Çevirmen: Yuuki
Chu Yu’nun bedeni baştan aşağı buz kesti ve hareket edemedi. O anda kalbinin en derinliklerinden onsekiz Tanrı ve Buddha’ya lanet etti.
Xie Xi’nin ona aniden saldırmasını ve gardını indirdiği andan yararlanmasını beklemiyordu. Artık engelleyici toprak Qi’si, hareket edemesin diye ruh damarlarını mühürlemişti, sadece el mühürlerine izin veriyordu.
Gülümsüyormuş gibi görünen ama gülümsemeyen Xie Xi, kanlı cübbesini çıkardı ve yatağa fırlattı. “Birini çıkardım, kardeşim de birini çıkarmamalı mı?”
Afedersin ama hayır.
Chu Yu’nun ağzı seğirdi. “Xie Xi, sakinleş.”
Xie Xi duraksadı ardından: “Shixiong, oldukça sakin olduğumu söylememe izin ver.”
Chu Yu, bir şeyin abes olduğuna dair garip bir hisse kapıldı ve kaşlarını çattı. “… Daha yeni bana adımla seslenmiyor muydun? Neden bir anda bana Shixiong demeye geri döndün?”
Xie Xi acelesiz bir şekilde Chu Yu’nun kuşağını çözdü ve hafifçe: “Shixiong’un hâlâ bana kızgın olmasından endişeliydim ve daha fazla kızdırmak istemedim. Ben de biraz kızgındım bu yüzden sana Shixiong demek istemedim. Ama Shixiong beni suçlamadığı için artık ben de sinirli değilim. Doğal olarak, Shixiong’uma saygı duymalı ve tekrardan ona kibarca seslenmeliyim.”
O noktada Chu Yu’nun cübbesi çıkarılmıştı. Xie Xi başını eğdi, birden Chu Yu’nun boynunu nazikçe yalamaya başladı. Sonra ağzını açtı ve adem elmasını ısırmaya başladı.
Bu şekilde hassas noktayla oynanması Chu Yu’nun yüzünün belirsizce kızarmasına neden oldu. Nefes alışverişi biraz hızlandı ama hemen ardından yüzündeki ifade sinire döndü. “Bu mu saygı dediğin?”
Xie Xi kaşlarını kaldırdı ve kolay bir şekilde Chu Yu’nun bacaklarını ayırdı, kalçasını tutarken dizlerini bacaklarının arasına yerleştirdi, illüzyonda sıkıştıkları zaman yaptığı gibiydi. Ahlaksız niyetlerle Xie Xi, Chu Yu’nun bacaklarının arasındaki yeri ovmaya başladı.
Chu Yu küfretme dürtüsüne engel oldu ve derin bir nefes aldı. “Xie Xi, beni zorlama.”
Xie Xi’nin ifadesi sakindi. “Shixiong beni bir kez kandırdın. Ben de kandım. Shixiong beni geri dönmeye zorladı. Ben de onu geri dönmeye zorladım. Bu doğru değil mi? Shixiong’dan hoşlanıyorum bu yüzden bu şeyler hakkında tartışmayacağım. Shixiong her zaman kaçamak cevaplar verdi ve belirsiz konuştu. Seni aptal bir yolla kaybetmektense daha agresif olmak en iyisi. Shixiong, doğru değil mi?”
Bunu söyledikten sonra Xie Xi, çoğunlukla iyileşmiş ama hâlâ kanla kaplı olan güçlü göğsünü ortaya sererek sıradan bir şekilde iç cübbesini çıkardı. Karışık yaralarının bazıları hâlâ kanıyordu, Chu Yu’nun korkmasına neden oldu.
Chu Yu gözlerini kapadı. Aniden kafasının içinde bir bildirim sesi yankılandı.
Talebi üzerine uzun bir süredir Sistem tamamen sessizdi, şimdi ise: “Yönetici hep yorum barajını kapattığı için~ yorumların sayısı, sınırı aştı~ Üç saniye içinde~ yorum barajı otomatik olarak patlayacak~ üç~ iki ~ bir~”
Chu Yu dehşete kapıldı. “******! Şimdi olmaz!”
Ardından gözlerinin önünden yorumlar akmaya başladı.
[KullanıcıBuErChen: ******, bu küçük Shidi’nin öfkesi, alışılmışın dışında! ▼w▼ On yıl sonra balık yemek için yeterince büyük! +2 puan]
[KullanıcıDütDüt: Otobüste kart geçiriyorum! Muah! Muah! +2 puan]
[KullanıcıDokuz: Ah, öğrenci kartımı düşürdüm. +2 puan]
[KullanıcıOPOlduğumİçinÜzgünüm: Ehliyetimi düşürdüm. +2 puan]
(ÇN: OP, internet forumlarında gönderiyi paylaşan kişiyi belirtmek için kullanılan bir kısaltma, uzun hâli ‘original poster’. Ayrıca oyunlarda bu kısaltma fazla güçlü anlamına gelen ‘overpowered’ için de kullanılıyor. )
[KullanıcıSonbaharÇiçeklerininDüşüşü: Küçük gong, alt et onu! Yap! Da Shixiong’la birlikte ol! Da Shixiong, üç gün boyunca yataktan kalkamayana kadar yap! +2 puan]
[KullanıcıŞaşkınveSersem: *******! Bunun ön sayfada olduğunu hatırlıyorum. Uzun zaman önce kaydetmiştim sonra bugün kanalın değiştiğini fark ettim! ******! Bu gay oldu! Gözlerim! -2 puan]
[KullanıcıBuErChen: Vaay, hetero bir adam ortaya çıktı! 0 puan]
(ÇN: İnternette içerik üreticileri ve yöneticilere şakayla ‘şoför’ denir. Bir gruba ya da daha fazla içeriğe ulaşmak gibi şeyler isteyen insanlar da bazen kendilerine ‘yolcu’ derler. Dolayısıyla ‘kart geçirmek’ içerik için ‘ödeme’ dir. Öğrenci kartını düşürmek vb. şeyler şakadır. Basitleştirilmek gerekirse, daha fazla smuta aç birer fujoshi hepsi.)
……
Seni *****!
Sistem, bunu bilerek yaptın!
Chu Yu neredeyse bir ağız dolusu kan kusacaktı. Göz kırpıştırdıktan sonra coşkun yorum barajını boş vermeye çaba sarf etti. Gözlerini kısıp Xie Xi’nin ifadesini çok daha net bir şekilde görmeye çalıştı. Mutlu mu yoksa kızgın mı olduğunu göremiyordu ama Xie Xi’nin sesi, kulağına fısıldarken yumuşaktı: “Görünen o ki çabalarım yetersiz ve daha fazla çabalamalıyım… Da Shixiong her şeye rağmen hiçbir tepki vermedi.”
Chu Yu, yapay bir şekilde görüşünü kaplayan yorumlarla içten içe alay etti. Ardından, aniden Xie Xi onu öperek dudakları emildi. Xie Xi’nin sıcak nefesi, Chu Yu’nunkiyle derinlemesine karıştı. Xie Xi’nin ifadesini net bir şekilde göremese de ısrarlı ve gaddar öpücük aracılığıyla duygularını hissetti. Chu Yu öpücükten kaçınmaya çalışmak için başını eğdi fakat çenesi sıkıca tutuldu. Xie Xi daha derine bastırdı, kararlı dil ucuyla ağzını zorla açtı ve kendininkiyle Chu Yu’nun dilini birbirine dolaştırdı.
Xie Xi’nin diğer eli amaçsızca bedeninde dolaştı, orayı burayı sıvazladı, belini okşadı. Yavaşça daha da aşağı indi ve vücudunu keşfetti.
Chu Yu neredeyse boğulacaktı. Uyuşuk ve sersemdi, gözünün önünde ışıklar süzüldü.
Ancak, yavaş yavaş bedeni daha da sıcakladı ve hatta uyarılmaya başladı.
Chu Yu ağlamak istiyordu ama yeteri kadar gözyaşı yoktu: Chu Yu, Chu Yu, sen hetero bir adamsın. Bir adam tarafından yatırıldığında sadece iğrenmekle kalmaz, ayrıca…
Xie Xi nazikçe geri çekildi, kıkırdadı ve alçak bir sesle: “Shixiong, tepki verdin.”
Nazikçe Chu Yu’nun saçındaki tokayı çıkardı. Tokaya baktıktan sonra Xie Xi başını eğip parlayan gözlerle Chu Yu’nun dudaklarını kibarca öpmeden edemedi. Başını iki yana sallayarak: “Shixiong’un benden ve ona verdiğim tokadan nefret ettiğini sanmıştım. Çoktan atıldığına inanmıştım… Ama daha yeni Xun Sheng’in üstündeki kılıç püskülünü gördüm. Doğrusu, Shixiong benden nefret etmiyor, değil mi?”
“…”
Chu Yu, çaresizlik içinde kaderine teslim oldu. Yüzü hâlâ ifadesizdi ama nefes nefese kalmaktan kendini alamadı. Göğsü şiddetli bir şekilde inip kalkıyordu.
Xie Xi kendini destekledi ve yataktaki Chu Yu’ya baktı. Elini kaldırırken gülümsedi ve ardından Chu Yu’nun cübbesini göğsünün yarısına kadar nazikçe aşağı çekti. Xie Xi’nin hâlâ kanla kaplı buz gibi parmakları; soğuk, pürüzsüz ve narin teni okşadı.
Ellerindeki kan gözüne iliştiğinde Xie Xi aniden göz kırpıştırdı ve şaşkınlık içinde boş boş ellerine baktı, bir şey hatırlamış gibiydi. Yavaşça ellerini çekti ve yüzünün bir tarafı Chu Yu’nun çıplak göğsüne değene kadar eğildi. Chu Yu’nun bedenini sıkıca sarmaladıktan sonra Xie Xi uyuyacakmış gibi üstüne yattı.
İlk başta, Chu Yu sinir küpüne dönüşmüştü ama bu hareketi gördüğünde kalbindeki öfke yatıştı, fakat hâlâ oldukça gergindi.
Ah hayır, bu nasıl olabilir? Ana karakter olduğu için mi ne yaparsa yapsın Chu Yu gerçekten ona kızamıyor?
Xie Xi’nin başı, Chu Yu’nun göğsünde dinlenirken Chu Yu’nun kalp atışlarını dinledi. Gözleri transtaymış gibi boş boş baktı ve yaşlarla dolarken kızardılar. “Shixiong… O zaman gerçekten korktum. Bu binlerce gündüz ve gece ölmek isteyecek kadar pişmanlık duydum! Eğer ayrılmasaydım muhtemelen kendini tehlikede bulmayacaktın. Neyse ki şimdi geri döndü. Yoksa Anıt Mezar Harabeleri açıldığında geri dönmeseydin bilmiyorum… ne yapardım…”
Chu Yu’nun dudakları uyuşana kadar öpülmüştü. Bir an olsun sessizdi ardından fısıldadı: “Seni suçlamıyorum.”
“Birçok Şeytani Yol kültivatörünü öldürdüm…” Xie Xi gözlerini kapattı ve mırıldandı: “Shixiong, düşündüm ki hepsini öldürürsem belki geri gelirdin.”
Vücudunun felci yavaş yavaş yok oldu. Büyük bir çabayla Chu Yu ellerini uzattı ve Xie Xi’nin saçlarını okşadı.
“Shixiong, beni asla bırakmayacağına söz vermiştin. Sözünden döndün. Sana tekrar inanmaya cesaret edemem…”
Binlerce gündüz ve gece boyunca Xie Xi acı çekmişti. Onu biraz rahatlatabilen tek şey Chu Yu’nun ona verdiği keseydi.
Xie Xi’nin nefes alışverişi gitgide yavaşladı ve düzene girdi. Hâlâ mırıldanmaya devam ediyordu. “Shixiong, geri dön…”
… Uykuya mı daldı?!
Chu Yu yorum barajına baktı ve beklenildiği gibi okuyucular şikayet ediyorlardı: “Pantolonumu çıkarmıştım ve senin bana gösterdiğin bu mu?!*” Başkasının hayal kırıklığına neşelenerek kaşlarını kaldırdıktan sonra Chu Yu, ‘yorumları kapat’ düğmesinin yeniden belirdiğini gördü. Hemen yorumları kapattı.
(ÇN: *Bu internette kullanılan bir deyim. Daha müstehcen şeyler beklerken hiçbir şey alamamalarına yakınıyorlar.)
Göğsünde huzurla uyuyan Xie Xi’ye baktıktan sonra Chu Yu ağlasa mı gülse mi bilmiyordu. Sonrasında biraz hüsrana uğradı.
Neden bu çocuk, bir tane krizantem için haremdeki bütün güzel çiçeklerden vazgeçmişti ki?
Ahmak Chu Yu bunun hakkında daha fazla düşünemedi. Bir süre sonra dönüp Xie Xi’yi yatağın diğer tarafına itti. Xie Xi uyuyor olsa da elleri hâlâ Chu Yu’nun cübbesini kavrıyordu. Bu nedenle Chu Yu’nun, Xie Xi’nin bedeninin yanına diz çöküp iç cübbesini çıkarmak için bir elini uzatmaktan başka çaresi yoktu.
Aniden kapı tekmelenerek açıldı. “Küçük kardeşim! Döndün…”
Nida, ansızın kesildi. Son kelime yarım kaldı. “…”
Chu Yu: “…”
Chu Yu, bakmak için dönmeye cesaret edemedi.
******! ******!
Arkasında kavurucu sıcak gözler varmış gibiydi, ona bakıyordu ve neredeyse onu yakıp kül ediyordu. Chu Yu’nun iç cübbesi belinin yarısındaydı ve çıplak sırtı korkunç bakışların hedefiydi. Çıkarmak ya da çıkarmamak? Kafası allak bullak olmuştu.
Bir süre düşünceleri içinde sıkıştıktan sonra Chu Yu bir cesaretle iç cübbesini çıkardı. Hemen ardından arkasından bir inleme duydu.
Xie Xi’nin bir kenara attığı cübbeyi kolayca aldıktan sonra Chu Yu kuru kuru öksürdü ve arkasını döndü. “Düşündüğün gibi değil…”
Biri yarı çıplak bir halde yatakta yatıyordu, solgun ve zayıftı. Chu Yu’nun yüzü sertti ama yanakları al aldı. Kıyafetlerini çıkarmak üzereymiş gibi görünüyordu. İnsan başka ne düşünür ki?
İçten içe ağlıyordu: Gerçekten, zorlayan kişi oydu…
Kapıdaki insanlar soğuk bir nefes aldılar. Gözleri aşağı yukarı dolaştı, bu aşırı garip manzaraya bakakaldılar.
Chu Yu’nun bunun hakkında kötü hisleri vardı. Ağzını açmaya çalıştı ama sanki ölüm döşeğindeymiş, son acılarını çekiyormuş ve durumu kabullenip devam etmesi gerekiyormuş gibiydi. Ardından Üçüncü Shidi aniden tepki verdi. Kapıya fırladı ve hemen arkalarından kapadı.
Chu Yu neredeyse doğru sözcükleri dilinin ucuna getirmişti ama onlar kapının gümbürtüsüyle korkutulup kaçırılmışlardı bile. Chu Yu bir an hareketsiz kaldı, sonra mekanlar arası depolama yüzüğünü kavradı ve Anıt Mezar Harabelerinden aldığı bronz aynayı çıkardı. Pürüzsüz, parlak ve cilalı ayna berrak bir ışıkla parladı ve Chu Yu’nun suretini net bir şekilde yansıttı.
Tokası çıkarılmış ve siyah saçları omzuna dökülmüştü. Gözleri parlak kırmızıydı ve yaşlarla ışıldıyordu. Dudakları şişmişti ve onları çapkınlıkla lekelemiş gibi kırmızıydı. Aşağıya baktığında boynunda bariz koyu bir morluk vardı.
Kısacası, yüzü doyumsuz arzuyla doluydu.
Chu Yu az kalsın aynayı düşürüyordu.
Bu görünümle ilgili ters bir şey var!!! Ana karakter tarafından hırpalanmış!!!
Chu Yu basitçe uzak durmak ve odada saklanmak istiyordu. Dönüp uyuyan Xie Xi’ye baktıktan sonra Chu Yu’nun kaşları seğirdi ama sabırla kendine hakim oldu ve Xie Xi’nin üzerine bir yorgan örttü. Ardından yeni bir cüppe giyindi ve bir anlık tereddütten sonra kapıyı açtı ve dışarı çıktı.
O anda, parlak ay yükseldi. Binlerce kez ihtişamla dönüp dururken bu gece karanlık ve iç karartıcı görünüyordu. Avludaki taş masada Chu Sheng, Lu Qingan ve Üçüncü Shidi bir sırada oturuyorlardı. Atmosfer soğuktu ama aynı zamanda patlamanın tam eşiğindeydi.
Pekâlâ, prenses burada değil. Eğer burada olsaydı onu sorgulayacak jüri daha güçlü olurdu.
= □ =… Gerçekten ana karakteri sarsmak için odaya geri dönmek istiyorum.
Bu ‘iş üzerinde yakalanma’ olayı da neyin nesi? Neden duruşmadaki bir tacizci gibi hissediyor? Romanın orijinal olay örgüsüne ne oldu?
Chu Yu yutkundu. Yüzündeki her zamanki soğuk, zarif, asil ifadeyi korumayı zar zor başardı. Korkuyla titrerken ellerini arkasında birleştirdi ve Chu Sheng’in yanına gitti. “… Ağabey.”
Brocon’un yüzünde, kalbinde bir boşluk varmış gibi bir ifade belirdi. Panikle kendinden geçmiş gibi görünüyordu. Ah brocon, lütfen kendini kontrol etmeye çalış…
Chu Sheng, Chu Yu’nun sesini duydu ve mantığının kontrolünü geri kazandı. Ancak önceki sahne hâlâ çok şaşırtıcıydı. Chu Yu’nun geri döndüğünü öğrenmesi kadar şok ediciydi. Şaşırmaktan daha çok biraz sinirliydi.
… Biraz?
Doğal olarak bu imkansız olurdu.
Chu Sheng köpürdü:”Küçük kardeşim! Neler oluyor?! O velet seni herhangi bir şey yapmaya zorladı mı?! Yaptığı yanına…kâr mı kaldı?”
Dokunulmaması gereken şeye dokunulmuştu. Bu kişinin öpülmemesi gereken kendi eti ve kanı öpülmüştü. Yıllarca aynı yatakta beraber yatmışlardı. İllüzyonun içinde evlenmişlerdi bile. Bununla birlikte hâlâ el sürülmemiş zavallı krizantemiyle kaçabilmişti.
Bu brocon’un çökme eşiğinde olduğunu gösteren yüz ifadesini görünce Chu Yu konuşmaya cüret edemedi.
Üçüncü Shidi diğer yandan irkildi ve zayıf bir şekilde konuşmaktan kendini alamadı: “Lord Chu, o zaman gördüğümüz şey… Da Shixiong üstte gibi görünüyor…”
Chu Sheng, ona soğuk bir bakış fırlattı, bıçak kadar keskindi. “Kes sesini.”
Üçüncü Shidi ürktü ve sesini kesti.
Chu Sheng, gözlerinin kenarındaki yaşları sildi. Kederli ifadesi şunları söylüyor gibiydi: Ailemin Yu-er’i kediler tarafından yendi. Ailemin lahanası köpekler tarafından kemirildi. Küçük kardeşim, kötü niyetli biri tarafından alındı.
Chu Yu ona bakmaya dayanamadı ama en sakin ifadeye sahip olan Lu Qingan’a bakmadan edemedi. “Shizun, ben…”
Lu Qingan elini bastırdı ve içtenlikle: “Her şeyi biliyorum.”
Chu Yu neredeyse hıçkırarak ağlayacaktı. Ama mutluluğu uzun sürmedi çünkü Lu Qingan başını iki yana sallayarak hafifçe: “Xi-er yaralandı bu yüzden bir dahakine bu kadar sabırsız olma.”
Ağğhhhhhhh!!!
Shizun! Ağabey! Üçüncü Shidi! Beni dinleyin!
Yorum