Koyu Switch Mode

Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 14: Yol Ayrımı

İnsanlar gerçekten dirençli canlılardır.

İkinci gün, adayların hepsi dinlenme yerindeki hayatlarına adapte olmuşlardı.

Burası bir kasaba olmasa da avcı kulübesine kıyasla çok daha iyiydi.

Yiyecek yemek vardı, rahat uyuyabiliyorlardı, dışarı çıkarlarsa ölmeyeceklerdi ve cevap vermelerini hatırlatan iki tavuk peşlerinden koşmuyordu.

Dinlenme yerinin karşısında üç katlı bir ev vardı. Zamanla sararmış ve artık şeffaf olmayan ağır plastik perdeler asılmıştı. Sadece içeriden yayılan beyaz ışığın zayıf çemberi görülebiliyordu.

Dışarıda üzerinde “dükkan” kelimesi yazılı ahşap bir tabela vardı.

“Dükkan nedir?” İkiz kızlar aynı anda sordular.

Lao Yu çocuklara karşı çok sabırlıydı. Şöyle açıkladı: “Bir market gibi. Her şey satılır. Daha önce hiç görmediniz mi?”

Sadece kızlar değil, diğerleri de başlarını salladı. “Geldiğimiz yerde böyle demiyoruz” dediler.

Lao Yu “Gerçekten mi?” diye mırıldandı.

Lao Gu oldukça kurnazdı, bu yüzden diğerleriyle birlikte alışverişe gittiğinde hemen dükkan sahibiyle sohbet etmeye çalıştı. Birkaç kelime alışverişinde bulunduktan sonra, dükkan sahibinin onunla aynı kasabadan olduğunu öğrendi.

Dükkan sahibinin soyadı Zhao idi ve konuşmaya pek hevesli olmayan bir hemşerisiydi.

Lao Yu hevesle, “Ge. Artık sana ge diyeceğim.” dedi.

Dükkan sahibi Zhao Ding en fazla kırk yaşındaydı ve kesinlikle Lao Yu’dan daha gençti. Güçlü bir yapısı ve düz bir sırtı vardı, ancak “ağabey” lakabını utanmadan kabul etti. Sigarasını tutarak umursamaz bir sesle, “Sen bilirsin,” dedi.

Lao Yu, “Ge, yıllardır memleketten uzakta olmalısın. Benim aksanım güçlüdür ama seninki uzak olmana rağmen benimkinden bile daha güçlü. “Dükkan” kelimesini görmeseydim, fark etmeyecektim.”

Zhao’nun ağzından sürekli duman çıkıyordu, “Sanırım.”

“Buraya bir dükkan işletmek için mi geldin?”

Zhao, “Evet.”

Lao Yu bir “oh” dedi ve tereddütle sordu, “Ge, duruşuna bakıyorum da, önceden asker miydin? Neden buraya dükkan açmaya geldin?”

Zhao sonunda dumanın arasından ona baktı ve uzun bir cümle söyledi, “Asker değildim ama duruşuna bakıyorum da, bir zamanlar gerçekten asker miydin? Nasıl bu kadar şişman oldun?”

Lao Yu: “…”

Zhao sigarayı birkaç kez içine çekti ve sadece izmariti kaldıktan sonra söndürdü. “Yakın davranmaya çalışma. Burada işe yaramayacak. Bugün duygulanmış gibi yapabilirsin ama yarın ölmüş olabilirsin.”

Lao Yu: “…”

“Eğer bir şey alacaksan, acele et ve al. Almayacaksan da git.” Zhao bunu söyledi ve yeni bir sigara yaktı.

Dükkanın birinci katı dumanla kaplanmıştı. Hasta Zhou Jin içeri girdiği an öksürük nöbeti geçirerek hemen ayrıldı. Ama alışveriş yapma fırsatından da vazgeçmedi. Çünkü bu dükkanda tahmin ettiğinden çok daha fazla şey vardı.

Eski püskü bir görünüme sahip kapsamlı bir süpermarkete benziyordu. Giysiler, battaniyeler, yastıklar, tencereler, tavalar, bardaklar, kaşıklar, yemek çubukları, ilaçlar ve bir süpermarkette bulmak isteyeceğiniz her şey vardı. Hatta bir süpermarkette bulamayacağınız şeyler bile bulunuyordu. Birinci kattan üçüncü kata kadar tamamen doluydu.

Her katta toz tabakasıyla kaplı birkaç alışveriş arabası vardı.

Herkes bir alışveriş arabasını iterken ihtiyaçlarını deli gibi toplamaya başladı. Sanki köyü yağmalayan hayaletler gibilerdi.

“Bekleyin, bunların hiçbirinin fiyat etiketi yok!” Yu Wen aniden bağırdı.

Zhou Jin birkaç şişe öksürük şurubu ve ayrıca bir kutu iltihap önleyici ağrı kesici almıştı. “Bunu uzun zaman önce fark ettim. Öhö öhö… Bu muhtemelen turistik yerlerdeki gibi. Fiyat normalinden iki kat fazla olmalı.”

“Ölümün eşiğindeyken bizden faydalanmak ve kazık atmak… Tam da beklendiği gibi.” Hepsi kabul etti.

Herkes bu gerçeği biliyordu ama kimse eylemlerinden vazgeçmedi.

Parayı hayatları karşılığında değiş tokuş edilebilirlerse, harcamaktan çekinmezlerdi.

Yu Wen hâlâ bir şeylerin doğru olmadığını hissediyordu. Kardeşini bulmak için arabasını itti ve You Huo’yu üçüncü katın köşesinde dururken buldu. Onu şaşırtan, You Huo’nun da bir şeyler satın almış olmasıydı.

“Ge, sen de mi bir araba itiyorsun?” Yu Wen yanına gitti ve sordu.

You Huo bunu duyunca ona baktı. Yüz ifadesi ‘Yine ne saçmalayacaksın?’ der gibiydi.

Yu Wen beceriksizce elini salladı, “Yok bir şey. Sadece bakıyordum…”

Ağabeyi bile bir şey alıyorsa, o zaman sorun olmamalıydı. Yu Wen rahatlamış hissetti ve You Huo’nun alışveriş sepetini karıştırmaya başladı.

Başlangıçta fenerler, piller, halatlar, bıçaklar gibi bir sürü acil durum ekipmanı göreceğini düşünmüştü…

Ama bu büyük ustanın aldığı tek şey birkaç parça kıyafet ve siyah bir sırt çantasıydı.

Gerçekten bu kadardı.

Yu Wen, “Umm… Ge, başka bir şey almıyor musun?” diye sordu.

You Huo askıları karıştırdı ve siyah bir ceket çıkarıp sepete attı. “Sadece bunlar.”

Yu Wen aniden ışık çubukları, el fenerleri, piller ve benzeri şeylerle… konsere giden bir aptal gibi gözüktüğünü hissetti.

***

Birinci kata döndüklerinde, herkes ihtiyaç duyduğu şeyleri seçmişti ve hepsi el arabalarını kasaya doğru itti.

You Huo kalabalığı sevmiyordu, bu yüzden onlardan uzak durdu ve tembel tembel duvarın yanında bekledi.

Öndeki yaşlı kadın dükkan sahibine, “Sadece bunlar. Ne kadar?” diye sordu.

Zhao’nun dudaklarında bir sigara vardı. Dumanın arasından bakarak arabadaki eşyaları taradı ve açıklanamaz bir şekilde homurdandı, “Tek bakışta bunun ilk seferiniz olduğu anlaşılabiliyor.”

Kimse bunu söylemesinin nedenini anlamadı.

Zhao, “Sadece ilk kez buraya gelen insanlar bu kadar çok eşyayı alabilecek kadar cesur olurlar.”

İki parmağını kaldırdı.

Lao Yu, “Ge, ne demek istiyorsun? İki ürün mü alabiliriz?” diye sordu.

Zhao, “Evet. En cömert kişiler bile en fazla iki parça alır.”

Bunlar ne kadar pahalı?

Herkes sessizce eşyalarla dolu arabalarına baktı. Zhou Jin sonunda kendini tutamadı ve sordu, “…WeChat, Alipay* kullanabilir miyiz? Veya kart? Fazla nakitim yok.”
*Çevrimiçi bir ödeme platformu.

Yu Wen, “Hiç nakit çekmedim.” diye ekledi.

Zhao, “WeChat, Alipay burada çalışmıyor.”

Zhou Jin ve Yu Wen hayal kırıklığına uğradı.

Zhao ayrıca, “Nakit de kabul edilmiyor” dedi.

Yu Wen, “Ha? O zaman nasıl alacağız?”

Zhao tezgahın altından bir kart çıkardı. Tam olarak daha önce aldıkları küçük oda kartına benziyordu.

“Hepinizde bundan var mı? Bunu kullanacaksınız.” Zhao, tüm zaman boyunca göstermediği coşkusunu göstererek arabayı salladı ve gülümsedi. “Kartın arkasında sınav bilgileri var değil mi? Üzerindeki puanları görüyor musunuz? Dükkanımdaki şeyler o puanlarla satın alınır.”

“Pahalı değil. Her türlü giyim dahil günlük ihtiyaçlar 0,5 puandır. Yiyecek, ilaç ve benzeri şeyler 1 puandır. Bıçak ve silah olarak kullanılabilecek her şey de 2 puan. Hatırlaması çok kolay. Fiyatı önce kendiniz mi hesaplamak istersiniz?”

Herkes olduğu yerde donakaldı. Yüzleri solgundu. Alışveriş sepetlerindeki ürünler onlara eksi puan vermeye yetiyordu.

Zhou Jin, ilaçla dolu alışveriş arabasına baktı ve nefesi kesildi. Şiddetle öksürmeye başladı.

Şaşmamalı…

Bu alışveriş arabalarının tozla kaplı olmasına şaşmamalı. En cömert insanların bile sadece iki eşya almasına şaşmamalı…

Aldıkları puanları kanları, terleri ve gözyaşlarıyla kazanıyorlardı. Kimse bir sonraki sınavın nasıl olacağını bilmiyordu.

Burada bir iki şey satın aldıktan sonra, puan hesaplarken sınavı geçmekten sadece bir puan uzakta olsalar, muhtemelen pişmanlıktan midelerini deşerlerdi.

Zhao bu sahneyi garip bulmadı.

Onları korkuttuktan sonra her zamanki soğuk tavrına geri döndü ve “Hadi, hesabı ödeyin.” dedi.

Bunu söyler söylemez tezgahın etrafındakiler iki adım geri çekildiler.

“Kimse almıyor mu?” Duvarın yanında bekleyen You Huo aniden konuştu.

Dükkan sahibi dahil herkes gözünü ona dikti.

Doğruldu, arabayı tezgâha doğru itti ve kot pantolonunun cebinden oda kartını çıkardı. Zhao’ya uzatarak, “Ödeme yapacağım” dedi.

Zhao: “…”

Ağzı açık bir şekilde You Huo’nun sepetindeki eşyalara baktı. Sigara izmariti ayakkabısının üzerine düştü.

You Huo kartı havada bir süre bekledi, biraz sabırsız görünüyordu.

Zhou kendine geldi ve sigara izmaritini ayağıyla aceleyle söndürdü. “Bir kontrol edeceğim–“

İç ve dış giysiler, kot pantolon, siyah çanta ve bir ceket toplamda üç puana ulaşıyordu.

You Huo bunu duydu ve başını salladı.

Hâlâ alacak çok şeyi olduğunu düşünüyor gibiydi ve dükkan sahibinin arkasındaki rafı taramaya başladı. Sonra, “Bir paket sigara ve bir çakmak da alacağım” dedi.

Zhao: “…”

Yu Wen kendini tutamadı, “Ge, sen sigara bile içmiyorsun, öyleyse neden bunu alıyorsun?”

You Huo kıyafetleri siyah çantaya koydu ve başını kaldırmadan “Her ihtimale karşı” dedi.

İki dakika sonra You Huo, omuzlarından birinden sarkan çantayla odasına döndü. Sınav biletindeki puan artık 15’ti ve binadan düşen birinden daha hızlı bir şekilde gruptaki en düşük puanlı kişi oldu.

Yu Wen onun değişmeyen ifadesine baktı ve ağabeyinin gerçekten sert biri olduğunu düşündü.

***

Adayların dinlenme yerindeki yedi günü göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

Son gün saat 15:12’de tüm grup çıkış yaptı ve Patron Chu onları bizzat kapıdan kovdu.

“İşte, dümdüz ilerleyin. 200 metre ileride bir yol ayrımı var. Gidin artık.” Chu Yue onlara el salladı ve “Daha fazla zaman kaybetmeyin. Çok geç olduğunda iyi olmayacak. Umarım bu son vedamız olmaz.”

Bunu söyledi ve ardından kapıyı kapattı.

“Konaklama, Isıtma, Yemek” yazan tabelanın ışığı birkaç kez yanıp söndükten sonra aniden tamamen karanlığa büründü.

Ev kar ve sisin arasında hâlâ dimdik ayaktaydı ama ışıkları yanmadığı için yıllar önce terk edilmiş evlere benziyordu.

Yu Wen ürperdi. “Bu gerçekten perili bir ev mi?”

You Huo, gözetmenin sözlerini hatırladı. Bunun doğaüstü bir olay olup olmadığını sormuştu ama gözetmenin yanıtı ‘hayır’dı. Karşı taraf o sırada başka bir şey söylemek istemişti ama daha konuşamadan bir uyarı almıştı.

Yani…

Bu durumda olmalarının nedeni tam olarak neydi?

You Huo bir süre içinden düşündü. Bir sonraki sınav başladığında, gözetmeni kandırarak gerçeği söylemesi için bir şans bulacaktı.

Gözetmenin bu sefer dürüst ve kandırılması kolay biri olmasını umuyordu.

***

200 metre çok uzak değildi.

Herkes çok hızlı bir şekilde Chu Yue’nin bahsettiği yere geldi.

Gerçekten de bir yol ayrımı bulunuyordu. Yol ayrımının ortasında ıssız bir güvenlik kulübesi ve kulübeye yaslanmış figür vardı.

O kişi onları gördü ve ayağa kalkmak için mücadele etti. Yaklaştıklarında bu kişinin dinlenme yerinde durmak istemeyen dövmeli adam olduğunu gördüler.

Ancak o zamanki görünümüyle kıyaslandığında artık kan içindeydi ve sol kolu cansız bir şekilde yanında sallanıyordu. Bir bacağı da kırılmıştı.

“Nasıl bu hale geldin?”

Ondan pek hoşlanmasalar da kimse onun ölmesini ya da sakat kalmasını istemezdi. Ne de olsa, o sadece bir yabancıydı ve ona karşı hiçbir kin beslemiyorlardı.

Dövmeli adam boğuk bir sesle, “Delirmemem bile yeterince iyi,” dedi.

“Ne zamandır buradasın?” Herkes kulübeye baktı.

Dövmeli adam, “İki gün” dedi.

“Dinlenme tesisine neden gitmedin?”

Dövmeli adam, içinde biraz öfke barındıran mahcup bir ifadeyle, “Geri dönersem onun torunu olacağım. Ayrıca… Ayrıldıktan sonra dönüş yolunu bulamadım. Bulabildiğim tek şey buydu.”

“Öyleyse neden devam etmedin?” Yu Wen sordu.

Dövmeli adam gözlerini karşıya kaydırdı ve yolları işaret etti. “Şu işaretlere bak.”

Onun hatırlatmasıyla hepsi dört yolun her birine dikilmiş birer tabela olduğunu fark etti.

Normal şartlar altında, bu tabelalarda xx yolu veya xx caddesi yazmalıydı.

Ama burada durum böyle değildi.

Dört tabelanın her birinde sırasıyla şunlar yazıyordu:
Çin Dili ve Edebiyatı
Yabancı Dil
Matematik
Tarih

Köşkün içinde aniden küçük bir siren çaldı ve radyodan duyulan tanıdık ses bir kez daha duyuldu.
【Bu sınav 3+1+1 şeklinde tasarlanmıştır. Birini başarıyla tamamladığınız için tebrikler, şu anda bekleyen dört sınavınız daha var.】
【Adayların seçme hakkı vardır ve bunları herhangi bir sırada tamamlayabilirler.】
【Lütfen seçiminizi 30 saniye içinde yapın.】
【Geç kalanların sınava girme hakları ellerinden alınacaktır.】

Herkes: “…”

Aslında, böyle bir yol ayrımındayken ölene kadar yerlerinde kalmayı tercih ederlerdi.

Yu Wen bir köpek gibi You Huo’yu yakaladı, “Ge, sen ne seçersen onu seçeceğim!”

Herkes ona baktı.

You Huo’nun etrafına bakıp ifadesizce şöyle demesini beklemiyorlardı: “Bir seçim mi var? Bütün tabelalarda Yabancı Dil yazıyor.”

Yu Wen, “Ha?”

Daha da sinir bozucu olan, You Huo’nun yol ayrımının sonunda duran belli belirsiz bir figürü görebilmesiydi.

Karın altında bir şemsiye tutarak duran bu uzun kişi onu bekliyormuş gibi görünüyordu.

You Huo soğukça alay etti. Yüzü öfkeden yeşile dönmüştü.

Etiketler: novel oku Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı, novel Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı, online Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı oku, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı bölüm, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı yüksek kalite, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 14: Yol Ayrımı light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X