Outside The Law [Novel] 15. Bölüm (Extra 2)

Çeviren: Ari
《Diğer Bazı Şeyler》
Yeni Yıl yaklaşırken Luo Yu’nun annesi Yu Xinxin onu aradı. Luo Yu’dan Yeni Yıl kutlamaları için Ruan Zheng’i eve getirmesini istedi.
Bu Luo Yu’nun orijinal planlarıyla uyumluydu. Yu Xinxin ile telefonda konuşmayı bitirir bitirmez Ruan Zheng’in numarasını çevirdi.
Başlangıçta Ruan Zheng’in onunla eve gitmesini sağlamanın basit olacağını düşünmüştü. Ruan Zheng’in geçmişte Yeni Yılı her zaman Jiang Qi ile kutladığı için doğru olmayacağını söyleyerek tereddüt edeceğini kim bilebilirdi? Bu yıl ayrılırsa Jiang Qi tek başına olacaktı.
“Jiang Qi otuz yaşın üzerinde.” Luo Yu’nun kaşları, Jiang Qi’nin adını her duyduğunda çatılıyordu. “Onu serbest bırak. Benimle eve gitmesen bile yine de tatili benimle geçiriyor olurdun. Jiang Qi’nin bununla ne alakası var?”
Ruan Zheng, Luo Yu’nun mutsuz olduğunu anlayabiliyordu bu yüzden sesini yumuşattı ve birkaç kelime söyledikten sonra, “Bunu Ah Qi ile konuşacağım.” dedi.
Luo Yu telefonu kötü bir ruh hâli içinde kapattı ve bütün gün bir yanıt alamadı.
Uzun bir süre birlikte yaşadıktan sonra Luo Yu, Ruan Zheng’in sadece nazik ve çekingen göründüğünü ancak birçok fikri olduğunu fark etti. Luo Yu, kararlı olduğu hiçbir konuda fikrini asla değiştiremezdi.
Bazen Luo Yu bile bir gün Ruan Zheng ondan hoşlanmazsa kovulacak mı diye merak etmekten kendini alamıyordu.
Ruan Zheng gün içinde geçici olarak Ping Şehri’nden ayrıldı bu yüzden eve ancak akşam 10’dan sonra varabildi.
Oturma odasında bir saatten fazla oturup beklerken Luo Yu’nun ifadesi korkunçtu. Ruan Zheng onu takip eden soğuk rüzgarla birlikte kapıdan içeri girer girmez sert bir şekilde sordu, “Nasıl geri döneceğini biliyor musun?”
Ruan Zheng paltosunu askılığa astıktan sonra hızla Luo Yu’nun yanına gitti. Luo Yu’nun elinde Hayvan Çiftliği’ni gördü, bu yüzden kitabı çekip halının üzerine attı. Başını eğdi ve konuşurken sırıttı, “İsyan hakkında bu kadar çok kitap okuma.”
Luo Yu’nun yüzü aslında ders vermeye hazır olduğu için soğuktu ama Ruan Zheng’in şakasını duyunca öfkesi kayboldu. Ruan Zheng’i kanepeye çekti ve ısınmasına yardım etmek için ellerini tuttu. “Neden bu kadar geç kaldın?” diye sordu.
Ruan Zheng, Luo Yu’ya, “Aslında Ping Şehrine geri dönmek üzereydim ama Jiang Qi’yle bir bebeği ziyaret etmek için aniden yoldan saptık.” dedi. “Evlenmek için A ülkesine giden arkadaşınındı.”
“Babalık sevgin mi taşmaya başladı?” Luo Yu bileğini okşarken sordu.
Ruan Zheng başını salladı. “Sadece senin de çocuğunun olup olmayacağını merak ediyordum.”
Yu Xinxin, daha önce Ruan Zheng’e Luo Yu’nun babasının Luo Yu’nun yakında bir çocuğu olmasını umduğundan bahsetmişti. Ruan Zheng bugün minik bebeği gördüğünde bunu hatırladı.
Luo Yu, Ruan Zheng’e baktı, sonra aniden Ruan Zheng’in omzunu tutmak için elini uzattı. Diğer eliyle Ruan Zheng’in düz alt karnını okşadı. “Eğer doğum yapabiliyorsan o zaman bir tane isterim.”
Ruan Zheng dudaklarını araladı, birkaç saniye Luo Yu’nun gözlerine baktı, elini kaldırdı ve Luo Yu’nun karnındaki elini tuttu. Burun uçları birbirine değecek şekilde kendini Luo Yu’ya yapıştırıp kısık sesle, “O zaman belki de denemeliyiz.” diye fısıldadı.
“Hm?” Luo Yu hafifçe uzaklaştı ve gözlerini kısarak Ruan Zheng’e baktı.
“İçime boşalırsan hamile kalır mıyım?” Ruan Zheng, Luo Yu’ya masumca sordu. İfadesi gerçek olabilirmiş gibi görünüyordu.
Luo Yu hiçbir şey söylemedi. Sadece Ruan Zheng’i aldı ve onunla birlikte yukarı çıktı.
Akşam 10’dan sonraki zaman yetişkin aktivitelerine ayrıldı.
Yatak odası loş bir şekilde aydınlatılmıştı. Sadece bir koridor ışığı yanıyordu. Oda sahibi hâlâ tüm kıyafetlerini düzgün bir şekilde giyiyordu ama üstünde oturan kişi tamamen çıplaktı. Deliği diğerinin büyük organını yuttu ve çıkardı. Diğerinin yukarı her itişinde kuyruğu çekilmiş bir kedi gibi inliyordu.
Ruan Zheng’in bacakları o kadar uyuşmuştu ki artık dayanamıyordu. Boğazından çıkan tek ses inlemeleriydi. Luo Yu’nun omuzlarını tuttu ve nefes nefese yalvarırken, “Luo Yu, hadi pozisyonları değiştirelim…”
Luo Yu durdu ve kollarını Ruan Zheng’in omuzlarına sardı. Bakışları diğerinin yüzüne kilitlendi. “Neden?” diye sordu.
“İzin ver…… wu———” Ruan Zheng, Luo Yu’nun kabul etmesini beklemedi ve belini kendi kendine kaldırmaya başladı. Vücudunun derinliklerinde bulunan şeyi çıkarmak istedi ama Luo Yu tarafından tekrar bastırıldı. Az önce kaymış olan ereksiyon tekrar içeri itildi.
Ruan Zheng, bu itişten sonra kendini kaybetti. Luo Yu’ya tutunurken inledi, gözlerinden yaşlar süzülüp karnına damladı. Kas çizgilerinden aşağı kaydılar.
“Denemek istediğini söylemedin mi?” Luo Yu nazikçe Ruan Zheng’e sordu, alt bedeni acımasız ritmini koruyarak diğerine vurmaya devam etti.
Ruan Zheng’i titreyerek karnına gelene kadar becerdi, sonra onu yatağa taşıdı ve bıraktı. Ruan Zheng’in bacaklarını kaldırıp kuvvetli bir şekilde sokmaya başladı ve menisini Ruan Zheng’in vücuduna boşalttı.
Luo Yu bir süre durakladı, çekilmek istemiyordu. “Biraz daha böyle kalalım.” dedi.
Orgazmdan sonra Ruan Zheng’in vücudu aşırı duyarlıydı. Luo Yu’nun varlığı o anda ekstra güçlüydü, Luo Yu’yu iterek onu uzaklaştırmaya çalıştı.
Luo Yu reddetti. Elinde olmadan Ruan Zheng’in onun yüzünden aklını yitirdiğini görmekten hoşlanıyordu. Luo Yu, Ruan Zheng’in bileklerini dengesizce kavrayan bir bakire gibiydi. Kulağına doğru eğildi ve “Eğer sikişmeyeceksen beni baştan çıkarmayı bırakmalısın.” dedi.
Ruan Zheng bileklerini büktü ve kendini serbest bıraktı, ardından bir elini kaldırıp Luo Yu’nun omzuna koydu. Luo Yu’yu kucaklamak istercesine daha da yakınına çekerek bastırdı. Luo Yu istediğini yaptı ve Ruan Zheng’i sıkıca tutup onu kucakladı. Bir süre sonra içindekini çıkardı.
Ruan Zheng dinlenmek için Luo Yu’ya yaslandı. Tereddütle ağzını açtı ve Luo Yu’ya “Sigaran var mı?” diye sordu.
Luo Yu ona baktı. Ruan Zheng’in ifadesi yorgun ve biraz zayıf görünüyordu. Bakışları odaklanmamıştı bile. İfadesiz bir şekilde başını eğmişti, bu da onun soğuk görünmesine neden oluyordu. Luo Yu onu hiç böyle görmemişti, bu yüzden endişelenmeye başladı.
Ruan Zheng uzun süre bekledi ama yanıt alamadı. Başını kaldırıp Luo Yu’ya bakarak kısık bir sesle tekrar sordu, “Var mı?”
Luo Yu yatağın yanından bir sigara aldı ve onun için yakıp verdi. Ruan Zheng onu tanıdık bir şekilde iki parmağının arasında tutup bir nefes çekti. “Ah Qi’ye sordum. Yılbaşını yalnız geçireceğini söyledi.”
Luo Yu başını salladı ve ona, “Bugün yorucu muydu?” diye sordu.
Ruan Zheng onun önünde nadiren sigara içerdi. Sadece çok yorgun olduğunda yorgunluğunu unutmak için bir sigara yakardı.
“Ben……” Ruan Zheng başladı. Luo Yu’ya bakmak için başını çevirdi.
Luo Yu, onun bakışlarıyla karşılaştığında gerginleşti. İlk kelimeden sonraki duraklamayı duyunca, “Ne oldu?” diye sordu.
Ruan Zheng ona birkaç saniye baktı ve sonunda konuyu zorla değiştirdi. “Sigarayı bırakacağım.” dedi.
Elbette Luo Yu, Ruan Zheng’in aslında başka bir şey söylemek istediğini söyleyebilirdi. Ama eğer Ruan Zheng bunu kendisi söylemek istemiyorsa sormasının bir anlamı yoktu.
–
Yu Xinxin aniden fikrini değiştirip onun yerine Yeni Yıl için adaya gitmek istediğinde, Ping Şehri’nden Avrupa’ya gidiş-dönüş uçuşları için rezervasyon yaptırmaya karar verdiler. Bu nedenle Luo Yu, Xing Licheng’e yeni bir uçuş rezervasyonu yaptırttı.
Eve geldiğinde bu haberi Ruan Zheng’e söyledi. Ruan Zheng adayı sevdiği için haberi duyunca mutluluktan kendinden geçmişti.
Ayın yirmi dokuzunda yola çıkacaklardı. Önceki gün Ruan Zheng normalden çok daha hiperaktifti. Luo Yu’nun odasındaki gizli ateşli silah deposunda oturmuş, Luo Yu’nun en sevdiği silahlarla oynuyor, parçalara ayırıp tekrar bir araya getiriyordu.
Luo Yu eve geldiğinde Ruan Zheng’i hiçbir yerde bulamadı. Üst kata çıktıktan sonra onun ortalığı kurcaladığını fark etti. Sessizce gizli odaya girdi ama Ruan Zheng onun arkasında olduğunu biliyor gibiydi. Sırtı dönük bir şekilde otururken Luo Yu’ya, “Ya amca benden hoşlanmazsa?” diye sordu.
“O kimseden hoşlanmaz.” Luo Yu bunu düşündü ve onu rahatlatmak için elinden geleni yaptı ama hiçbir etkisi olmadı.
Ruan Zheng başka bir silahın montajını bitirdi ve düzgün bir şekilde yerleştirdi. Ayağa kalkmadı, sadece Luo Yu’ya bakmak için döndü. “Öyle mi?”
Ruan Zheng her zaman çok saf ve nazik görünüyordu. Luo Yu, Jiang Qi’nin U ülkesindeki güvenli evde ona söylediklerini hatırladı: “Bir karar vermek size kalmış.”
Bu ifade doğruydu ama aynı zamanda yanlıştı.
Ruan Zheng, Luo Yu’nun baobei’siydi.* Luo Yu’nun odasında koleksiyonundaki bir parça gibi oturmasının nedeni burada oturmaya istekli olmasıydı.
[Ç/N: Baobei burada “değerli, hazine” anlamında kullanılmış ve bir hitap şekli olarak “bebeğim, sevgilim vb.” gibi anlamları da vardır.]
Luo Yu’nun herhangi bir karar verme yetkisi yoktu. O pasif bir şekilde Ruan Zheng’in onu sevmesini bekleyen, pasif bir şekilde Ruan Zheng’in elini tutan, pasif bir şekilde Ruan Zheng’in onu ölümüne sevdiğini ve onu bırakamayacağını söylmesini dinleyerek kendini uyuşturan, dünyanın en pasif insanıydı.
Ama gerçeğin ne olduğunu yalnızca Ruan Zheng biliyordu.
Luo Yu’nun kalbi çarptı. Eğildi ve Ruan Zheng’i yukarı çekti. “Ben senden hoşlandığım sürece bu yeterli.”
Ruan Zheng ona baktı, sonra büyük bir kucaklamayla sarıldı. Ama Luo Yu onu daha sıkı kucakladı, o kadar sıkı sarıldı ki kaçmayı denediğinde bile kaçamadı.
“Ruan Zheng,” Luo Yu kulağına yaklaşarak, “Beni biraz daha sevebilir misin?” diye sordu.
Ruan Zheng’i bıraktı ve tepkisini bekledi. Ruan Zheng sakince Luo Yu’ya bakarak, “Artık yapamam.” dedi.
Luo Yu, bir süre onunla göz göze bakıştıktan sonra onu loş odasına sürükledi.
Yu Xinxin, Luo Yu’nun U ülkesindeki oteline gitmek istemişti çünkü Shen Qiyin’in annesi onun en iyi arkadaşıydı ve onların bütün ailesi Yeni Yılı orada kutluyordu. Luo Yu’nun o adayla ilgili bir travması vardı ama Ruan Zheng’e başka bir ziyaret için söz verdiğini hatırladığı için birisinin bunu organize etmesine izin verdi.
Adaya vardıklarında Luo Yu’nun ailesi henüz gelmemişti ama Shen Qiyin’in ailesi çoktan oradaydı.
Luo Yu ve Ruan Zheng bagajlarını bırakıp dinlendiler. Daha sonra, Shen Qiyin onları adada yeni açılan bir kaya tırmanışı kulübüne gitmeye davet etti.
Kulüp otelden çok uzakta olmadığı için bir taksiye bindiler. Shen Qiyin emniyet kemerini takmayı yeni bitirmişken, Luo Yu’nun Ruan Zheng ile birlikte içeri girdiğini gördü ama Ruan Zheng’e bakmaya bile cesaret edemedi. Sadece Luo Yu’ya, “Yarışmak ister misin?” diye sordu.
Luo Yu başını salladı. “Vasat birine karşı yarışmak hiç eğlenceli değil.”
Shen Qiyin sonunda Ruan Zheng’e bakma cesaretini topladı. “Peki ya Bay Ruan?”
Ruan Zheng kabul etti, ardından ekledi, “Bay Shen at yarışı yarışmamızı kaybettiğinden beri bana olan borcunu da hâlâ ödemedi. İkisini de bugünden sonra ödeyebilirsiniz.”
Shen Qiyin’in dili tutulmuştu. Bunu tırmanıştan sonra tartışabileceklerini söyledi.
Luo Yu, Shen Qiyin’e acıyarak baktı. Hiçbir şey söylemedi.
Shen Qiyin’in kaya tırmanışı becerileri profesyonel olmayanlar arasında oldukça iyi kabul edilirdi. Ama çok geçmeden Ruan Zheng ile tırmanmanın bir tür kendini aşağılama olduğunu fark etti. Ruan Zheng, onun bir beden boyu kadar önüne geçmeden önce tepki verecek zamanı bile olmamıştı.
Ruan Zheng istikrarlı fakat hızlı bir tempoda tırmanıyordu. Kollarını her kullandığında sırtındaki kıvrımlar son derece tehlikeli görünüyordu. Shen Qiyin onu izlemekten sersemlemişti. Hızlandı, yukarı doğru ilerledi. Ancak birkaç dakika sonra tek görebildiği Ruan Zheng’in ayakkabılarının tabanıydı.
Shen Qiyin kulüpteki en zorlu kaya parkurunu seçmişti. En tepede kırk beş derecelik dik bir yokuş vardı ve sonuna kadar dayanmak için büyük bir güç patlaması gerektiriyordu.
Ruan Zheng dik yokuşa ulaştığında aniden durdu, sonra Shen Qiyin’e bakmak için aşağı döndü.
Shen Qiyin de ona bakıyordu. Ruan Zheng bir an duraksadıktan sonra tek eliyle ipi bıraktı. Elini beline koyacak gibiydi. Yerde oturan Luo Yu sinirlendi, aniden ayağa kalktı ve Ruan Zheng’e bağırdı, “Sakın cesaret etme!”
Shen Qiyin, Ruan Zheng’in kendini geri çektiğini ve hiç durmadan yokuşu tırmandığını gördü. Tepeye ulaştıktan sonra kendini bırakıp aşağı indi. Shen Qiyin’in dikkati Ruan Zheng tarafından dağıtılmıştı. Aşağı baktı, neredeyse kayıp düşüyordu. Sonunda nefes nefese zirveye ulaştı. Bir süre sonra yürümeye başlamadan önce dinlenmek için kenarda bekledi.
Ruan Zheng, Luo Yu’nun yanına kıvrılmış su içiyordu. Hiç terlememişti ve oldukça iyi görünüyordu.
Shen Qiyin’in yaklaştığını görünce Ruan Zheng bardağını bıraktı ve Luo Yu, “Ne istiyorsun? Sana vermesini sağla.”
Shen Qiyin neredeyse nefesiyle boğulacaktı. Ama yine de Ruan Zheng’den korkuyordu, bu yüzden sadece Luo Yu’ya öylece bakabildi. “Evet, ne istiyorsun?”
“Başkalarına zorbalık etme,” Luo Yu, Ruan Zheng’in yumuşak saçlarını okşadı ve Shen Qiyin’e, “Ping Şehri’ne döndükten sonra otelin hisselerini bana devret.” dedi.
“Zaten bu kadar çok borcum varken yine mi borçlandım? Bunu daha sonra konuşalım.” Shen Qiyin sakince önündeki iki utanmaz insana baktı ve gergin değilmiş gibi yaparak Ruan Zheng’e “Az önce neden duraksadın?” diye sordu.
Ruan Zheng, Shen Qiyin’e sadece gülümsedi. “Biraz soluklanmak için.”
Luo Yu, Ruan Zheng’e imayla baktı ama onu açığa çıkarmadı.
Ruan Zheng kaya tırmanışı yapmayı severdi. Şirket binasının en üst katına tırmanma odası yaptırmıştı ama çok kötü bir alışkanlığı vardı. Tırmanırken emniyet kemeri takmayı sevmiyordu.
Luo Yu, bir keresinde bir müzikal izlemeyi planlamıştı. Öğleden sonra tesadüfen Zhen Ting binasının yanından geçiyordu, bu yüzden içeri girip onu da almaya karar verdi.
Ruan Zheng’i aradı ama cevap alamadı, bu yüzden onun yerine Jiang Qi ile iletişime geçti. Jiang Qi, Luo Yu’nun da Ruan Zheng’in kötü alışkanlığından haberdar olmadığını bilmiyordu ve Luo Yu’yu tırmanma odasına götürdü. Luo Yu, Ruan Zheng’in herhangi bir emniyet kemeri olmadan duvara tırmandığını gördüğünde neredeyse telefonunu ikiye parçalıyordı.
O akşam Ruan Zheng müzikali izleyemedi. Kapıların arkasına kilitlendi ve bütün bir gece boyunca Luo Yu tarafından “ders” verildi.
Shen Qiyin ona inanmadı ama bunun Ruan Zheng’in belindeki kemeri çıkarmayı düşünmesinden kaynaklandığını asla tahmin edemezdi. Luo Yu’nun telefonu çaldığında tam da su içmek üzereydi. Ailesi otele gelmişti.
Luo ve Shen ailesi birlikte yemek yediler. Ruan Zheng başlangıçta Luo Yu ve Shen Qiyin’in ebeveynlerinin rahatsız hissedeceklerinden endişeliydi. Daha yarım saat bile geçmeden iki babanın da ona alkol içirmeye çalışmasını beklemiyordu.
Luo Yu’nun babası her zaman katıydı. İnisiyatif alıp Ruan Zheng’e dedi ki, “Xiao Ruan, Yu Teyzen daha önce senin hayatını kurtardı. Ona bir kadeh kaldırman gerekmez mi?”
Luo Yu, Ruan Zheng’in alkole dayanıksız olduğunu biliyordu bu yüzden onu durdurmak için elini uzattı. Ruan Zheng için içeceğini söyledi. Babası anlayışsız bir şekilde alay etti, “Xiao Ruan ile konuşuyorum. Bunun seninle ne ilgisi var?”
Ruan Zheng, Luo Yu’nun elini tuttu ve Luo Yu’nun babasına gülümsedi. Kibarca Yu Xinxin’e kadeh kaldırdı. Alkolü tek seferde içti.
Shen Qiyin’in babası ve annesi, ilk buluşmaları olduğunu söyleyerek iki kırmızı zarf çıkardı. Ruan Zheng’i içmeye zorlamadılar ama bir bardak daha içmesini istediler.
Luo Yu başka birinin ebeveynlerine kızamazdı. Sadece Ruan Zheng’in bir bardak daha içmesini izleyebildi.
Bu önemli anda Luo Yu bir telefon aldı. Açmak için dışarı çıktı; arayan kişi şirketteki son olayları rapor eden Xing Licheng’di.
Luo Yu, Ruan Zheng’i içmeye ikna etmeleri için başka bir nedenleri olmadığını düşündü, bu yüzden on dakikadan fazla bir süre sabırla dinledi. Telefonu kapattıktan sonra içeri girdiğinde Ruan Zheng’in kafasının hemen boynuna gömüleceğini kim bilebilirdi? Luo Yu’yu gördükten sonra ona yaslanmaya çalıştı ve “Artık içemem.” diye mırıldandı.
Ruan Zheng’in aşırı derecede başı dönüyordu. Sözleri bile yarım yamalaktı. Kaşlarını çatıp somurturken gözleri nemle parlıyordu. Son derece rahatsız görünüyordu.
Luo Yu’nun kalbi o kadar acıdı ki neredeyse masaya vuracaktı. Babasına sorduğunda ifadesi karanlıktı, “Bugün kasten beni gücendirmeye mi çalışıyorsun?”
İki baba sonunda Luo Yu’nun patlayacak kadar kızgın olduğunu fark ettikten sonra durdu.
Kenarda oturan Shen Qiyin savaşın neredeyse bitmek üzere olduğunu görünce gerilimi artırmaya karar verdi: “Ne baobei ama. Sadece biraz alkol içiyor olmasına rağmen çıldırıyor.”
Luo Yu, Shen Qiyin’i tamamen görmezden geldi. Ruan Zheng’i kollarına çekti ve alçak sesle ne kadar sarhoş olduğunu sordu.
“Ne kadar olabilir? Sadece üç bardak likör içti.” Shen Qiyin araya girdi ve bir yandan da Luo Yu’nun babasına kadeh kaldırdı. “Öyle değil mi amca?”
Luo Yu ona baktı. Shen Qiyin, onun bakışlarıyla karşılaşınca geri çekildi.
Onlar için arabuluculuk yapan Yu Xinxin’di. Luo Yu’ya, “Xiao Ruan için bir porsiyon yulaf lapası sipariş ettim.” dedi.
Ruan Zheng bunu duydu, Luo Yu’ya yaslandı ve sessizce yulaf lapası içmek istemediğini, uyumak istediğini fısıldadı. Luo Yu’nun kalbi acıdı. Ruan Zheng’in yüzünü okşayıp ona biraz beklemesini söyledi.
Yulaf lapası çabucak geldiğinde Luo Yu, Ruan Zheng’i kasenin yarısından biraz daha az olacak kadar besledi. Ruan Zheng yerken uyuyakalıp başını Luo Yu’nun omzuna yasladı.
Luo Yu, ebeveynlerinin bakışlarını görmezden geldi. Ruan Zheng’i aldı ve ifadesiz bir şekilde babasına, “Önce biz gidiyoruz.” dedi.
Babası her zamanki gibi kayıtsız görünüyordu. “Öyle görünüyor ki, Xiao Ruan alkole gerçekten dayanıksız.”
Ruan Zheng küçük görünüyordu ama yine de yetişkin bir adamdı. Hafif değildi. Luo Yu onu restoranın içinden odalarına kadar taşıdı. Ruan Zheng’i yatağa bıraktığında kollarındaki kaslar ağrımaya başlamıştı.
Ruan Zheng mışıl mışıl uyuyordu. Vücut ısısı normalden biraz daha yüksekti, Luo Yu onun tüm kıyafetlerini çıkardı ve yatağa güzelce yatırdıktan sonra duş almaya gitti.
–
Luo Yu, o gece rüyasında Ruan Zheng’i gördü.
On beş yaşında olduğu yıldı. Yu Xinxin, sınırda bulduğu bir çocuğu eve getirmişti.
Çocuk ondan bir yaş küçüktü. Görünüşü nazik ve yakışıklıydı; soyadı Ruan, adı basitçe Zheng’di. Ruan Zheng çok ağır yaralanmıştı. Yu Xinxin onu evlerine aldı ve kendi küçük oğluymuş gibi ilgilendi.
Luo Yu, annesinin ‘evlat edindiği’ bilinmeyen kökenli çocuğa baktı. Ruan Zheng’in aşırı kadınsı ve fazlasıyla işe yaramaz olduğunu düşündü. Ona bakmak bile istemiyordu. Ama bilinmeyen bir zamandan başlayarak, Ruan Zheng’e ekstra dikkat etmeye başladı.
Ruan Zheng ortaokuldayken sınıfındaki kızlar arasında her zaman sohbet konusuydu. Herkes Ruan soyadına sahip küçük xuedi’nin* ne kadar düşünceli ve sevimli olduğundan ve onunla nasıl çıkmak istediklerinden bahsediyordu.
[Ç/N: Yaş olarak küçük olan erkek öğrenciler için kullanılan hitap şekli.]
Luo Yu’nun yeminli kardeşi Shen Qiyin bile ona, “Ruan Zheng’i bizimle takılmaya getirdiğini neden hiç görmedim?” diye sormuştu.
Rüyadaki renkler sanki siyah-beyaz bir filmmiş gibi çok donuktu. Sadece bazı sahneler netti, örneğin Ruan Zheng’in açılış töreni sırasında ortaokulun öğrenci temsilcisi olarak bir konuşma yaptığı ve herkesin ona baktığı sahne.
Ruan Zheng’in bakışları insan denizinden geçip sadece Luo Yu’da kalmıştı.
Kısa bir süre sonra Ruan Zheng liseye gitmeye başladı. Luo Yu’dan bir sınıf daha düşüktü. Dersi bittikten sonra her zaman elinde bir bardak sütle yatak odasının kapısından geçer ve Luo Yu’ya “Luo Yu, biraz ister misin?” diye sormak için içeri bakardı.
Sonunda, Luo Yu bir gün teklifini kabul etti. Ruan Zheng’e girmesi için işaret etti.
Ruan Zheng kendi bardağını Luo Yu’ya verdi ve “Biraz daha ısıtacağım.” dedi.
Luo Yu sütü itip Ruan Zheng’e “Bugün senin doğum günün mü?” diye sordu.
Luo Yu, sınıftaki kızlardan Ruan Zheng’in masasında büyük bir hediye yığını olduğunu duymuştu, onlarınkinin Ruan Zheng tarafından alınıp alınmayacağını merak ettiklerini söylüyorlardı.
Ruan Zheng’in gözleri saftı, başını salladı ve “Evet.” dedi.
Luo Yu ona mutlu bir doğum günü dilemedi. Bunun yerine, “On altı yaşında hâlâ süt içiyorsun, biraz fazla kadınsı değil misin?”
“O zaman nasıl kadınsı olmayabilirim?” Ruan Zheng sakince yanıtladı.
Luo Yu, şişmiş egosunun yanlış bir izlenimi mi yoksa gerçekliğin bir sonucu mu olduğunu bilmiyordu ama Ruan Zheng’in onun için çok özel olduğunu hissetti. Ruan Zheng’in kendisine diğerlerine davrandığından farklı davrandığını düşündü.
Bu rüyada, Ruan Zheng’in muhtemelen ondan hoşlandığına dair çok kesin bir fikri vardı.
Luo Yu, birkaç saniye boyunca Ruan Zheng ile göz temasını sürdürdükten sonra omuz silkti. “Süt içme.”
Ruan Zheng, sütü masasına koydu ve “O zaman bir daha içmeyeceğim.” dedi.
“Neden bu kadar itaatkarsın?” Luo Yu, Ruan Zheng’e sordu. Boğazı düğümlenmişti ve sanki biri kalbini sıkıyormuş gibi hissediyordu.
Ruan Zheng ile her konuştuğunda gerginleşiyordu. Her saat, her dakika, her saniye. Ancak cevap beklediği süre içerisinde sahne büyülendi ve rüya yavaşladı. Luo Yu, Ruan Zheng’in son derece sevimli bir gülümseme sergilediğini açıkça görebiliyordu. “Çünkü senden hoşlanıyorum.”
Luo Yu dondu. O tepki veremeden Ruan Zheng öne eğildi ve onu öptü.
“Luo Yu,” Ruan Zheng kulağına bir iblis gibi alçak sesle mırıldandı, “Çünkü seni seviyorum.”
Luo Yu sarsılarak rüyasından uyandı ve refleks olarak yanına uzandı. Yanında uyuması gereken Ruan Zheng’i hissedemedi. Yatağının yanındaki dijital saate baktı ve sabahın beşi olduğunu gördü. Dün gece bir ara Ruan Zheng’i izlerken uyuyakalmıştı. Rüyanın yarısından fazlasını hatırlayamıyordu ama yine de Ruan Zheng kendisine yapışıp itiraf ettikten sonra kalbinin ne kadar hızlı atmaya başladığını hatırlıyordu.
Luo Yu ayağa kalktığından havuzdan sıçrayan suyun sesini duydu. Bir göz atmak için yürüdü.
Ruan Zheng yüzüyordu. Luo Yu’nun yaklaştığını duyduğunda geri döndü. Odanın dışı hâlâ karanlıktı, ufukta hafif turuncu izler görülüyordu. Neredeyse gün doğumu zamanıydı.
Ruan Zheng, kıyıya kadar yüzdü ve sudan çıktı. Islak saçlarını geriye itti, Luo Yu’ya bakıp gülümseyerek havuzun kenarına yayıldı. “Bay Luo bugün çok erken kalktı.”
Luo Yu, Ruan Zheng’in yüzünü çok net bir şekilde ayırt edemiyordu. Sadece gözlerindeki bağlılığı görebiliyordu.
Ruan Zheng’in ıslak saçlarını okşamak için yarı çömeldi. “Rüyamda seni gördüm.” dedi.
Ruan Zheng bir elini havuzun kenarına koydu ve kendini yukarı itti. Dar bir siyah yüzme şortu giymişti. Islak vücudu su damlacıklarına yansıyan ışıkla parlıyordu. Plaj sandalyesine uzanmak için Luo Yu’nun yanından geçti. Dirseğiyle vücudunun üst kısmını kaldırdı ve ilgiyle sordu, “Ne hakkında rüya gördün?”
“On dört yaşında gerçekten çok tatlıydın.” Luo Yu, Ruan Zheng’e bir havlu koydu ve yanına oturdu. Ruan Zheng’in vücudunda kalan su damlacıklarını silmek için havluyu kullandı. “Keşke gerçekten görebilseydim.”
Ruan Zheng bir süre durakladıktan sonra, “Zaten daha önce görmüştün.” dedi.
Luo Yu’nun bununla ilgili hiçbir anısı yoktu. Ruan Zheng’in kurulanmasına yardım etti, sonra yüzünü avuçlayıp, “Ne zaman?” diye sordu.
Ruan Zheng, Luo Yu’nun elini nazikçe tuttu ve ardından, “Çoktan unutmuşsun, sana başka ne söyleyebilirim ki?” dedi.
“Eğer söylersen, hatırlayabilirim.” Luo Yu, Ruan Zheng’in vücudundaki havluyu çekip omzunu okşadı.
Ruan Zheng bunu düşündü ve yanıtladı, “Teyze beni otele almıştı. Ama sen beni görmedin.”
Luo Yu aniden bir geri dönüş yaşadı ve kalbi gümlemeyle çarpmaya başladı.
Gözlerinin önünde hayal meyal bir kişi var gibiydi. Bunun bir halüsinasyon mu yoksa gerçekten olmuş bir şey mi olduğunu bilmiyordu. Kısa hatırasında, o ve Shen Qiyin, Yu Xinxin’in içinde bulunduğu küçük ahşap kulübeye doğru yürürken bir gencin yanından geçiyorlardı.
Genç, onun için biraz fazla büyük giysiler giymişti. Kıyafetler oldukça tanıdık geliyordu. Cildi son derece solgundu; gözleri iri ve yuvarlaktı. Diğeri üzerinde durmadı, hemen bakışlarını başka yöne çevirdi, sonra Shen Qiyin’in söylediği bir şeye yanıt verir gibi oldu.
Genç ona bakmaya devam etti. Arkasını dönmedi ama gencin hâlâ ona baktığını biliyordu.
Luo Yu başını aşağı eğdi. Gencin yüzü ve önündeki Ruan Zheng’in yüzü mükemmel derecede uyumluydu.
“Seni hatırlıyorum,” dedi Luo Yu, “Benim kıyafetlerimi giyiyordun.”
Ruan Zheng de donup kaldı çünkü Luo Yu haklıydı.
Birbirlerine kısaca baktılar, ardından Ruan Zheng, “Çok cimrisin. Onlar sadece birkaç eski kıyafet değil miydi?”
Luo Yu, yaklaşırken Ruan Zheng’in çenesini tuttu. “Kıyafetler için mi diyorum?”
“O zaman ne için?” Ruan Zheng, Luo Yu’nun dudaklarını yaladı. Öpücükleri rüyadaki gibi nemli ve yumuşaktı ama rüyadakinden daha gerçek ve daha tatlıydı.
Luo Yu, Ruan Zheng’in üzerine örttüğü havluyu yere attı ve öpücüğü derinleştirmek için onu yakınına çekti.
Dışarıdan içeriye geçtiler. Luo Yu, Ruan Zheng’in belini kavradı ve ona arkadan vurdu. Birdenbire Ruan Zheng’in sevişirlerken nasıl göründüğünü görmesini istedi, Ruan Zheng’in bacaklarını tuttu ve işemeyi öğrenen bir bebek gibi onu aynanın önüne kadar taşıdı. Ruan Zheng’i gözlerini açık tutmaya ve izlemeye zorladı.
Ruan Zheng’in gözleri açıktı. Kendisinin Luo Yu tarafından utanç verici bir pozisyona getirilmesini izledi. Bacakları genişçe yayılmıştı; arka deliği Luo Yu’nun kalın organının etrafını sıkıca sarıyor, ereksiyonunu utanmadan yutuyordu.
Luo Yu, Ruan Zheng’i biraz indirdi ve tüm aletini içeri soktu. Ruan Zheng, iki kişinin aynada çiftleşmesini izlerken ağlamadan edemedi. Sevişirken aldığı zevki asla gizleyemezdi. Gözleri yarı açıktı ve Luo Yu bacaklarını ayırıp vücudunun içine kendisini iterken onu izliyordu. Birleştikleri yer, meninin akması sonucu olan beyaz sıvıyla kaplandı.
Luo Yu, arka arkaya birkaç kez Ruan Zheng’in en hassas noktasına dokundu. Ruan Zheng aniden ince, beyaz ve uzun elini uzatıp Luo Yu’nun morumsu-kırmızı ereksiyonunun tabanına bastırdı. Bu sahne ekstra günahkar görünüyordu. Luo Yu’nun aletini avucuna alıp inlerken parmak uçları hafifçe meniyle kaplandı. “Sonuna kadar girmesen olur mu?” diye yalvardı.
Luo Yu ona baktı, gözleri kırmızıydı. Bir anda ileri doğru itti ve Ruan Zheng’in şaşkınlıkla bağırmasına neden oldu. Deliği Luo Yu’yu tekrar sıkıca sardı. Ruan Zheng nefes nefese kalmıştı, aynaya tutundu, sırtını Luo Yu’nun aletinden kalkmaya çalışıyormuş gibi büktü. Ama Luo Yu bir şey keşfetmiş gibiydi. Ruan Zheng’e tekrar tekrar itmeye devam etti.
Ruan Zheng dudağını ısırdı, gözleri odağını kaybetmişti. Elini kendi dik ereksiyonuna koydu ve aşağı yukarı okşadı. Parmakları hemen yarı saydam, beyaz bir akıntıyla kaplandı.
Luo Yu henüz tatmin olmamıştı. Dikkatsizce Ruan Zheng’in vücuduna dalmaya devam etti. Ruan Zheng aynadan onun nasıl kontrolünü kaybettiğini izledi ve başını çevirmek için mücadele etti. Dudakları Luo Yu’nun çenesine değdi, kekeleyerek, “Luo Yu…… Bana……”
Luo Yu onun ne dediğini duyamadı. Hızını azalttı ve yavaşça aletinin yarısını çıkardı, sonra acımasızca tekrar derine itti.
Ruan Zheng, Luo Yu tarafından birkaç kez daha mahvedildikten sonra sadece nefes nefese sesler çıkarabiliyordu. Ama Luo Yu sonunda onu net bir şekilde duyabildi. Ruan Zheng, “Bana bakmak zorundasın.” diyordu.
Luo Yu aynada Ruan Zheng’in yüzüne baktı. Aniden, bir nedenden dolayı, kalbini ağrılı ve sevgi dolu hissetti. Ruan Zheng’i kaldırıp yatağa geri götürdü, sonra nazikçe içine girdi. Ruan Zheng’in göz kapaklarını öptüğünde diğeri kırmızı gözlerini kapatmak için elini kaldırdı.
Luo Yu, Ruan Zheng’in elini tuttu ve onu becerdiği sırada kulağına şu sözleri fısıldadı: “Bundan sonra sadece sana bakacağım.”
—
Yılbaşı Gecesi, Luo Yu, Ruan Zheng’in bir şey içmesini önlemek için hayatı pahasına şarap kadehini korudu. İki baba ve boktan arkadaşı, Luo Yu’yu daha fazla içmeye zorladıktan sonra epeyce alkol içmişti.
Akşam yemeği bitince Luo Yu, Shen Qiyin’in kumarhane davetini reddetti ve Ruan Zheng’i odalarına geri sürükledi.
Otel, Ay Yeni Yılı’nı on ikide kutlamak için havai fişekler hazırladığı için Luo Yu, Ruan Zheng’in onları görünce kesinlikle mutlu olacağını düşündü. Ruan Zheng bunun arkasındaki motivasyonu bilmiyordu ama yine de itaatkar bir şekilde perdeleri açtı ve Luo Yu’nun ayılması için bir kase ayık çorbası sipariş etti.
Çorba gelmeden önce bazı yetişkin aktivitelerine çoktan başlamışlardı. Nefes nefese kalmalarının ardından, oturma odasındaki saat on ikide çaldı.
Dışarıdan havada patlayan havai fişeklerin sesi duyulabiliyordu. Güzel şekiller ve renkler gökyüzünde patlayarak okyanusun yüzeyini ve yıldızları aydınlattı.
Ruan Zheng bir süre onları izledi, sonra aniden Luo Yu’ya bakmak için başını çevirdi. “Jian Adası’nın karşısında ne tür havai fişekler hazırladığımı biliyor musun?”
“Onları seviyor musun?” Luo Yu’nun dudaklarının köşeleri seğirdi. Gözleri parlaktı, yüz hatları Ruan Zheng’in onu ilk gördüğü zamanki kadar akılda kalıcı ve soğuktu. Bakışları olabildiğince nazikti; en değerli hazinesine bakıyormuş gibi görünüyordu. Kibri herkes içindi, hassasiyeti ise sadece Ruan Zheng içindi. “Onları senin için ayarladım.”
Ruan Zheng birkaç saniye sessizce ona baktı. Derin nefes almaya cesaret edemiyordu, eğer yaparsa Luo Yu’nun ortadan kaybolacağından korkuyordu.
Havai fişekler sona erdi. Çevreleri sessizdi.
Luo Yu, Ruan Zheng’in çenesini sıkmak için elini kaldırdı ve konuştu, “Baobei, bir Yeni Yıl dileği tut.”
Ruan Zheng, “Daha fazla dileğim yok.” diye yanıtladı.
Luo Yu alnını Ruan Zheng’in alnına yasladı ve “O zaman ben bir tane dileyeceğim.” dedi.
Bir an sonra Ruan Zheng, “Ne istiyorsun?” diye sormadan edemedi.
Luo Yu onun bakışlarıyla karşılaştı. Ruan Zheng’in gözlerinde açıkça, “ne istersen sana getireceğim” yazıyordu. Ruan Zheng her zaman böyle bir insan olmuştu ama Luo Yu daha önce bunu bilmiyordu.
Luo Yu, Ruan Zheng’in dudaklarına hafif bir öpücük kondurmak için başını eğdi. Ona, “Beni daha az sevmeni istiyorum.” dedi.
Ruan Zheng’in elini tutarak kendi göğsüne bastırdı. “Kendini biraz daha fazla sevebilmen için.”
Ruan Zheng başka bir şey söylemedi. Ağlayacak gibi görünüyordu ama Luo Yu, Ruan Zheng’in ağlayacak tipte biri olmadığını biliyordu.
“Yapabilir misin?” Luo Yu, Ruan Zheng’e sordu.
Ruan Zheng ona düz bir şekilde baktı. Sonunda Luo Yu’ya cevap vermeden önce uzun zaman geçti.
“Artık yapamam.”
SON.
Okuyan herkese çok teşekkürler, umarım ki beğendiğiniz bir novel olmuştur. Başka çevirilerde görüşmek üzere ♥
Yorum