Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 19: Eski Oyuncak Bebek
Çevirmen: Ari
Bölüm 19: Eski Oyuncak Bebek
“You Ge…” Yu Wen, Kara Dul’un ağzına tıkılmış beze baktı ve fısıldadı, “O şey nereden geldi?”
You Huo, “Odadan aldım.” Diye cevap verdikten sonra bir an düşündü ve ekledi: “Kirli değil.”
Yu Wen: Ge, sence asıl mesele kirli olup olmaması mı?!
Ama bez gerçekten çok temizdi. Karmaşık bir deseni vardı ve tuhaf kokuyordu. Koku, Kara Dul’un evinden gelen tütsü kokusuna benziyordu.
Hepsi kendilerini telkin etti: En azından Kara Dul’un nefret ettiği bir koku değil, değil mi?
Fakat…
Böyle bir şey yapmak gerçekten doğru mu?
Bu Kara Dul’u kızdırmaz mı???
Köyün muhtarı gitmeden önce, ne pahasına olursa olsun Kara Dul’u kızdırmamalarına dair güçlü bir vurgu yapmıştı… O zamandan bu yana sadece birkaç dakika geçmişti.
Kişisel gözetmen olmaya zorlanan Qin Jiu, “Kuralları çiğnemeden tek bir gün bile geçiremiyormuşsun gibi görünüyor.” dedi.
You Huo: “Önceki sınav duyurusunda, sesin çalmasını durduramayacağımız belirtilmiş miydi?”
Qin Jiu: “Yapılmadı.”
You Huo: “Konunun ağzını kapatamayacağım söylendi mi?”
Qin Jiu: “O da söylenmedi.”
You Huo: “Öyleyse kuralları nasıl çiğnemiş olabilirim?”
Qin Jiu bunu oldukça eğlenceli bulmuşa benziyordu. Eliyle ‘devam et’ hareketi yaptı ve You Huo’ya devam etmesini işaret etti. Muhtemelen başka ne yapacağını görmek istiyordu.
Daha sonra You Huo’nun kot pantolonunun cebinden telefonunu çıkardığını gördü. Kayıt uygulamasını açtı ve ardından Kara Dul’un ağzındaki bezi çıkardı: “Devam et.”
Herkes: “…”
Kara Dul: “……”
“Ah evet! Telefonlarımızı kullanabiliriz!”
Hepsi sonunda anlamışlardı. Bu sınav için telefonlarını kapatma zorunlulukları yoktu. Birkaç dakika önce, saati kontrol etmek için bile telefonlarını kullanmışlardı ama kimse kayıt yapmak için kullanabileceklerini akıl edememişti.
You Huo’nun hareketleri, herkese bunu yapabileceklerini hatırlattı ve bir anda herkes telefonlarını çıkardı. Yedi aday, yedi cep telefonunu Kara Dul’a doğrulttu.
İki saniye sonra, Bay Gözetmen 001 de telefonunu çıkardı.
Yeni katılan Chen Bin sonunda bir tepki gösterdi: “Böyle olması gerçekten iyi mi? Kızmayacak mı?”
You Huo: “Artık çok geç.”
“…”
Yeni gelen iki kişi aniden bir korsan gemisine binmiş gibi hissettiler. Artık durum içinden çıkılamaz haldeydi.
Chen Bin titreyerek uzun süre telefonunu tuttu ama Kara Dul’un sadece You Huo’ya baktığını gördü.
Sanki kimsenin önemi yoktu ve onu ilk kışkırtan kişi kilit suçluydu.
Kara Dul’un gözbebekleri çok büyüktü, bu da onları daha da karanlık ve derin gösteriyordu. Etrafa bakarken sorun yoktu ama birine sabitlendiğinde ölülerin gözleri gibi görünüyordu.
O gözler kime bakarsa baksın ürpertici bir korku hissdderdi.
Ama You Huo umursamadı.
Kara Dul ona bakmaya devam ediyordu ama You Huo sadece aşağı bakarak telefonuyla ilgilenerek sesi kaydetti.
Onun sakinliği karşısında, diğerleri paniğe kapılamayacak kadar utanmışlardı.
You Huo, Kara Dul’a, “Başka bir şey var mı?” diye sordu.
Kara Dul, tekrar kıkırdamadan önce You Huo’ya uzun süre ifadesizce baktı. Sanki şu an ağzının tıkanması ve sesinin kayıt edilmesi önemli değildi ya da belki de… borcu daha sonra kapatmaya karar vermişti.
Kara Dul’un ince parmakları You Huo’nun bileğini tuttu ve onu kapıdan içeri çekti.
Sonra kafasını kaldırıp diğerlerine baktı.
Diğer adaylar o kadar cesur değillerdi. Tek bir bakışla başka bir uyarıya gerek kalmadan hemen eve girdiler. Ardından Kara Dul memnuniyetle başını salladı.
Liang Yuanhao grubun sonundaydı. Tam içeri adım attığı an, arkasındaki kapı sanki arkasından onu takip eden biri varmışçasına gıcırdayarak kapandı ve kilit tıkırdadı.
Hepsi kapalı kapıya bakarken aniden son soruyu hatırladılar: Kara Dul’un evinde kaç kişi var…
Herkesin yüzleri bembeyaz olmuştu, hızla bir araya toplandılar. Kimse gruptan ayrılmaya cesaret edemiyordu.
Kara Dul’un evi beklenenden daha genişti. Romanların ne yaşarlarsa yaşasınlar atalarının örf ve adetlerini sürdürecekleri söylenirdi. Her oda bir çadır gölgeliği gibi düzenlenmiş ve etrafa çok sayıda keçe ve halı serilmişti.
Odadaki koku, dışarıdakinden daha güçlüydü ve biraz baş dönmesine neden oluyordu.
Pencere pervazlarında ve set üstü ocakta eski çay fincanları, çay kaşıkları ve tepsiler duruyordu. Ahşap masanın üzerinde koyu renkli bir şeyle dolu bir kavanoz vardı.
You Huo eğildi ve onu kokladı. Çaydı ama aynı zamanda hafif bir tütün kokusu da geliyordu.
Güzel bir koku değildi ama odadaki boğucu kokudan daha iyiydi.
Gözetmen ise oldukça kabaydı. İçeri girdikten sonra tek kişilik bir kanepe seçip öylece oturmuştu.
Evde, ocağın yanında iki bambu sepet duruyordu. İçinde yünler ve hem uzun, hem de kısa iğneler vardı.
Kara Dul uzandı. Kollarındaki bilezikler birbirine değip takırdayarak elinin ağırlıktan daha da aşağı inmesine neden oldu.
Bambu sepetten birkaç yün bebek çıkardı. Bu bebekler pek güzel görünmüyordu. Yüzleri, elleri ve ayakları eski, grileşmiş bir kumaştan yapılmıştı, pamuk dolguları garip bir şekilde şişikti ve uzuvları kalın yünle birbirine dikilmişlerdi.
Bir tanesi zaten tamamlanmıştı. Kara Dul onu önlüğüne yerleştirdi. Diğerleri ise yarı tamamlanmışlardı. Bazılarının uzuvları, bazılarının ise kafaları eksikti.
İlk bakışta, bu oyuncakların falcılık ya da nefret çıkarma için kullanılan oyuncak bebekler olduğunu düşünmeden edemediler.
Kara Dul, odanın köşesindeki ahşap çerçeveyi işaret etti ve bir kaç anlaşılmaz sözcük daha mırıldandı.
Bu sefer herkes tecrübeliydi. Eve girdiklerinden beri kaydı kapatmamışlardı, bu yüzden kayıt uğraşmadan yapılmıştı.
You Huo ahşap çerçeveye baktı ve yan yana duran birkaç tamamlanmış oyuncak bebek gördü.
Kara Dul’da bir tanesini önlüğüne yerleştirmişti. Bir süre sonra herkesin eline yün ve iğneler verdi.
Bambu sepeti işaret etti ve şöyle dedi: “#¥* &…(&%”
Romanca konuşsa bile herkes ne dediğini anlamıştı– Bebeklerin geri kalanını bitirmelerini istiyordu.
Kara Dul bir kum saati çıkardı ve tahta masanın üzerine koymadan önce ters çevirdi. Daha sonra kalkıp gitti.
Dışarı çıkar çıkmaz bir tıkırtı sesi duyuldu.
Chen Bin hızlıca cevap verdi. Pencereye koştu ve birkaç kez çektikten sonra “Hepsi kilitli… Bizi içeri kilitledi. Ne yapmalıyız?”
Yu Wen dudaklarıyla bambu sepeti işaret etti: “Ne istediği belli. Kum saatini de ayarladı. Ya kum bitince serbest bırakılacağız ya da kum bitmeden bu bebeklerin yapımını bitirmemiz gerekiyor.”
Herkes birbirine baktı. Daha sonra tereddütle yere bağdaş kurarak oturdular. Her biri bitmemiş bir oyuncak bebeği aldı ve şaşkınlık içinde baktı.
Lao Yu iç çekti, “Elden başka ne gelir ki? Hadi dikelim. Bu sefer konu Kara Dul olduğuna göre onun dediğini yapmalıyız. Bir şey olursa önce kum saatindeki kumun bitmesini bekleyebiliriz, değil mi?”
Artık bilinçaltında You Huo’yu liderleri olarak görüyorlardı. Bir şey söyledikten sonra, daima You Huo’ya danışırlardı.
Ama arkasını döndüğünde yeğeninin oturmadığını ve yatağın yanında durmuş, pencereden dışarı baktığını gördü.
“Sorun nedir?” Herkes gergindi.
You Huo, “Hiçbir şey.” diye yanıtladı.
Sadece Kara Dul’un nereye gittiğini görmek istemişti.
Pencerenin dışında, Kara Dul’un uzaklaşan kambur sırtı görülebiliyordu.
Göz açıp kapayıncaya kadar çoktan çok ilerlemişti. Kısa süre sonra karanlık ormanda tamamen kayboldu.
You Huo perdeyi indirdi.
Başlangıçta ocağın yanına oturmak istemişti ama adımlarını durdurdu.
Ahşap çerçevenin en altında köşede oturan bir oyuncak bebek vardı. Toz tabakasıyla kaplanmıştı ve çok göze çarpmıyordu ama bacağı You Huo’nun dikkatini çekmişti.
Yürüdü ve bebeği almak için eğildi.
Görünüşüne ve toplanan toz miktarına bakıldığında, bu oyuncak bebek muhtemelen uzun zaman önce yapılmıştı. İşçiliği özensizdi ve vücuda bağlı uzuvların hepsi çarpıktı. Kolları ve bacakları aynı renkte bile değildi.
Bu, bebeğin garip ve acınası görünmesine neden olmuştu.
Ancak You Huo’nun dikkatini çekmesinin nedeni bu değildi.
Gözüne çarpmasının nedeni bacaklarından birinde bir desen olmasıydı.
Bebek kabaca yapılmıştı ama desen çok gerçekçi görünüyordu. İnsanların ayak bileğine yaptırdığı dövmelere benziyordu. Dövme küçük bir çan çiçeğiydi.
You Huo birkaç saniye dövmeye baktı. Daha sonra koltukta oturan kişiyi dürtmek için uzandı.
Qin Jiu, onu izlerken başını desteklemişti. Dürtüldükten sonra tembelce, “Konuş.” dedi.
You Huo ona bebeğin bacağını gösterdi, “Tanıdık geliyor mu? Hafızam iyi değil. Doğru hatırladığımdan emin değilim.”
Qin Jiu desene baktı, “Tanıdık mı olmalı?”
You Huo sabırsızca homurdandı, “Geçen sefer hücrede temizlediğim şey… Kapının önündeki kovaya bıraktığım şeylerin arasında bu da var gibiydi.”
Qin Jiu: “…”
Hâlâ bunu söylemeye cesaretin var mı???
Yorum