Koyu Switch Mode

Comeback: No Choice But… 8. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Khentimentiu


CEO Lim ve Yong-jae, hastane masraflarının boşa gittiğini duyduklarında gizlice birbirlerine baktılar. Bu sözler, Yoon Hye-an’ın ağzından çıkması zor olan bir ifadeydi. 

 

“Zaten bende bir sorun yokmuş. Doktor, taburcu olabileceğimi söyledi. Ayakta tedavi yeterli olurmuş,” dedi Yoon Hye-an, sakin bir sesle. 

 

Choi Hong-seo, Yoon Hye-an’ın eşyalarını çekmeceden çıkarıp yatağın üzerine yerleştirirken aniden durdu. Sonra, yatağın diğer tarafında duran CEO Lim ve Yong-jae’ye döndü. 

 

“Ah, aklıma gelmişken…” 

 

“Huh? Uh… Şey, neden?” 

 

“Hastane faturası gerçekten çok yüksek çıkmış, çünkü beni tek kişilik bir odaya yerleştirmişler. Baygın yatarken tek kişilik odanın ne anlamı var ki…” 

 

Bu kez CEO Lim ve Yong-jae’nin yüzleri dondu, adeta dillerini yutmuş gibiydiler. Şok karşısında ne söyleyeceklerini bilemiyorlardı. Yine de ilk konuşan CEO Lim oldu. 

 

“Yine de, Yoon Hye-an’ın gururu var. Muhtemelen onun onurunu korumak için tek kişilik oda seçtiler. Masrafı ne kadar fazla olursa olsun.” 

 

Hastane masrafları Yoon Hye-an’ın banka hesabından çekiliyordu, ancak CEO Lim, sanki parayı kendi cebinden ödemiş gibi pişman bir ifadeyle konuşuyordu. Ardından, yanlış bir şey söylemiş gibi ellerini kaldırıp kendini düzeltti. 

 

“Ah, doğru ya. Hye-an değil, Hong-seo. Hong-seo.” 

 

“Hayır, bunu yapmanıza gerek yok. Artık anlıyorum ki ben Yoon Hye-an’ım. Benim de… gözlerim var.” 

 

“Huh? Gerçekten mi? Hafızan geri mi geldi?” 

 

CEO Lim, yüzünde bir gülümsemeyle yatağa doğru ilerledi ve Choi Hong-seo’nun omzunu kavradı. İri cüssesine rağmen hareketleri çevikti. Ancak Choi Hong-seo başını iki yana salladı. 

 

“Hâlâ Yoon Hye-an’a dair hiçbir şey hatırlamıyorum.” 

 

Bunu duyunca, CEO Lim’in ağzında acı bir tat oluştu. Choi Hong-seo’nun omzunu tuttuğu eliyle bu kez kendi başını kaşıdı. 

 

“Evet, olabilir. Zaten başhekimden de duydun, değil mi? Bu çok nadir görülen bir durum değil. Kendini fazla zorlama. Eski hayatına döndükçe hafızan herhangi bir anda geri gelebilir.” 

 

“Evet, zamanla olacaktır.” 

 

‘Gerçekten Yoon Hye-an’ım ve aklımı mı kaçırdım, yoksa kimsenin inanamayacağı bir kazaya karışmış Choi Hong-seo muyum?’ 

 

Durumu netleştirmek için Choi Hong-seo fikrini değiştirdi ve bu hastane odasından çıkıp dış dünyaya adım atması gerektiğini belirtti. Ancak bu, yalnızca birine yalvararak halledilebilecek bir şey değildi. Kimse böyle bir şeye inanmazdı. 

 

Yatağın üzerine dizilmiş birkaç eşyayı çantasına koymaya hazırlanan Choi Hong-seo, bir şey hatırlamış gibi aniden doğruldu ve bakışlarını CEO Lim’e çevirdi. 

 

“Ve çalışmaya başlayacağım.” 

 

“…” 

 

CEO Lim sadece gözlerini kırpıştırdı. Ona bir iş teklif etse bile Yoon Hye-an’ın ya bir sebep bulup reddedeceğini ya da işin kendi seviyesine uygun olmadığını söyleyeceğini biliyordu. Yoon Hye-an, şimdiye kadar gelen iş tekliflerini bir bir geri çevirmekle meşgul olmuştu, ancak şimdi kararlı bir ifadeyle çalışacağını ilan ediyordu. 

 

“Yine de… bir süre dinlenmek daha iyi olmaz mı?” 

 

Yoon Hye-an olduğu düşünülen Choi Hong-seo, telefonunu çantasına fırlatarak kesin bir sesle yanıt verdi: 

 

“Gerçekten gitmek istediğim bir seçme var.” 

 

Açık pencereden içeri dolan ağustos böceklerinin tiz sesleri kulaklarını doldurdu. Dışarıdaki bunaltıcı yazın başlangıcını ilan eden yoğun bir çığlık gibiydi. 

 

* 

 

Yoon Hye-an, Gangnam’daki bir stüdyo dairede yaşıyordu. Burası, büyük bir inşaat şirketi tarafından inşa edilmiş, hem konut hem ticari amaçla kullanılan bir apartman kompleksiydi. Yoon Hye-an’ın dairesi 85 metrekarelik özel bir alana sahipti. Bir saray kadar geniş olduğu söylenemezdi, ancak binadaki en büyük daire ona aitti. 

 

Burası, Gangnam’ın kalbinde, ana cadde üzerinde, metro istasyonuna yakın bir noktada konumlanmış, büyük bir şirkete ait prestijli bir stüdyo daire idi. 

 

Bir zamanlar Yoon Hye-an’ın üyesi olduğu idol grubu Titan, kesinlikle popüler bir grup olmuştu. Ancak grubun şirketin yaptığı yatırımları zar zor geri ödedikten sonra kâr etmeye başladığı söylenebilirdi. Tıpkı Choi Hong-seo’nun bir parçası olduğu Layered gibi, Titan da uzun bir süre boyunca bilinmeyen bir grup olarak kalmış, dolayısıyla şirketin geri kazanması gereken yatırım maliyeti oldukça yüksek olmuştu. 

 

Üstelik, tam da grup çıkış yapıp popülerlik kazanmaya başladığında, Yoon Hye-an oyunculuk kariyerine odaklanmak istediğini söyleyerek aniden ayrılacağını açıkladı. Fakat bunun için bağlı olduğu ajans ENA’yı terk etmedi. 

 

Titan’ın tüm üyeleri, Yoon Hye-an’ın ayrılışını duyurmak için düzenlenen basın toplantısına katıldı ve onun gelecekteki planlarını desteklediklerini dile getirdi. Dışarıdan bakıldığında olaysız bir ayrılık gibi görünüyordu. Ancak Yoon Hye-an’ın oyunculuk kariyeri, beklendiği gibi gitmedi. 

 

Choi Hong-seo’nun hatırladığı kadarıyla, Yoon Hye-an gruptan ayrıldıktan kısa bir süre sonra bir kamu yayıncısının mini dizisinde başrolü üstlenmişti. Oyunculuk deneyimi yardımcı ve küçük rollerden öteye gitmediğinden, başrole seçilmesi hakkında bazı tartışmalar yaşanmıştı. Ancak yapım ekibi ve yayıncı kanal, karardan geri dönmeden projeye devam etti. 

 

Sonunda, dizi düşük reytingler ve Yoon Hye-an’ın oyunculuk yeteneği üzerine çıkan tartışmalarla beraber büyük bir hayal kırıklığıyla sona erdi. 

 

Birkaç ay sonra, Yoon Hye-an bir kez daha başrol olarak izleyici karşısına çıktı. Bu kez oyunculuk pratiği için büyük çaba sarf etmiş, hatta farklı bir yönünü göstermek istediğini anlatan röportajlar vermişti. Ancak, dizi yayımlandığında halkın tepkisi soğuktu. Söylendiği gibi bir gelişim belirtisi görülmüyordu. 

 

Sonuç olarak, oyunculuk yeteneği olmayan idollerin doğrudan başrol almalarının eleştirildiği birçok makale yayımlandı. Üstelik, önceki dizisinden bile daha düşük reytingler almış ve bu yüzden dizi planlanandan erken final yapmıştı. 

 

Choi Hong-seo’nun hatırladığı son eğlence sektörü faaliyeti buydu. Ve bu tabloya bakınca, Yoon Hye-an’ın Gangnam’daki lüks bir stüdyo dairede yaşayacak kadar güçlü bir mali kaynağa sahip olması pek mümkün görünmüyordu. 

 

Hiç hatırlayamadığı, yabancı bir yapıya sahip bu oturma odasına adım atan Choi Hong-seo, yavaşça etrafına göz gezdirdi. 

 

“Burası aylık kiralık mı?” 

 

Peşinden gelen Yong-jae, elindeki valizi masanın üzerine bırakırken bir an duraksadı ve geriye döndü. Yüz ifadesi, Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor musun? Der gibiydi. 

 

“Evet, kiralık.” 

 

“Baştan beri şirket mi sağlıyordu?” 

 

“Önce Başkan Jo ayarlamıştı… Sonrasında ise örtülü ödenekten karşılandı. Burası olması gerektiğini söyledi, hyung.” 

 

“Başkan Jo mu?” 

 

“…” 

 

Yong-jae aniden sustu. Sanki yanlışlıkla ağzından kaçırmış gibi bir yüz ifadesi vardı. 

 

“Bu çok eskide kaldı, uzun zaman önceydi. Kirayı yaklaşık bir yıllık peşin ödemişti ama kazadan sonra hastane masrafları ve kira, hyung’un hesabından çekilmeye başlanmış olmalı.” 

 

Konuyu hızla değiştirmek istercesine, mutfağa doğru ilerledi. Temizleyecek pek bir şey olmamasına rağmen rastgele bir şeylerle oyalanmaya başladı. 

 

Buzdolabında yiyecek olmadığını fark edince, kendi kendine “Alışverişe çıkmak gerekecek.” Diye mırıldandı. 

 

Son birkaç gündür gözlemlediği kadarıyla, ENA’nın CEO’su tamamen sıradan bir insandı. Ne vicdansız bir patrondu, ne de aşırı cömert bir hayırsever. Temel bir nezaket seviyesine sahipti; ne sert biriydi ne de başkalarına yardım etmek için özellikle çaba harcayacak biri. Tam anlamıyla ortalama bir insan. 

 

Bir insanın hayatı pamuk ipliğine bağlıyken onu görmezden gelemezdi, ancak bilinçsiz bir hastanın ne zaman uyanacağını bilmeden hastane masraflarını ve kirasını cebindeki parayla karşılayacak biri de değildi. 

 

Ama eğlence sektöründe, bu kadarı bile onu oldukça saygın biri yapıyordu. 

 

Ya da belki de Choi Hong-seo, şimdiye kadar sadece kendi çıkarını düşünen, onu dolandırmaya çalışan insanlarla karşılaşacak kadar şanssızdı. Bu düşünceyle acı bir şekilde gülümsedi ve pencereye yöneldi. 

 

Yoon Hye-an’ın evi, binanın köşesinde yer aldığından, oturma odasının iki duvarında da pencereler vardı. Güney cephesindeki camdan Nonhyeon-dong’un sokaklarını izlerken, güneşin açık tenini ısıtışını hissetti. 

 

“Avansım ne kadar?” 

 

“Efendim?” 

 

Arkasındaki Yong-jae’nin şaşkın yüzüne dönen Choi Hong-seo, ifadesini düzeltti ve soruyu yeniden sordu. 

 

“Şirketin bana peşin ödediği para ne kadar?” 

 

“Ah, evet. Şey… Ne kadar olduğuna gelirsek… Hemen finans departmanıyla iletişime geçip öğreniyorum.” 

 

Yong-jae, sanki hemen cevap vermezse azar işitecekmiş gibi koca cüssesini eğerek telaşla telefonunu aramaya başladı. 

 

“Şu an yapmana gerek yok. Aşağı yukarı ne kadar olduğunu biliyor musun?” 

 

“Muhtemelen… en az 5-6 bin kadar…” 

 

Choi Hong-seo, Gangnam’da lüks apartmanlarda veya stüdyo dairelerde yaşamaya inat eden idol ve oyunculara fazlasıyla aşinaydı. Maddi durumları buna yetmese bile o ışıltılı hayatı bırakmak istemeyenler vardı. 

 

Özellikle bir kez yıldız muamelesi görmüş olanlar, buna daha da sıkı tutunuyordu. O tadı aldıktan sonra unutmak kolay olmuyordu. 

 

Eskiden, çıkış öncesi çalıştığı host barda, zaman zaman ünlü isimlerin de host olarak sahneye çıktığını hatırlıyordu. Bunlar genellikle şirket borçlarını ödeyemediği için eninde sonunda buralara düşen ‘harcanmış’ ünlülerdi. 

 

Ancak, kendi durumları ne kadar kötü olursa olsun, diğer hostlara yukarıdan bakmaktan vazgeçmiyorlardı. Sanki farklı bir dünyadan gelmişler gibi, küçümseyici bakışlarla etrafa emirler yağdırıyorlardı. 

 

‘Ben sizin gibi aşağılık insanlardan farklıyım’ dercesine… 

 

VIP müşterilere özel hizmet verseler de, çoğu müşteri onları sadece bir-iki kez, sırf meraktan çağırıyordu. Asıl sorun, gururlarına yenik düşenlerdi. 

 

Birçok müşteri, memnuniyetsizlik bahanesiyle şikâyet edip ödeme yapmadan kaçmanın bir yolunu buluyordu. Sonunda, o ünlü isimler, ne paralarını alabiliyor ne de itibarsız bir şekilde kapı dışarı edilmekten kurtulabiliyordu. 

 

Ama istisnasız hepsi, bir gün eski parlak günlerine döneceklerine inanıyordu. 

 

Peki, o zaman nerede olacaklar, ne yapıyor olacaklardı? 

 

Böyle devam ederse, en fazla bir yıl içinde Yoon Hye-an da bir host bar madamının kartvizitini elinde tutuyor olabilirdi. 

 

Choi Hong-seo’nun—hayır, Yoon Hye-an’ın—acı bir tebessümle bakan yüzü, pencerenin camında bulanık bir şekilde yansıyordu. 

 

“Yong-jae-ssi… Benimle yakın mıydın?” 

 

Yong-jae bir anda ona döndü. Yüzünde şüphe dolu bir ifade vardı, sanki onu sınayıp gerçeği anlamaya çalışıyormuş gibi. 

 

Görünüşe göre, Yoon Hye-an’ın hafızasını kaybetmiş gibi yapıp sonra her şeyi hatırlayarak onu açığa çıkaracağından korkuyordu. 

 

“Yakın olmaktan ziyade… seni oldukça iyi tanıyordum diyelim.” 

Etiketler: novel oku Comeback: No Choice But… 8. Bölüm, novel Comeback: No Choice But… 8. Bölüm, online Comeback: No Choice But… 8. Bölüm oku, Comeback: No Choice But… 8. Bölüm bölüm, Comeback: No Choice But… 8. Bölüm yüksek kalite, Comeback: No Choice But… 8. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X