Desire Me If You Can [Novel] 1. Bölüm
Çevirmen: Violas
Grayson, başı eğik bir şekilde duran kafası karışmış falcıyı bırakıp ceketinin iç cebinden cüzdanını çıkardı. Birkaç yüz dolarlık banknotları alıp masaya koyduktan sonra son sorusunu sordu.
“Bana söyleyebileceğin başka bir şey var mı?”
Falcı tecrübeli bir gülümsemeyle cevapladı.
“Bugünlük bu kadar.”
Beklediği gibiydi. Bu sefer de işe yaramamıştı. Zamanını yine boşa harcadığını düşünen Grayson başka soru sormadı, arkasını döndü ve dükkândan çıktı.
İki metreden uzun boylu adam kaybolduktan sonra, küçük mekânda yalnız kalan falcı, destedeki bir kartı çekti. Ancak çektiği kart, şimşek çarpmasıyla yıkılan bir kuleyi gösteriyordu. Bunu görünce titrek bir şekilde iç çekti ve başını salladı.
“Yakında çok kötü bir şey olacak…”
Kendi kendine mırıldanırken etrafına hızlıca bakındı. Nedense hava ürpertici bir şekilde durgundu. Falcı, tüyleri diken diken olmuş kollarını aceleyle ovuşturdu ve yerinden sıçradı. Tam o sırada dükkana bir müşteri girdi ancak falcı elini salladı ve hızla,
“Bugünlük kapattım, lütfen gidin.” dedi.
“Ah… O zaman yarın gelirim…”
Diye kekeledi şaşıran müşteri. Ancak falcı hemen başını salladı.
“Ah, hayır. Yarın da olmaz. Artık burada iş yapmıyorum.”
“Ne? Artık yapmayacak mısınız? Bekleyin, durun. Durun…”
Şaşkın müşteriyi neredeyse kovalayarak dışarı çıkardıktan sonra, falcı telaşla eşyalarını toplamaya başladı.
Buradan gitmem gerek, uzaklara, çok uzaklara.
Telaşla etrafı topladığı sırada, elinden bir kart kaydı ve yere düştü. Falcı hızla eğilip kartı almak için uzandığı anda, “Aman Tanrım!” diye çığlık attı.
Bu sefer düşen kart ‘Şeytan’dı.
Titreyen elleriyle kartı tutarak, resme baktı ve tekrar tekrar mırıldandı,
“Korkunç… Çok korkunç.”
Dehşet verici bir geleceği haber verircesine açık gökyüzüne mükemmel bir zamanlama ile şimşek çaktı ve ardından uğursuz bir gök gürültüsü duyuldu.
Bölüm 1: İşte Köpek Geliyor
***Kısım 1***
Her zaman olduğu gibi gece derinleştikçe; çınlayan bardak sesleri, hafif müzik ve dağınık, heyecanlı nefesler mekânı doldurdu. Ve bir noktada, partideki insanlar teker teker eşleşmeye başladılar ve kayboldular. Partinin amacı göz önüne alındığında bu gayet doğal bir sonuçtu.
Baskın Alfaların düzenli olarak feromonlarını salmaları gerekiyordu; aksi takdirde beyinleri bozulmaya başlardı. Hafif vakalarda hafıza kaybı yaşarlarken, şiddetli vakalarda beyin hasarı veya hatta akıl sağlığını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilirlerdi. Bu nedenle sürekli olarak seks partneri arıyorlardı ve bu ortak amaç için partiler düzenleyerek sırayla ev sahipliği yapmaları yaygındı.
Yine feromon salınımı amacıyla düzenlenen bu partide, Grayson bar masasında uyuşturucu karıştırılmış viski içiyordu. Buz eridikçe bardağının kenarında damlalar oluşuyordu ve parmak uçları miskince etrafında daireler çiziyordu. Onun iki yanında aynı yüzlere sahip ikiz Omega kardeşler oturmuşlardı ve ikisi de ona olan ilgilerini açıkça gösteriyordu.
“Her gün çalışmak hem zevkli hem de acı verici.”
Grayson mırıldandığı sözlerine bir iç çekişle eşlik edince sağındaki adam şaşkınlıkla gözlerini kırptı. Onunla içki içen solundaki adam, cana yakın bir şekilde konuştu.
“Ne, Grayson? Bana birden ‘çalışasın’ geldiğini falan söyleme sakın.”
“Çalışmak” kelimesini vurguladı ve her iki elinin işaret ve orta parmaklarını oynattı. Tereddüt eden diğer adam daha sonra dikkatlice araya girdi,
“Yok artık, bu saçmalık. Omegalarla oynaşmaktan bıktığını söylemek gibi sıkıcı bir şey demeyeceksin, değil mi?”
“Evet, sanki Grayson Miller böyle bir şey söyler de. Değil mi?”
Barda onun iki yanında oturan ikizler, Grayson’ın ifadesini ölçerek açıkça konuştular. Grayson kısaca güldü ve dramatik bir şekilde dedi ki,
“Hadi ama, ben sadece milletle oynaşmıyorum. Biliyorsunuz ki bazen ‘çalışıyorum’.
Bir bakıma doğruydu. Grayson kadar çok iş değiştirmiş başka bir Baskın Alfa muhtemelen yoktu. Birine ilgi duyduğunda, genellikle o kişinin yaptığı işi taklit ederdi. Hatta bu süreçte beklenmedik yeteneklerini veya doğal yeteneklerini keşfettiği birçok örnek vardı. Ancak sonuçta bu asla gerçek anlamda “iş” değildi. En fazla taklitti, bu yüzden teknik olarak hayatında hiç gerçek bir işi olmamıştı.
Sorun şu ki, Grayson’ın sözde özverisi diğer kişiye olan ilgisi hafifler hafiflemez anında ortadan kayboluyordu. Grayson, başkalarına hiç düşünmeden, istediği zaman işinden ayrılıp kayboluyordu ve eski sevgililerini eylemlerinin sonuçlarıyla ve ani yok oluşunun suçuyla baş başa bırakıyordu. Hatta eski sevgilileri onunla iletişime bile geçemiyorlardı.
Kötü şöhretli davranışları herkes tarafından biliniyordu, yine de her zaman yeni kurbanlar bulabiliyordu. Bunun nedeni, bu adamın sahip olduğu birçok yetenek arasında özellikle “aşık rolü oynamada” ustalaşmış olmasıydı. Dedikoduları duyan, itibarından şüphelenenler bile üç günden fazla ona direnemezdiler. Grayson, sanki zihinlerini okuyabiliyormuş gibi duymak istedikleri sözleri söyler ve onların arzuladıkları her şeyi verirdi. Sanki hayatını bile onlar için feda edebilecekmiş gibi davranırdı.
Bu yüzden hepsi kaçınılmaz olarak “Bu sefer ciddi olmalı.” ya da “Bana karşı farklı davranıyor.” diye düşünürlerdi. Fakat her zamanki gibi bunların hepsi sadece bir yanılsamaydı. Onlar bunu fark edene kadar zaten çoktan acımasızca terk edilmiş olurlardı.
〈Sen benim kaderim değildin, hoşça kal.〉
…Bu bir şaka gibi olan veda sözleriyle onları terk ederdi. Birçok insan, “Grayson Miller sadece aşıkmış gibi davranmaktan hoşlanıyor.” diye fısıldaşırdı. Aksi takdirde, sözde çok sevdiği birine nasıl bu kadar soğuk davranabilirdi? Duygularını istediği zaman açıp kapatabileceği bir düğmesi yoktu ya. Ancak yine de bazıları Grayson’ın aşık olduğunu savunuyordu. Yani sadece çok kısa bir süreliğine.
Yanılsama mıydı gerçek miydi bilinmez ama sonuç hep aynıydı. Grayson birini tamamen kendisine aşık ediyor ve sonra istediği gibi terk ediyordu. Geride bıraktığı kişinin ne kadar yıkıldığını umursamadan gidiyordu. Tam anlamıyla, “Onun umurunda değildi.”
“Yeni birini, yeni bir kader mi buldun?”
Sağdaki adam kahkaha atarak sordu. Köpeğini parkta başka bir köpekle çiftleştirmeye çalışması hakkında konuşuyormuş gibi alaycı bir tonda konuşuyordu. Geride kalmamak için diğer taraftaki ikiz de Grayson’ın vücuduna dokundu ve sordu,
“Peki, bu sefer ne iş yapıyorsun? Eğer Grayson’a uygun bir şeyse… Belki hizmet sektörü olabilir?”
Grayson’a bakarken kirpiklerini anlamlı bir şekilde kırpıştırdı. Ondan aşağı kalmak istemeyen diğer ikiz, karşı tarafta otururken eğildi ve elini uzatarak Grayson’ın baldırını okşadı. Daha doğrusu, parmaklarıyla onun üzerinde duran kalın penisini okşuyordu.
Dokunuşunu oldukça hoş bulduğundan Grayson’ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Biri kolunu okşarken diğerinin baldırında gezinen elleri oldukça kışkırtıcıydı. Ancak Grayson bu gayet doğalmış gibi davranarak onları umursamadı ve ağzını açtı.
“Şimdilik yeni bir iş bulmam gerek.”
Sözleri üzerine ikizlerden biri sordu,
“Üniforma gerektiren bir iş nasıl olurdu? Seksi, değil mi?”
“Polis gibi mi?”
Diğer ikiz hemen konuşmaya başladı ve Grayson’ın uyluğundan çıkan kalın ereksiyonunu okşadı. Bunun içinde olması ne kadar heyecan verici olurdu? Beklentisi çoktan vücudunun alt kısmını seğirtiyordu ve pohpohlayıcı sözler doğal olarak ağzından döküldü.
“Böyle büyük bir silahla.”
Grayson bu sözlere kıs kıs güldü.
“Yapmalı mıyım o zaman?”
Sadece basit bir yanıt olmuştu ancak her iki taraftan da şaşkınlık dolu nefes alışları yükseldi. İçeride kokteyl yapan barmenler bile gözlerini kocaman açarak onlara baktılar. Aceleyle bakışlarını kaçıran ve işlerine dönen barmenlere kayıtsızca göz atan Grayson sakince cevapladı,
“Güzel bir meslek.”
“Polis Grayson ha…?”
“Evet, evet! Harika, sana çok yakışır. Polisleri severim. Çok seksi.”
Kızaran ikizinin aksine, diğeri onu hemen övmeye başladı. İlk ikiz hemen ekledi,
“Elbette sana yakışır. Sadece bunu gerçekten yapacağını hiç düşünmemiştim. Grayson, beni önce sen mi tutuklayacaksın? Arabanın kaputuna mı uzanmalıyım memur bey?”
Yorum