Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Chu Yu’nun gözleri usulca tüm müritleri taradı. Hepsinden ‘Sen o tür bir Da Shixiong’sun.’ sinyalleri aldı.

Chu Yu çok sinirli görünüyordu. ‘Gay adam’ etiketi yapıştırılmıştı.

Gay mi, kimmiş gay olan?! Bu gay adama elveda diyin!

Asosyal bir otaku ve yüz kompleksli olmasına rağmen Chu Yu her zaman hetero olduğunu düşünmüştü! Hakiki! Bilgisayarında tek elle izlediği bir ton şey vardı!

Neden bu denli bir yanlış anlaşılma var!?

Chu Yu acı acı neyin yanlış gittiğini anımsamaya çalıştı.

Bekle bir dakika, Üçüncü Kardeş ‘İkinci Kardeş, Da Shixiong’u kollarına almış, kayalıktan getiriyordu.’ demişti.

Kan! Omzu kanla kırmızıya boyanmıştı!

Chu Yu bir süre düşündü. Yavaş yavaş neyin yanlış olduğunu fark etti. Sadece birinin omzunda için için ağlamak istedi.

Neden bunu düşünmemişti?! Gece karanlıktı ve genç müridin kültivasyonu, tam bir gece görüşü sağlayacak kadar iyi değildi. Yani Chu Yu’nun omzundaki kanı nasıl görebilirdi?

Nasıl açıklayabilirdi? Gecenin bir yarısı Xie Xi’nin odasına girdiğini ve yakalandığını söylese? O ve öfkeli Xie Xi’nin kayalıkta düello yaptığını?

S**tir! Bu sadece gay dedikodularını destekler, pekâlâ!

Kim gece yarısı göğsüne dokunmak için küçük bir çocuğun odasına girer? Ahh!

Uzun müddet donmuş bir şekilde dikildikten sonra konuşurken zarif ve cazibeli havasını sürdürdü. “Uyuyamadığım için Shidi’yle yürüyüşe çıktık. Kazara bileğimi burktum. Siz müritler tüm gün çok fazla dikkat dağıtan düşüncelere sahip olmamalısınız. Düzgün bir şekilde ilerlemek istemiyor musunuz?”

Zoraki bir açıklamaya inanırlık katabilmek için her zaman olgun sözler gerek.

Gerçekten inanıp inanmadıklarının bir önemi yok, bu açıklamayı kabul etmek zorundalar!

Chu Yu’nun soğuk ve iğneleyici tutumunu gördüklerinde müritler geri çekildi ve bakışlarını çevirdiler. Kalplerindeki gerçek düşünceleri sorarsanız boşverin bu yabancılarla konuşmaya değmez.

Chu Yu ayrılırken yüzünde öfkeli bir ifade peyda oldu. Aniden bir şey aklına geldi ve geri adımladı. “Yuan Chen Tepesi’nde bu tarz bir dedikodu duymak istemiyorum. Her kim çok fazla çene çalarsa buradan gitmek zorunda kalır çünkü Yuan Chen Tepesi’nin bu tür bir gevezeye ihtiyacı yok!”

Müritler hemen kabul ettiler.

Chu Yu rahat bir nefes aldı.

Chu Yu’nun sözleri soğuk, davranışları farklı olsa da… Ama Xie Xi dedikoduları duyarsa altın uyluğa sarılmayı unut. Xie Xi, Chu Yu’nun onun uğluğunun ortasını tutmak istediğini düşünür.

Chu Yu dönüp birkaç adım atmışken bir ağacın yanında duran beyaz cübbeli çocuğu gördü. Yüzü ifadesizdi, parmaklarıyla ağacın kabuğunı kazıyordu.

Chu Yu’nun ödü koptu.

Ne zamandan beri bu çocuk orada dikilip duruyordu? Neden o, Temel Oluşturma aşamasındaki bir kültivatör, arkasında duran Qi Arındırma aşamasındaki bir kültivatörü fark etmemişti?!

Ormanlık alanda söylenenler… Xie Xi ne kadarını duydun?

Chu Yu’nun yüzü birden kireç gibi oldu ardından kendini sakin olmaya zorladı. Xie Xi’ye baktı. “Neden buradasın?”

Xie Xi göz ucuyla baktı, gözlerinde karmaşık bir ifade vardı. “Burası gürültülüydü. Sesleri duydum ve Da Shixiong’un müritleri eğittiğini düşündüm.”

S**tir! Duymuş mu?!

Chu Yu sadece, hâlâ anlam veremeyen bu 13 yaşındaki minik çocuğu rahatlatabilirdi. Kendi asil ve ilgisiz görünümünü geri kazandı. “Pekâlâ, bu kıdemsiz müritlerin dilleri papuç gibi, kültivasyon hızları da seninkinin yarısı kadar bile değil. Onları çok şımarttım.”

Xie Xi konuşmadan ona baktı.

Shidi, anlıyor musun?

Neden gözlerindeki ifade bu kadar karmaşık?!!

Chu Yu çaresizlik içinde dizlerinin üzerine düşmek üzereydi. Xie Xi aniden konuştu. “Da Shixiong’un yarası nasıl?”

“Neredeyse iyileşti, teşekkür etmem gerekecek.”

Xie Xi gülümsediğinde, Chu Yu’nun sesi kesilmek üzereydi. Bu, Chu Yu’nun Xie Xi’yi gülümserken gördüğü ilk seferdi; afalladı.

Xie Xi’nin gözleri çok derin ve donuktu. Aniden belindeki uzun kılıcı çekip, bir çırpıda Chu Yu’nun önüne dikildi. Tüyler ürpertici donuk kılıcını Chu Yu’nun boynuna tutmuştu.

Chu Yu az daha çığlık atıyordu, kılıcın değecek gibi olduğu yerdeki tüyleri diken diken oldu.

Ne halt ediyorsun, Büyük Kardeş?!

Xie Xi ona karmaşık bir ifadeyle baktı. Dargın ve kafası karışmış görünüyordu. Dişlerini gıcırdattı. “Darbeden kaçınmadın! Neden?!”

Büyük Kardeş, konuşmanı beklemiyordum sonra aniden hiç uyarı vermeden saldırmaya başladın.

Chu Yu hislerini, gözyaşlarının yüzüne döküldüğü kalbinde gömülü tutuyordu.

Chu Yu zihninde Sistem ile konuştu. “Şu anda ana karakter tarafından öldürülürsem ne olur?”

Sistem 007: “Oyun bitti~ bu yapımı kullandığı için yöneticiye teşekkürler~”

Chu Yu: “İyi oyundu. Geri dönebilir miyim?”

Geri dönebilseydim, bıçakla kendimi kesmekten mutlu olurdum.

Sistem 007: “Eğer yönetici burada ölürse hakikaten ölecek.”

Doğal olarak, kıymaya dönüştürülmek utanç verici olur!

Chu Yu sistemi kapattı, derinlemesine düşündü fakat herhangi bir cevap bulamadı.

Eğer ‘geçmiş hakkında suçluluk’ ya da başka bir şey söyleseydi bu sahte sözler asla inandırıcı olmazdı. Ama gerçekleri söyleyemezdi, değil mi?

Neyse ki Xie Xi, Chu Yu’nun cevabına ihtiyaç duymuyordu.

Suskun Chu Yu’ya baktığında Xie Xi yatışmış gibi görünüyordu. Kılıcı Chu Yu’nun boynundan çekti. “Da Shixiong, gerçekten değiştin.”

Daha mı kötü olmuştu?

Chu Yu bunu düşündü ve asil, çekici yüzünü korudu. Göz ucuyla Xie Xi’ye baktı, sonra odasına dönmek için çocuğun yanından geçip gitti.

Dış dünya çok korkutucu, en iyisi odama gidip sessizce kültivasyon yapmak…

Zamanını kültivasyon yapmak için kullandı. Gözlerini açtığında hava kararmıştı. Etraf sessizdi yani gece yarısı olmalıydı.

Xie Xi’nin odasına gitmek epey korkutucu olmasına rağmen Chu Yu, nasıl hızlıca Xie Xi’nin iç yaralarını iyileştirir diye düşündüğü zaman yine de odasından çıktı.

Üç aylık sıkı çalışmadan sonra şimdi duramam.

Bu saatte muhtemelen Xie Xi’nin uyumuş olduğunu tahmin ediyordu yine de yan odanın dışında durdu. Kapıyı açmaya cesaret edemedi. Onun yerine döndü ve cama zıpladı.

İndi ve ayaklandı, elinde kılıç, tamamen savaş pozisyonunda, Xie Xi’nin yatağının yanındaki herhangi bir tehlikeyle karşılaşmaya hazırdı.

Xie Xi, Chu Yu’yu gördüğüne biraz bile şaşırmamıştı. “Yine buradasın.”

Eyvah, burada bir ana karakter var!

Arkasındaki pencere kendi kendine kapandığından gıcırdadı. Chu Yu tamamıyla korkmuştu.

Sanki bir korku filminin içinde gibiydi ama tamamen uyanık bir Xie Xi görmek hayalet görmekten daha korkunçtu.

Biraz güçlükle: “Shidi…”, Chu Yu kasılan yüzünü kontrol etti ve sakince konuştu. “Da Shixiong’un bir anda aklına üstünü örtmeyi unutmuş olabileceğin geldi…”

Xie Xi’nin donuk ifadesi asla 13 yaşındaki bir çocuğun sahip olması gereken bir şey değildi. Chu Yu’nun ihtimal dışı sözlerini duyunca Xie Xi gülümsedi. “Doğru.”

……

Chu Yu parlak geleceğine güle güle dedi ve dişlerini sıktı. Battı balık yan gider! Neticede foyası ortaya çıktı!

Chu Yu yatağın yanına süzüldü, Xie Xi’nin şaşkın görünümüne baktı ve gülümsedi. “Geç saatlere kadar ayakta olan çocuklar büyüyemezler.”

Bunu söyledikten sonra hızlıca bir el darbesiyle Xie Xi’ye vurdu. Xie Xi yere yığıldı.

Bu, ana karakteri alaşağı edebileceğin tek sefer.

Ana karakterin halesini kesen eline baktı, kalbi karmaşık duygularla doldu.

Xie Xi’yi yatağına yerleştirdi, kıyafetlerini bir tarafa itti ve iç yaralanmalarını yokladı. Bu gecenin tedavisini de gördükten sonra muhtemelen Xie Xi tamamen iyileşecekti.

“Kefaretim mi…?” Nazik ve iyileştirici su elementi ruhsal enerjisi Xie Xi’nin vücuduna akarken karamsar bir şekilde mırıldandı. “Yang eksikliğinin düzelttiğim bu üç ay…. Buyur telafin.”

Bu gece ana karaktere karate darbesiyle vurmuş ve onu bayıltmıştı – uyluklara sarılmak ne kadar da havalı.

Romanın hikayesinden nasıl kaçacağını düşünme vaktiydi. Kaçmak için bir cennet bulmak esastı, böylece on yıl içinde gerçekleşecek felaketlerden sakınabilirdi.

Chu Yu, Qi göndermeyi bitirdiğinde şafak sökmüştü. Göğsünü kapatsınlar diye Xie Xi’nin kıyafetlerini düzledi, sonra üstünü örttü. Ana karakterin oyulmuş yeşim gibi tatlı hatlarına bakarken Chu Yu kendini tutamayıp nazikçe yanağını çimdikledi.

Ahh, hâlâ çok tatlı ve yumuşak!

Halinden memnun Chu Yu yorgun bedenini sürükledi, tembelce kapıyı açtı ve kayıp gece uykusunu toparlamak için odasına döndü.

O gider gitmez Xie Xi gözlerini açtı.

Gözleri net ve parlaktı, herhangi bir mahmurluktan yoksundu.

Gözlerini tavana dikti, kafası karışmıştı. Xie Xi yanağına ve göğsüne dokundu. Bayılmış numarası yapmıştı, Chu Yu’nun sesli düşüncelerini dinlemiş ve ne olduğunu bilmezken üç aydır uykusunda deneyimlediği enerjiye benzeyen nazik ruhsal enerjiyi hissetmişti.

Beklenmedik bir şekilde, Chu Yu kendini feda ediyordu. Bu birbirini izleyen üç ay boyunca Chu Yu, Xie Xi’yi tedavi etmişti. Her gün böylesi uzun bir süre ruhsal enerjisini göndermek sadece Chu Yu’nun kültivasyonunu yavaşlatmayacak ayrıca temeline de zarar verecekti.

Söyleyeceği çok fazla söz vardı fakat Xie Xi sadece ‘Neden?’ diye sormak istiyordu.

Neden önce soğuk ve ilgisiz bir tavırla Xie Xi’yi aşağılamışken şimdi de Xie Xi’yi korumak için alçalıyordu?

Ebeveynleri yok olduktan sonra Lu Qingan onu Tian Yuan Sekt’ine almıştı ama Shifu* yıllardır dünyayı dolaşıyordu. Xie Xi uzun bir süredir önemsenmenin sıcaklığını hissetmemişti.

  *Usta

Xie Xi’nin gözleri yaşardı, bir top gibi kıvrıldı, dizlerini tutarak sessizce hıçkıra hıçkıra ağladı.

Doğal olarak, Chu Yu, Xie Xi’nin ne düşündüğünü bilmiyordu.

Odasına döndü, bocalayarak uyumaya gitti.

Xie Xi’nin en gizli duyguları karmaşıktı ve yaşlar yüzüne düşüyordu. Dışarısı sabah eğitimini alan kıdemsiz müritlerin gürültüleriyle dolana kadar bu şekilde kaldı, ardından yuvarlandı ve ayağa kalktı.

Bu son birkaç aydır Chu Yu’daki değişimler o kadar açıktı ki Xie Xi, Da Shixiong’un geçmişteki Da Shixiong olmadığından emindi.

Önceki Da Shixiong kendini uzaklaştıran aşağılık, kötü niyetli ve nefret dolu bir adamdı. Şimdiki Da Shixiong, Xie Xi’ye aniden samimi olduklarını düşündürdü.

Xie Xi kapıyı açtı, gözlerini kıstı ve gökyüzüne baktı ardından Chu Yu’nun kapısına doğru yürüdü. Bir müddet orada dikildi, sonra döndü ve pencereye gitti. İçeri atladığında Chu Yu’nun ölü gibi uyuduğunu gördü.

Xie Xi’nin birazcık nutku tutulmuştu.

Bu kadar savunmasız mı?

O gerçekten değişti.

Bir süre Chu Yu’nun huzurlu ve sessiz yüzüne bakarken Xie Xi birden dün sabah müritler arasında dolanan dedikoduyu hatırladı.

Aniden kulakları kızardı, dışarı kaçtı. Uzun bir müddet avluda dikildi, boş boş bakınıyordu, dikkati dağılmıştı, her zamanki meditasyon yeri olan kayalığa gitti.

Kayalığın arkasındaki uçuruma ‘Tian Yuan’* deniliyordu, aslında büyülü bir uçurumdu. Bir şeytan ruhu tarafından lanetlendiği söyleniyordu. Eğer biri oradan aşağı düşerse, kültivasyonu ne kadar üst düzey olursa olsun bir köpek gibi ölürdü. Uçurumun kenarına çok fazla yaklaşan kişi ele geçirilir ve aşağı düşerdi.

  *Cennet ve Uçurum. En üst ve en dip arasındaki zıtlık.

Hafta içleri, birbirlerinden bir şeyler öğrenmek için buraya gelen kardeşler,* içine çekilip asla tekrar çıkamama korkusundan uçuruma yaklaşmaktan tırsıyorlardı.

  *Müritler

Ama zihnini geliştirmek için iyi bir yer.

Genelde Chu Yu’nun özel bölgesi olan bir parça granit vardı fakat değiştiğinden beri Chu Yu kullanmamıştı.

Xie Xi granit taşının üstüne bağdaş kurdu, gözlerini kapadı ve kültivasyon yaptı. Qi’sini dolaştırmaya başladıktan bir süre sonra vücudundan sis gibi olağanüstü bir parlaklık açığa çıktı ve birçok göz alıcı renk bedenini sarmaladı.

Batı’da güneş yavaş yavaş ufkun altında battı. Xie Xi gözlerini açtı ve pis bir gaz bulutu üfürdü, kara gözleri kıvılcım saçıyordu.

Qi Arındırma’da seviye sekize ulaşmıştı.

Xie Xi, vücudunun ruhsal güç ile dolduğunu hissetti ama birden yüzü sertleşti. Çok hızlı gelişmişti, değil mi?… Chu Yu yüzünden mi?

O zaman ormanda, Chu Yu ona zehirli meyveyi yedirdiğinde gerçekten ona zarar vermemiş miydi?

Bir süre bu düşünceleri kafaya taktıktan sonra Xie Xi aniden bu gece Chu Yu’nun tekrar geleceğini hatırladı.

Zamanı geldiğinde ona açıkça* soracağım.

  *Chu üzerinden kelime oyunu yapıyor.(楚- net)

Xie Xi nadiren iyi bir ruh halindeydi. Çabucak yürüyerek kayalıktan indi ve odasına doğru yürüdü, Chu Yu’nun odasının önünden geçti. Pencere göz attığında Chu Yu’nun gözü kapalı bağdaş kurmuş, meditasyon yapıyor olduğunu gördü.

Dudaklarını büzüp, oturmak ve Chu Yu’nun gelmesini beklemek için yan odaya döndü.

Zaman yavaşça aktı, Chu Yu’nun normalde ortaya çıktığı saati geçene kadar gece gittikçe derinleşti. Xie Xi kaşlarını çattı, bir parça iç çekti ve sabırla beklemeye devam etti.

Bir saat daha geçti…

İki saat geçti…

Xie Xi’nin ufak yüzü gittikçe karardı ve sonunda daha fazla bekleyemedi. Kapıyı itti ve dışarı çıktı. Chu Yu’nun kapısını tekmeleyip açtı ve yatağının yanına gitti.

Chu Yu mışıl mışıl uyuyordu.

En sonunda Xie Xi’nin yüzü tamamen karardı. “Chu, Yu!”

Beklentileri karşılanmayan Xie Xi, dişlerini gıcırdattı ve kılıcını şıngırdattı, ölüm saçıyordu.


Ahaha bölümün başında XX: Beni aşağıladığın için seni öldüreceğim! 

Bölümün sonunda XX: Bana ilgi vermediğin için seni öldüreceğim! 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 6: Gay Adam Görüşürüz Der" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık