Çevirmen: Ari
Bölüm 69: Unutulmaz Akşam
Bir villadaydı. İç mekan ağırlıklı olarak beyaz, lacivert ve gri renklerin karışımından oluşuyordu. Basit ve temizdi.
You Huo kendini merdivenlerden aşağı yürürken gördü…
Burası çok tuhaftı.
Ne yurtdışındayken geçici olarak kaldığı yere, ne de Çin’deki evine benziyordu.
Bir hastane ya da askeri akademi değildi, Lao Yu ve Yu Wen’in evi de değildi…
Kısacası tanıdığı bir yer değildi.
Ama orada dururken hem tanıdık hem de alışılmadık bir duyguya kapıldı——
Hangi köşeden dönmesi gerektiğini, hangi odaya gideceğini ve bu evin yapısını biliyor gibiydi.
Her hareketi sanki buranın sahibiymiş gibiydi. Her şey tanıdık geliyordu.
Ama herhangi bir aidiyet duygusu hissetmiyordu, dolayısıyla bu aynı zamanda alışılmadık bir histi.
Muhtemelen Gözetmen A iken yaşadığı yerin burası olduğunu tahmin etti.
Bu evin gözetmen bölgesinde bir yerde olması gerekiyordu ve o burayı hiç beğenmiyor olmalıydı.
Ama bu gayet normaldi. Böyle bir yeri kim evi olarak düşünebilirdi ki?
Güneş çoktan batmış, dışarısı karanlık olmaya başlamıştı.
Bir tarafta birinci kattan ikinci kata kadar uzanan büyük bir Fransız pencere vardı. You Huo o köşeye her döndüğünde dışarıdaki ışıklar gözlerini kamaştırıyordu.
Işıkların da yardımıyla camın dışında kar yağdığını görebiliyordu.
Güneş daha yeni batmıştı ama kar çok yoğun yağıyordu…
Işığı engellemek için gözlerini kıstı ama adımları birinci katta durmadı.
You Huo rüyasında nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde bodruma doğru gittiğini biliyordu…
***
Yıllar öncesinden bir gündü. Yeni akşam olmuştu ve dışarıda durmaksızın kar yağıyordu.
Evin sıcaklığı uygun seviyedeydi; tek bir gömlek giymesi yeterliydi.
Gözetmen A, dışarıdan yeni dönmüştü ve omzunda bir kar tabakası birikmişti.
Ceketini çıkardı ve yatak odasına asmak için yukarıya çıktı. Tam duş alacakken birden aşağıdan sesler gelmeye başladı.
Burası sistemin gözetmenler için ayarladığı ikamet yeriydi. Site, birbirinin aynısı villalardan oluşuyordu.
Villanın solunda adayları cezalandırmak için kullanılan ikiz kuleler, sağında ise genellikle çok sessiz olan bir park vardı.
Ve bu nedenle, alt kattaki sesler oldukça beklenmedikti.
Gözetmen A yalnız yaşıyordu. Arkadaşlarını davet etmekten hoşlanmazdı, bu yüzden evine nadiren başka insanlar gelirdi.
Ama son iki gün bir istisnaydı—
Qin Jiu adlı kural ihlali yapan aday orada kalıyordu.
Tabii ki yatak odasında kalmıyordu, bunun yerine bir hücre odasına hapsedilmişti.
Sistem, kuralları ihlal eden adayların rahatça yaşamasına izin veremezdi.
Aşağıdaki sesler bir süre durduktan sonra yeniden başladı.
Bunlar insan sesiyle yaratılan sesler değildi, daha çok yavaşça tıkırdayan hafif bir vuruş sesine benziyordu.
Kapıyı çalan kişinin bunu şaka niyetiyle yaptığı sesten bile anlaşılırdı.
Gözetmen A bir süre bu sesi dinledi ve merdivenleri takip ederek bodruma indi.
Villanın orijinal tasarımına göre bodrum katının bir eğlence alanı olması gerekiyordu ve aynı zamanda bir misafir odası da vardı ancak sistem, Qin Jiu’yu barındırabilmek için o misafir odasını bir hücre odasına dönüştürmüştü.
Gözetleme kameralarının olmayışı dışında normal bir hücrenin aynısıydı.
Hücrenin içinden tıkırtı sesleri geliyordu.
Parmağını taradı ve kapıyı açtı.
Hücrede pek bir şey yoktu. Sahip olduğu tüm mobilyalar bir masa, sandalye ve duvara yaslanmış bir yataktan ibaretti.
Bazı ekipmanlar gösterişli bir şekilde duvarlardan sarkıyordu.
Şu anda Qin Jiu yatağın kenarında oturuyordu.
Dışarıdaki koridorun ışıkları odaya yansıdı ve Qin Jiu’nun üzerine düştü.
Gözlerini kıstı, başını ışıktan çevirdi ve bir iple birbirine bağlanmış ellerini kaldırdı.
Açık avucunun arkasında, dudaklarına yapışmış tembel bir sırıtış vardı.
Gözetmen A kapıya yaslanırken “Ne var?” diye sordu.
Qin Jiu, “Bir şey yok,” dedi, “Malum Büyük Gözetmen’in geri döndüğünü duydum ve selamlarımı iletmek istedim.”
Gözlerini tekrar kıstı, hâlâ aşırı parlak ışığa uyum sağlayamıyordu.
Gözetmen A koridorun ışığına baktı ve elinin tersiyle hücrenin kapısını kapattı.
O kadar güçlü bir şekilde kapatmıştı ki yüksek bir “pat” sesi çıktı. Aslında bunu istemsizce yapmıştı.
Oda aniden karardı.
Gözetmen A soğuk bir tavırla, “Neden ışığı açmıyorsun?” diye sordu.
Düğmeye bastı ve köşede bir yerde ışık yandı. Koridordaki ışıkla karşılaştırıldığında buradaki çok daha loştu.
“Ah, açmak istedim.” Qin Jiu ellerini kaldırdı ve şöyle dedi: “Ama ne yazık ki biri tarafından bu şekilde bağlanmıştım, bu yüzden hareket etmem sakıncalı. Beni bağlayan kişi bana yiyecek ve su bırakmadan günün yarısını dışarıda geçirdi. Eğer seni selamlama girişiminde bulunmasaydım, muhtemelen beni unutacaktın… Bu cezanın çok aşırı olduğunu düşünmüyor musun Büyük Gözetmen?”
Herkesin bildiği kadarıyla Gözetmen A, tüm gözetmenlerin en genciydi.
O kadar gençti ki bu oldukça şaşırtıcıydı.
Ancak hem adaylar, hem de meslektaşları, çok güçlü olduğu için onun yaşını görmezden geliyorlardı. Sistemde çok yüksek bir statüye sahipti.
Qin Jiu tek başına bir istisnaydı.
Bu aday, Gözetmen A’yı ilk gördüğünde bile korkusuzca onunla alay etmişti.
Gözetmen A’nın kendisinden iki yaş küçük olduğunu öğrendikten sonra unvanının önüne “büyük” sözcüğünü ekledi ve sağda solda ona “Büyük Gözetmen” diye seslenmeye başladı.
Bu isim başkası tarafından söylenseydi kulağa tuhaf gelmezdi.
Hatta bunu onun baş gözetmen statüsüne saygı göstermenin bir yolu olarak kullanan bazı gözetmenler bile vardı.
Ancak Qin Jiu’nun ağzından çıktığında, oldukça alaycı duyuluyordu.
Gözetmen A saate baktı ve şunları söyledi: “Akşam 4’te işe çıktım. Şu anda saat 18:10.”
Toplam 2 saat 10 dakika. Günün yarısı olduğunu söylemeye cesaretin var mı?
Ona yiyecek ve su vermemeye gelince, bunların hepsi saçmalıktı!
Soğuk bir şekilde homurdandı ve bardağı ve tabağı masaya itti, “Bunlar domuz yemi mi?”
Tabii ki domuz yemi değildi. Yemekler çok lezzetliydi ve çok da pahalıydı.
Başka bir gözetmenin ticari bölgedeki bir restorandan aldığı yemeklerdi. Gün içinde yaşanan bazı olaylardan dolayı bir özür olarak kendisine verilmişti.
Aç olmadığı için onları hücre odasına götürdü.
Ancak bu aday nankörlük yapıyordu.
Qin Jiu bacaklarını uzattı ve daha rahat bir duruşa geçti. Başını çevirip ilgisizce yemeğe baktı: “Dün geceden farklı.”
Gözetmen A: “……”
“Dün geceki yemekler çok güzeldi. Tadı eşsizdi.” Qin Jiu şöyle devam etti: “Karidesler biraz yanmıştı ama onun dışında çok iyiydi.”
“……”
Gözetmen A ifadesiz bir şekilde yakındaki bir çöp kutusunu kenara çekti ve suyu ve eti döktü. “Bunu sen istedin. O zaman açlıktan öl.”
Masanın kenarına yaslandı ve tabağı tekrar masaya atmadan önce soğumuş olan akşam yemeğini döktü.
Hücrede birkaç takırtı sesi oldu ve sonra ortalık yeniden sessizliğe büründü.
Bir an için sadece ikisinin nefes sesleri duyuldu.
Gözetmen A, kollarını kavuşturmuş haldeyken başını indirdi ve bakışları Qin Jiu’ya düştü.
Sessizlik her zaman bir yüzleşmeydi.
Bu yüzleşme bir süre sessizce devam etti ve sonunda Gözetmen A konuştu: “Kuralları neden bu kadar çok ihlal ediyorsun, amacın ne?”
Qin Jiu kaşlarını kaldırdı, “Kuralları ihlal etmek için bir amacımın olması mı gerekiyor?”
Gözetmen A konuşmadı.
Qin Jiu daha sonra şunları söyledi: “Bu sınavın amacı doğru adayları seçmek değil mi? Bildiğim kadarıyla öyle olması gerekiyor. Sorular oldukça zor. Sınavları geçmenin mükemmel bir yolunu düşünemediğim için yalnızca alternatif yöntemler kullanabiliyorum. Daha iyi yöntemler olsaydı neden kuralları ihlal edeyim ki? Cezadan kim korkmaz?”
Gözetmen A: “Bu kadar saçmalık yeter. Durabilirsin.”
Qin Jiu güldü, “Ciddiyim. Bana inanmıyor musun?”
“İnanmıyorum.”
Qin Jiu pişman bir ifade takındı. Sadece görüntüsü bile insanda onu dövme isteği uyandırıyordu.
“Sınav merkezini ilk temizlediğinde radyo sinyal bozucusunu gömdün.”
“Sınav merkezini üçüncü kez temizlediğinde sınav öznelerini mantıksal bir karmaşaya sürükledin. Sınav merkezi tekrar kullanıma açıldığında arızalandı. Ve hâlâ başarılı bir şekilde onarılamadı.”
Gözetmen A bunları tek tek sıraladı.
Ancak Qin Jiu bunları duyduğunda endişeli hissetmedi. Yalnızca, “Sadece bir şakaydı.” diyerek kendini savundu.
Gözetmen A: “Beşinci seferde yeniden sınava girme kartını kaybettiğini söyledin.”
Qin Jiu: “Ormanın her yeri aynı görünüyordu. Pusulayı çıkardığımda düşmüş olmalı. O sırada sana bundan bahsettiğimi hatırlıyorum?”
Gözetmen A duraksadı, “Ve geçen sefer kopya kağıdını saklamıştın.”
Qin Jiu: “Başkalarına yardım etmekten hoşlanıyorum.”
Gözetmen A konuşmayı bıraktı.
Işığın yansıdığı açık renkli gözleri, şimdi olduğundan daha da açık görünürken sessizce Qin Jiu’ya baktı.
Qin Jiu da bakışlarını ayırmadan ona bakıyordu.
Bir süre sonra Gözetmen A bakışlarını çekti, odanın içine göz attıktan sonra yer lambasına düştü.
Birkaç saniye sonra aniden konuştu, “Unut gitsin. Son bir şey söyleyeceğim.”
Qin Jiu: “Nedir? Devam et.”
“Seni sorgulamak için sayısız fırsatım oldu ama bunu burada yapmayı seçtim. Nedenini biliyor musun?”
Qin Jiu bunu düşündü ve “Bilmiyorum,” dedi.
Gözetmen A: “……”
Qin Jiu onun yüz ifadesini anlayarak birden güldü ve şöyle dedi: “Pekala, ciddi bir şekilde cevap vereceğim. Çünkü burası bir hücre odası olduğu için.”
Gözetmen A’nın gözleri titredi, “Demek biliyorsun.”
“Bazı söylentiler duydum.”
“Hücre, sistemin kontrolü altında olmayan tek yer. Burası kurallardan uzak, güvenli bir sığınak olarak kabul ediliyor.”
Qin Jiu duraksadıktan sonra devam etti, “Ayrıca bu güvenli sığınağın bu yıldan önce var olmadığını da duydum. Birisi sisteme bu uygulamanın kurallara uygun olmadığını öne sürmüş ve ardından hücre odaları denetimden muaf tutulmaya başlanmış.”
Bunu duyan Gözetmen A, “Kimden duydun?” diye sordu.
Qin Jiu: “Bunu araştıran, katılan ve bilen insanlardan.”
Bu cevap bir nevi itirafa eşdeğerdi.
Gözetmen A bir süre sessiz kaldı. Daha sonra şöyle dedi: “Demek bir görev için geldin ve sonra beni hedef aldın.”
Bunun sorgulayıcı bir ifade olması gerekirdi ama aksine çok sakindi.
Qin Jiu: “Aldığım bilgi Gözetmen A’nın sistemle özel bir ilişkisi olduğu yönündeydi. Eğer sana özel muamele yapmasaydım bu çok mantıksız olurdu, öyle değil mi?”
Gözetmen A soğuk bir şekilde homurdandı. Bu ondan gelen bir cevap sayılabilirdi.
Tepkisi, adayı memnun etmişe benziyordu. Uzun süre Gözetmen A’ya baktı ve şunları söyledi: “Seni ilk gördüğümde sistemin tarafında olduğunu, bütün gözetmenler ve katılımcılar gibi senin de bir devekuşu misali kafanı kuma gömdüğünü, sistemin sorununu fark etmemiş gibi davranabilmek için gözlerini ve kulaklarını kapattığını düşünmüştüm. Sonuçta, sistem artık kontrol edilemez bir noktaya gelirse başı dertte olan müdahale etmeye çalışanlar olacaktır.”
Qin Jiu, “Fakat daha sonra durumun pek de öyle görünmediğini fark ettim.” diye devam etti. “Ama seni okumak çok zor. Oyunculukta iyi olduğun için mi yoksa benden kaynaklanan sebeplerden dolayı mı bilmiyorum ama konumunu hiçbir zaman belirleyemedim. Aslına bakılırsa az önceye kadar biraz kararsızdım.”
Gözetmen A ona göz ucuyla baktı. Her zamanki gibi isteksizce konuşarak, “Peki ya şimdi?” diye sordu.
Qin Jiu, “Şimdi? Hadi yaklaşımımı biraz değiştirin,” dedi. “Büyük Gözetmen, bana doğrudan bir cevap verebilir misin? Uzun zamandır düşüncelerini tahmin etmeye çalışıyorum……”
Bir an duraksadı ve “Tahmin etmeye devam edersem, yakında kimliğimden şüphe etmeye başlayacağım.” dedi.
“Kimlik mi? Ne demek istiyorsun?”
“Ne tür bir ilişkinin, diğer kişinin düşüncelerini tahmin etmeyi gerektirdiğini biliyor musun?”
Gözetmen A ona baktı ve konuşmadı.
Qin Jiu da konuşmadı.
Sessizlik bir kez daha odaya yayıldı.
Gözetmen A aniden, “Hücre odası muafiyeti fikri benden çıktı. Bu yeterince açık mı?”
Qin Jiu’nun gözleri parladı, “Unut gitsin, sadece zar zor kabul edeceğim.”
Gözetmen A tekrar saate baktı ve sonunda kalktı.
Qin Jiu ancak o zaman askeri botlarını çıkarmadığını fark etti. Muhtemelen tekrar dışarı çıkması gerekiyordu.
“O zaman yavaşça ve isteksizce beklemeye devam edebilirsin.” Bunu söylerken kapıya doğru yürümeye başladı.
Qin Jiu’nun sesi arkasından duyuldu: “Beni çözmeyecek misin?”
Gözetmen A’nın adımları durdu. İfadesiz bir şekilde, “Elbette ipleri bir dakika içinde çözebileceğini biliyorum. Gerçekten bu kadar zavallı gibi davranmana gerek var mı?”
Arkasından bir kıkırtı duyuldu. Ardından bunu halatların hışırtısı takip etti.
“Pekala, ama yanıldığın bir şey var—”
Gözetmen A arkasına bakmadı.
Tam kapıya vardığında arkasında biri belirdi.
“——Aslında sadece birkaç saniye sürüyor.”
Qin Jiu onun arkasında durdu ve tam bir şey söylemek üzereyken aniden başparmağını uzatarak boynunun yan tarafına sürttü, “Yakan biraz nemli. Dışarıda yağmur mu yağıyor?”
Parmak uçlarındaki dokunuş hem sıcak hem de kuru hissettiriyordu.
Gözetmen A hareketsizce kapı kolunu tuttu, sadece gözleri hafifçe kısılmıştı.
Bir süre sonra “Hayır, kar yağıyor.” dedi.
***
O anda You Huo aniden uyandı.
Son birkaç yıldır ara sıra gördüğü rüyalar gibi, uyandığı anda rüyasının içeriği yine hatırlanamayacak kadar belirsizleşmişti.
Sadece geride kalan küçük parçaları anımsayabiliyordu.
You Huo rüyasında Qin Jiu’nun yanı sıra, bir ip ve bir oda gördüğünü hatırlıyordu.
Ancak detayları hatırlamıyordu.
Dışarıda bir yerlerde birkaç yavaş vuruş sesi duyuldu.
You Huo yatağından doğruldu ve uykusundan ayılmak için burun köprüsünü çimdikledi.
Ancak burnunu birkaç kez çimdikledikten sonra aniden bir şeylerin ters gittiğini hissetti.
Rüyalar gerçekleşiyor, rüyalar gerçekleşiyor. Eğer gerçekten Qin Jiu’yu rüyasında gördüyse bu şu anlama gelmez miydi—
You Huo hızla gözlerini açtı.
İlk gördüğü şey karşısındaki yatakta yatan Qin Jiu’ydu. O da yeni uyanmıştı ve kafası biraz karışık görünüyordu.
Kısa bir süre sonra sessizce başını çevirdi. Artık yurtta fazladan iki kişi daha vardı—
Yatağından çok uzakta olmayan bir yerde, elleri iple bağlanmış bir adam masanın üzerinde tembel tembel oturuyordu.
Ve yeni uyanan Qin Jiu’nun yanında, balkon kapısına yaslanmış, gömlek, pantolon ve askeri bot giyen bir adam vardı. Kollarını kavuşturmuş ve göz kapakları yarı kısılmış halde soğuk bir tavırla onları izliyordu.
Sağ kolunun üst kısmına bir rozet iliştirilmişti. Üzerinde “Gözetmen A” yazısı yazılıydı.
Kimin kimi rüyasında gördüğü belliydi.
You Huo: “……”
Qin Jiu: “……”
Odanın atmosferi son derece gergindi ve ay ışığı bu gece özellikle güzeldi.
Ne unutulmaz bir akşam.
Yorum