıcını kaldırdı ve hafif bir tonda: “Bu yeterli değil!”

 

Üçüncü Shidi yere çömeldi, Lu Qingan’ın profiline baktı. Ay ışığı yüzünde parlıyordu, yarısı soğuk yarısı perişandı. O sessizlik anında söylenmemiş bir sürü şey vardı.

 

Üçüncü Shidi orada sessizze çömeldi ama ardından bir irkilmeyle uyandığında korkmaya başladı ve aniden bir şey fark etti. Sonra sessizce odasına döndü.

 

******

 

Chu Ailesinin garnizonu, Tian Yuan Sekti’nin kampından fazla uzak değildi. Yürüyebildiler ve Chu Sheng, Chu Yu’yu kendi küçük avlusuna götürdü. İfadesi endişeliydi Chu Yu’yu odaya itti. İçerdeki sesin dışarıya gitmesini engelleyen bir gizlilik büyüsü yerleştirdi. “Küçük kardeşim, on yıl önce ne yaşandı?”

(ÇN: Garnizon; Askerî birliklerin bulunduğu yer, askeri karargâh.)

 

Chu Yu buz kesilmişti. “Xie Xi ne yaşandığını anlatmadı mı?”

 

Chu Sheng bir anlığına sessizdi ardından yumuşakça: “Anıt Mezar Harabelerinde tıkılı kaldığında o çocuk kafayı yedi.”

 

Chu Yu mırıldandı: “Kafayı mı yedi?”

 

“Tek bir kelime bile etmeyi reddetti. Uyumak ya da dinlenmek için durmadan sadece Anıt Mezar Harabelerinin girişinde oturdu. Kıdemli Lu bile uzaklaştıramadı onu. Bir buçuk yıl boyunca orada oturdu… Ebedi İttifak oluşturulduktan sonra Duan Xue’yi aldı ve Anıt Mezar Harabelerinden ayrıldı. Birkaç Şeytani Yol kültivatörünün başını taşımak için Qing Tu’ya geldi. Qi’sinin aurası çok korkunçtu.” Chu Sheng kaşlarını çattı. “Qi Sapması yaşamaya eğilimli olduğundan şüphelendim. On yıl önce Anıt Mezar Harabelerinde ne yaşandığını bile hatırlamıyor ve diğerleriyle konuşmuyordu. Küçük kardeşim, ondan uzak dur lütfen.”

 

Aniden Chu Yu’nun boğazı düğümlendi.

 

On yıldır Anıt Mezar Harabelerindeydi. Beklenmedik şekilde Xie Xi, bir buçuk yıl gizli diyarın sınırının ötesinde onunla karşılıklı oturmuştu.

 

İçten içe gerçekten rahatsız hissetti. Birdenbire Xie Xi’yi görmeyi çok istedi. Duraksadı ardından: “Şeytani böcekleri yetiştiren bir şeytani kültivatör vardı. Fang Ye Şehrindeki böcekle aynı türdendi. O kişi, ayrılan müritleri beklemek için Anıt Mezar Harabelerinin girişinde durdu ve ardından ruh otlarını çaldı.”

 

Chu Sheng başını salladı. “Ruh otları için büyük bir kargaşa vardı. Babam söyledi bunu, küçük kardeşim haberdar mı?”

 

Chu Yu şu anda bir kaosun içindeydi. Basitçe dinleme havasında değildi bu yüzden başını iki yana salladı.

 

Chu Sheng’in onu kışkırtma teşebbüsü yenilgiyle sonuçlandı. Kasvetli hissetti. “Küçük kardeşim, Anıt Mezar Harabeleri Qing Tu’dan çok uzakta. Öz Biçimlendirme aşamasındaki bir kültivatör bile bir ayda buraya varır. Ancak Anıt Mezar Harabeleri sadece birkaç gün önce açıldı… Erkenden çıkmış olmalısın, değil mi?”

 

Chu Yu gözlerini alçalttı. “Anıt Mezar Harabelerinde sıkılmıştım ve her bir yanı, her bir köşeyi aradım. Son zamanlarda taş bir mağarada eski bir oluşum keşfettim ve düzeltmek için yeterince gözü pektim. Şanslıydım ve dışarı ışınlandım.”

 

Genelde Anıt Mezar Harabelerinde tek başına kalan insanlar orayı keşfetmeye cesaret edemezdi. Sadece aynı yerde dururlardı yoksa daha farkına varmadan ölebilirlerdi.

 

Bilinmeyen bir oluşumla karşı karşıya kaldığında kim onu düzeltmeye cesaret ederdi ki?

 

Chu Sheng aşırı derecede korktuğu için soluğu kesildi ve Chu Yu’nun kafasının arkasına şaplak atmaktan kendini alamadı. “Küçük kardeşim, beni korkudan öldüreceksin! Bir daha o kadar tedbirsiz olamazsın. Ebeveynlerimiz döndüğünde bunun hakkında onlara bir şey söyleme.”

 

Chu Yu gülümsedi.

 

Bazı kelimeler konuşulamaz, kesinlikle güvendiğin şeyler olsa bile.

 

Chu Sheng, Chu Yu hakkında çok kaygılıydı ve yavaş yavaş sakinleşene kadar detayları sordu. Chu Yu’ya baktıktan sonra arkasında sendeleyen ve yumuşak, çocuksu bir sesle konuşan küçük çocuğu düşünmeye başladı. Chu Sheng, Chu Yu’ya sarılmaktan kendini alamadı. Sesi yumuşaktı. “Küçük kardeşim, bir daha belaya bulaşma. Ansızın bir kardeşimi kaybettim zaten. Birini daha kaybetmek istemiyorum…”

 

Chu Ailesinin üç tane meşru varisi vardı. Chu Yu üçüncü çocuktu. Ne yazık ki ikinci kardeşleri gençken bir hastalıktan ölmüştü. Fakat Chu Sheng’in sözlerini dinlediğinde bir şeyler yanlış gibi görünüyordu.

 

Beyninde bir ampul parladı ama Chu Yu’nun düşünmek için zamanı yoktu çünkü dışarıdan ani bir çan sesi geliyordu. Bu ses ona dejavu yaşatmıştı. Kaşlarını kaldırmadan edemedi.

 

Chu Sheng Chu Yu’yu bıraktı, kapıyı itip açtı ve gizlilik büyüsünün alanına girmeye çalışan bir uçan not gördü. Bariyere her çarpışında bir güm sesi çıkıyordu.

 

“O kadar acil mi?” diye mırıldandı Chu Sheng. Büyüyü bozdu ve notu aldı.

 

Yumuşak, hoş bir kadın sesi yavaş yavaş: “Yüce Lord Chu, resmi işleri tartışmak için ana salona gelin lütfen.”

 

Chu Ailesinin başı ve eşi çoktan ayrılmışlardı bu nedenle bu işlerden Chu Sheng sorumluydu. Chu Sheng bir an olsun düşündü ardından bir not çıkardı, birkaç kelime söyledi daha sonra gitmesine izin verdi. Dönüp gülümseyerek: “Babamım genç erkek kuzeninden resmi işlerle ilgilenmesini istemiştim. Müzakere sürecinde kaçınılmaz birçok kargaşa yaşanmış olmalı. Ne zaman dönebilirim bilmiyorum. Küçük kardeşim, ilk önce odaya gidip dinlenmelisin.”

 

Chu Yu’nun kafa salladığını görünce Chu Sheng gülümsedi ve kılıcın üzerinde oradan ayrıldı.

 

Chu Yu derin düşüncelere daldı: Bu garip. Neden şu anda ana karakterin şimdiki ruh hâlini görmek konusunda sabırsız hissediyordu? Neler oluyor?

 

Bir süre hareketsiz kaldıktan sonra Chu Yu yatak odasına girdi.

 

Çoktan gece yarısı olmuştu. Chu Yu yatakta bir yandan diğer yana debeleniyordu, yorgundu ama uyuyamıyordu. Sonunda yatakta oturur pozisyona geldi, bağdaş kurdu ve meditasyon yapmaya ve bedeninin içine bakmaya çalıştı. Özü dışında içeride başka bir şey daha vardı. Kalbindeki his karmaşıktı.

 

Uzun bir süre sonra yavaşça gözünü açtı.

 

Tam önünde gülümseyen bir yüz vardı.

 

Bu ne *****!

 

Chu Yu’nun kalbindeki hüzün bulutları aniden dağıldı. Kanı dondu ve baş belası uyuşuk hissi baştan aşağı yayıldı. ******! Ağzının kenarları tahammül edemedi ve seğirdi.

 

“… Shidi, buraya nasıl geldin?”

 

Xie Xi konuşmadı. Yavaşça Chu Yu’ya yaklaştı. Gülümsüyor olsa da iç geçirirken ifadesi soğuktu ve Chu Yu’ya baskı yaparak acele etmeden: “Shixiong, neden her seferinde gitmek zorundasın?”

 

Xie Xi uykusundan uyandığında yanının boş olduğunu fark etmişti, önceki karşılaşmaları yalnızca içinde sıkıştığı bir rüya gibiydi.

 

Chu Yu soğuk terler döktü.

 

Ne demişler, ‘İti an çomağı hazırla.’

 

Bu iyi değildi. Aslında onun hakkında konuşmamıştı. Tek yaptığı birini düşünmekti, nasıl da o kişi peyda olmuştu?

 


Kahroldum ya, Xie Xi beni mahvetti ╥﹏╥

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 30: Seni Görmek İstiyorum" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık