Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Ye Zhou bir an için afalladı. “Bu nasıl tepki!”

Shang Ming döndü ve bilgisayardaki belgeyi açıp umursamaz bir şekilde, “Ne tepki vermemi istiyorsun?” dedi.

“Shang Jin, oー”

Shang Ming klavyede bir şeyler yazıp giriş tuşuna bastı. Ye Zhou’ya bakarak, “Shang Jin sana itirafta bulunduysa ne olmuş? Bu soruyu sana 1 Mayıs’ta sormuştum ve hazırlanman için bir ay süre vermiştim. Gerçekten de öyle oldu, bu yüzden bana kabullenemediğini söyleme?”

Ye Zhou kendinden emin bir şekilde, “Şaka yaptığını sanıyordum…” dedi.

“Peki nasıl cevap verdin?”

“Onu sevmediğimi söyledim…”

Shang Ming dudak büktü ve bakışlarını tekrar bilgisayara çevirdi. Referans kitabındaki bir sayfayı çevirerek yazmaya devam etti. “O zaman sorun ne? Zaten cevap vermişsin ve Shang Jin’de bir sapık gibi görünmüyor. Gelecekte ikiniz köprüyü ve yolu ayrı tutacaksınız: Her şey, herkesin memnun olduğu bir şekilde eski hâline geri dönecek. Her neyse, ikiniz de düşmanca bir ilişki içindesiniz, zaten bu kadar iyi bir ilişkiye sahip olmanızın ne anlamı vardı ki?”

Ye Zhou sinirli bir şekilde, “Ama böyle olmasını istemiyorum.” dedi.

“Onu reddettin ve yine de seninle yakın arkadaş olmasını mı istiyorsun? Nasıl bu kadar açık görüşlüsün!”

“Neyden bahsediyorsun? Tuhaf tuhaf konuşma.”

“Bu kadar aptal olabileceğini düşünmemiştim!!” Shang Ming aniden ayağa kalktı, şiddetle Ye Zhou’nun kafasına vurdu ve “Neredeyse dönem bitti ve henüz ödevimin yarısını bitirmedim. Yapmam gereken ödevler bir dağ gibi yığılı. Zamanım yok, neden senin aşk problemin için endişeleneyim ki!”

“Ben…”

“Ben, bir salağım!” Shang Ming, çelik olmadığı için demirden nefret etti. Derin bir nefes aldı, masaya yaslandı ve “Sana birkaç soru soracağım. Çok düşünmeden hemen bana cevap vereceksin.”

Shang Ming’in sinirlendiğini ilk kez gören Ye Zhou, itaatkar bir şekilde başını salladı.

Shang Ming parmaklarını masaya vurdu ve “Tang Dongdong’u sevdiğini söyledin. O zaman sana soruyorum: Doğum günü ne zaman?

“Umm…” Ye Zhou biraz düşündü ama çabucak Shang Ming tarafından bölündü.

“Tamam, cevap veremiyorsun.” Shang Ming tekrar sordu, “Peki, Shang Jin’in doğum günü ne zaman?”

Ye Zhou, “15 Mart.” dedi.

Shang Ming kaşlarını kaldırdı ve devam etti, “Tang Dongdong ne yemeyi sever?”

Ye Zhou kaşlarını çattı ve Su Yin’in ona verdiği bilgileri hatırlamaya çalıştı.

Shang Ming ona soğuk bir bakış attı ve “Shang Jin ne yemeyi sever?” dedi.

“Çilekli şeker.” Çilekli şekerden bahsetmişken Ye Zhou, Shang Jin’in doğum günü için bir pasta aldığında Tang Dongdong için de tatlı aldığını hatırladı. Hemen ekledi, “Tang Dongdong’un tatlı yemeyi sevdiğini hatırlıyorum: makaron, çörek ve benzeri.”

Shang Ming homurdandı ve “Bu nasıl aklına geldi?” dedi.

“Shang Jin’in doğum günü, o gün…”

“Tamam tamam, duymak istemiyorum.” Shang Ming dilini şaklattı, “Devam ediyorum: Tang Dongdong’un hobisi nedir?”

“Umm…” Ye Zhou parmaklarıyla oynadı. Düşünürken bunu yapmak alışkanlığıydı.

Shang Ming çenesini yasladı ve tembelce, “Shang Jin’in hobisi nedir?” dedi.

“Wandering Jianghu oynamak. Xia Shang Zhou adında bir kadın karakteri var.”

“Oyun oynayan biri değilsin ama yine de çok net hatırlıyorsun.” Shang Ming alnını destekledi ve iç çekti, “Tang Dongdong’u mu seviyorsun? Onun hakkında hiçbir şeyi bile bilmiyorsun. İster başka bir okulda olsun ister benim okulumda, birinden hoşlansaydım o kişi hakkında her türlü bilgiyi mutlaka herkese sorar ve kesinlikle aklımda tutardım. En basit olan şeyi, doğum gününü bile hatırlamıyorsun ve hobilerinin bir tanesini bile bilmiyorsun. Ondan hoşlandığını söylerken buna inanıyor musun? Sana soruyorum, haftada kaç kez onu düşünüyorsun?”

Ye Zhou ağzını açtı ama beklenmedik bir şekilde cevap veremedi.

“Sevdiğin kişiyi kalbine sokmamışsın ama sözde düşmanını avucunun içi gibi biliyorsun ve onunla titizlikle ilgileniyorsun. Düşmanını reddettikten sonra sabah erkenden bir bilet alıp bana gelecek kadar ileri gitmen ne için?”

“Ben…” Ye Zhou yüzsüzlükle? “Shang Jin ile arkadaşız, tıpkı seninle olduğu gibi. Seni de iyi tanıyorum ve lisede seninle de ilgileniyordum.”

“Doğru.” Shang Ming ona baskı yapmaya devam etmedi ve bilgisayarda bir şeyler yazdı.

Ye Zhou rahatça nefes aldı.

Beş dakika sonra Shang Ming, “Ah… doğru, Ye Zhou, sanırım birine aşığım.” dedi.

“Yok artık??” Ye Zhou sıkıntılarını bir kenara attı ve merakla, “Kim? Ne tür bir insan? Fotoğrafı var mı? Senden büyük mü, küçük mü?” diye sordu.

Shang Ming dudaklarını sıktı ve “Çok mu mutlusun?” dedi.

“Elbette, sen benim arkadaşımsın!”

“Peki ya bir gün Shang Jin sana bunu söylerse?” Shang Ming çaktırmadan gülümsedi ve “Onunla mutlu bir şekilde dedikodu yapabilir misin?” dedi.

Ye Zhou’nun gülümsemesi yüzünde dondu. “Beni kandırdın!”

“Yapıp yapamayacağını söylemen yeterli. Bana söyleme; kendine söyle.”

Shang Jin’in itiraf sahnesi hâlâ zihninde tazeydi. Ya bir gün Shang Jin, bakımını yaptığı çiçekleri alıp başka birine, ne tür zorluklar veya engeller yaşarsa yaşasın, ellerini asla bırakmayıp sımsıkı tutacağını söylerse? Bu sadece bir varsayımdı ama Ye Zhou düşüncesine biraz bile dayanamadı.

Cep telefonunu çıkardı ve albümden Tang Dongdong’un bir fotoğrafını açtı.

Fotoğraftaki çocuğun gülümsemesi oradaydı ama tekrar baktığında ilk karşılaşmalarının heyecanını hissetmiyordu.

Ye Zhou, Su Yin’in WeChat sohbet kutusuna girdi.

Ye Zhou: 20 Haziran’da seninle geleceğim.

İki dakika sonra WeChat’ten yeni bir mesaj geldi.

Su Yin: Tamamdır~ Tang Dongdong’u perili eve götürmeliyim. Haha [sırıtan emoji] en çok hayaletlerden korkar!

Shang Ming, yandan yandan ​​onu gözlemliyordu. Trans halinde cep telefonuna baktığını görünce sessizce öne eğilip ekrana baktı, iki kişi arasındaki yeni sohbeti gördü. Kolayca sönmeyen ateşi bir kez daha tutuştu, “Az önce açıkça söyledim ve yine de Tang Dongdong ile dışarı mı çıkacaksın?”

“Yine de öğrenmek istiyorum.”

“Öğrenmek mi, döveceğim artık!! Sadece sana bakmak bile sinir bozucu! Git git, ödevimi yazmama engel olma.” Shang Ming  sadece kızgın olduğu için bunları söylüyordu ama Ye Zhou gerçekten de okul çantasıyla ayağa kalktı. “Hey hey hey, nereye gidiyorsun?”

“Geri gidiyorum.”

“Daha yeni geldin ve hemen geri mi dönüyorsun? Artık trende mi yaşayacaksın?” Shang Ming onu oturması için çekti. “Biraz serttim ama beni kızdıran sensin! Ve ödevimin son tarihi yarın öğleden sonra, bu yüzden biraz acil. Önce bir süre yurtta kal. Bugün bitirmeye çalışacağım ve yarın seni T Şehri’nde gezdireceğim.”

“Gerek yok, kızmadım. Sadece kendi işini yap.” Shang Ming’e bakan Ye Zhou sırt çantasını bıraktı ve “Bir süre yatağında yatacağım. Trende oturmaktan yoruldum.”

“Devam et ve uzan!”

Ye Zhou, Shang Ming’de uzun süre kalmadı. Ertesi sabah erkenden saat sekiz treniyle yola çıktı.

Geldiğinden farklı olarak tedirginlik ve çaresizlik hissi yoktu, artık daha iyiydi. Tamamen sakin bir şekilde pencereden dışarıdaki manzarayı izliyordu.

Üç saat sonra tren yavaş yavaş tanıdık istasyona girdi.

Çabuk geçen bir günün ardından Ye Zhou yurda döndü. Ye Zhou’nun saksı bitkisi hâlâ kapının yanındaki çiçek standında duran tek bitkiydi.

Ye Zhou çantayı çiçek standına koydu ve kafesi açtı.

Beyaz çilek çiçekleri, yeşil yaprakların arasında daha da göze çarpıyordu. En büyük yaprakları koparırken küçük, yeşil bir çilek göründü. “Ah… meyve vermiş.”

Ye Zhou kafesi dikkatlice düzeltti ve çantasını odaya götürdü.

“Zhou, sen ve Shang Jin dün nereye gittiniz?” Liu Yutian, Ye Zhou’nun omuzlarını tuttu ve sırıttı. “İkiniz yalnız vakit geçirmek istiyorsanız o zaman bize söyleyin. Bu konuda çok anlayışlıyızdır.”

“Saçmalamayın. Arkadaşımla buluşmak için T Üniversitesi’ne gittim.”

“T Şehri’ne mi?” Liu Yutian şok oldu. “Dün gidip bugün geri dönerken ne planlıyordun?”

Ye Zhou gelişigüzel bir şekilde “Mutluluğumu planlıyorum.” dedi.

Liu Yutian tıknadı ve “Peki ya Shang Jin?” diye sordu.

“Belki eve gitmiştir.” dedi Ye Zhou kararsızca. Saksı orada değildi bu yüzden Shang Jin tarafından alınmış olmalıydı. Shang Jin, öfkesini başka bir şeyden çıkaracak biri değildi. Ye Zhou onu reddetse bile başkalarının ona verdiği hediyeyi atmazdı.

Pazar akşamı tüm finans bölümü sınıfta oturuyordu ve her pazar akşamı olduğu gibi  gece yoklamaları alındı.

Ye Zhou erkenden sandalyesine oturmuştu ve ne zaman kapı açılsa o tarafa bakıyordu. Shang Jin saat yedide kapıyı açtı.

İki gündür görüşmediği Shang Jin farklı görünmüyordu.

Biri onu selamladı ve o kibarca, diğerlerinin konuşmalarına karşı herhangi bir sabırsızlık göstermeden cevap verdi. Bakışları Ye Zhou ile buluştuğunda ne kaçındı ne de başını çevirdi, doğrudan gözlerine baktı. Bakışlarını ilk çeviren Ye Zhou oldu.

Shang Jin onun önüne oturdu ve “Çilek, meyve verdi.” dedi.

Ye Zhou zorla güldü ve “Ne tesadüf, benimki de.” dedi.

Sınıf gözlemcisi kürsüye çıktı ve konuşmaya başladı. Shang Jin normal bir şekilde başını çevirdi.

Ye Zhou, Shang Jin’in sırtına bakarken kalbinden ne geçtiğini söyleyemedi. Shang Jin ondan uzak dursaydı rahatsız olurdu. Ancak ona her zamanki gibi davranmasına rağmen yine de huzursuzdu.

Akşam yoklaması sırasında yurda döndükten sonra Shang Jin ile nasıl geçinecekleriyle ilgili endişelenmişti ama dersten sonra doğrudan otoparka gitmesini ve ardından kampüsten ayrılmasını beklemiyordu.

Arabanın arkasındaki toza bakan Ye Zhou rahat bir nefes aldı. Aynı zamanda biraz hayal kırıklığına da uğramıştı.

Ye Zhou, Shang Jin’in gidişinin geçici olduğunu düşündü. Beklenmedik bir şekilde birkaç gün sonra bile Shang Jin’in yurda döndüğüne dair bir işaret yoktu.

Bu sırada, 405’in diğer iki üyesi sonunda bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı.

Shang Jin’in yurttan “taşınmasının” üçüncü günüydü. Liu Yutian tereddütle Ye Zhou’nun yanına geldi ve onun yüzünü her zamanki gibi görünce, “Zhou, Shang Jin neden yurda gelmiyor?” dedi.

Ye Zhou’nun yüzü karardı. “Ben de bilmiyorum.”

Liu Yutian ve Wen Renxu birbirlerine baktılar ve konunun çok ciddi olduğunu hissettiler. Wen Renxu, “Sen ve Shang Jin iyi misiniz?” diye sordu.

Ye Zhou kitaba baktı ve sakinmiş numarası yaparak, “Ne sorunumuz olabilir?” dedi.

Liu Yutian, “Shang Jin akşamları geri gelmiyor ve çileğini de götürdü. Neden bir çiftin ayrılması gibi görünüyor?”

Ye Zhou kitabını karıştırırken duraksadı ve beceriksizce, “Hangi çiftten bahsediyorsun? O ve ben gerçekten bir çift değiliz.” dedi.

Liu Yutian ve Wen Renxu’nun kalbi gümledi. Bu cevapla ikisinin arasında bir sürtüşme olduğunu kısmen kabul ediyor değil miydi?

Wen Renxu, geçen dönemin sonundaki soğuk savaşlarını hemen hatırladı. O zamanlar okulda bir sürü dalgaya neden olmuşlardı. Ne yazık ki, bu sefer yine dönem sonuna denk gelmişti…

Konunun ciddiyetini fark eden Wen Renxu, “Bir şey varsa, sadece konuşun ve halledin. Kavga ne kadar soğuk olursa işler o kadar çözülmez olur.”

Ye Zhou bu sefer aralarında bir soğuk savaş olmadığını biliyordu: ikisi hâlâ sınıfta ara sıra birkaç kelime konuşuyordu. Başkalarının gözünde normalde olduklarından farklı görünmüyorlardı. Sadece Ye Zhou, Shang Jin’de onunla birbirlerini tanıdıklarından beri hiç orada olmayan bir nezaket bağı olduğunu hissediyordu. İkisi de o gece hakkında hiçbir şey söylememişti. Sanki her şey iyi gidiyormuş gibi davranıyorlardı. Ancak bazı şeyler bir kez değişti mi, değişmeye devam ederdi.

“Sadece birkaç gün daha.” Shang Ming’in sözleri hâlâ kulaklarındaydı ve Shang Jin seçimi ona bırakmıştı. Tang Dongdong aralarında bir engeldi, bu yüzden kalbinin derinliklerindeki cevabı tam olarak öğrenmek için Tang Dongdong ile buluşması gerekiyordu.

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 53. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X