Çevirmen: Violas
Büyük, izole malikâneye vardıklarında her yerden siyah dumanlar yükseliyordu. Feromon partisine yakışır şekilde dışarı koşan insanlar çoğunlukla çıplaktı, sadece ince bir iç çamaşırı giyiyorlardı veya buldukları bir kumaş parçasıyla kendilerini örtmeye çalışıyorlardı. Düzgün giyinmiş olanlar ise açıkça güvenlik görevlileri veya kiralık elemanlardı.
Keskin zıtlık oldukça komik olsa da, itfaiyeciler işlerine odaklanırken ciddi ifadelerini korudular. En azından böyle bile dışarı koşmayı düşünecek kadar akılları olduğunu görmek sevindiriciydi.
Bir ekip su sıkmaya hazırlanırken, diğer ekip teçhizatlarını takmak ve içeri girmeye hazırlanmakla meşguldü.
“İçeride çok mu insan var?”
Ekip lideri sordu ve uşak gibi görünen beti benzi atmış adam cevapladı,
“B-bilmiyorum. Ama sanırım epeyce vardır…”
Onun kekelediğini görünce, kızıl saçlı adam kayıtsızca sordu,
“Öncelikle sıradan sivilleri kurtarmalıyız, değil mi?”
“Dane! Baskın alfalar diye onlara ayrımcılık yapma! Eğer içeridelerse onları da kurtarın!”
Ekip liderinin keskin komutu üzerine Dane, sinirle dilini çıklattı, ardından kaskını taktı ve malikâneye girdi. Onun geri geri gelen vücudunu izleyen ekip lideri, kaşlarını çatarak mırıldandı:
“Onları kasıtlı olarak geride bırakmaz, değil mi?”
“Asla. O öyle konuşur ama yine de işini yapar.”
Ona dinleyen adam, gülümseyerek cevapladı ve acı bir şekilde ekledi:
“Görevdeyken, yani.”
Bu sözlerle, bir grup itfaiyeci hızla ilerledi. Kiralık görevliler, aceleyle kaçan insanların tam tersine yönde koşan itfaiyecileri endişeyle izledi.
***
Her yerde uğursuz gıcırtılar yankılanıyordu. Yanmakta olan odunların çatlaması ve sıva parçalarının tavandan düşerek yere çarpma sesleri havayı dolduruyor, bir baskı hissi yaratıyordu.
Binanın içinde bir yerlerde başlayan yangın hızla malikâneye yayılmıştı. Duvar kâğıdını eriterek garip desenler oluşturan alevler hızla duvarlara ve tavana tırmandı ve kızıl dilleriyle dışarıya doğru uzandılar. Duman tavana yapışmış, devasa bir canavarın nefes alması gibi dalgalanıyor ve kıvranıyordu.
Malikâneye dağılmış olan itfaiyeciler birer birer kapıları açıyor, buldukları kalan insanları aceleyle dışarı çıkarıyorlardı.
“Çıkın! Hemen çıkın!”
İtfaiyecilerden biri, salonunda buldukları bir çifti bağırarak uyandırdı. Ancak çift doğru düzgün tepki vermedi. Uyuşturucu etkisi altındaki puslu gözlerle kanepeye yığılmışlardı. Durumu kavrayacak kadar aklı başında görünmüyorlardı. Sonunda itfaiyeciler onları dışarı çekmek zorunda kaldı, bir diğeri de merdivenlere doğru koştu.
“Hey, Dane! Bekle, beraber gidelim!”
Arkadan biri bağırdı, ancak Dane üçer üçer adım atarak hızla ikinci kata ulaştı. Burada duman daha da yoğundu. Hızlıca her odayı kontrol etti, kapıları tek tek açtı. Bunu yaparken bile birkaç kişi dışarıya doğru koşarken öksürerek yanından geçti.
Haa, huff.
Dane, sıcaktan ve gerilimden düzensizleşen nefesini ustaca kontrol etti. Tekrar ilerlemek üzereyken, kirli dumanın içinden kiralık görevli gibi görünen bir adam şiddetle öksürerek ona doğru sendeledi.
“İçeride biri var mı?”
Dane adamı hızla yakaladı ve sordu. Mendille ağzını ve burnunu kapatmış, yüzü ter ve isle kaplı olan adam, kaçmaya çalışırken öksürerek cevapladı:
“B-bilmiyorum. Sağdaki son odaya daha önce içecek götürmüştüm ama…”
Dane daha fazla dinlemeyi beklemeden hızla koştu. Adam arkasından kısık bir sesle bağırdı:
“Kapı kilitli. Kırmanız gerekecek!”
Dane cevap vermek yerine, baltasını sırtından çekip tek eliyle kavrayarak koşmaya devam etti. Koridorun sonuna geldiğinde, hızla etrafa bakındı ve dumanın arasından zar zor görünen küçük bir kapı fark etti.
Adam söylemeseydi resmen duvarla bir olan gizlenmiş kapıyı kesinlikle kaçıracaktı. Dane, kapının yerini doğrulamak için hızla duvara dokundu, ardından baltasını yeniden kavradı ve salladı.
Gürültülü bir çatlama sesi ile odun parçaları havaya uçtu. Arkasında, yayılan yangının uğursuz sesleri, ara sıra cam kırıklarıyla karışıyordu. Dane bunları görmezden geldi ve kapıya vurmaya devam etti. Birkaç vuruştan sonra kırık kapıyı kavrayıp açtı, oluşan delikten uzandı ve kolu kavrayıp çevirdi. Metalik bir çıkırt sesi ile kapı açıldı ve Dane hemen içeri daldı.
“Hızlıca boşaltın burayı! Yangın var…”
Konuşurken bir an durdu. Odadaki sahne, sayısız gecelik ilişki ve sürekli partnerlerden yıpranmış ve bıkmış Dane Striker’ın bile daha önce hiç şahit olmadığı bir şeydi.
İkiz gibi görünen iki adam yerde baygın yatıyordu. Çırılçıplaklardı, ağızlarından köpükler çıkıyor ve şiddetli bir şekilde titriyorlardı. Gözleri dönmüş, şok içindeymiş gibi boş boş tavana bakıyorlardı.
Sanki boğuluyorlarmışçasına nefes nefeselerdi fakat hâlâ erekte hâlde olan penislerinden oluk oluk meni akıyordu. Sırılsıklam olmuş kasıklarına bakılırsa çoktan sayısız kez boşaldıkları anlaşılıyordu, buna rağmen penisleri hâlâ şişkindi. Eğer böyle devam ederse sonsuza kadar işlevini yitirecekti. Üreme için omeganın penisi gerekli olamasa da hasar alması da iyi değildi. Sonuçta orası da vücutlarının yaşamsal bir organı.
Bu hâllerine rağmen hararetle parmaklarını deliklerine bastırmaya devam ediyorlardı, sanki farkında bile değillerdi. Anüsleri çoktan kızarmış, soyulmuş ve kanamaya başlamıştı ama buna rağmen durmaya niyetleri yok gibiydi. Sanki bir şey yüzünden akılları başlarından gitmişti. Alkol, uyuşturucu veya…
Feromonlar.
Dane, ancak o zaman yatakta oturan adama baktı. Daha doğrusu, üst vücudunu başlığın üzerine yaslamış, bilekleri her iki yatak direğine kelepçelenmiş olan koyu sarışın adama.
Havadaki acı dumanlardan bile daha güçlü olan feromonların kaynağı o adamdı. Yerde kıvranan ve soluk soluğa kalan omegaları feromonlarla boğarken sanki bu dünyanın en eğlenceli şeyiymiş gibi gülüyordu.
Dane bir an hareketsiz durdu, adamın parlayan altın gözlerini sessizce izledi.
Yorum