Everyone Thinks That I Like Him 24. Bölüm
Çeviren: Ari
Aralık ayına girerken bazı dersler sona erdi ve derslerden sonraki süre uzadıkça uzadı.
Ye Zhou gerçekten söylediği gibi yaptı ve sınavlara ciddiyetle hazırlanmaya başladı. Ders kitaplarını okumanın yanı sıra finansla ilgili kitapları okumak için sık sık kütüphanede takılıyordu. Akşam yurda döndüğünde güncel haberlere göz atarak okuldan sonraki fazladan zamanını tamamen meşgul hâle getirirdi.
Ve Shang Jin resmen 405’te “geride kalmış bir çocuğun” hayatına başladı. Her sömestr yaklaştığında böyle olurdu. Ancak bu yıl özellikle daha garipti.
Kulaklıklarını her çıkardığında, artık Ye Zhou’nun kitap sayfalarını çevirdiğini ya da ayağa kalkıp soru sorduğunu duyamıyordu ve hep bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu.
Hava gittikçe soğumaya başladığında çevredeki insanlar her gün kar yağacak mı diye tartıştılar fakat beklendiği gibi kar yağmadı, onun yerine şiddetli yağmurun yağdığını gördüler.
Bu kötü havalarda “Shang Ye” birdenbire aranan bir araç hâline geliyordu.
Çok fazla ders olmadığı için Ye Zhou ve Shang Jin küçük pedicab’ı dersler dışında hiçbir şey için kullanmıyorlardı. Kütüphane erkek yurdundan sadece 15 dakika uzaktaydı, bu yüzden Ye Zhou her seferinde doğrudan oraya yürürken Shang Jin hep yurtta kalıyordu.
Küçük üç tekerlekli araç da kullanılmadığı zamanlarda orada öylece bırakılıyordu. Bu yüzden birisi Ye Zhou’dan onu ödünç almak istediğinde Ye Zhou aracı vermeden önce Shang Jin’i bilgilendiriyordu.
Başlangıçta bugünün bir istisna olacağını düşünüyordu ancak beş buçukta Liu Yutian’ın Shang Jin’in yanında ileri geri yürüyüp ufalmasını beklemiyordu; üstelik sorunun ne olduğunu da söylemiyordu.
Bilgisayara bakan Shang Jin göz ucuyla bir ileri bir geri yürüdüğünü gördü bu yüzden ağzını açmasını bekledi.
Liu Yutian, Shang Jin’in arkasında durdu ve gözleriyle Wen Renxu’ya işaret etti. Wen Renxu kaşlarını çatıp yanıt vermedi. Liu Yutian, Shang Jin’in soğuk ifadesine bakıp cesaretini topladı. “Shang Jin.”
Shang Jin kulaklıklarını çıkardı ve sonraki kelimeleri bekledi.
“Pedicab’ı bize ödünç verebilir misin? Yağmur yağıyor ama süpermarkete gitmek istiyoruz—”
Liu Yutian’ın bitirmesini beklemeyen Shang Jin ona masanın üzerindeki anahtarı uzattı.
“Teşekkür ederim! Sana biraz çilekli şeker alacağım.” Ye Zhou, Wen Renxu’ya çilekli şeker almasını söylediğinden beri 405’teki insanlar Shang Jin’in çilekli şeker yemeyi sevdiğini biliyordu. Liu Yutian anahtarı alıp hızla Wen Renxu ile birlikte yurttan ayrıldı.
Odanın kapısının kapanmasının ardından Shang Jin biraz şaşkındı. Aracı ödünç almak için Ye Zhou’ya söylerken herkes cesur ve özgüvenliydi ama iş ona geldiğinde neden bu kadar çekingenlerdi? O kadar cimri birine mi benziyordu?
Telefondan ding diye bir bildirim sesi geldi. Shang Jin masadan aldı. Bazı web sitelerden gelen bir mesajdı. Bunu kapatıp aynı zamanda sanki iblisler ve tanrılar iş başındaymış gibi parmakları WeChat’i açıp sayfayı yeniledi.
Bu yenilemeyle, arkadaş çevresinin paylaştığı son gönderileri görebiliyordu.
Ye Zhou: [Çıldıran emoji x2] Ne kadar şiddetli bir yağmur, hemen dönmeliyim! Acele mi etmeliyim? Yoksa beklemeli miyim… [Fotoğraf]
Fotoğraf kütüphanenin beşinci katındaki pencerenin yanında bulunan masadan çekilmişti.
“Bunu hakettin.” diye fısıldadı Shang Jin. Gün boyunca havada kara bulutların olduğunu biliyordu ama kütüphaneye giderken yanında şemsiye götürmemişti.
Shang Jin cep telefonunu bıraktı ve kulaklıklarını tekrar taktı. Ama bu sefer ne yaparsa yapsın kendini oyuna veremedi. Zaman zaman dikkati telefona kayıyordu ve yeni bir gelişme olup olmadığını görmek için arkadaş çevresi akışını el ile kaydırmaktan kendini alamıyordu.
Beş buçuk… Tam da genellikle geri döndüğü saatti. Ye Zhou’nun aptal beyniyle böyle soğuk bir günde yağmurda koşması gerçekten olasıydı.
Shang Jin’in el hareketleri durakladı, gözleri cep telefonunun saatine kaydı. Bu kısa süreli molada oyundaki kötü adam tarafından parçalandı ve tüm takım kaosa sürüklendi.
[Takım] Yüzyıldır Söylenen Aşk Şarkısı: Kahretsin, gözlerime inanmıyorum!! Xia Shang Zhou gerçekten bir hata mı yaptı?
[Takım] Bir Kase Kızarmış Erişte Canım: Tanrıça, sana ne oldu???
[Takım] Gizli Kılıç Ustası: Ne tanrıça ama! Aslında böyle b*ktan bir hata yapıyor, ismi gerçeği yansıtmıyor ******* oynamayı bilmiyorsan oynama ***
[Takım] Yüzyıldır Söylenen Aşk Şarkısı: *** sensin!! Neden başından beri kaç tane hata yaptığına bakmıyorsun? İlerlemeliydin ama geride kaldın. Yukarı çıkmamalıydın ama kafana göre oynadın. Shang Zhou seni kurtarmasaydı çoktan yok olurdun! Kızarmış Erişte, onu dışarı at!
[Takım] Bir Kase Kızarmış Erişte Canım: Attım, tanrıçamı lanetlemeye cesaret et ve sonra bak da gör ne yapıyoruz. Tanrıça, kızma~ Kendimizi kaybedenlerle tartışmak için alçaltmayacağız~~
[Takım] Yüzyıldır Söylenen Aşk Şarkısı: Shang Zhou??
O sırada Shang Jin çoktan ayağa kalkmış, yatakhanede iki şemsiye bulup dışarı çıkmıştı. Çıkarken biraz tereddüt etti ve diğer şemsiyeyi eski yerine koydu.
Kütüphanenin beşinci katında pencerenin yanında olan masada yatan Ye Zhou, öğleden sonra bir sürü şey okumuştu ve kafası dopdoluydu. Tam ayağa kalkmak üzereydi ki yağmurun dışarıda daha da hızlandığını gördü.
Çevredeki öğrenciler şemsiye getirmeleri için tek tek yurt arkadaşlarına telefon ettiler veya mesaj gönderdiler. Onların aksine Ye Zhou’nun böyle bir niyeti yoktu.
Karşı tarafın istekli olup olmadığına bakılmaksızın sınıf arkadaşlarından bu tür havalarda gelmesini istemesi iyi olmazdı. Yolda yürünmesinin zor olduğundan bahsetmek bir yana, şemsiye tutsalar bile ıslanabilirlerdi.
Ye Zhou saat altıya kadar beklemeyi planlıyordu. Yağmur saat altıda azalmazsa koşarak geri dönerdi. Sıkıldığı için arkadaşlarıyla bir gönderi paylaştı ve onun gibi bir grup acı çeken arkadaştan beğeni aldı.
Artık bekleyemeyene kadar bekledi. Yağmur hâlâ yağıyordu. Ye Zhou defterini iç cebine koyup fermuarını çekti. Aniden bir WeChat mesajı aldığında dışarı çıkmak üzere ayaklanmıştı.
Shang Jin: Neredesin?
Ye Zhou: Kütüphanenin beşinci katındayım.
Shang Jin: Aşağı gel, şemsiyem var.
Ye Zhou: Hemen geliyorum!
Yarım saat boyunca beklemesi kesinlikle doğru bir karardı!
Ye Zhou heyecanla aşağıya koştu. Yağmurdan kaçınan bir grup öğrenci kütüphane kapısında duruyordu. Ye Zhou kalabalığın arasından kapıya doğru ilerledi ve Shang Jin’in kalabalığın dışında sıradan koyu mavi bir şemsiyeyi tutarken kurtarıcı edasıyla durduğunu gördü. Şemsiyenin altına doğru koştu. Şemsiye nispeten büyüktü ve iki kişiyi koruyabilirdi.
Ye Zhou iki eli ceplerindeyken Shang Jin’in omzuna yapıştı ve “Bugün yurtta değil miydin?” dedi.
“Kütüphanenin üçüncü katında kitap okuyordum. Geri dönmek üzereyken paylaştığın gönderiyi gördüm.”
Ye Zhou heyecanla, “Neyse ki bunu arkadaş çevremde paylaşacak bir öngörüm vardı.” dedi.
Şemsiye yeterli olsa bile yurda dönen iki kişinin yine de kıyafetlerini biraz ıslanmıştı. İkili döndüklerinde paltolarını çıkarıp astılar.
Shang Jin banyodayken Ye Zhou kuru bir havlu aldı ve giysilerini sildi. Bitirdikten sonra Shang Jin’in paltosunun kollardaki su damlalarını da sildi. Koltuğuna döndüğünde Shang Jin’in sandalyesine takıldı ve dengesini korumak için kollarını masasına dayayınca yanlışlıkla fareye çarptı.
Birdenbire siyah ekran aydınlandı.
Ekranda ayrılmadan önceki oyun vardı.
[Takım] Yüzyıldır Söylenen Aşk Şarkısı:Neredeyse yarım saat oldu. Shang Zhou dünyanın neresine gitti? Oyun iyi gidiyordu ama aniden ortadan kayboldu.
[Takım] Bir Kase Kızarmış Erişte Canım: Beklemeye devam edelim! 🙁
Ye Zhou bilgisayar ekranına anlamsız bakışlarla bakarak dudaklarını büzdü. Banyodan aniden bir ses gelince Ye Zhou hemen bilgisayar kapağını kapattı.
Shang Jin: “???”
Ye Zhou öksürdü ve sakince, “Sandalyeye takıldım ve yanlışlıkla bilgisayarı kapattım.” dedi.
Shang Jin bunu duyduğunda bir anda bilgisayarını kapatmayı unuttuğunu hatırladı…
Neyse ki sorun yoktu.
Yorum