Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 1. Kitap Bölüm 12: Bakışlar

Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE BÖLÜM 12: BAKIŞLAR
Steward’ın cevabına yanıt olarak başını sallayan Laura Steward’ın ardından kapattığı kapıya baktı.
“Peki ya Bay Miller? İncelenecek başka bir şey kaldı mı?”
Steward kafası karışmış Laura’ya, her zamanki gibi nazikçe yanıt verdi. “O ve korumasının konuşacakları bir şey olduğunu söyledi, o yüzden onları yalnız bıraktım.”
“Ah… Öyle mi?” Laura sanki ikna olmuş gibi gözlerini kapıdan ayırdı. Steward doğal bir şekilde konuşmaya devam etti.
“İlaçların miktarı yavaş yavaş azaltılmalı ve atlamamaya dikkat edin. İlacın bırakıldığı süre kısa olmadığı için yan etkiler sonradan ortaya çıkabilir. Eğer yolunda gitmeyen bir şey olursa ya da sormak istediğiniz bir şey varsa benimle iletişime geçin. ”
Laura bu sözler üzerine gergin bir yüzle başını salladı. Ciddiyetle konuşmaya devam eden Steward yavaşça dönüp sordu.
“Bu arada, o koruma hala devam ediyor mu? Bunun geçici bir iş olduğunu duymuştum ama onun hala çalıştığını görünce Chase’in ona oldukça güveniyor gibi göründüğünü düşündüm.”
“Ah, evet.” Laura düşünmeden cevap verdi. “Son olaylar yüzünden hala dönmeyen korumalar var… Bu yüzden onun ekibiyle yapılan sözleşme çekimler tamamlanana kadar uzatıldı.”
“Bütün ekip mi?”
“Evet.” Laura nazikçe başını salladığında Steward merakla gözlerini kırpıştırdı. “Demek hepsi birlikte, beklendiği gibi Miller ailesi çok para harcıyor.”
“Söylemek istediğiniz bir şey mi var?”
Steward kafası karışmış görünen Laura’ya neşeyle gülümsedi.
“Sadece kendi kendime konuşuyorum.”
*
*
Muayenehane hâlâ sessizdi. Baş başa kaldıktan sonra bile Chase ağzını açmadı. Josh da öyle. Steward’ın gitmesini isteyen Josh’du ama ilk önce konuşması kolay olmadı. Ancak konuşmazsa bir daha bu şansı bulması zor olacaktı. Josh iç çektikten sonra kendini topladı ve ağzını açtı. “Chase.”
“Özür dilerim.” Chase aniden özür diledi.
Elini omzuna koymak üzere olan Josh hareketsiz kaldığında Chase kavuşturduğu eline bakarak devam etti. “Sabırsız davrandım, bundan sonra ilaçları bırakmayacağım.”
“…Tamam.”
Onu ikna etmek için başbaşa kalmak isteyen Josh’un söyleyecek bir şeyi yoktu. Elini boynunun arkasına götürüp ovuştururken konuştu. “Söylediği gibi üç ay bekleyelim ve sonucu görelim. Yakında iyileşeceksin.”
Chase kısaca başını salladıktan sonra ona bakan Josh sordu.
“İlacı bir an önce bırakmak mı istedin?”
“…”
“Neden?”
Chase’in bu soruya hala bir cevabı yoktu. Josh, ‘Anlık bir heves miydi,’ diye düşündü. ‘Bu sefer bir şey olmadı ama geçen sefer kendi başına göre hareket ettiğinde kaçırılmıştı.’ Bunu düşünen Josh tekrar konuşmak üzereydi ki Chase cevap verdi.
“Sadece…” Bir süre duraksadıktan sonra mırıldandı. “Bu şekilde ölmek istemediğimi düşündüm.”
“…Yani ilaçları yavaş yavaş kontrol altına alıp bırakman gerektiğini söylüyorsun değil mi?” Josh merakla sordu ama Chase ağzını tekrar açmadı.
Josh sabırla onun yine konuşmasını bekledi. Ancak bir süre sessiz kalan Chase aniden ayağa kalkarak sanki hiçbir şey olmamış gibi ona baktı.
“İlaçlar artık hazır olmalı, değil mi? Hadi gidelim.” Chase bir an için duraksayan Josh’a baktı. “Artık keyfi olarak ilaçlarımı bırakmayacağım.”
Ardından Josh’u hafifçe öpen Chase ona güven verirmişçesine gülümsedi. Chase’in kontrolü ele geçirmesini izleyen Josh başka bir şey söyleyemedi, sadece onu takip etti. Birden Dane’in daha önce söylediği sözleri hatırladı.
<İnsanlar her zaman birbirini aldatır, Josh.> (ÇN: Buradaki aldatır kelimesi yalan söyler, arkasından iş çevirir vs. anlamlarında kullanılmıştır.)
Chase’in sırtına bakan Josh kaşlarını çattı. İçinden ‘Chase bana hiç yalan söyledi mi..? Ama neden?’ diye düşündü ama Chase ona söylemedikçe cevabını bilemeyecekti. Sonuç olarak bu sorunun cevabını birkaç gün merak etti ama günlük hayatın yoğunluğuna gömülerek bunu unuttu.
***7.Kısım***
“3,2,1! Koş!”
Yönetmen bağırır bağırmaz oyuncular son sürat koşmaya başladılar. Çekimlerin devam ettiği sahnede çalışanlar nefeslerini tutarak oyuncuların hareketlerini izliyordular. Koşanlar arasında herkesin dikkatini verdiği tek kişi önde koşan adamdı. Uzun bacaklarıyla deli gibi koşan adam, kameralar iki kez bu sahneyi kaçırınca yönetmenin sinirli bağırışlarıyla, soluk soluğa başlangıç pozisyonuna geri döndü.
“Haa, haa.”
Aynı sahneyi üçüncü kez çeken oyuncu, biraz yorgun görünüyordu ve derin derin nefes alıyordu. Ancak solgun yanakları ve sarsılan omuzları bile herkesin dikkatini çekmeye yetiyordu.
Şu anda çekilmekte olan sahne, Chase’in kendisini kovalayan polis memurlarını cezbettiği, onları bir köşeye sıkıştırdığı ve onların icabına baktığı bir sahneydi. Çekimler yeniden başlamadan önce Chase duruşunu dikleştirdi ve dağınık saçlarını geriye doğru taradı. Etrafta uzun parmaklarının arasından geçirdiği yumuşak saçlarını görenlerin hayranlık dolu iç çekişleri duyuldu. Josh bir elinde sigara tutarken bir süre Chase’e büyülenmiş gibi baktı.
Rolü gereği bir gözüne göz bandı diğer gözüne renkli lens takmıştı ve saçını da siyaha boyamıştı, bu yüzden Josh bazen ona baktığında Chase Miller’dan tamamen farklı birine bakıyor gibi hissediyordu. ‘Sadece saç rengini değiştirse daha iyi olurdu.’ Mor gözlerini de kapattığında Josh nedense kendini tuhaf hissediyordu. Nasıl görünürse görünsün onun Chase olduğunu biliyordu ama duygusal olarak kabullenemiyordu.
‘Beni aldatmıyor.’ (ÇN: Tekrar hatırlatayım, bu cümlede aldatmak; yalan söylemek, arkasından iş çevirmek anlamlarında kullanılmıştır)
Josh çabucak kendini topladı ve hızla sigara dumanını içine çekti. Kendini Chase’den başka birine kaptırıyormuş gibi hissettiği için gülünç şekilde suçlu hissetti. Dahası yakın zamanda Chase, Josh’tan şüphelenmeye başlamış ve onu sert bir şekilde azarlamıştı.
‘Hayır, gerçekten aldatmıyor.’
Aniden morali bozulduğunda, yönetmen tekrar bağırdı. “3,2,1!”
İşaretle beraber Chase yeniden koşmaya başladı. Üzerindeki takımın yakası açılmıştı ve kravatı omzunun üzerinde dalgalanıyordu. Bir anda Josh’un gözlerinin önünden koşarak geçti.
Kısa bir süre sonra Chase belirlenen noktada durdu ve onu kovalayan adamlar etrafını sardı. Daha sonra planlandığı gibi adamlar Chase’e saldırdı. Refleks olarak irkilen Josh vücudunu sertleştirdi. Çok geçmeden Chase’in şu anda yaptığının oyunculuk olduğunu hatırladı ve kollarını kavuşturdu. Eğer bunu yapmazsa, sonunda adamların üzerine koşabilirdi.
Beklendiği gibi, Chase’e yumruk atıldığını gördüğü anda refleksle hareket etmek üzere olan Josh, yeniden kendini tuttu ve bir sonraki sahneyi izledi. Chase hızla arkasını döndü ve adamlardan birinin suratına yumruk attı.
Josh sahneleri birbiri ardına izlerken aniden birinin sesini duydu.
“Josh, iyi misin? Yorgun görünüyorsun.”
Sesin geldiği yöne baktığında Seth’i gördü, gözlerini tekrar Chase’e çevirip cevap verdi.
“Pek iyi uyuyamadım.”
Josh bunu söyledikten sonra sustu ama Seth’in bakışları hala onun üzerindeydi. Seth onda bir tuhaflık olduğunu düşündü. Josh son zamanlarda kendini özellikle yorgun hissediyordu. Normalde çalışırken üç gün boyunca aralıksız ayakta kalırdı ama son zamanlarda bazen uyukluyordu, bazen de dalgın görünüyordu.
Seth kendi kendine ‘Feromonlar yüzünden mi?’ diye düşündü.
Kulağında işaret olsa bile Baskın Alfa feromonlarına dayanmakta zorlanıyor olabilirdi. Seth doğduğundan beri gördüğü tek Baskın Alfa Chase’di, Baskın Alfalar hakkında hiçbir bilgisi yoktu, dolayısıyla yalnızca tahmin yürütebiliyordu. Bunun dışında Josh’un bu kadar yorgun olması için hiçbir neden yoktu.
‘Ya da belki şu anda çıktığı kişi normal değildir?’
Bunu düşününce bu sefer farklı bir merak duygusu yaşadı. ‘Josh gibi dayanıklılığı yüksek birinin enerjisinin tükenmesini nasıl sağlayabilirsin ki?’
Bahsin sonucu ne olursa olsun, Seth merakından dolayı Josh’un partnerinin kim olduğunu bilmek istiyordu. Hatta ayrılırsa partneriyle bir gece geçirmeyi bile düşündü. (Ashily: Zavallı Seth bu kişinin Chase olduğunu gerçekten düşünmedi sksksksk) Josh’a göre oldukça güzel olduğu açıktı, dolayısıyla hayır demek hiçbir neden yoktu.
Tam bunu sormak için fırsat kolluyordu ki aniden çekim bitti ve yönetmen “Kestik!” diye bağırdı. Bir sonraki sahneye kadar bir süre ara verildi. Bu sırada Chase kıyafetlerini değiştirecek, makyajını yeniletecekti ve çekilen sahneler gözden geçirilecekti. Dağılan kalabalığa bakan Seth, hiç vakit kaybetmeden ağzını açtı.
“Josh, dün bütün gün seni görmedim, bir şey mi oldu?”
“Hayır, bir sorun mu var?”
Josh kayıtsızca cevap verince Seth bir an yanlış bir varsayımda bulunduğunu düşündü. Ancak çok geçmeden fikrini değiştirdi. Çünkü Josh’un her şeyden bihabermiş gibi davranıp durumu tersine çevirmesi bilinmedik bir şey değildi.
“Dünkü gibi bazen tek kelime etmeden ortadan kayboluyorsun, bu yüzden bir şey mi oldu diye merak ettim.”
Seth lafı dolandırmadan doğrudan sordu. Bu şekilde Josh’tan dürüstçe bir cevap alması daha kolaydı. Beklendiği gibi Josh’u köşeye sıkıştırmıştı, bu yüzden Josh bir süre duraksadıktan sonra cevap verdi.
“Hayır, önemli bir şey yok halletmem gerek bazı şeyler vardı. Zaten dün benim izin günümdü.”
Seth, Josh’un dolaylı olarak ‘Benim ne yaptığım seni ilgilendirmez’ dediğini görünce tahminlerinin doğruluğundan daha da emin oldu. Öte yandan bu tepkiyi verdiğini görmek ona Josh’un çıktığı kişiyle öylesine flört etmediğini düşündürdü. Bunu bu şekilde saklamaya çalışmasının nedeni ya partneri konusunda ciddi olduğundan ya da ilişkisini saklı tutmak istesindendi. Eğer cevap ikincisiyse, ne şekilde sorarsanız sorun, cevap vermeyecekti.
‘Kim o?’ Seth bu sorunun cevabını iddianın sonucunun artık pek bir önemi olmadığını düşünecek kadar merak ediyordu.
“Umm…” Tam daha fazla şey öğrenmek üzere ağzını açtığı sırada aniden arkadan Chase’in sekreteri Laura’nın sesi duyuldu.
“Merhaba Seth. Josh’la biraz konuşmam gerekiyor. Bir sakıncası var mı?”
Harika bir zamanlamayla Josh’u götüren Laura sayesinde Seth daha fazla soru soramadı. İkisinin uzaklaşmasını izleyen Seth, yüzünde ciddi bir ifadeyle çenesini kaşıdı. ‘Geriye kalan ekip üyeleri arasında bu sorunun cevabını kim öğrenebilir?’
Bu soruyu sorduktan sonra kaşlarını çattı. ‘Hiçbiri.’
*
*
“…şöyle ki…”
Josh’un dikkati Laura’yı gönülsüzce dinlerken dağılmıştı. Arkasına bile bakmadan sırtındaki bakışların kime ait olduğunu biliyordu. Chase şüpheyle Laura ve Josh’a bakıyor olmalıydı. Sık sık Josh’a bakıyor ve gözlerini asla ayırmıyordu.
Kendi kendine ‘Sanırım bu beni çok sevdiği anlamına geliyor.’ diye düşünen Josh içini çekerek Laura’yı dinlemeye çalıştı ancak Josh’un yüzünü inceleyen Laura tereddüt içinde “Neyin var? Kendini iyi hissetmiyor musun?” diye sordu.
“Ah, hayır. Bir sorun yok. Söyleyeceklerinin hepsi bu mu?”
Çabucak kendini toparlayıp cevap verdiğinde Laura başını sallayıp konuşmaya devam etti. “Tamam o zaman lütfen beni dikkatle dinle. Bay Miller, senin yakın korumaları arasına yerleştirilmeni emretti. Ayrıca Mark’la da konuştum ve programın ekibin geri kalanından çok daha yoğun olacak gibi görünüyor…”
“Anlıyorum. Bundan sonra daha dikkatli hareket edeceğim.”
Josh dışarıdan bunu umursamıyormuş gibi görünse de içten içe Chase’in kıvrak zekasına hayran olmuştu. Hatta çok şaşırdığı için neredeyse yüz ifadesini bozuyordu.
Josh ciddiyetle ‘Bu çok tehlikeli.’ diye düşündü. Seth’in sözlerini göz ardı edemezdi. Burada diğerlerinin gözlerinden kaçınarak Chase’le gizli buluşmaların tadını çıkarıyorlardı ancak bu kadar sınırlı bir alanda izlerini saklamanın da bir sınırı vardı. ‘Bu gidişle er ya da geç her şey ortaya çıkacak.’ Josh çekimler sona erene kadar buluşmaya ara vermeyi isteyip istememesi gerektiğini düşündü.
Sorun şu ki, bu konuda endişelenen tek kişi oydu. ‘Bana bu kadar bariz şekilde nasıl baktığını göz önüne alırsak.’
Farkında olmadan bakışlarını Chase’e çevirmek üzere olan Josh, Laura tarafından tekrar durduruldu.
“Dur bir dakika, başka bir şey daha söyleyeceğim…”
Laura hiç düşünmeden kolunu tutmuştu ancak asıl sorun onları izleyen bakışlardı. Josh elini nazikçe onun elinin üstüne koydu ve Chase’i kızdırmamak için onu itti. Sadece 2-3 saniye sürdü ama onun yanlış anlaması için yeterli bir süreydi.
Ve sonrasında beklenmeyen bir olay meydana geldi.
“Aahhhh!”
“Bay Miller!”
“Ne yapmalıyım? Biri yardım etsin!”
Ani çığlık karşısında irkilen Josh başını çevirdi ve ardından gözleri kocaman açıldı. “Chase?”
Şok olan sadece Josh değildi. Chase’in kendisi de gözlerini kırpıştırıp kanla kaplı ellerine baktı. Kanlar içindeki elleri uzaktan bile görülebiliyordu. Josh, Chase’in sessizce ellerine baktığını gördüğünde bir saniye bile düşünmeden ona doğru koşmaya başladı.
Her şey bununla da bitmedi. “Öhö,” Boğuk bir öksürük sesinin ardından ağzından bir avuç kan daha çıktı. Beyaz gömleği kanlarla kaplıydı ve kanlar içindeki elleriyle boynunu ve göğsünü tutuyordu.
“Haa, haa.”
Her nefes aldığında ağzından kan çıkıyordu. Josh, tam Chase’in normalde de solgun olan teninin tamamen maviye döndüğünü düşündüğü sırada Chase öne doğru çöktü.
“Chase!”
Chase yere yığılmadan önce Josh ona sarıldı. Ancak Chase’in bilinci çoktan kapanmıştı. Durumunu hızla kontrol eden Josh, solgun yüzünün tamamen kanla kaplı olduğunu gördüğü anda şaşkına döndü.
************************************************************************************************
Evettttt ~~
Selam bebekler. Bayağıdır buraya iç dökmeli yazı yazmadım. Şu sıralar özel hayatımda aşırı yoğunum (tabi beni mutlu eden bir yoğunluk) ve neyi yapıp yapmadığımı unuttuğum günler dahi oluyor. O yoğunlukta her şeye rağmen bu serileri çevirmek aşırı kafamı toparlayan bir aktivite ve güzel yorumlarınız da aynı şekilde mutlu ediyor.
Tam burada bölümün bitmesi en heyecanlı yerde kalmış gibi oldu ama neyse. Şu kısımda ben de şok oldum, bir ağlama isteği falan geldi. (Bölümleri çevirirken kendimi sık sık karakterlerin ruh haline sokuyorum.) Chase’in durduk yere kanlar içinde kalmasını asla beklemiyordum. Buradan sonrası için söyleyeceğim tek şey işler daha da heyecanlı bir hale gelecek. Bu arada kitabın yarısına da gelmiş bulunmaktayız. Beklediğinize değer bölümler okuyacağınızdan şüpheniz olmasın. Keyifli okumalar diliyorum. ♥ Kendinize güzel bakın. Sevgiyle kalın
Yorum