Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Sabahın 10’u tam da tüm bölümlerden öğrencilerin, spor sahası girişi dahil, her yönden bir araya geldikleri saatti. Haberi yaymaya gerek yoktu: çoktan binlerce öğrenci coşkulu izleyiciler haline gelmişti.

Başlangıçta bir tavşan tutan Shang Jin’in bu günkü BBS’in kahramanı olacağını düşünen Ye Zhou, beklenmedik bir olay nedeniyle aniden rüzgarları ve dalgaları karıştıran kişi olacağını asla hayal etmemişti.

Ateş kırmızısı güller hâlâ önündeydi. Ye Zhou, iki adım geri atmaktan kendini alamadı ve düşünmeden Shang Jin’in vücuduna çarptı.

Shang Jin, Ye Zhou’nun omzunu tuttu. Çirkin güllere bakmadan, ifadesiz bir şekilde, “Oyun başlamak üzere. Hadi gidelim.” dedi.

Ye Zhou kendine geldi, “Oh…” Tam gülleri uzatan kişinin görünüşüne dikkatlice bakmayı düşünüyordu ki, Shang Jin onunla pozisyon değiştirip görüşünü engelledi.

“Ye Zhou Xuezhang!” Oğlan pes etmedi ve tekrar öne çıktı, “Benー”

Shang Jin başını çevirdi, sabırsız bir bakışla onu süzdü ve “Bir adamın halka açık bir yerde başka bir adama bu kadar yüksek profilli bir hareket yapması uygun mu?” dedi.

Çocuk tıkandı ve çılgınca açıklamaya çalıştı.

Shang Jin ona açıklama fırsatı vermeden devam etti, “Sen bir yetişkinsin; Lütfen harekete geçmeden önce iki kez düşün.” Ardından, kalabalığı görmezden gelerek Ye Zhou’yu kuşatmadan çıkardı.

Wen Renxu ve Liu Yutian onlardan bir adım daha yavaşlardı ama peşlerine düşmüşlerdi. ‘Ben sana bakıyorum, sen bana bak’* ve aniden içine düştükleri çıkmazdan nasıl kurtulacaklarını bilmiyorlardı.

Ç/N: “Önce sen konuş hayır sen” gibi.

Ye Zhou’nun zihni hâlâ kaos içindeydi, aklında birçok şey dönüyordu.

O çocuk bunu neden yapmıştı ki?

Bu büyük bir şaka mıydı?

O Xuedi’nin* ortaya çıktığı andan itibaren Ye Zhou hiçbir şey söylememişti. Shang Jin ağzını açtı ve “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.

Ç/N: Xuedi, küçük erkek kardeş.

“Ah? Hiçbir şey…” Ye Zhou alaycı bir şekilde gülümsedi, yanağını kaşıdı ve “Okulumuzun bu kadar açık olmasını beklemiyordum. Çiçeği veren kişi bir erkek olmasına rağmen… beni korkuttu.”

Shang Jin ona bir bakış attı. “Sana bakınca çok ürkmüş görünüyorsun. Ne zaman bir şey olsa, hiçbir şey yapmıyor ve önce donakalıyorsun. Belli ki aptal değilsin, öyleyse neden kritik anda topu bırakıyorsun?”

Ye Zhou başını çevirdi. O adam gülleri elinde tutuyordu ve başı öne eğikti. Etrafındaki insanlar onu işaret ederken biraz acınası görünüyordu. Ancak başkalarına sempati duyacak fazladan merhameti yoktu. Sonuçta o en acınası olandı.

Ye Zhou’nun içini rahatlatmak için Liu Yutian, “Bu kesinlikle büyük bir şakaydı. Zhou, aldırma.”

“Shang Jin’in dediği gibi, bir erkek başka bir erkeğe halk içinde çiçek verdiğinde -ayrıca spor sahası girişinde, en kalabalık yerde- aptal değildir: süper aptaldır!” Wen Renxu araya girdi, “Beyni olan insanlar böyle bir şey yapmazlardı.”

Shang Jin, “Bu Xuedi kendini gizlemek için şapka bile takmış.” diye alay etti.

Bu cümle bir kez daha Ye Zhou’nun kalbinin hasta hissetmesine neden oldu ve çocuğa karşı olan iyi niyeti bir derece daha azaldı. “Aynen! Şapka takıyordu ve tamamen hazırlıksız olan benim hedef olmama izin verdi.”

Shang Jin, “Diğerlerinin maçını izledikten sonra yurda dönelim. Gözün görmediği sürece aklına gelmez.”

Ye Zhou başını salladı ve kafasını tavşanın göğsüne gömdü. Derin bir nefes aldıktan sonra, “Bu ne böyle…” dedi.

Öğleden sonra yarışacaklarını bildikleri kimse yoktu, bu yüzden Ye Zhou yurtta yuva yaptı ve dışarı çıkmadı. Bir öğlen boyunca, sabah olanlar tüm okul bunu iyice netleştirene kadar dedikodu malzemesi olmuştu. Ye Zhou yemekten sonra alışkanlıkla foruma göz attı. Tabii ki, yeni bir gönderi gördü.

LZ: Tavşan ya da gül, bubirsorudeğildir!

LZ: Spor alanında büyük eğlence~ Dün, iki sınav tanrısı kampüste tur atmak için son derece sevimli küçük bir bebek taşıdılar. Bugün genç bir adam, ulusal çiftimizi korkusuzca parçalamak için korkunç bir etkinlik düzenledi! Spor sahası girişinde önce Shang Jin tarafından verilen oyuncak tavşan ve ardından Xuedi’nin narin güllerini gördük. Bir yandan el ele çalışmanın dostluğu. Öte yandan, yarı yolda beklenmedik bir pusu. Bir görgü tanığı olarak Xuedi’nin erkek tanrı Shang’ın yanında çok zayıf olduğunu söylemek istiyorum. İki cümle ile durdu, başka bir kelime söyleyemedi. Not: Erkek Tanrı iyi iş çıkardı!!! Son bir şey daha, Shang Ye dininin bir üyesi olarak şunu söylemek istiyorum: Xuedi, gerçekten Shang Ye’yi parçalamayı düşünmeye cesaretin var mı!

1L: Ön sıradayım! Shang Ye’yi parçalamaya cüret ederseniz size musallat olacak ilk kişi benim!

2L: Savaşçı~ hâlâ final sınavını geçebileceğini düşünüyor musun!

3L: Umarım iki kişinin, Shang ve Ye’nin duyguları sarsılmaz!! Ara sınava az kaldı, yine kavga etmelerini istemiyorum!

4L: Yaptığı tek şey sınavda Shang Ye’yi parçalamak…

5L: Beş yuan! Onu mahvedelim!

6L: Hayırhayırhayır, biz bu uygarlığın iyi çocuklarıyız. Sınav döneminden geçtikten sonra anlayacak! Ne de olsa gerçeklik insanlara her şeyi öğretir!

7L: Xuedi’nin bir sorunu vardı ve geçen yıl iki aylığına okulu bırakmak zorunda kaldı, bu yıl geri döndü bu yüzden pek çok şey net değil! Çok heyecanlanmamalısınız! Xuedi gerçekten masum! Ve herkese iyi haberi vermek için: o çalışkan bir pislik… Bence ilk sınavdan sonra aklındaki tüm düşünceler yok olacak…

Ye Zhou, bu Xuedi’nin onu tekrar rahatsız etmeyeceğini umarak dudaklarını büzdü.

Tık tık tık.

“Anahtarlarını almadılar mı?” Ye Zhou ayağa kalkıp kapıyı açmayı düşünüyordu.

Shang Jin ondan önce koştu ve “Ben açarım.” dedi. Bunu söyledikten sonra kapıya doğru birkaç adım yürüyüp çekip açtı.

“Merhaba! Ye Zhou’nun odası mı?”

Diğer kişinin bitirmesini beklemeyen Shang Jin, kapıyı çarparak kapattı.

Ye Zhou: “???”

Shang Jin, “Yanlış kapıyı çalmış.”

Çok geçmeden, tıkırtı sesi tekrar yankılandı. Vurma sesine eşlik eden aralıksız bir ses de duyuluyordu.

“Ye Zhou Xuezhang! Sabah yanlış yapmıştım! Senden özür dilemeye geldim!”

Bu sesi duyunca Ye Zhou endişelendi. “Çabuk içeri al. Kapıyı çalmaya devam ederse tüm yurt öğrenir!”

Shang Jin kapının kilidini açtı ve dışarıdaki kişi doğrudan içeri girdi.

Öfkeyle Shang Jin’e baktı, sonra Ye Zhou’nun önüne doğru yürüyüp uysal bir kedi gibi konuştu: “Ye Zhou Xuezhang, benim adım Xie Shuhan. Güzel Sanatlar Fakültesi birinci sınıf öğrencisiyim. Bu sabah olanlar için derin özürlerimi iletiyorum.”

Xie Shuhan onlarla hemen hemen aynı boydaydı. Bu sırada omuzları çökmüştü, kendini toplamaya çalıştı. Ye Zhou iyi bir ruh halinde değildi çünkü gönderiyi yeni okumuştu, diğer kişiyi hızla uzaklaştırmayı düşünerek, sadece soğuk bir şekilde, “Özrünü kabul ediyorum. Ayrılabilirsin.” dedi.

“Ye Zhou Xuezhang, sabah pervasız davrandım ama kesinlikle rahat bir şekilde söylememiştim! Gerçekten ben konuşamayan, ürkek bir insanım bu yüzden sadece sana duygularımı göstermek için gül almaya cesaret edebildim.”

Shang Jin yana eğildi ve soğukkanlı bir şekilde, “Kendine dair kesinlikle yanlış bir algıya sahipsin. İtiraf etmek için gül uzatmak, kesinlikle çekingen bir insanın yapabileceği bir şey değil.”

Xie Shuhan, Shang Jin’in sözlerini duymazdan geldi ve devam etti, “Dün 1000 metrelik yarışta öne geçtin ve bitiş çizgisine koştun! O an kalbime girdin! Kutlamak için kız kardeşine sarılırken, senden gelen bir ışık görmüş gibi hissettim! Sen…”

“Üzgünüm, hatanı düzeltmek istiyorum,” diye sözünü kesti Shang Jin, “Dün 1000 metrede öne geçen kişi bendim. O da benim küçük kız kardeşimdi. Ama duygularını kabul edemediğim için üzgünüm. Senden hoşlanmıyorum, iyi beyinleri olmayan bu tür insanlardan da. Lütfen geri dön.”

“Sen, neden?” Xie Shuhan bir an boş boş baktı ve inanamayarak, “Dün bitiş çizgisini geçen sen misin???”

Shang Jin, “Geçen kişiyi net olarak görmedin bile, nasıl hoşlandığı düşünebilirsin.” diye alay etti. Diğerinin dikkatinin dağılmasından yararlanarak onu kapıdan dışarı ‘davet etmeyi’ planladı.

Kapıdan çıktığı anda, Xie Shuhan kapıdaki aralığa sığıştı ve ciddiyetle ilan etti, “Dün şampiyon sen olsan da kalbimde şampiyon Ye Zhou Xuezhang. Dün sonucu göremememin nedeni gözümde sadece bir kişi olmasıydı. Ben…”

Ye Zhou’nun tüyleri diken diken olmuştu. “Anladım zaten ama Shang Jin’in söylediği şey benim söylemek istediğim şeyle aynı. Lütfen geri dön.”

Tam ağzını açmıştı ki Xie Shuhan, buzun çarptığı bir patlıcan gibi soldu ve uzaklaştı.

“Bugün neden bu kadar acımasızsın?” Shang Jin, Xie Shuhan’ı sevmese de, izlenimine göre Ye Zhou her zaman kibar ve nazikti. Çıldırmış olabilirdi ya da yüzü kızarıncaya kadar sinirlenmiş olabilirdi ama onunla tartıştığı ve soğuk bir savaş başlattığı Noel dışında, onu hiç birine karşı bu kadar soğuk görmemişti.

Ye Zhou cıkladı ve “Bunu özel olarak söyleseydi sorun olmazdı ama toplum içinde kim kabul edebilir? Erkeklerden hoşlansam bile bunu herkesin bilmesini istemiyorum!”

Asıl karışıklık noktası buradaydı. Shang Jin tereddütle, “Bu o kadar da önemli değil. Herkes tarafından yakıştırılmıyor muyuz?”

“Sen aynı değilsin.” Ye Zhou dudaklarını kıvırdı. Artık herkes sınav tanrısının isminden dolayı ikisini daha çok bir araya getiriyordu ve aralarında dostluktan öte bir duygu olmadıklarını açıkça biliyorlardı. Sınıf arkadaşları tarafından yanlış anlaşılmış olsalar bile o ve Shang Jin bunu net bir şekilde açıklamışlardı, aynı zamanda yüce gönüllülerdi. Ama Xie Shuhan aynı değildi. Açıkçası onu takip etmeyi planlamıştı, üstelik Ye Zhou’ya kendini en kabul edilemez şekilde ifade etmişti. Bu Ye Zhou’nun sadece diğerinden uzaklaşmak istemesine neden oluyordu.

Bu cümleyi duyduktan sonra, Shang Jin sımsıkı çattığı kaşlarını düzeltti ve rahatlayarak, “Xuedi’nin bir çocuk doğasına sahip olduğunu görüyorum. İki gün sonra başka birine aşık olur.”

Ye Zhou şaşırdı. “Bugün kişiliğini mi değiştirdin? Neden bu kadar çok kelime kullanıyorsun?”

Shang Jin yüz ifadesini değiştirmedi, sandalyesine oturdu ve “Üzüm üzüme baka baka kararır.” dedi.

“Sen kime üzüm diyorsun!”

“Sana diyorum.”

Ertesi gün, Ye Zhou’nun okumak istediği bir kitap vardı ve tek başına kütüphaneye gitmişti. Shang Jin ise yurttaki bilgisayarında oyun oynuyordu.

Kapıda bir vuruş sesi duyuldu.

Shang Jin kulaklıklarını çıkardı, sandalyeye yaslandı ve yukarı bakıp iç çekti. Bu adam cidden oldukça ısrarcıydı.

Kapıyı açtığında bir kez daha Xie Shuhan’ın iğrenç suratını gördü.

Shang Jin, durum ne olursa olsun soğukkanlı kalabilen Ye Zhou gibi değildi. Xie Shuhan’dan hoşlanmadığını doğrudan gösterdi, diğer tarafın girmesine izin vermeyi bile planlamıyordu. “Ye Zhou içeride değil.”

Xie Shuhan utanmadan kapıdaki aralıktan içeri girdi, elindeki meyveyi Shang Jin’e uzattı ve “Shang Jin Ge, bugün seni görmeye geldim.” dedi.

“Beni görmeye mi?”

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 41. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X