Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Shang Jin taş banka oturdu ve “Teyze yeni doğum yaptı ve Youyou’nun ruh hali pek iyi değil, bu yüzden her gün eve gitmem gerekiyor.” dedi.

Ye Zhou ani bir aydınlanma yaşadı. Shang Jin’i reddettiği için ondan kaçtığını düşünmüştü.

Düşününce bu mantıklı geldi. Shang Jin’in kişiliğine göre ne olursa olsun ilk tepkisi zorlukla yüzleşmek ve ondan kaçmak yerine üstesinden gelmek olurdu.

Ye Zhou, “Demek öyle,” diye yanıtladı ve saate baktı, “Geç olmuş. Youyou endişeyle seni bekliyor olmalı. Çabuk geri dönmelisin.”

“Şu anda acelesi yok. Geri dönmeden önce sana bir şey vermeliyim.” Shang Jin öne geçti ve Ye Zhou da onu takip etti. Yolun kenarında camı yarı açık geçici olarak park edilmiş arabaya doğru yürüdüler. Shang Jin yolcu kapısını açtı ve kuş kafesini aldı.

Ye Zhou şaka yaptı, “Diğerlerine onu attığını söyledim.”

Shang Jin gülümsedi, kafesi arabanın önüne koydu ve üçgen kilidi açtı. Çileklerle dolu saksıyı Ye Zhou’ya verdi ve “Doğum günün kutlu olsun.” dedi.

“Sen… biliyorsun.”

“Seni sevdiğimi söyledim. Doğum gününü bile bilmiyorsam, bu nasıl sevmek sayılır?”

Ye Zhou kalbinin hafifçe bıçaklandığını hissetti.

Artık tamamen emindi, Tang Dongdong’u sevmiyordu. Yoksa doğum gününü nasıl hatırlamazdı?

Ye Zhou saksıyı aldı ve çileklerin tatlı kokusu burnunun ucuna ulaştı. Işık çok iyi değildi ama Ye Zhou çileklerin çoğunun olgunlaştığını görebiliyordu. “Teşekkürler. Benim çileklerim de büyüdü. Bazıları olgunlaştı, ama onları tatmak için zamanım olmadı. Tatlı olup olmadıklarını bilmiyorum.”

Shang Jin uzandı ve saksıdan bir çilek alarak rastgele eliyle silip ağzına attı. Belki de çilek tamamen onun tarafından yetiştirildiği için, daha önce yediği çileklerden daha lezzetliydi.

“Hey, henüz yıkamadık!” Shang Jin çok hızlı hareket etmişti ve Ye Zhou onu durduramamıştı. Shang Jin’e yıkanmamış bir elma verdiğini fakat Shang Jin’in yine de zevkle yediğini hatırlamadan edemedi. İnsanlar gerçekten dış görünüşlerine göre yargılanmamalılardı. Oysaki titiz bir insan gibi görünüyordu ama gerçekte çok umursamazdı. Ye Zhou ona yan yan baktı ve “Bunun benim hediyem olduğunu söyledin. Henüz ben bile yemedim. O halde sen, hediye veren, nasıl olur da benden önce yiyebilirsin!”

“Ağzını aç…” Shang Jin etrafına baktı, aniden Ye Zhou’ya yaklaştı ve onu çabucak öptü. Dilinin ucunu Ye Zhou’nun hâlâ aralıklı dudaklarının arasına ittirip ağzını dolaştıktan sonra onu serbest bıraktı. Gülümseyerek “Tatlı mı, değil mi?” diye sordu.

İlk sürprizden sonra Ye Zhou çabucak cevap verdi. Shang Jin’in çilekten mi yoksa öpücükten mi bahsettiğine bakılmaksızın dudaklarını büzdü ve gülümsedi, “Çok hızlıydı. Tatlı olup olmadığını anlamak için tekrar tatmam gerekiyor.” Bunu söyleyerek saksıyı arabanın kaportasına yerleştirdi, Shang Jin’in yakasını tuttu ve onu öptü.

Güzel bir tadım sonrasında ikisi de tatlılık konusunda bir sonuca varamamışlardı. Ye Zhou alnını Shang Jin’in omzuna yasladı ve nefesini tuttu. Bir süre sonra sonunda dışarıda olduklarını fark etti. Shang Jin’i bıraktı ve “Birisi gelebilir.” dedi.

“Hiç de bile.” Shang Jin arabayı park ederken kasıtlı olarak nispeten uzak bir yer seçmişti. Bu sırada yol boştu ve tek canlı loş sokak lambasının altında uçuşan güvelerdi.

“Geç oluyor. Bir an önce geri dönmelisin.” Ye Zhou saksıyı kafese geri koydu. “Benim de yurda dönmem gerekiyor. Zaten bir süredir dışarıdayım.”

Konuşmayı bitirdiğinde Shang Jin’in telefonu çalmaya başlamıştı. Arayanın ismine baktı ve evden olduğunu gördü. Zaman gerçekten uzatılamayacak gibi görünüyordu.

Sürücü koltuğuna oturup camı indirdi. Ye Zhou kafesi tutarken “Yarın görüşürüz.” dedi.

“Ye Zhou.” Shang Jin aniden adını seslendi.

“Evet?”

“Sen sonsuz ikinci falan değilsin.” Shang Jin kendi kalbini işaret etti ve “Burada her zaman birinci olacaksın.” dedi.

Ye Zhou kaşlarını çattı, burnu biraz sızlıyordu. Shang Jin gerçekten… her zaman en çok ne duymak istediğini biliyordu.

Bunu gizledi ve “Çabuk git! Ne çok konuşuyorsun!” dedi.

Shang Jin bu sefer Ye Zhou’ya bakmadan doğrudan uzaklaştı.

Ye Zhou bitki kafesine sarılırken yanındaki taş basamaklara oturdu. Çenesini kafese dayadı ve kıkırdadı.

Ne yapmalıydı? Bazı pişmanlıkları vardı: Neden bugün itiraf etmek zorundaydı! Bu gece kesinlikle uyuyamayacaktı bu yüzden yarınki sınavda aklı havada kalacaktı!

Heyecanını yatıştıran Ye Zhou, çileği yurda geri götürdü.

“Zhou, az önce neden öyle gittin…” Liu Yutian, Ye Zhou’nun elindeki tanıdık kafesi gördüğünde cümlesi yarıda kaldı. İçgüdüsel olarak Ye Zhou’nun saksısının durduğu çiçekliğe baktı. Sonra Ye Zhou’nun elindekine…

Ye Zhou basitçe açıkladı, “Shang Jin ile buluştuk. O verdi.”

Liu Yutian’ın yüzü değişti. Ye Zhou’yu odaya çekti ve kapıyı kapattı. “Zhou, bana doğruyu söyle: aranızda ne oldu?”

Böyle bir şeyi söylemek kolay değildi. Ye Zhou sadece sonucu söyledi, “Oldukça iyiyiz.”

“Kimi kandırıyorsun! İyiyse çileği neden sana verdi!” Liu Yutian endişelenmişti, “Bu ona verdiğin hediye. Sana geri verdiyse bu ne anlama geliyor?”

“Ne anlama geliyormuş?” Ye Zhou belirsizdi. Bu saksı çileğinin Ye Zhou tarafından hediye edilmiş olmasına rağmen Shang Jin’in yeniden hediye etmesi kulağa çok cimrice geliyordu ama o bir fide hediye ederken, Shang Jin özenle yetiştirdiği meyveyi vermişti. Ye Zhou için hediye ne kadar pahalı olursa olsun samimiyetle karşılaştırılamazdı. Hediyedeki niyet önemliydi, fiyat değil.

“Bu tüm bağları koparmakla aynı şey!”

Tüm bağları koparmak…

Ye Zhou bıkkın bir yüzle, “Gerçekten iyiyiz. Çılgınca tahminlerde bulunmayı bırak. Yarın sınav var. Ben duş alıp uyuyacağım.” Bugünkü ruh hali oldukça iyiydi ve onların saçma sapan gevezeliklerini dinlemek istemiyordu.

Aslında o gece uyuyamayacağını düşünüyordu lakin belki de kalbindeki gerçeği çözdüğü için her zamankinden daha rahat uyumuştu.

Ye Zhou sınav sabahı uyandığında Shang Jin’in kendisine bir mesaj gönderdiğini gördü. Yeni doğan küçük kardeşinin bugün hastaneden döneceğini ve sınavdan sonra eve gitmesi gerektiğini söylemişti. Bu yüzden gün boyu konuşamayacaklarını düşünüyordu.

Biraz üzgün olmasına rağmen Ye Zhou cevap vermedi. Sonuçta aradan çok zaman geçmişti.

Ders kitabını tekrar gözden geçirmek için erkenden kalkmıştı. Sınav sınıfına gitmeden önce, yarım aydır dokunmadığı Shang Ye’yi gördü. Yüzeyi toz tabakasıyla kaplanmıştı ve pencereleri bulanıktı.

Belki de ikisi arasındaki ilişki değiştiği için, Shang Ye’yi gördüğünde garip bir tatlılık hissetti.

“Tch tch tch…” Ye Zhou aracın etrafında döndü ve arkasında durdu. Parmağını uzatıp ‘Shang’ karakterinin etrafına bir daire çizdi. Shang Jin’in ismi ve kendisininki uyumluydu: kendinden emin ve rahat.* “Böyle bir uyuma sahip olduğumuzu hiç düşünmemiştim.”
[Ç/N: İsimlerinin anlamı]

Artık bu arabanın gerçekten onların ‘aşk nişanı’ olarak görülebileceği ortadaydı. Sadece eskiden arkadaşlık ilişkileri vardı ve şimdi aşka dönüşmüştü.

Liu Yutian aşağı indiğinde, Ye Zhou’nun Shang Ye’ye ‘büyük bir acı ve derin bir nefretle’ baktığını gördü. Zhou Wendao selam vermek üzereyken, Liu Yutian yakasından tutup onu yurt binasına sürükledi.

“Ne yapıyorsun?” Zhou Wendao, Liu Yutian’ın elini tuttu. “Eğer bir şey söyleyeceksen söyle ve ellerini kemirmeyi bırak.”

Liu Yutian fısıldadı, “Zhou’nun arabayı parçalayacağından şüpheleniyorum.”

Zhou Wendao korkudan sarardı. “Pa… parçalamak derken???”

“Dün sana Shang Jin’in Ye Zhou’nun hediyesini ona geri verdiğini söylemedim mi? Tüm bağlarını koparmak istiyor gibi görünüyor.”

“Ciddi misin?”

“Onlarla aynı odadayım, durumlarının ne olduğunu nasıl anlayamadım?” Liu Yutian, yurt kapısından kafasını uzattı. Ye Zhou gitmişti. Zhou Wendao’ya el salladı ve “Hadi aracın yanına gidelim ve görelim.” dedi.

İkisi Shang Ye’nin etrafında birkaç tur attı ve olağandışı bir şey bulamadılar.

Zhou Wendao şüpheyle, “Bunu fazla mı düşünüyorsun acaba?” diye sordu.

“Sınavlar bitene kadar bekle ve gör.”

Ye Zhou arkasındaki tartışma hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Yemeğini bitirir bitirmez sınav sınıfına gitti. Bugün Shang Jin sınavı bitirdiğinde gidecekti ve daha erken gelse bile bir iki kelime edip edemeyeceklerini bilmiyordu.

Fakat sınavın başlangıcına kadar Shang Jin gelmedi, gözetmen gelmeden hemen önce yerine oturdu. Bu gerçekten tek kelime bile edemeyecekleri anlamına geliyordu.

Ye Zhou dün gece bir rüya görüp görmediğinden ciddi olarak şüphe etti.

Sınav bir buçuk saat sürdü. Hızlı cevap verirlerse erkenden ayrılabilirlerdi. Ye Zhou kağıdı ilk verenin Shang Jin olduğunu gördüğünde hâlâ cevaplarını kontrol ediyordu. Ona endişeyle baktı. Yeni doğan erkek kardeşi eve yeni getirilmiş olsa bile bu kadar endişelenmesine gerek olmadığını söylemek istiyordu. Bugün gerçekten tek kelime konuşmanın bir yolu yok gibiydi.

Ye Zhou kağıdı iki kez kontrol ettikten sonra bir sorun olmadığını doğruladı ve o da kağıdı önceden teslim etti. Hâlâ erken olduğundan Shang Ye’yi şimdi temizlemenin iyi olacağını düşünüyordu.

Sınav zamanında okul binası alışılmadık derecede sessizdi. Ye Zhou okul binasından usulca çıkıp park alanının yanındaki koruya giderken birden geriye çekildi.

“Kimー” sadece tek hece söyleyebildiği sırada tanıdık bir kıkırdama duydu. Ye Zhou döndü ve 15 dakika önce ayrılan Shang Jin’i gördü.

Ye Zhou’nun sormasını beklemeyen Shang Jin onu engelledi. “Neden bu kadar yavaşsın?”

“Kağıdı vermeden önce her şeyi kontrol etmeliyim.” Güpegündüz, okul binasının yanındaki tek yolun yanındaki korudalardı ve Ye Zhou heyecandan biraz gerilmişti. “Beni mi bekledin?”

Shang Jin, “Bu kadar yavaş olduğunu bilseydim seni beklemezdim.” diyerek reddetti.

Ye Zhou dudaklarını büzdü. “Başka kimi bekleyecektin?”

Shang Jin, baş parmağıyla Ye Zhou’nun alt dudağını okşadı. “Yarın müsait misin?”

“Neden?”

Shang Jin bakışlarını kaçırdı ve “Yeni açılan bir eğlence parkı olduğunu duydum ve bilet aldım.”

Ye Zhou’nun kaşları kalktı ve Shang Jin’in ifadesinde bir beceriksizlik belirtisi parladı. Kasten, “İki gün sonra sınav var. Sınavlar devam ederken nasıl dışarı çıkıp eğlenebilirim?” dedi.

“Öyle mi? O zaman Youyou’yu götürürüm.”

Ye Zhou alay etti, “Youyou’nun bir bilete ihtiyacı yok. İki tane aldığın ve boşa gitmesini istemediğim için isteksizce seninle geleceğim.”

Shang Jin gülümsedi. “Gerek yok. Biletin iade edilebilir olduğunu hatırlıyorum. Birini geri verebilirim.”

“Hey!”

Shang Jin dudaklarına hızlı bir öpücük kondurdu. “Yarın seni alırım.” Ye Zhou hâlâ kendine gelememişken hızla geri çekildi. “Önce ben gidiyorum.”

Bu iki ‘sürpriz saldırı’ Ye Zhou’nun ikisi arasında büyük bir fark olduğunu derinden fark etmesini sağlamıştı.

Shang Jin gerçekten de dedikodudan korkmayan biriydi. Halkın içinde davranışlarını nasıl dizginleyeceğini bilmiyordu! Sürecin çok heyecan verici olduğu inkar edilemez olsa da bir dahaki sefere özel bir ortamda yapamaz mıydı?

Sınav zili çaldı ve Ye Zhou yurda geri döndü. Bir kova, temizlik bezleri ve bir toz toplayıcı alıp maske taktı ve arabanın üstündeki tozdan kurtulmak için toz toplayıcısını kaldırdığı sırada aniden iki kişi taraftan da geri çekildi. Biri belini tuttu ve diğeri toz toplayıcısını ele geçirdi.

Ye Zhou: “???”

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 56. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X