Koyu Switch Mode

Limited Possession [Novel] 33. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Ah doğru, size küçük bir sır vereyim. Aslında, Tu Yan’ın bebek sahibi olmayı reddetmesinin gerçek nedeni… Gu Chenbai’nin ileride onu şimdi olduğu kadar sevemeyeceğinden korkmasıydı.

Hamileyken rüyasında sık sık dört küçük tavşan doğurduğunu görürdü, Gu Chenbai’nin dikkat etmediği zamanlardan yararlanarak şanslı bir çekiliş yaptı ve tüm küçük tavşanları başkalarına evlatlık verdi. O kadar mutluydu ki rüyasında gülümsedi. Daha sonra bunu yanlışlıkla Gu Chenbai’nin önünde ağzından kaçırdı ve akıllanması için Gu Chenbai tarafından yatağa bastırıldı.

Tu Yan endişelerinin korkunç bir boyuta ulaştığını hissediyor ve küçük tavşanın gelmesinden neden bu kadar korktuğunu anlamıyordu.

Ruan Nanqing psikolojiyle uğraşmasının yanı sıra iyi bir konuşmacıydı, bu yüzden Tu Yan sorunları olduğunda sık sık yardım istemek için ona giderdi.

Ruan Nanqing, Tu Yan’ın sözlerini dinledikten sonra bir dakikalığına sessiz kaldı. Kollarını bağlarken ona yandan bir bakış attı ve “Sana sevgi göstermediğinden emin misin?” dedi.

Tu Yan çaresizce yanıtladı, “Değilim.”

“Ah peki,” Ruan Nanqing bir süre düşündü, “Yani bebek doğduğunda Gu Chenbai’nin artık seni sevemeyeceğinden korktuğunu söylüyorsun.”

Tu Yan başını salladı, sonra aceleyle karnını kapattı ve kendini kendine düşündü: Küçük tavşanın bunu duymasına izin vermemek daha iyi.

“Bunun asıl sebebi doğum öncesi kaygı olmalı. Yine de bu tür bir kaygının senin gibi biri için biraz anormal olduğunu düşünüyorum,” Ruan Nanqing okuduğu ilgili kitapları hatırlayarak onları hem Gu Chenbai hem de Tu Yan ile ilişkilendirdi ve sonunda olası bir sonuca vardı, “Tu Yan, daha önce hiç gözden düşmekten korktuğunu düşündün mü?”

Tu Yan’ın gözleri büyüdü, nedenini anlamamıştı.

“İlgi için bebekle yarışıyorsun. Muhtemelen bir yandan Gu Chenbai’nin eşiyken bir yandan da artık bir anne olduğunu henüz idrak edemedin. Bilinçaltında kendini Gu Chenbai’nin bebeği sanıyorsun. Şimdi başka bir bebek ortaya çıkacağı için statünü kaybedeceğini düşünüyorsun, bu yüzden kazançlar ve kayıplar için bu kadar endişeleniyorsun.”

Tu Yan aniden aydınlandı.

Ruan Nanqing, “Gu Chenbai’nin seni çok şımarttığını biliyorum, belki de ikinizin geçinme şeklini değiştirmeli ve karşılığında biraz da sen onu şımartmalısın.” diyerek bir öneri sundu.

Tu Yan eve gitmek için arabaya bindiğinde Gu Chenbai’yi nasıl şımartacağını düşünmeye başladı, ne yazık ki bu yeteneğe sahip gibi görünmüyordu. Gu Chenbai onunla ilgilenirken çok düşünceliydi, Tu Yan sadece bundan nasıl zevk alacağını biliyordu.

Epeyce düşündükten sonra sonunda aklına bir plan geldi: Gu Chenbai’yi taklit etmek.

Gu Chenbai ona nasıl davranırsa, o da aynısını Gu Chenbai’ye de yapacaktı, çok basitti.

Bu yüzden işten çıkmak üzere olan Gu Chenbai’yi aradı ve eve ne zaman geleceğini sordu. Önceden bazı yemekler sipariş ederek masaya yerleştirdikten sonra Gu Chenbai’nin eve gelmesini bekledi. Kapı sesi duyduğu an hevesle, dikkatli bir şekilde verandaya koştu ve Gu Chenbai’nin beline sarılarak onu kapıya bastırdı ve ceketinin düğmelerini açmadan önce ona bir öpücük verdi.

Ama Gu Chenbai pek mutlu değildi. Ciddi bir ifadeyle Tu Yan’ın elini tuttu ve ondan uzaklaşmak için geri adım attıktan sonra şüpheyle sordu: “Tu Bao, yanlış bir şey mi yaptın?”

 —

Küçük tavşan, altı jin* ve yedi liang* ağırlığında minicik bir bebekti ve kışın doğmuştu.

[Ç/N: Çin ölçü birimleri]

Doğumundan itibaren çok güzeldi. Doktorlar ve hemşireler, ebeveynlerinin görünüşünün tüm avantajlarını miras aldığını söyleyerek onu övdüler. Doğum testine göre, şaşırtıcı olmayan bir şekilde gelecekte mükemmel seviyeli bir alfa olacaktı.

Hemşire onu Gu Chenbai’nin görmesi için dışarı çıkardı ama Gu Chenbai sadece bir kez baktıktan sonra aceleyle sordu, “Eşim nasıl?”

“O iyi. Anne ve oğlun ikisi de güvende.”

Gu Chenbai rahat bir nefes aldı, endişeyle havada asılı kalan kalbi rahatladı. Küçük tavşana baktı, minik adam henüz gözlerini açmamıştı, yüzü tombul ve yuvarlaktı. Belki de babasının yanında olduğunu hissettiği içindi; ağlamayı bıraktı. Küçük bir el battaniyeden kurtuldu ve havaya uzandı. Gu Chenbai tıpkı Tu Yan’ın karnındayken yaptığı gibi hafifçe dokunarak ona bir beşlik çaktı.

“Adı Tu Bao mu? Ona hep böyle dediğinizi duyuyorum.” Hemşire sordu.

Gu Chenbai güldü ve başını salladı, “O Tu Zai, Tu Bao annesinin lakabı.”

Hemşire afalladı, sonra hemen iç geçirdi, “Bu cidden gerçek aşk.”

Tu Yan dışarı çıkarıldığında kendi ailesi ve Gu ailesi dışarıda bekliyordu ama o sadece Gu Chenbai’ye baktı.

Yalnızken her zaman güçlü olmaya alışmıştı. Doğum odasının kapısı kapanır kapanmaz en büyük acıya bile katlandı. Hatta hemşire onun çok cesur olduğunu, doğum sırası boyunca hiç ağlamadığını söyledi. Ama dışarı çıkıp kalabalığın ortasındaki Gu Chenbai’yi gördüğü anda, sanki kötü bir şey yaşamış gibi akan gözyaşlarını durduramadı.

Gu Chenbai ona sarıldı ve teselli etmek için feromonlarını kullandı.

Özel odaya gittiklerinde Gu Chenbai, Tu Yan’ın beklenti dolu bakışlarını gördükten sonra ebeveynlerini kovdu. Daha sonra yatağın yanına yürüdü ve onu kollarına alarak yanaklarını ve terli alnını öptü, “Baobei, çok çalıştın.”

Tu Yan sert bir şey söylemedi, yalnızca ona acınası bir şekilde baktı, “Gu Chenbai, başarıyla doğurdum.” Bunu söyleyerek yanında uyuyan küçük tavşanı işaret etti ve “Çok tombul,” dedi.

Gu Chenbai onu teselli etti, “Tu Bao iyi iş çıkardı.”

“Sevimli, değil mi?”

“Çok tatlı,” Gu Chenbai’nin dudaklarının kenarları kıvrıldı, “Gözleri ve burnu seninkine çok benziyor, dayanılamayacak kadar sevimli.”

Ama Tu Yan somurttu, “Biliyordum.”

Gu Chenbai, Tu Yan’ın kalbinden ne düşündüğünü biliyordu, bu yüzden kasıtlı olarak, “Nanqing’den doğum öncesi kaygılanmanın nedenini duydum,” dedi.

Tu Yan’ın ifadesi değişti ve mırıldandı, “Sadece saçma sapan konuşuyor…”

“Bilinçaltında benim bebeğim olduğunu düşündüğünü, bu yüzden ilgimi kaybetmekten korktuğunu söyledi.”

“Yok öyle bir şey!”

Tu Yan inkar ederken Gu Chenbai onu tekrar kollarına aldı ve gülümseyerek, “Bunun nesi yanlış? Sen gerçekten benim bebeğimsin, en başından beri seni bir çocuk gibi şımartıyorum.”

Tu Yan şaşkınlıkla kalakaldı, Gu Chenbai’nin göğsüne yaslanırken gülerek konuştuğunu duydu, “Ne oldu, baban senin için yeterince iyi değil mi?”

Tu Yan’ın yüzü kızardı. Ellerini küçük tavşanın kulaklarına koymadan önce Gu Chenbai’nin kollarını itti ve utanç içinde “Tu Zai’nin önünde saçma sapan konuşma!” dedi.

Küçük tavşan iki kişinin kavgası yüzünden uyuyamadı, ayrıca çok acıkmıştı, bu yüzden birdenbire ağlamaya başladı.

Şaşıran Tu Yan aceleyle geri çekilerek yardım için dolu gözlerle Gu Chenbai’nin kollarına saklandı, “Ahhh, Gu Chenbai, ağlıyor…”

Gu Chenbai, Tu Yan’dan biraz daha sakindi. Tu Zai’yi aldı, onu Tu Yan’ın kollarına bıraktıktan sonra Tu Yan’ın belini okşayarak “Tu Zai aç,” diye hatırlattı.

“Acıktıysa ne yapmalıyız?” Tu Yan şaşırmıştı.

Gu Chenbai çaresiz hissetti. Gözleri aşağı kaydı ve Tu Yan’ın göğsüne düştü. Tu Yan da onunla birlikte aşağıya baktı, sonra aniden hatırladı.

Kırmızı bir yüzle Gu Chenbai’den perdeleri sıkıca çekmesini, kapıyı kilitlemesini, hatta kendisinin de odadan çıkmasını istedi ama Gu Chenbai sonuncusunu reddetti.

Tu Zai’yi kucaklayan Tu Yan, beyaz ve yumuşak olan küçük yüzüne ve ellerine baktı. Onu tek koluyla tutabiliyordu, küçük ayakları Tu Yan’ın dirseğine uzanmıştı. Süt içmek için çok çaba sarf etmesi gerekiyordu, hatta her seferinde iki kez ayağıyla tekme atıyordu.

Tu Yan’ın kalbi aniden yumuşadı, bu minik adamın artık o kadar rahatsız edici olmadığını düşündü.

“…Nasıl bu kadar yumuşak ve tatlı?”

Gu Chenbai yan taraftan ona bakarken düşündü: Sen de yumuşak ve tatlısın.

Eğilip Tu Yan’ın yüzünü öptü ama Tu Yan onu iterek uzaklaştırdı, “Aiya, yemek yerken küçük tavşanımı rahatsız etme.”

 —

Tu Zai on aylıkken, Tu Yan ekibiyle birlikte çekimlere başladı. Çok ağır roller seçemezdi, bu yüzden sadece bir dizide yüzünü gösterecekti. Çekimlerin süresi iki haftaydı.

Nedeni çok basitti. Vücudu henüz tam olarak iyileşmemişti, ayrıca itiraf edemese de ailesini evde bırakmak konusunda isteksizdi.

Gu Chenbai ile görüntülü görüşme yaparlarken ilk söylediği şey, “Küçük tavşanımı görmek istiyorum,” oldu.

Gu Chenbai Tu Zai’yi kollarında tutuyordu, küçük elini kavradı ve kameraya el salladı, “Hey, Tu Zai, bak burada kim var?”

Tu Zai’nin gözleri parladı ve tatlı bir bebek sesiyle “Anne!” diye seslendi.

Tu Yan birkaç saniye küçük tavşana baktıktan sonra istemsizce bakışları Gu Chenbai’nin yüzüne kaydı.

Sonra Gu Chenbai’den bir an bile ayrılamadı.

Tu Zai birkaç kez “Anne” diye seslendi ve oynamak için Gu Chenbai’nin pijamasının kenarını kavradı. Kısa süre sonra telefonunun şarjı azaldı, göz kapakları da birbirine yapışmak üzereydi. Gu Chenbai, minik adamı nazikçe beşiğine taşımadan ve onu battaniyeyle örtmeden önce telefonunu bıraktı.

Yatağına döndüğünde Tu Yan’a gülümsedi, “Sadece Tu Zai’yi özlüyorsun ama beni hiç özlemiyor musun?”

Tu Yan konuşmadı.

Gu Chenbai dudaklarının kenarlarını büzdü ve alışkanlıkla “Ne kadar zalim bir tavşan,” dedi.

Tu Yan elinde telefonuyla yatakta yatarken sıkılmış bir şekilde Gu Chenbai ile sohbet etti.

Gu Chenbai’nin duş aldıktan sonra yarı kurumuş saçlarının görüntüsü gerçekten çok ateşliydi ve Tu Zai yüzünden açılan yakasından görünen kas çizgileri çok çekiciydi… Tu Yan umursamıyormuş gibi yaparak yutkundu ama aslında gizlice bir sürü ekran görüntüsü alıyordu.

“Çekimlerin bitmesine üç gün kaldı—”

Tu Yan konuşmayı bitirir bitirmez Gu Chenbai, “Seni evde bekleyeceğim.” dedi.

Tu Yan gülümsedi, ekrandaki Gu Chenbai’nin yüzüne epeyce bir süre baktıktan sonra nazikçe “Hm” diyerek onayladı.

Üç gün sonra, Tu Yan son sahnesi çekilmeden önce gece on bire kadar oradan oraya sürüklendi. Menajer, Tu Yan’ın ertesi gün eve gitmek isteyip istemediğini sordu, çünkü sadece sabah saat 3’e bilet kalmıştı. Tu Yan başını salladı, “O zaman 3’te ayrılacağım ve yalnız döneceğim, bana eşlik etmek zorunda değilsin,” dedi.

Böylece Tu Yan sabahın üçünde Ming Şehri’ne dönüş uçağına bindi ve sabahın beş buçuğunda, gökyüzü alacakaranlıkken eve vardı.

Gu Chenbai’ye haber vermediği için eve geldiğinde hâlâ uyuyordu. Valizini bırakmak için parmak uçlarında yürüdü, küçük tavşanını kontrol ettikten sonra kıyafetlerini çıkarıp yatak odasının dışındaki banyoda kısaca duş aldı ve yatağa tırmandı. Gu Chenbai yataktaki hareketlilik yüzünden uyandı. Gözlerini açıp sabahtan akşama kadar düşündüğü kişiyi görür görmez rüyada olduğunu düşünerek şaşkın şaşkın ona baktı.

Sadece Tu Yan sessizce kollarına kıvrıldığında tepki verebildi. Yolculuktan yıpranan Tu Bao’sunu göğsüne çekmek için hemen kollarını uzattı. Gu Chenbai’nin uyandığını gören Tu Yan konuşmadı, onun yerine bacağını onunkine sürttü. Lakin Gu Chenbai sinyali alamadı ve sadece alnını öperek çabucak uyuması için onu yorganla örttü.

Tekrar uyandığında öğlen olmuştu.

Tu Yan gözlerini açmadan hemen önce burnuna ulaşan sütlü bir koku aldı. Hafifçe dokunmak için uzandı ve yumuşak bir şey hissetti. Bir an şaşırdıktan sonra tamamen uyandı.

Daha yakından baktığında bunun yatağa güçlükle tırmanmaya çalışıp Tu Yan’ın yorganının altına girmek için elinden gelenin en iyisini yapan Tu Zai olduğunu fark etti.

Tu Yan, Tu Zai’nin boynunu tutarken yanaklarına birkaç şapırtılı öpücük kondurdu ve onu kollarının arasına aldı. Birkaç dakika sonra sıcakladığını hisseden Tu Zai dışarı çıkmak için küçük bacaklarıyla tekmeler attı.

Tam o sırada Gu Chenbai içeri girdi. Tu Zai kafasını yorgandan çıkardı ve kollarını Gu Chenbai’ye doğru uzattı, “Baba, taşı!”

Gu Chenbai, onun Tu Yan’ın uykusunu böleceğinden korktu, bu yüzden susmasını işaret etti, yürüdü, kaldırdı ve çocuk odasına geri götürdü. Sonra kendi başına oynaması için küçük trenin düğmesine bastı.

Yatak odasına döndüğünde Tu Yan hâlâ yatıyor, sersemlemiş bir şekilde tavana bakıyordu.

Gu Chenbai yanına yürüdü, “Kahvaltı yapmak ister misin?”

Tu Yan başını salladı, elini uzattı ve Gu Chenbai’nin gömleğinin kenarını çekti.

Gu Chenbai daha önce hiç görülmemiş bir şekilde bugün biraz aptaldı, hatta “Sorun ne? Hasta mısın?” diye sordu.

Tu Yan’ın söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. Kendini örtmek için yorganı çekti ve yarım saniye sonra Tu Zai’nin yaptığı gibi Gu Chenbai’ye uzanarak beceriksizce tatlı davranmaya çalıştı. “Baba, tut beni.”

Gu Chenbai bir süre afalladıktan sonra tepki verdi. Gülümseyerek yatağa girmeden önce bastonunu bir kenara koydu.

Tu Yan’ın yüzü kızardı, kaçmak istedi ama artık çok geçti.

Tu Zai konuşmayı çok çabuk öğrenmişti. Tu Yan’ın ona öğretmek için çok fazla zahmet etmesine gerek kalmadı. Bir kere gördüğü şeyi kolayca hatırlayabiliyordu.

Örneğin Tu Yan, Tu Zai’yi beslemek için biraz domates yıkardı. Küçük tavşan onun yüzü gibi tatlı ve yuvarlak olduğunu düşündüğü için yemek yerken heyecanla “Anne, ben küçük bir domatesim!” derdi.

Gömleğiyle aynı renkte bir balon gördüğünde “Anne ben bir balonum!” diye bağırırdı.

Bir gün gezmeye çıktıklarında sokakta bir köpek yavrusu gören Tu Yan, Tu Zai’ye bunun bir köpek yavrusu olduğunu söylemek için çömeldi. Tu Zai, kendi vücudundaki anti-kayıp emniyet tasması ile tamamen aynı olan köpeğin sırtındaki tasmaya baktı ve büyük bir sırrı çözmüş gibi Tu Yan’a kocaman gülümsedi, “Anne, ben bir köpeğim!”

Tu Yan ona, “Sen yavru bir köpek değilsin, yavru bir tavşansın,” dedi.

“Neden?”

“Çünkü annen bir tavşan ve seni annen doğurdu, yani sen yavru bir tavşansın.”

Tu Yan, Gu Chenbai’nin bilimsel ebeveynlik ilkesini tamamen unutarak bir sürü saçmalık sıraladı.

Tu Zai buna inanamadı, “Neden?”

Tu Yan, “Hm… Çünkü baban tavşanları sever.” diye mırıldandı.

Tu Zai, Gu Chenbai’nin bir numaralı hayranıydı. Babası tavşanları seviyorsa o zaman Tu Yan’ın açıklamasını kabul edebilirdi. Uzanıp Tu Yan’ın boynuna sarıldı, küçük yüzünü Tu Yan’ın kulağına sürterek, “Anne, kulaklarımız uzayacak mı?” diye sordu.

“Hayır, iyi bebeklerin kulakları uzamaz.” Tu Yan ona sarıldı.

Tu Zai kendinden emin bir şekilde “Ben iyi bir bebeğim.” dedi. Tu Yan’ın omzuna uzandı ve birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra aniden bir şey hatırlayarak doğruldu: “Anne, yalan söylüyorsun!”

“Ne hakkında yalan söylemişim?”

“Sen iyi bir bebek değilsin ve yine de kulakların uzamadı.”

Tu Yan’ın kafası karışmıştı, “Ha?”

“Dün–dün sen ve baban mutfaktaydınız ve babam senin iyi bir bebek olmadığını söyledi, duydum!”

Tu Yan, Tu Zai’nin ağzını kapatırken kıpkırmızı oldu, “Yanlış duymuşsun, baba senin iyi bir bebek olmadığını söylemişti.”

Tu Zai hiç tereddüt etmeden inkar etti: “Olamaz, baba en iyi bebeğin ben olduğumu söyledi, hatta bir sır tutmamı ve sana söylemememi istedi. Bu akşam evde sana bir Noel arifesi sürprizi hazırladı ve ben tek kelime bile etmedim!”

“…Oh, o zaman gerçekten iyi bir bebeksin.”

Tu Zai, diğer babalarda olmadığı hâlde kendi babasının her zaman uzun bir sopa tutmak zorunda kalmasını hep garip bulmuştu.

Tu Yan ona, “Baban bir süper kahraman olduğu için canavarlarla savaşmak zorunda. Silahı olmadan nasıl canavarlarla savaşabilir? O baston babanın silahı.” diye anlattı.

Tu Zai babasına daha da hayran kaldı ve sordu: “Babam ne zaman canavarlarla savaşmaya mı gidiyor? Ben neden bilmiyorum?”

Tu Yan, “Canavarlar sadece küçük çocuklar uykuya daldığında ortaya çıkıyor. Ağlayan ve uyumayı reddeden tüm küçük çocukları yiyorlar, işte o zaman baban canavarlarla savaşmaya gidiyor.”

Şaşıran Tu Zai hemen “Artık kesinlikle uyuyacağım!” diye söz verdi.

Tu Yan gerçekten bir çocuk bakımı dehası olduğunu düşünerek içten içe güldü.

Fakat birkaç gün sonra, Tu Zai gece bilerek uyumadı. Canavarlarla savaşan kahraman babasını gizlice görmek istiyordu. “Canavar bu gece beni bulsa bile babam kesinlikle kurtarmaya gelecektir, dünyanın en güçlü babasına sahibim, hiç korkmuyorum!” diye düşündü.

Bu yüzden Tu Yan’ı kandırmak için uyuyor numarası yaptı, sonra çocuk odasının kapısını kapatıp yatak odasına dönmesini bekledi. Birkaç dakika sonra yatağından çıktı, kapıya koşarak yavaşça açtı. Canavarı görmek için temkinli bir şekilde kapının aralığından baktı.

Uzun bir süre beklemesine rağmen canavarın gölgesini bile göremedi. Sadece yan taraftaki samimi fısıltıları ve kahkahaları duyabiliyordu. Tu Zai tüm dünya için endişeliydi, bu yüzden yan kapıya koştu, parmak uçlarına yükseldi ve yatak odasının kapısını itmek için kapı kolunu çekti.

Tu Yan’ın yüzü kızarmış bir şekilde aceleyle Gu Chenbai’nin üstünden indiğini gördü. Üzeri giyinik ve düğmeleri iliklenmiş olmasına rağmen yine de dağınık görünüyordu. Babası sakince oturdu ve elini ona uzattı, “Bebeğim, sorun ne?”

Tu Zai küçük ellerini hesap sorarcasına beline koydu ve öfkeyle “Baba, neden canavarlarla savaşmaya gitmedin?! Küçük çocukları yediklerinde ne yapacaksın?”

Gu Chenbai: “Ha?”

Tu Zai, Gu Chenbai’nin kollarına tırmandı ve ona Tu Yan’ın söylediklerini anlattı. Gu Chenbai gülümsemesini bastırarak Tu Yan’a baktı, sonra küçük tavşanını çocuk odasına taşıyıp bacağındaki yarayı ona yarı peri masalı yarı bilimsel bir şekilde anlattı.

Tu Zai onu anladı, Gu Chenbai’ye sarıldı ve “Baba, bir canavar bacağını incitse de sen her zaman kalbimdeki en güçlü insan olacaksın,” dedi.

Gu Chenbai, Tu Zai’nin ufak kafasına dokundu, yanağını öptü, onu tekrar yatağına yatırdı ve uyumaya ikna etmeden önce yorganla üstünü örttü.

Yatak odasına döndüğünde Tu Yan hâlâ aynı yerde oturuyordu. Gu Chenbai’nin içeri girdiğini gördüğünde huzursuzca yutkundu. Pozisyonunu değiştirmek istediği anda Gu Chenbai onu yakalayarak, “Meğerse Tu Bao’nun kalbinde bir kahramanmışım.” diye alay etti.

Tu Yan utançla onu itti, “Üç yaşında mısın?”

Gu Chenbai yüzünü Tu Yan’ın göğsüne gömdü, vücudundaki kokuyu soludu ve gülümseyerek “İki buçuk yaşındayım,” dedi.

Tu Yan, Gu Chenbai’nin küçük tavşandan daha tatlı davranmasına dayanamıyordu. Uzandı ve nazikçe Gu Chenbai’nin omuzlarına sarıldı. Bir süre sonra, “Sen kahramansın, ben de kurtardığın çocuğum,” dedi.

Gu Chenbai başta şaşırdı, ardından Tu Yan’ı vücudunun altına aldı ve öptü.

Etiketler: novel oku Limited Possession [Novel] 33. Bölüm, novel Limited Possession [Novel] 33. Bölüm, online Limited Possession [Novel] 33. Bölüm oku, Limited Possession [Novel] 33. Bölüm bölüm, Limited Possession [Novel] 33. Bölüm yüksek kalite, Limited Possession [Novel] 33. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X