Everyone Thinks That I Like Him 14. Bölüm
Çeviren: Ari
Ayak yaralanması nedeniyle aciz şekilde dinlenen Ye Zhou, nihayet yurtta utanmadan ‘giysilerini uzattığı kollarına, yemekleri açık ağzına’ şeklinde yaşama fırsatı bulmuştu.
Baş suçlu Zhan Xing bu zor sorumluluğu Zhou Wendao ve Chen Shao’ya emanet etti çünkü basketbol antrenmanına gitmesi gerekiyordu. Aslında onu Shang Jin’e emanet etmek istemesine rağmen cesareti yoktu ve Shang Jin’de onu dinlememişti.
Zhan Xing, Ye Zhou’ya yardım edemediği için kendini çok suçlu hissediyordu.
“Gerçekten kendini suçlu hissediyorsan sadece ufak bir şey yap.” Xu Yangjun, kollarını omuzlarına doladı ve onu stadyuma kadar takip etti.
Zhan Xing kendini tuhaf hissetmişti. “Ben de öyle düşünüyordum. Basketbol antrenmanına gitmeyecek misin?”
“Hayır, aslında yapabileceğin bir şey var.”
“Neymiş?”
Xu Yangjun gizemli bir şekilde gülümsedi ve Zhan Xing’in kulağına yaklaşıp bir şeyler fısıldadı.
Zhan Xing önce boş gözlerle baktı sonra onaylayarak başını salladı. “Sorun değil, sorun değil. Bana bırak.”
Hapşu! Ye Zhou burnunu ovuşturdu ve sayfayı çevirdi. Kütüphaneden ödünç aldığı kitapları çoktan okumuştu. Değiştirmek istiyordu ama bunu yapmak çok zahmetliydi.
Kitaplara gelince, Ye Zhou basılı kitapları daha çok severdi. Sadece sayfalara dokunarak bile gerçekten okuyormuş gibi hissediyordu. Chen Shao, Ye Zhou’nun ruh hâlinin son derece farkındaydı. Yatağının önünde durdu ve “Zhou, kitap almak ister misin?” diye sordu.
“Aldığım kitapları okumayı yeni bitirdim. Gerek yok.” Ye Zhou, yatağın üzerindeki birkaç kitabı topladı ve bir yığın hâline getirdi. “Sadece telefonuma bakacağım.”
Zhou Wendao bu cümleyi duyduğunda ayağa kalktı ve “Tüm kitapları okumayı bitirdin mi? Birkaç tane daha ödünç almak ister misin?”
Ye Zhou sağ ayağını salladı ve “Kütüphaneye uçarak mı gideceğim?” dedi.
Zhou Wendao gönüllü oldu, “Seni oraya kadar taşıyacağım!”
“Gerek yok. İki gündür kitap okuduğumdan biraz yorgunum ve ara versem iyi olur.” Tabii ki, Ye Zhou’nun ikinci kez Zhou Wendao’nun sırtında taşınmak istemediği gerçeği de vardı.
“İyi, öyle olsun.” Zhou Wendao oturdu. Cep telefonundan bir mesaj sesi duyuldu. Zhou Wendao aniden masaya vurdu ve yüksek sesle bağırarak ayağa kalktı, “Chen Shao’nun seni sırtında taşımasına izin ver!”
“Ah?” Aniden bahsettiği için Chen Shao henüz yanıt vermemişti ama reddetmedi, “Olur.”
“Gerek yok. Senin için sorun çıkarmak istemiyorum. Ayağım düzeldiğinde kendi başıma gideceğim.”
“Olmaz! Şimdi gitmelisin.” Zhou Wendao, Chen Shao’ya sert bir şekilde göz kırptı, “Chen Shao, elinden geleni yap.”
Chen Shao kaşlarını çatıp Zhou Wendao’nun ifadesini anlamak için elinden geleni yaptı ama görünüşe göre başarısız olmuştu. Reddetmedi ve ona uydu. “Zhou, hadi gidelim. Nasılsa kütüphanede bir asansör var, yurdun hemen yanında olduğu için çok zaman almaz.”
Zhou Wendao, “Hadi, hadi, sadece gidin!” diye tekrarladı.
İkili onun cevabını beklemediler ve Ye Zhou’yu yataktan Chen Shao’nun sırtına taşıdılar.
Ye Zhou yatakhaneden öylece şaşkın bir şekilde ayrıldı.
Zhou Wendao ikisinin arkasından baktı, cep telefonunu çıkardı ve bir numara çevirdi. “Her şey hazır!”
“Gerçekten başına bela oldum Chen Shao.” Ye Zhou, Chen Shao’nun sırtındayken özür diledi çünkü kendi önemsiz meselesine pek çok insanı dahil etmişti.
“Neden bu kadar kibarsın? Bir yıldan fazla bir süre birlikte kaldık. Bunu yapmaya devam edersen, bana yiyecek getirmeye devam etmene nasıl izin verebilirim?”
“Hâlâ seni rahatsız ettiğimi hissediyorum.”
“Senden sık sık bana yiyecek getirip su taşımada yardım etmeni istiyorum. Dönem sonunda notlarını da ödünç almıştım. Bunun bir rahatsızlık olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Bu ellerimi kaldırmaktan başka bir şey değil…”
“Öyle değil. Sana borcunu ödemek için bana küçük bir şans veremez misin?”
Kütüphane yurttan gerçekten uzak değildi. Sırtında Ye Zhou’yu taşıyan Chen Shao on beş dakika sonra hedefe vardı.
Ye Zhou’nun kitaplarını seçmesinden yararlanan Chen Shao, cep telefonunu çıkarıp Zhou Wendao’ya bir mesaj gönderdi.
Chen Shao: Ne haltlar karıştırıyorsun?
Zhou Wendao: Zamanı uzatmama yardım et! Ne kadar uzun olursa o kadar iyi!
Chen Shao önünde bir horoz gibi tek ayak üzerinde duran Ye Zhou’ya fısıldadı, “Seçtin mi?”
Ye Zhou hâlâ iki kitabı karşılaştırıyordu. Bunu sorduğunu duyduktan sonra hemen birini gösterdi ve “Seçtim. Hadi gidelim.” dedi.
“Bir kitap seçmeye seçmek mi denirmiş? Yani- benim de okumak istediğim kitaplar var. Neden önce seçtiklerinle oturup kitaplarımı seçmemi beklemiyorsun, sonra gideriz.”
Ye Zhou ondan şüphe etmedi. Biraz önce seçtiği birkaç kitabı kavrayarak masaya koydu. Chen Shao, Ye Zhou’dan uzak bir köşeye koştu ve cep telefonunda oyun oynamaya başladı.
Yaklaşık bir saat sonra Xu Yangjun, geri gelebileceklerini söyleyen bir mesaj gönderdi. Chen Shao içindeki şüpheyi saklayıp Ye Zhou’yu yurt binasına geri taşıdı.
Yurt odasının kapısı kilitliydi. Ye Zhou, Chen Shao’nun sırtından indi, duvara yaslanıp kapıyı çaldı. 403’te hiçbir hareket olmamasını beklemiyordu, fakat 405 yurdundan bir kafa fırladı.
“Zhou.” Zhou Wendao mutlu bir şekilde seslendi. “Gel hadi.”
“Neden başka birinin odasındasın?” Ve şaşırtıcı şekilde bu oda Shang Jin’in yurt odasıydı.
Xu Yangjun, Zhou Wendao’nun arkasından çıktı ve iki kez ‘heheh’ diye güldü. O ve Zhou Wendao birbirlerine baktıktan sonra ikisi de zorla Ye Zhou’yu 405’e götürdüler.
405’e girince, önce Zhan Xing aceleyle Ye Zhou’nun oturması için bir sandalye taşıdı.
Ye Zhou ancak o zaman mevcut durumu net bir şekilde görebildi.
405’in asıl sakinlerinden olan Shang Jin hariç: Liu Yutian, Wen Renxu ve Zhan Xing oradaydı, ayrıca kendi oda arkadaşları da onu diğer yandan çevreliyordu.
Zhou Wendao sağ taraftaki yatağı işaret etti ve “Tanıdık geliyor mu?” dedi.
“Bu benim battaniyem değil mi?” Ye Zhou bir dakika önce fark etmemişti. Zhou Wendao tarafından işaret edildiğinde bunun sadece yatakla sınırlı kalmadığını, kitaplıktaki şeylerin bile çok tanıdık olduğunu fark etti.
Zhan Xing hafifçe öksürdü ve “Söylendiği gibi, ‘suya en yakın köşk önce ay ışığından zevk alır.’ Zhou, biz kardeşler sana sadece böyle yardım edebiliriz! Gerisi kendine güvenine kalmış!”
Ye Zhou şaşkına döndü. “Neyden bahsediyorsun?”
Wen Renxu yurt odasını işaret etti ve “Suya yakın köşk.” dedi.
Liu Yutian’da çaprazdaki Shang Jin’in yatağını işaret etti, “Önce ay ışığından zevk alır.”
Ye Zhou’nun beyni bir an için bomboştu, bu gerçeği kabul etmekte büyük bir zorluk çekti. Zhan Xing’in giysilerini kavradı ve şiddetle “Seni besleyen eli ısırıyor musun?” dedi.
Zhan Xing, Ye Zhou’nun utangaçlığını gizlemeye çalıştığını düşündü, büyük bir memnuniyetle konuştu. “Zhou, deyimler öyle kullanılmaz. Sorun değil, bunu tamamen gönüllü olarak yapıyorum. Bana teşekkür etmene gerek yok!”
Ye Zhou birkaç derin nefes aldı. Artık odun bir tekneye dönüştürüldüğüne ve bu insanlar eşyaları çoktan taşıdığına göre, kesinlikle onları geri taşımayı kabul etmezlerdi. Sert bir tutum işe yaramayacağı için yumuşak bir şekilde denemeye çalışacaktı. Ye Zhou boğazını temizledi ve mantıklıymış gibi yaptı, “Peki Shang Jin burada yaptığınız değişikliğe katılıyor mu?”
Hepsi karşılıklı anlaşmışlar gibi bakışlarını kaçırdı.
Ye Zhou iç çekti ve “Niyetinizin iyi olduğunu biliyorum…” dedi. Ye Zhou, onları duygularla hareket ettirme ve akılla anlamalarını sağlama yolunda yürümeyi planlıyordu. “Ama Shang Jin de aynı zamanda bir 405 üyesi ve onun fikrini geçersiz kılıp keyfi olarak kendi kararlarınızı veremezsiniz. Shang Jin geri döndüğünde ve aynı fikirde olmadığını söylediğinde her şeyi geri götüreceksiniz.”
Hepsi başlarını eğdi ve “Biliyoruz…” dediler.
Şimdi sadece Shang Jin’in geri gelmesini ve itirazda bulunmasını beklemesi gerekiyordu, sonra her şey normale dönecekti…
Normale…
dönecek…
“Ye Zhou buraya mı taşındı?” Shang Jin, Ye Zhou’nun -önceden Zhan Xing’in olan- yatağına baktı. O kadar umursamazca söylemişti ki ifadesinde en ufak bir değişiklik bile yoktu, “Bu senin işin. Neden bana soruyorsun?”
Ye Zhou’nun son umut ışığı da paramparça oldu.
Yorum