Koyu Switch Mode

Limited Possession [Novel] 22. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


“Tu Bao, Tu Bao, uyan da biraz su iç.”

Tu Yan çok uzaklardan bir yerden Gu Chenbai’nin sesini duydu ve sersemlemiş bir şekilde uyandı. Gözlerini açtığında Gu Chenbai’nin yatağın yanında elinde bir bardak tutarak yüzüne endişeyle baktığını gördü.

“Tam işarete neden bu kadar büyük bir tepki verdin ki? İki saatten fazladır uyuyorsun.”

Tu Yan gözlerini kırpıştırdı, şu anda rüya ile gerçek arasında net bir ayrım yapamıyordu.

Gu Chenbai eğilip onu öptü, “Sorun ne? Rüya mı gördün?”

Tu Yan başını salladı, “Boşanmadan önce olanları gördüm.”

Gu Chenbai gülümsedi, “Neden bu kadar somurtuyorsun? Boşanmadan önce sana nasıl sıkıntılar çektirdim?”

Tu Yan ‘neredeyse ölene kadar beni yatakta oradan oraya savurdun’ demekten utandı ve yüzü kızardı. Gu Chenbai kabaca tahmin ettiği için kasıtlı olarak onu utandırmadı, sadece öpmek için eğildi.

Bir süre öpüştükten sonra Tu Yan iki saat evvel tamamen işaretlendiğini hatırladı.

Bugün özel bir gün değildi; hafif bir esinti vardı ve hava ılıktı, güneş tam tepedeydi. Tu Yan tüm öğleden sonra boyunca Gu Chenbai’nin kollarında kestirmişti. Uyandığında kafasını sersemlemiş bir şekilde kaldırdı ve Gu Chenbai’nin gözleriyle karşılaştı.

Gu Chenbai, Tu Yan’dan daha erken uyanmasına rağmen hareket etmeden sessizce onun uyumasını izlemişti. Uykusunda ağzını şapırdatmasını izlerken rüyasında yediği yemeğin ne kadar lezzetli olduğunu merak etti. İzlenmekten utanan Tu Yan gözlerini açtığı gibi yüzünü Gu Chenbai’nin boynunun çukuruna gömüp boğuk bir sesle, “Bana bakma.” dedi.

Gu Chenbai kıkırdadı, “Yarın çekimlere gideceğin için seni çok özleyeceğim, o yüzden şimdi sana daha fazla bakarak faydalanıyorum.”

Hamileliğinin etkisi bu aşamada çok büyük olmamasına rağmen Tu Yan hamile kaldığında tamamen işaretlenmiş olmadığı için birçok yan etki ortaya çıkmıştı; sıklıkla baş ağrısı ve mide bulantısı hissediyordu. Ondaki etkiler normal hamile insanlardan daha büyüktü. Bu nedenle Tu Yan ve ekibi iletişim kurup önceki anlaşmayı iptal ettikten sonra mağduriyeti engellemek adına başka bir anlaşmaya vardılar. Birkaç seçeneğin arasından ünlülerle birlikte yaşayıp sohbet ettikleri ve yorucu aktiviteler olmadan yemek pişirdikleri iki günlük bir realite şovunu seçtiler.

Ancak iki günlük bir program için Gu Chenbai onu çok özleyeceğinden endişeleniyordu.

Tu Yan içinden Gu Chenbai’nin sevgisiyle alay ederken aynı zamanda ona doğru eğildi. Birkaç kez rahatsızca hareket ettikten sonra tüm vücudu Gu Chenbai’nin üzerine uzandı. Gu Chenbai onu kucakladı ve aniden, “Tu Bao, seni tamamen işaretlemek istiyorum, olur mu?” diye sordu.

Tu Yan bir süre donakaldı. Koluyla vücudunun yarısını kaldırarak Gu Chenbai’ye baktı.

Gu Chenbai ona nazikçe bakarken gülümsedi, “Öncelikle, isteklerine saygı duyuyorum. Eğer istemiyorsan seni asla zorlamayacağım; ikincisi, vücudun için endişeleniyorum, önümüzdeki iki gün yanında olamayacağım, tam bir işaret olmadan dayanamayacağından korkuyorum; ve son olarak…” Gu Chenbai bir süre durakladı. Uzanıp Tu Yan’ın şakaklarına dokunduktan sonra, “Kendi bencil sebeplerim de var Tu Bao, seni tamamen işaretlemek istiyorum, hayatım boyunca seninle olmak istiyorum.” dedi.

Tu Yan başını mı sallamıştı yoksa “tamam” mı demişti hatırlamıyordu.

Muhtemelen ikisini de yapmıştı.

Aklında kalan tek şey Gu Chenbai’nin kollarına tutunurken bezlerini ısırmasına izin verdiğiydi. Feromonlar karışarak iki kişinin de titremesine neden oldu. Tu Yan hamile olduğu için tamamen işaretlenmek onu biraz sersemletti. Gu Chenbai onu teselli ederken başı yana düştü ve tekrar uykuya daldı.

Gözlerini kapattığında zihni tek bir duyguyla doluydu: Gu Chenbai benim.

Elini ensesine götürünce hissettiği hafif karıncalanma biraz daha ayılmasını sağladı. Gu Chenbai ona sarılıp elini tuttu ve parmaklarındaki yüzükler birbirine çarparak ses çıkardı.

Tu Yan ona bakmak için başını kaldırdı ve beklenmedik bir şekilde, “İlişkimizi halka açıklamak istiyorum,” dedi.

Gu Chenbai bu öneriyle biraz şaşırmıştı, “Tu Bao, aslında-“

Tu Yan Gu Chenbai’ye gereksiz yere saçmalama şansı vermeden, “Halka açıklamak istiyorum,” diye üsteledi. Sonra çenesini kaldırdı ve kendinden emin bir şekilde, “Senin sorumluluğunu da üstleneceğim,” dedi.

Tu Yan’ın yaklaşan realite şovunun adı “Yeni Gurme Yıldızlar”dı. Programın temasına göre bir grup sanatçı iki katlı bir villada birlikte yaşayarak her bölümün temasına göre yemek yapacaklardı.

Tu Yan aslında bu tür programlarla ilgilenmiyordu. İlk olarak, kayıtsız bir mizaca sahipti ve kişilerarası ilişkilerle baş edemiyordu; ikinci olarak, pek espri anlayışı yoktu, bulunduğu bütün ortamlarda her zaman garip bir sessizlik olurdu, bu yüzden şimdiye kadar katıldığı tüm realite şovlarını tek eliyle sayabilirdi. Ancak bu sefer gitmeme gibi bir seçeneği yoktu. Ekibi, karnında küçük bir tavşanla başka bir programa katılamayacağını söylemişti. Geri dönüşünün üzerinden pek zaman geçmediği için tekrar sebepsiz ortadan kaybolamazdı, yapabileceği tek şey bu realite şovuna çıkıp yerini korumaktı.

Tu Yan, Gu Chenbai’yi istiyordu ama aynı zamanda eski hâline de dönmek istiyordu.

Gu Chenbai onu havaalanına kadar geçirdiğinde Tu Yan ayrılmak için biraz isteksiz olsa da belli etmedi. Güneş gözlüklerini takıp ölümsüz ünlü imajına dönerken somurttu.

Asistanı havaalanı girişinin sağ tarafında onu beklediğini söyleyen bir mesaj göndermişti.

Gu Chenbai sürücüden daha az insanın olduğu bir yerde durmasını istedi. Akşam ışığı ve gölgeler arabanın içine yansıyordu. Gu Chenbai eğilip Tu Yan’a sarıldı, eli Tu Yan’ın gömleğine uzandı ve alt karnına dokundu. Dümdüzdü ama küçük bir hayatın varlığından dolayı biraz canlılık hissediliyordu. Gu Chenbai’nin eli gömleğin altındaki karnına kayarken Tu Yan hareket etmeden göğsüne yaslandı.

Sürücü büyük bir anlayışla arabadan çıktı. Arabanın içi oldukça sessizdi. Gu Chenbai, Tu Yan’ın kulağının yanında mırıldandı, “Soğuk bir şey içme, bol bol sebze ye…”

“Biliyorum, biliyorum.”

“Geceleri görüntülü arama yapmak için biraz zaman ayırabilir misin?”

Tu Yan dudaklarını büzdü ve sessizce “Mn,” diye onayladı.

Gu Chenbai gözlerindeki gülümsemeyle Tu Yan’ın kamuflaj için taktığı güneş gözlüklerini çıkardı, sonra onu yatırıp koltuğa bastırdı. Tu Yan’ın dudaklarını öperken alaycı bir tonla konuştu, “Bütün büyük yıldızlar bu kadar sert mi?”

“Ne diyorsun ya?” Tu Yan mızmızlandı ama doğal olmayan bir şekilde başını eğip arabanın camına döndü ve gölgelere saklanarak alt dudağını yaladı.

“Kendine ve küçük tavşana iyi bak, tamam mı?”

“Sadece iki gün ayrı kalacağız, sanki ömür boyu ayrılıyormuşuz gibi konuşuyorsun,” Tu Yan biraz durduktan sonra ekledi, “Zihnin aşk işleriyle dolu ve hiçbir işe yaramıyor.”

Gu Chenbai, Tu Yan’ın vücuduna yaslanarak oturur pozisyona geldi, “Dün benden sorumlu olmak istediğini söylemiştin ama bugün soğuk omuz veriyorsun.”

Tu Yan çok fazla konuşup konuşmadığından emin değildi ama Gu Chenbai’nin ona kızmayacağını biliyordu. Fakat bir süre düşündükten sonra uzanıp Gu Chenbai’nin sırtını sıvazladı ve onu alışılmadık bir şekilde ikna etti, “Çok yakında döneceğim.”

Gu Chenbai, Tu Yan’ın kulak memesini ısırdıktan sonra kıkırdadı, “Mn, seni evde bekleyeceğim.”

Tu Yan birden sessizleşti, kalbi biraz uyuşmuş gibi hissediyordu.

Seni evde bekleyeceğim, duymak için çok güzel sözlerdi.

Artık dışarıda rüzgar ya da şiddetli yağmur olsa bile; ne olursa olsun her zaman evde onu bekleyen, küçük sarı başucu lambasını açan, battaniyelerini ısıtmasına yardım eden ve eve dönüşünü bekleyen biri vardı.

Küçükken kurduğu “ev” hayali artık gerçek olmuştu.

Yüzü kızararak Gu Chenbai’nin elini gömleğinin içinden çıkardı ve şiddetle itti.

“Gu Chenbai, ertesi gün yağmur yağacak, o yüzden dışarı çıkıp boş boş dolanma.”

Tu Yan konuştuktan sonra güneş gözlükleriyle maskesini taktı, ardından kapıyı iterek açtı ve telaş içinde dışarı çıktı.

Uçak üç saat sonra varış noktasına indi. Yolculuğunun ne zaman basına sızdırıldığını bilmiyordu, uçaktan iner inmez bir grup hayran toplandı ve etraf yanıp sönen ışıklarla doldu. Tu Yan bilinçsizce başını indirdi ve yüzünü çeken kameralardan kaçınmak için elinden geleni yaptı.

Bazı hayranlar arkadan Qi He’nin adını bağırıyorlardı, büyük ihtimalle sözde CP içindi. Tu Yan cevap verip bu iddiaları çürütmese de memnuniyetsizliğini göstermek için kaşlarını çattı.

Programın çekim alanına vardığında ana konuklardan biri, Tu Yan’ın bir tanıdığı olarak kabul edilen Chen Kai adlı program sunucusu, onu diğer konukları tek tek selamlamaya götürdü. Ana konuklar, yetenek şovlarından yeni çıkış yapan Tu Yan’ın yaşlarındaki sanatçılardan oluşuyordu. Ama sonuçta onlar yoldan geçen insanlar gibi değillerdi. Tu Yan’ın soğuk mizacı ve yarı kıdemini düşününce bir süre boyunca kimse gelip Tu Yan ile konuşmaya cesaret edemedi.

Tu Yan kimseyi takmadan sessizce masadaki meyveleri yıkamak için aldı. O meyveleri yıkarken Chen Kai uzun ve zayıf bir çocukla birlikte yanına geldi. Tu Yan’a yaklaştı ve alçak bir sesle, “Xiao Yan, bu bizim şirketten yeni çıkış yapan bir çocuk ve aynı zamanda bir alfa, bazı sahnelerde ona yardım etmeni istiyorum.” dedi.

Sözler basitti ama Tu Yan duyar duymaz ne anlama geldiklerini anladı.

Aslında ekranda yeni bir CP* harekete geçirmek için yardım istiyordu.

[Ç/N: CP = couple (çift)]

Tu Yan başını salladı, “Sözleşmede böyle bir şey yok.”

Yüzünü kaybeden Chen Kai utanarak, “Bak, sana bir şey söylememe izin ver. O benim uzaktan akrabam, bunu kişisel ricam olarak kabul edemez misin? Ben de seni rahatsız etmek istemiyorum, sadece onunla biraz konuş. Bu çocuk henüz deneyimsiz ve iyi performans sergileyemiyor.”

Tu Yan’ın ifadesi değişmedi ama gözleri biraz soğukça bakıyordu, yavaşça konuştu: “Kai Ge, sana yardım etmek istemediğimden değil ama istesem de yapamam. Sen de biliyorsun, varyete şovlarındaki performansım her zaman çok kötüydü.”

Chen Kai bu cevapla o kadar tutulmuştu ki söyleyecek bir şey bulamadı. Tu Yan’ın güçlü birinden destek aldığını biliyordu, yine de bu kadar kibirli olacağını düşünmemişti. Ona hiç yüz vermediğini görünce sıkıntıyla uzaklaştı.

Ne yazık ki arkasındaki küçük sanatçı şu anki durumu net olarak bilmiyordu, Chen Kai’nin onunla iletişime geçmesine yardım ettiğini düşünerek doğrudan geldi ve selamladı, “Merhaba Tu Laoshi,* ben Xu Jia’an.”

[Ç/N: Laoshi—Öğretmen]

Belli bir müzik grubunun üyesi olduğunu, ilk çıkışını ne zaman yaptığını ve yakında nerede konser vereceğini anlattı. Onları gören herkes ikisini birbirlerini uzun zamandır tanıyan eski arkadaşlar sanardı. Yanlarındaki insanlar gözlerindeki kıskançlık ve küçümsemeyle onlara baktılar.

Tu Yan onu sessizce dinlerken meyveleri yıkadı ve hiç konuşmadı.

“Ah doğru, Tu Laoshi, yarım yıldır ortadan kaybolduğunuzda neredeydiniz?”

Tu Yan, yıkanmış meyveleri temiz bir tabağa koydu, ardından ellerini silmek için kağıt havlu kopardı. Başını kaldırdı ve gelişigüzel bir şekilde, “Evlenmeye gittim,” diye yanıtladı.

Xu Jia’an o kadar şok olmuştu ki uzun süre boyunca hareket edemedi. Arkasını döndüğünde Tu Yan’ın hiç umursamadan uzaklaşan sırtını gördü, ancak o zaman diğer kişinin onunla hiç yakın olmak istemediğini anladı.

Etiketler: novel oku Limited Possession [Novel] 22. Bölüm, novel Limited Possession [Novel] 22. Bölüm, online Limited Possession [Novel] 22. Bölüm oku, Limited Possession [Novel] 22. Bölüm bölüm, Limited Possession [Novel] 22. Bölüm yüksek kalite, Limited Possession [Novel] 22. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X