Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Bızz, bızz… Shang Jin’in cep telefonu yeniden titreyerek çalmaya başladı. Dışarı çıkmak üzere olan Ye Zhou tekrar tuvalete girdi.

Cep telefonu yaklaşık bir dakika boyunca çaldı, sustu ve sonra tekrar çalmaya başladı.

Ye Zhou banyonun kapısını açtığında, Shang Jin’i bilgisayarın önünde oturduğunu ve telefonun durmadan çalmasını umurdamadığını gördü.

Karşı taraf açıkça kötü bir ruh halindeydi, Ye Zhou onunla uğraşmak yerine mümkün olduğunca sessizce masasına oturup varlık hissini azaltmaya çalıştı.

Fakat cep telefonu ısrarla çalmaya devam ediyordu, Ye Zhou’nun bunu görmezden gelmesi zordu.

“Bu…”

Ye Zhou tam konuşmak üzereyken Shang Jin telefonunu açtı.

“Ne istiyorsun? Bir hafta sonra ara sınavlara gireceğim.”

Ye Zhou’nun gözleri ders kitabına bakıyor olmasına rağmen kulakları hemen dikilmişti.

“Sınavdan önceki her dakika ve her saniye önemli.”

Bu kelimeler neden bu kadar tanıdık geliyor…

“Sınava hazırlanmam gerekiyor. Ara sınavların sonuçları da final değerlendirmesinde yer alıyor.”

Ye Zhou elinde olmadan başını çevirdi. Arkasında sahte bir Shang Jin oturmuyordu değil mi?

“Neden telefonda söylemiyorsun… sadece bir saat.” Shang Jin telefonu kapattı ve Ye Zhou’nun ona uzaylı gibi baktığını gördü. Fark etmeden kaşlarını çattı. “Neye bakıyorsun?”

“Hiçbir şeye! Hiçbir şeye!” Ye Zhou masadan bir kitap aldı ve okuyormuş gibi yaptı. İki dakika sonra başını kaldırarak “Sözlerimi çaldın,” dedi.

“Bende diyordum ki bu sözler nasıl bu kadar tanıdık geliyor.”

Ye Zhou, Shang Jin’in kötü bir ruh halinde olduğunu gördüğü için kasıtlı olarak onunla şakalaştı. Sandalyeye otururken Shang Jin’e dönüp sordu, “Dışarı mı çıkıyorsun?”

Shang Jin onaylayan bir mırıltıyla karşılık verdi ve dolabını, masasını ve hatta yatağını karıştırmaya başladı.

“Ne arıyorsun?”

Shang Jin eline aldığı kitabın sayfalarını çevirip kenara fırlattı. “Banka kartımı.”

Banka kartı gibi bir şey rahatça ortalıkta bırakılabilir miydi?

“Böyle şeylerin çantanda olması gerekmez mi?”

Shang Jin bunu duyduktan sonra çantasını alıp her şeyi masanın üzerine boşalttı, bazı küçük şeyler doğrudan yere yuvarlandılar.

Her şeyi evirip çevirdikten sonra yine de kartı bulamayınca Shang Jin bile endişelenmeye başladı. Ofladı, derin bir nefes aldı ve aramaya devam etmek yerine ceketini giydi.

Ye Zhou sonunda konuşmak için uygun zamanı buldu. “Bende nakit var. Acelen varsa önce onu kullan?”

Shang Jin kibarlık yapacak gününde değildi. “İki binin var mı? Sana cep telefonuyla aktaracağım.”

“Var.” Birkaç gün önce okul bursları gönderilmişti. Birinci sınıf bir burs olmasa da yine de birkaç bini vardı. Ye Zhou cüzdanını çıkarıp hızla iki bin saydı ve Shang Jin’e uzattı.

Shang Jin hâlâ pek mutlu görünmüyordu. İfadesizce, “Teşekkürler, sana daha sonra aktarırım.” dedi.

“Acele etme.”

Ayrılmadan önce Shang Jin kitap rafında duran çilekli şeker paketini aldı ama boş olduğunu fark edince geri fırlattı.

Ye Zhou, Shang Jin gittikten sonra masasının önüne geçti, boş şeker paketine uzanıp fotoğrafını çekerek Wen Renxu’ya gönderdi.

“A-Xu, geri dönerken bir şey alabilir misin? WeChat’ten attım.”

Telefonu kapatan Ye Zhou masayı toplarken Shang Jin’in iyi olup olmayacağını merak etti…

Bu açıdan Shang Jin, Ye Zhou’nun düşündüğü kadar abartılı biri değildi.

Kötü bir ruh hali içinde olduğu doğruydu ancak oldukça ölçülü biriydi. Kendi duyguları yüzünden başkasından öfkesini çıkartmazdı.

Shang Jin diğer tarafın gönderdiği adrese baktı, başta dışarıdayken bir taksi çağırmayı planlamıştı ama aniden fikir değiştirdi: Beklemeye bu kadar istekliysen bekle bakalım.

Shang Jin otobüs durağına yürüyerek on dakika geçirdi, otobüs için beş dakika bekledi ve telaşsız bir şekilde istikamete yöneldi.

Otele vardığında dışarı çıkalı kırk dakika geçmişti.

Otobüsten indikten sonra geldiği yer lüks şekilde dekore edilmiş bir oteldi. Shang Jin kabaca gözlerini devirdi. Neyse ki yanında fazla para getirmişti.

“Sadece yemek yiyen iki insanın özel bir odaya ihtiyacı var mı cidden?” Garsonu varış noktasına kadar takip eden Shang Jin özel odaya girdiğinde sabırsızlıkla konuştu.

“Ne? Ailenin her zaman lüks bir yemek için şaşalı otellere gitmeye hakkı var da benim böyle niteliklerim yok mu?” Özel odada oturan kişi kırklı yaşlarında bir kadındı, sıkıca çatılmış olan kaşları güzel görünüşüne sert bir dokunuş katıyordu. “Jin Jin, unutma. Ben senin annenim.”

Shang Jin küçümsedi, “Bana öyle seslenme. Midemi bulandırıyor.”

Liang Jingmin çay fincanını bıraktı ve sonunda kaşlarını gevşetti. Shang Jin’e nazikçe bakarak, “İyi. Shang Jin, oldu mu? Hadi yemek sipariş edelim. Saat çoktan on iki buçuk oldu. Önce bir şeyler yiyelim.”

Önce yemek sipariş edeceğini söyleyen Liang Jingmin, Shang Jin’in ne yemek istediğini dahi sormadan doğrudan menüden beş-altı yemek söyledi. Üstüne bu yeterli gelmeyince tatlı da sipariş etti.

Shang Jin, annesi devamlı menüye bakınırken onu izliyordu. Dayanamayıp konuştu, “İki kişinin sadece üç tabak yemesi yeterli. Bu kadar çok sipariş verdikten sonra hepsini bitirebilecek misin?”

“Ailen her yemek yediğinde kocaman bir yemek masasında yemiyorlar mı? Birkaç tane sipariş eden sadece ben miyim? Ayrıca neden hiç para biriktirmiyorsun? Sonunda bu paranın hangi cadaloza verileceğini kim bilebilir?”

Yabancıların önünde Shang Jin ona daha fazlasını söylemek istemedi ve sadece telefonuna baktı. Gözleriyle görmezse içinden de sinirlenmezdi.

Garson gittikten sonra, Liang Jingmin sabırsızlıkla sordu, “Üvey annen yine mi hamile?”

Shang Jin gözlerini ona çevirdi ve samimiyetsizce gülümsedi. “Beni bu tür önemsiz şeyleri sormak için mi çağırdın?”

“Bu nasıl önemsiz bir mesele olabilir! Daha önce o kadının basit biri olmadığını söylemiştim. Kızı kaç yaşına geldi, şimdi yine hamile. Hepsi bir oğul doğurmak ve ailenin mirasını senden almak için!” Liang Jingmin, sanki diğer tarafın el konulacak olan parası kendisininmiş gibi hiddetle konuştu. “Shang Qingping o kadın tarafından büyülendi. Sana sahip ya zaten, hâlâ ne diye bir oğul istiyor!”

“Biz zengin bir aile değiliz. Mirasla neden bu kadar ilgileniyorsun? Parayı kime vermek isterse ona verir. Ayrıca…” Shang Jin devam etti, “Seninle babam arasındaki hisler çoktan yok oldu ve siz boşandınız. Teyze ve babam boşanmanızdan on yıl sonra tanıştılar. Her seferinde ilişkinizi üçüncü bir şahıs bozmuş gibi anlatma.”

“Ne teyzesi? Onunla arandaki yaş farkı, babanla arandaki yaş farkı kadar bile değil. Senin onu desteklemen için ne yaptı? Sen benim oğlumsun!”

Shang Jin, “Doğurmak istediğin ama büyütmek istemediğin oğlun mu?” diye alay etti.

“Şu an seninle bunun hakkında konuşmuyorum. Söylediğim şey iyiliğin için. Artık öğrencisin. Baban senin yiyecek ve giyim masraflarını karşıladığı için paranın önemli olmadığını düşünüyorsun ama toplum içindeyken notlarının iyi olmasının ne faydası var? Para olmadan iletişim de olmaz!”

Shang Jin telefonuna baktı. “Bir saat geçti. Ayrılıyorum.”

“Eh, bekle bekle…”

“Daha ne var?”

“Bu yemeğin parası…”

Shang Jin konuşmadan yalnızca ona sessizce baktı.

“Şimdi babanın parasını harcasan bile sonradan kime verileceğini bilemezsin. Hem ondan boşanmasaydım…”

Shang Jin masaya binlik koydu ve sözünü kesti. “Artık bir kocan ve ailen var. Söylememen gereken şeyler söyleme.”

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him 19. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X