Çeviren: Ari
《On Beş Yıllık Bir Hayal》
Yeni çifte kumru olan iki büyük patron dünyaya hiçbir şey açıklamadı. Bunun yerine tek yaptıkları yüzüklerini sessizce geri takmak oldu.
Jiang Qi tüm iş toplantılarında Ruan Zheng’i temsil ediyordu, bu yüzden kimseyi şahsen görmesine gerek yoktu. Ama Luo Yu’nun vardı. Parmağında aniden beliren yüzük oldukça dikkat çekiciydi bu yüzden çok fazla soru aldı.
Başka birine cevap vermeyi reddedebilirdi ama birkaç gün sonra annesi Yu Xinxin arkadaşlarıyla buluşmak için Ping Şehrine geldi. Luo Yu’nun yüzüğünü tek bakışta fark etti.
Luo Yu geçenlerde babasına kendisinin Ruan Zheng ile olan ilişkisini gündeme getirmişti. Babasının Luo Yu’ya karşı tutumu her zaman onun istediğini yapmasına izin vermekti. Luo Yu’nun işleri iyi gittiği ve sonradan bir şekilde çocuğu olduğu sürece başka hiçbir şeyi umursamıyordu.
Luo Yu’nun annesi birkaç saniye Luo Yu’nun eline baktı. Luo Yu açıklamak üzereyken, “Sen ve Ruan Zheng gerçekten evlenecek misiniz? Düğün ne zaman?”
Luo Yu, annesinin haberlerinin bu kadar güncel olmasını beklemiyordu. Babasının bilgileri aktarırken bu kadar ayrıntılı olmayacağını varsaymıştı. “Düğün yapmayacağız. Uygun olmaz.”
Annesi güneş gözlüğünü çıkardı ve çantasına koydu, sonra zarif bir şekilde sordu. “Onu görmem için getirmeyecek misin?”
Luo Yu’nun annesi Yu Xinxin mavi kandan geliyordu. Tıpta doktorası vardı ve klinik araştırmacıydı, bu yüzden Luo Yu’nun özel ve sosyal hayatıyla nadiren ilgileniyordu. Ama şimdi oğlu bir alyans taktığı için, diğer yarısını görmenin gerekli olduğunu hissetti.
Luo Yu bunu düşündü ve “Buna ne dersin. Sen de meşgulsün, o yüzden ona öğle yemeği için bir planı olup olmadığını soracağım.”
Luo Yu arabaya biner binmez Ruan Zheng’i aradı ve öğle yemeği yiyip annesini görmeye vakti olup olmadığını sordu.
Ruan Zheng zamanı olduğunu söylemeden önce birkaç saniye sessiz kaldı. Luo Yu’dan adresi kendisine göndermesini istedi.
Ruan Zheng biraz geç kaldı. İçeriye bir alışveriş çantası taşıdı, ayrıca çok şık giyinmişti.
Yu Xinxin onun içeri girdiğini gördü ve dürüst olmak gerekirse onun Ruan Zheng olduğunu düşünmedi.
Önce sormak için ağzını açtı, “Küçük dostum, yanlış kapıda mısın?”
Luo Yu onu tanıttı: “Anne, bu Ruan Zheng.”
Ruan Zheng birkaç günlüğüne iş için şehir dışındaydı ve bugün sabahın erken saatlerinde Ping Şehrine geri dönmüştü. Yatağa uzanır uzanmaz Luo Yu onu yakaladı. Yeni evliler gibilerdi çünkü ikisi neredeyse gecenin geri kalanında tek bir uyku bile alamadılar. Şu anda iyi durumda değildi. Ağzından ilk çıkan şey “Anne,” oldu.
Bunu söyledikten sonra kendisi bile sersemlemişti. Aceleyle selamını değiştirdi. “Teyze,”
“Bana anne de diyebilirsin.” Yu Xinxin, Ruan Zheng’in sesleniş bozukluğuyla inanılmaz derecede eğlendi. Onu bir köpek yavrusu gibi yanına oturması için çağırdı.
Ruan Zheng oturdu ve elindeki alışveriş çantasını Yu Xinxin’e verdi. “Luo Yu bana söylemedi bu yüzden geleceğinizi bilmiyordum. Az önce aşağıdan küçük bir hediye aldım.”
Yu Xinxin ona baktı ve yüksek kaliteli bir elmas broş olduğunu gördü. Ruan Zheng’e, “Bunlar Ping Şehrinde herhangi bir yerden satın alınabilir mi?” diye sordu.
“Yolda tesadüfen bir müşteride vardı, gördüm ve beğendim bu yüzden almama izin verdi.” Ruan Zheng büyüklerin beğenisini kazanacak kadar düzgün bir şekilde konuştu.
Yu Xinxin bunun hakkında fazla düşünmedi ve, “O zaman iyi bir insan olmalı.” diye yanıtladı.
“Fazladan para mı harcadın yoksa ona silahını mı doğrulttun?” Luo Yu o kadar kolay kanmadı ve Ruan Zheng’in sahtekarlığını sürdürmesine kasten izin vermedi.
Ruan Zheng gülümsemek için hafifçe başını çevirip Luo Yu’ya baktığında Luo Yu bir kez daha tek taraflı ateşkes ilan etmeye karar verdi.
Yu Xinxin bunu ilginç bulmuştu. “Nasıl oluyor da birden bu kadar itaatkar oldun?” diye sordu. “Xiao Ruan’da açık fotoğrafların mı var?”
Luo Yu annesinin önünde sinirlenmeye cesaret edemedi. Sadece başını sallayabilir ve ona kadeh kaldırabilirdi. “Daha fazla sebze ye.”
“Xiao Ruan, daha önce tanışmış mıydık?” Yu Xinxin aniden sordu.
Ruan Zheng dondu ve “Evet” diye yanıtladı.
Luo Yu, “Ne zaman?” diye sormak için ona döndü.
“Ben küçükken,” dedi Ruan Zheng. “Teyze hayatımı kurtarmıştı.”
Yu Xinxin ne dediğini duyduğunda aniden hatırladı. Ruan Zheng’e gülümsedi, “Cüzdanımı geri yollamak zorunda kaldığın için üzgünüm.”
“Bir şey değildi,” Ruan Zheng gülümseyerek karşılık verdi. Luo Yu onların bilmeceleri anlıyormuş gibi konuşmalarını dinledi. Son derece meraklıydı ancak yüzünde hâlâ “Hiç ilgilenmiyorum” der gibi bir ifade sergiliyordu. Tartışmalarına da katılmadı.
Yu Xinxin, Ruan Zheng’in başka bir şey söylemek istemediğini anladı bu yüzden konuyu değiştirdi.
O gece Ruan Zheng ve Jiang Qi’nin şehrin güneyindeki depolarını tekrar ziyaret etmeleri gerekiyordu. Luo Yu, Ruan Zheng’in evde olmadığı zamanı annesini aramak ve neler olduğunu sormak için kullandı.
Yu Xinxin, “On yıldan biraz daha uzun bir süre önce sınıra tatile gittiğimiz zamanı hatırlıyor musun?” dedi.
Luo Yu, “Belli belirsiz.” demeden önce düşündü.
“Kesinlikle hatırlamıyorsun. Sen ve Shen Qiyin birkaç günlüğüne av sahasında kalmaya gitmiştiniz.” Yu Xinxin devam etmeden önce durakladı, “O birkaç gün içinde kaldığımız yerin yakınında küçük bir çocuk bayıldı.”
Olaylar çok uzun zaman önce olmuştu. Yu Xinxin’in de onları hatırlaması biraz zaman aldı. “Vücudunda bir sürü yara vardı. Sadece onları tedavi etmesine yardım ettim ve onu yemeye ve duşa götürdüm. Seninle aynı yaşta ve gerçekten acınası olduğunu görünce eve dönüş için ona biraz para vermiştim. O gittikten sonra cüzdanımın kaybolduğunu fark ettim. Küçük çocuğun onu çaldığını söylememiş miydin? Eve döndükten kısa bir süre sonra bir paket teslim edildi. İçinde cüzdanımı yanlış yere koyduğumu söyleyen bir kağıt parçası ve cüzdanım vardı. Ah doğru, o zamanlar cüzdanda bir resmin bile vardı. Gençliğinde çok daha yakışıklıydın, genç ve enerjiktin. Ama Xiao Ruan hâlâ aynı görünüyor; o zamanlar olduğu gibi saf ve temiz, gerçekten sevimli. Şu hâline bak…”
Son olarak Yu Xinxin tüm zamanını Luo Yu ile alay ederek geçirdi. Luo Yu daha fazla dayanamayınca bir bahane bulup telefonu kapattı.
Çok geçmeden Ruan Zheng eve geldi. Hâlâ öğrenci gibi görünmesini sağlayan o öğleden sonraki süveteri giyiyordu. Luo Yu’nun bilgisayarındaki dosyalara baktığını görünce yanına gidip onu öptü. “Teyze nerede?”
“Otelde.” dedi Luo Yu. “Küçükken neredeyse annemin önünde ölüyor muydun?”
Ruan Zheng, Luo Yu’ya göz kırpıştırarak baktıktan sonra dizüstü bilgisayarı kapattı. “Bay Luo konuşmam için beni kandırmaya mı çalışıyor?”
“Cevap veriyor musun, vermiyor musun?” Luo Yu kollarını beline doladı ve onu kendine çekti.
Ruan Zheng gülmeden edemedi. Kendini Luo Yu’nun kulağına yaklaştırdı ve “Hayır.” dedi.
Bunun hakkında konuşmak istemediğini görünce Luo Yu sormayı bıraktı. Sonuçta yapacakları başka şeyler vardı.
Yu Xinxin, Ping Şehrine gittikten sonraki üçüncü gün Ruan Zheng ile özel olarak görüşme planladı.
Ruan Zheng, Yu Xinxin için başka bir hediye getirdi. Bulması son derece zor olan bir dizi ilk basım tıp kitabıydı. Onları Luo Yu’nun verdiği arabaya koyduktan sonra onu okyanus manzaralı bir beş çayı dükkanına götürdü.
Yu Xinxin, Xiao Ruan’ın bir bilgin gibi çok sessiz olduğunu düşünüyordu. Bundan kimse hoşlanmazdı ama bir oğul seçebilseydi, şüphesiz Ruan Zheng’i seçerdi. İkisi Ping Şehri’ndeki hava durumu ve Luo Yu’nun korkunç öfkesi hakkında gelişigüzel sohbet etti. Yu Xinxin aniden, “Xiao Ruan, cüzdanımı bana geri gönderirken gizlice Luo Yu’nun resminin bir kopyasını mı sakladın?” dedi.
Ruan Zheng az önce yudumladığı çayı neredeyse püskürtüyordu. Kabul etmeden önce uzun bir süre kekeledi ve tereddüt etti.
Yu Xinxin bir süre ona güldü. Saatine baktı ve gitmesi gerektiğini söyledi.
Ruan Zheng onu alt kata kadar geçirdi. Başlangıçta Jiang Qi ile buluşacaktı ama fikrini değiştirip onun yerine eve gitti.
Yorum