Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün

A+ A-

YAN HİKAYE BÖLÜM 2: BİR GÜN


Ertesi gün Emma kapıyı şiddetle açtığında çoktan öğlen olmuştu. Hafta sonu olduğu için Josh öğlene kadar yataktan çıkmamıştı.

‘Rita’yı aramam lazım. Bugün hafta sonu olduğu için randevuya çıkmayı bekliyordur.’ Kız arkadaşını düşündü ama vücudu ona ağır gelmeye devam etti. Tüm gece uyuduktan sonra iyileşeceğini düşünmüştü ama vücudunun tamamını ele geçiren uyuşukluk ve yorgunluk hissi hiç geçmemişti. Ateşi var gibiydi ve zaman zaman nefesi kesiliyordu. Dünkü olay şok ediciydi ama gün boyunca bu kadar güçsüz hissetmesi tuhaftı.

‘Bu aralar çok fazla stres mi yaptım?’ Stresin vücut için çok kötü olduğunu düşünen Josh, daha önce hiç hissetmediği bir yorgunluk hissiyle yatmaya devam etti. Birden ağzının kuruduğunu hissetti. ‘Kalkıp su içmem gerek…’

Yüzünü tekrar yastığa gömdü ve ‘Çok yorgunum,’ diye düşündü. Tam o sırada merdivenlerden gelen ayak seslerini duydu. Sesin sahibi yavaş yavaş yaklaştı. Kısa bir süre Josh’un odasının önünde durduktan sonra kapı açıldı.

“Josh, hemen kalk!” Yüksek bir sesle bağıran Emma, ​​Josh’u yatakta yatarken gördü ve hiç tereddüt etmeden içeri girdi.

“Uyan, bana bir özür borçlusun!”

“Neden bahsediyorsun bilmiyorum.” Josh mırıldandı ve arkasını döndü.

Ama Emma bu kadarla gidecek değildi. Öyle olsaydı zaten en başından Josh’un odasına bu şekilde izinsiz girmezdi. “O koca gorillerle Jack’i görmeye gittiniz değil mi? Söyle bana, Jack’e ne yaptınız?”

“Ha.” Josh’un başı ağrıyordu ve belki de yükselen ateşin dolayı kendini kaybetmişti ama Emma bağırmaya devam etti. Josh kulaklarının çınladığını hissetti ve gözleri kapalı bir şekilde mırıldandı. “Bir şey yapmadık. Saldırıya uğradığı için ona yardım ettim. Onu kurtardık.”

“Gerçekten mi?” Alaycı bir üslupla konuşan Emma, hızla ifadesini değiştirdi ve sertçe konuşmaya devam etti. “Saçma sapan konuşuyorsun, artık kalkar mısın? Buna bir son ver, daha iki gün bile olmadı, neden her şeye engel olup önüme çıkıyorsun? Seni şeytan, pislik, salatadaki bezelye!”

Emma bir anda ağzına gelen her şeyi söyledi ve ​​Josh’un battaniyesini sertçe kaldırdı. Battaniyenin altında kıvrılmış şekilde hareketsizce yatan Josh’un çıplak vücudu ortaya çıktı.

“Ahh!”nAz yağlı, yapılı, kaslı bir vücut Emma’nın görüş alanına girdi. Bir an için utanan Emma aceleyle bakışlarını kaçırdı ve bağırdı. “Seni sapık! Neden üzerine bir şey giymedin? Anne, Josh giyinmemiş!”

Sinir bozucu ve yorucuydu ama öylece gitmesine izin veremezdi. Josh sinirli bir şekilde doğruldu. “Başkasının odasına girip olay çıkaran kim peki? Kendi odamda kıyafetlerimi çıkaramaz mıyım, ha?”

Bağırana kadar her şey iyiydi ama çok geçmeden başı döndü. Josh, dilinin ucundaki küfürleri yutarak tekrar kıvrıldı. Durumunun pek iyi olmadığını yavaş yavaş fark eden Emma, Josh’a baktı. Josh’un iç çamaşırını giydiğini gördükten sonra dikkatlice sordu. “…Neyin var? Hasta mısın?”

Josh öfkeyle tekrar bağırdı. “Üşüyorum, dışarı çık! Delirecek gibiyim.”

“…Tamam.” Emma, ​​​​Josh’un olağandışı tepkisi nedeniyle kavga etme isteğini kaybetti. Şimdi olmazsa Josh’u bir daha sorgulama şansı olmayacağını biliyordu ama durumunu bu kadar kötü görünce daha fazla devam edemedi. Josh doğduğundan beri oldukça sağlıklıydı ve herkesin muzdarip olduğu soğuk algınlığına hiç yakalanmamıştı, ateşi çok yüksek olsa bile bir günde iyileşirdi.

Emma bununda her zaman olduğu fazla uzun sürmeyeceğini düşündü ama bir tuhaflık vardı. Kızarmış yüzüne ve konuşma şekline bakıldığında, üşütmüş gibi görünüyordu ama ne öksürüyordu ne de üşüyordu.

Emma odadan ayrılmadan önce bir kez daha arkasına baktığında Josh’un yatakta kıvrılmış yattığını gördü. Göğsünün ortasından geçen zarif kıvrım boyunca ikiye bölünmüş olan kasları, her nefes alış verişinde zayıf bir şekilde inip kalkıyordu.

‘…Çok mu hasta?’ Endişelenen Emma bir süre daha olduğu yerde durdu, tam ‘Ona ilaç getirmeli miyim?’ diye düşündüğü sırada aniden bir şey fark etti.

“Ha?” Emma şaşkınlıkla etrafa bakındı ve etrafı kokladı. Kısa süre sonra kokunun kaynağının nereden geldiğini anladı.

“Josh parfüm mü sıktın?”

Josh cevap vermek yerine, sanki ona gitmesini söylüyormuş gibi orta parmağını kaldırdı. Emma çok sinirlendi ama şimdilik öfkesini içinde tutmaya karar verdi ve odadan ayrıldı.

Josh’un odasından çıkar çıkmaz koku kayboldu. Tahmin ettiği gibi, kokunun Josh’tan geldiği doğruydu.

‘İlk kez böyle bir koku alıyorum.’ Emma az önce olanları düşünerek merdivenleri inmeye devam etti. Serin, ferahlatıcı koku kalbinin heyecanla çarpmasına neden olmuştu. Doğduğundan beri Kaliforniya’da yaşayan Emma, Doğu’daki yoğun kar yağışlı soğuğu sadece ekranlarda görmüştü, ancak bunun uzun kıştan sonra gelen bahar esintisi olabileceğini dahi hayal etmişti.

‘Soğuk algınlığı geçince hangi parfüm olduğunu soracağım.’ diye düşünen Emma oturma odasındaki koltuğa oturdu ve televizyon izlemeye başladı.

*

*

Josh’un bir gün içinde iyileşeceğini düşünmüştü ama iki gün geçmesine rağmen durumu düzelmedi.

Hafta sonu sona erdiğinde anneleri ve Emma durumun ciddiyetini kabul etmişlerdi. Josh kaç kez seslenilirse seslenilsin tepki vermiyordu, uykusunda mı konuşuyor yoksa inliyor mu anlayamayacağınız sesler çıkarıyordu.

İlginç bir şekilde, hiçbir hastalık belirtisi göstermemişti, ne ter ne de acı. Ancak tüm vücudunun kızarmasına neden olan hafif ateşi vardı.

“Ona yarın okula gitmemesini söyleyeceğim ve onu hastaneye götüreceğim… Ah, tabii. Bundan önce randevu almam gerekiyor…”

Annesinin endişeyle mırıldandığını gören Emma da huzursuzdu. Birdenbire kalbine gömdüğü babası aklına geldi. Josh gibi o da tek bir hastalık geçirmeyecek kadar sağlıklıydı ama bir gün aniden yere yığılıp vefat etmişti.

‘Ya Josh’a da bir şey olursa.’ O gece Emma korkudan uyuyamadı. Josh tekrar sağlığına kavuştuğu sürece her şeye razı geleceğini hissetti. İster ilişkilerini mahvetmeye çalışsın, ister Emma’nın hoşlandığı kişiyi bulmaya gidip ona bir şeyler yapsın, her şeye izin verebileceğini düşündü. Hatta, bunları yeniden yapmasının güzel olacağını bile düşündü.

Zar zor toparlanan aile tekrar sessizliğe gömülmüştü ve Josh hala uyanmamıştı. Kokusu artık kapalı kapının ötesinde evin her yerine yavaşça yayılıyordu.

***

O gün, anneleri ve Emma mısır gevreğinden oluşan kahvaltıda ciddi bir konuşma yaptılar. Josh’u hastaneye nasıl götürecekleri hakkındaydı. Randevu almayı başarmıştılar ama ambulans çağıramamıştılar. Josh’u hastaneye götürmenin tek yolu onu bir arabaya bindirmekti.

Sorun, Josh’un çok iri olmasıydı.

‘Goriller,’ diye düşündü Emma öfkeyle. Ayrıca Josh, gorillerin lideriydi. Bildiği kadarıyla, erkek kardeşinin boyu 1.80’di ve yaklaşık 90 kg ağırlığındaydı. Birkaç gündür bir şey yiyip içmediği için biraz kilo vermiş görünüyordu ama pek bir faydası olmayacaktı.

Böyle zamanlarda gorillerin birliğine ihtiyaç vardı.

En azından Josh, futbol takımının üyelerine kıyasla zayıftı. Diğerlerinin muazzam yapılı vücutlarını ve boyunu hatırlayan Emma, ​​artık onlardan yararlanma zamanının geldiğine karar verdi.

************

ÇN: Arkadaşlar önceki bölüm gerek görmemiştim ama bu bölüm açıklama yapayım. Buradaki futbol takımı Amerikan futbolu. Bizimki gibi ayakla oynanmıyor. O yüzden hepsi yapılı ve güçlü olmak zorunda.

************

“Onlarla iletişim kurmaya çalışacağım.”

Emma bunu söyledikten sonra yukarı çıkıp Josh’un odasına yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde evin her tarafına yayılan kokunun daha da güçlü olduğunu fark etti.

‘Tam tahmin ettiğim gibi, koku Josh’tan geliyor.’ diye düşünerek ilerledi. Josh hâlâ uyuyordu ve yüz ifadesi her zamanki gibi sakin ve tasasız görünüyordu.

‘Biraz kilo mu vermiş?’ Yüzüne sessizce bakan Emma, ​​​​içi acıyarak başını eğdiğinde olan oldu.

‘Ha?’ Aniden unutmuş olduğu gerçeği hatırlayınca bir anlığına duraksadı.

‘Hayır, bekle bir saniye… Olamaz.’

Ne kadar düşünürse düşünsün imkansızdı. Ancak bu belirtiler okulda öğretilenlerin aynısıydı. Her şeyden önce Josh’un etrafına yayılan ferahlatıcı ve tatlı koku bunun kanıtıydı. ‘Buna inanamıyorum.’

“Ah… Anne!”

Şaşıran Emma geri çekildi, hızla arkasını döndü ve koşarak odadan çıktı. Bağırma sesi odada yankılandı ve hızla koşan ayak sesleri de kısa süre sonra kayboldu.

*

*

O sırada annesi posta kutusuna mektup koyuyordu. Hastaneye gitmek için işten bir gün izin alacaktı. Josh için derin bir endişeyle iç çekerken çimleri sulamak için dışarı çıkan komşusu onunla konuştu. “Ah, merhaba. Günaydın.”

Anneleri, kendisini dostça selamlayan komşuya gülümsemek için kendini zorladı. “Evet, tabii. Günaydın.”

Annesinin derdinden haberi olmayan komşu, gereksiz şeylerden bahsedip durdu. Gül yetiştirmekle ilgili bir çok endişesi olduğundan, köpek veya kediden hangisine bakması gerektiğinden ya da her ikisine birden mi bakması konusunda kararsız olduğundan, bir gün önce kocası bir işi yanlış yaptığı için küçük bir tartışma yaşadıklarından ve erkeklerin neden bu kadar sağır olduğunu anlamadığından bahsetti.

Kocasını heyecanla eleştirirken, geç de olsa yaptığı hatayı fark etti ve sustu. Annesi duymamış gibi yaptı posta adresini tekrar kontrol ediyormuş gibi yaptı. Komşu hızla öksürdü ve konuyu değiştirdi.

“Sen nasılsın? Birçok şey konusunda endişelenmekle meşgulsün, değil mi? Gençliğinin baharında iki çocuğun var.”

“Ah evet. Öyle.”

Josh’un hastalığından habersiz olan komşu, rahatça konuşmaya devam etti.

“Şu an en hassas oldukları zaman. Çocuklar, büyüyene kadar ellerini tutarlar. Özellikle de şimdi. Benim çocuğum da öyleydi.”

“Evet…” isteksizce cevap veren annesi kabaca tahmin yürüttü. ‘Ergenlikten mi bahsediyor?’ Eve girmek için yavaş yavaş bir bahane bulması gerektiğini düşündü ama komşusu güldü ve başını salladı.

“Herhangi bir sorun olursa lütfen sormaktan çekinme. Sana ihtiyacın olan malzemeleri de verebilirim. Bastırıcılar, geciktiriciler, bunun gibi şeyler. Evde fazladan var.”

“Ne?” Beklenmedik sözler üzerine annesi şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Komşusu onun tepkisini yanlış anlayıp ona iyi hissettirmek istedi.

“Pek çok şey satın alman gerekiyor. Sonuçta ikinci cinsiyet ortaya çıktığında, ilgilenilmesi ve ihmal edilmemesi gereken çok şey var. İstediğin zaman gelip bizi ziyaret edebilirsin, bu konularda birbirimize yardımcı olmalıyız.”

“İkinci cinsiyet ortaya çıktığında mı?”

“Anne!” Tam o sırada Emma bağırdı ve koşarak evden çıktı. Komşularının ve annesinin gözleri aynı anda ona çevrildi. Emma telaşla devam etti.

“Josh hasta değil! Josh hasta olduğu için böyle değil!”

Annesi sıkıntıyla “İkinci cinsiyeti mi ortaya çıktı?” diye mırıldandı. Emma duraksadı ve kıpırdamadan durdu, sonra yavaşça başını salladı.

“Sanırım öyle.” Emma’nın sözlerinin sonunda herkes sustu. Annesinin gözleri şaşkınlıkla açıldı, komşu ilgiyle onlara baktı ve Emma derin bir nefes aldı ve annesinin tepki vermesini bekledi.

***

“Öyle görünüyor.”

Annesinin daveti üzerine eve giren komşu Josh’un durumunu kontrol ettikten sonra bilgi için salona geçti ve birlikte çay masasına oturdular.

“İkinci cinsiyeti ortaya çıkmış gibi görünüyor. Kızım da böyleydi. Bu koku Omega kokusu ve özellikle Omega olarak ortaya çıktığı ilk dönemlerde daha güçlü oluyor. Feromon kokusu daha güçlüdür ve kızışma döngüsü sırasında olduğundan daha uzun süre kalıcı olur. Josh’un feromon kokusu benim evime kadar yayıldı. Ben de, çocuklarından birinin ikinci cinsiyetinin ortaya çıktığını, düşündüm. Demek hiçbir şeyden haberin yoktu? Gerçekten de, Omegalar veya Alfalar o kadar yaygın değil.”

Kendi kendine bir sonuca varmış gibi gülümseyerek ekledi.

“Ama Josh’un Omega olması çok şaşırtıcı. İkinci cinsiyeti ortaya çıktığında onun bir Alfa olacağını düşünmüştüm. Omega olarak ortaya çıkanın Emma olduğunu sanıyordum. Josh bir Alfa olarak ortaya çıkarsa kızım için harika bir eş olur… diye düşünüyordum…”

Konuşurken sesi yavaş yavaş azaldı ve çok geçmeden kasvetli bir ifadeyle çayını yudumlamaya başladı. Emma ve annesi sessizce birbirlerine baktılar, sonra tekrar ona baktılar. Komşunun çayını içmesini bekleyen annesi ağzını açtı. “Emin misin? Peki şimdi ne yapmamız gerekiyor…”

“Hiçbir şey.” Vurgulayarak konuşmaya devam etti. “Kızım yaklaşık üç gün hastaydı ama bir haftadan on güne kadar hasta olanlar olduğunu duydum. Ama bu vücutta bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Büyükannenin bir Omega olduğunu söylemiştin değil mi? Diğer herkes Beta mı?”

“Evet.” Annesi başını salladı ve bir sonraki kelimeleri bekledi.

Komşusu tüm samimiyetiyle bildiği her şeyi anlatmaya devam etti.

“Kızımdan sorumlu olan doktor, bu özellik ne kadar zayıfsa, ortaya çıkma süresi o kadar uzun olur dedi. Elbette istisnalar var ama genel olarak durum böyleymiş. Bu, vücutta bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Kokusu zayıf olabilir veya döngüsü düzensiz olabilirmiş ama doktor bunun sorun olmadığını söyledi. Kontrol altına almak için ilaç kullanılabilirmiş. Böyle bir sorun olmasa bile bir şey değişen bir şey olmuyor zaten kızışma döngüsünden dolayı düzenli olarak ilaç içmesi gerekiyor.”

Bunu duyan anne gözle görülür bir şekilde rahatladı ve göğsünü sildi. Komşusu güven verici bir şekilde gülümsedi, biraz daha konuştuktan sonra evine geri döndü. Evinde bulunan ilaç ve malzemeleri de paylaşmayı ihmal etmedi.

“Yine de doktora gitmesinde fayda var. Bünyesine göre tavsiyeler alabilir.”

Son sözlerinin ardından annesi komşunun evinden ayrıldı. Eve döndüğünde annesinin yüzü çok daha rahatlamış görünüyordu. Emma’nın yüzü de öyleydi.

“Tabii ki de, Josh hastalanamaz.” Annesi, her zamankinden daha sert bir şekilde söylenen kızına sadece güldü. Akşam üstü annesi, Josh’un durumu hakkında bilgi vermek ve uzun süreli devamsızlığı nedeniyle mazeret sunmak için okulu aradı. Sağlık raporunu daha sonra teslim etmek üzere anlaştıktan sonra telefonu kapattı.

“Haah.” Annesi, son birkaç günün yorgunluğunun ayaklarının altından kaybolduğunu hissederek koltuğa yaslandı ve gözlerini yumdu. Geriye sadece Josh’un uyanmasını beklemek kalmıştı. Onu bunca zaman tetikte tutan hafif koku, ilk kez sakinleştirmişti. İstediği tek bir şey vardı. İkinci cinsiyetinin ortaya güvenli bir şekilde çıkması ve Josh’un ona sağlıklı olarak geri dönmesiydi.

***

‘…Susadım.’ Josh, bilincinin yavaş yavaş geldiğini hissetti. Ağzı kurumuştu ve bir şeyler içmek istiyordu ama tuhaf bir şekilde bu onu rahatsız etmiyordu.

İşte o an gözlerini açtı. Yavaşça göz kapaklarını açtı ve kendine gelene kadar birkaç kez kırpıştırdı.

Uyumadan önce çok ağır olan bedeni mucizevi bir şekilde hafiflemişti. Hafiflik hissinin farkına vararak yavaşça ayağa kalktı.

‘…Ah?’ Hissettiği hafiflik yanılsama değildi. Vücudunun havadaki bir astronot gibi süzüldüğünü hissetti.

‘Hala rüya mı görüyorum.’ Yavaşça hareket edip yataktan kalktığı anda dizlerinin bağı çözüldü ve yere yuvarlandı. Düşme sesi kulaklarında yankılandı ama hepsi bu kadardı. Josh acıyı hissetmedi bile.

‘Neler oluyor…?’ Şaşkınlıkla ve boş bakışlarla gözlerini kırpıştırdığında birden merdivenleri çıkan ayak seslerini duydu. Zamanın nasıl geçtiğini bile hissedemediği puslu bilinciyle, sonunda ayak seslerinin kendisine yaklaştığını fark etti. Kısa bir süre sonra kapı açıldı ve annesi baş aşağı şekilde ters bir halde yatan Josh’un görüş alanına girdi.

“Aman Tanrım Josh! Sonunda gözlerini açtın!”

Oğlunun kendine gelmesini yerde yuvarlanmasından daha çok umursayan annesi heyecanla koşarak Josh’a sarıldı. Emma da odaya girdikten sonra aynı şekilde Josh’a doğru koştu. İki kadın arasında kalan Josh hayretler içinde neler olduğunu anlamaya çalıştı.

Bir süre sonra nihayet sakinleşen annesi kollarını çözdü ve Josh’un yüzüne baktı. “İyi misin Josh? Bir yerin acıyor mu ya da kendini rahatsız hissediyor musun?”

Endişeyle sorulan soru karşısında bir an sessiz kalan Josh ağzını açtı. “Açlık dışında pek bir şeyim yok…”

Zayıf sesini duyan annesi, daha önce hiç olmadığı kadar hızlı şekilde mutfağa koştu.

“Anne, sana yardım edeceğim!”

Josh, Emma’nın aceleyle annesinin peşinden koşması karşısında şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

“Bir dakika bekle, Emma…”

Susamıştı ama odada bir tek o kalmıştı. Güçlükle ayağa kalkıp banyoya yöneldi. Musluktan su alıp ağzına götürdükten sonra aynadaki yansımasına baktı.

‘…Ha?’ Kaşları çatık bir adam ona bakıyordu. Tanıdık bir yüzdü ama nedense yabancılık çekiyordu. Ne olduğunu anlamak için başını yana eğen Josh, çok geçmeden sebebini anladı.

‘Tıraş olmam gerekiyor.’ Çenesine tıraş köpüğünü sürdükten sonra tıraş olurken duraksadı. ‘Nedense kendimi küçülmüş gibi hissediyorum.’

Yanakları çökmüştü ve vücudundaki kasların birazı kaybolmuştu. Aynada kendine bakan Josh’un birdenbire şüpheleri arttı. Bir gün ya da biraz daha fazla uyuduğunu düşünüyordu ama daha uzun süre uyumuş olabilirdi. Annesinin ve Emma’nın tepkileri ve uykuya dalmadan önce olduğundan daha güçsüz hissetmesi bunu kanıtlıyor gibiydi.

“Josh.” Ciddi ciddi düşünürken banyo kapısı aniden açıldı ve Emma içeri baktı. Yüzünü neredeyse usturayla kesmek üzere olan Josh, küfür etti. “Lanet olsun! Çıplak olsaydım ne olacaktı?”

Bunun üzerine Emma hiçte özür diler gibi görünmeyen bir yüzle özür diledi. “Üzgünüm. Merdivenlerden inerken tehlikeli olabilir, bu yüzden sana yardım edeceğim, yüzünü çabucak yıka ve çık.”

Tekrar küfreden Josh, tekrar tıraş olmaya odaklanmaya çalışırken duraksadı. “Tehlikeli olan ne?”

‘Burası doğduğumdan beri yaşadığım ev. Şimdi merdivenlerde tehlikeli bir şey mi var?’

Şaşkınlıkla bakan Josh’un sorusu üzerine Emma biraz bekledikten sonra cevap verdi. “Çünkü yaklaşık on gündür uyuyordun… Aşağı inince sana detayları anlatacağım, bundan önce yemek yiyelim.”

Ardından, Josh’u şaşkınlık içinde geride bırakarak banyonun kapısını kapattı.

***

Josh, günlerce uyanmadan neredeyse baygın şekilde uyumasına rağmen, belki de doğuştan gelen dayanıklılığı onu desteklediği için, herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermedi. Tam merdivenlerden inerken Emma’nın onu uyardığı gibi biraz başı döndü ama Emma’nın yardımıyla masaya ulaşmayı başardı.

“Hadi, ye.”

Kısa sürede annesi sanki buzdolabını boşaltmış gibi bolca yemek hazırlamıştı. Masa adeta bir kule gibi üst üste dizilmiş kalın krepler, bir kase haşlanmış yumurta, içi doldurulmuş kalın sandviçler, patates salatası, domuz pastırması ve kavrulmuş mısırla doluydu.

O zamana kadar acıktığını düşünüyordu ama önündeki yemeğin kokusunu alır almaz iştahı bir anda canlandı ve gözleri döndü. Hızla oturup yemek yemeye başladı. Josh’un her zaman açık bir iştahı vardı ama onu ilk kez bu kadar aceleyle yemek yerken görmüşlerdi. Emma ve annesi şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Josh önündeki yemeğe o kadar odaklanmıştı ki bakışların farkına bile varmadı.

O kadar çılgınca yedi ki, yemeğinin neredeyse yarısını bitirdikten sonra kreplerin yanına bırakılan akçaağaç şurubuna uzanmak aklına geldi. Karnı biraz doyduktan sonra ancak gözlerinin açıldığını hissetti. Aklı başına geldiğinde, birçok yiyeceği bir anda bitirdiğini fark etti.

“Oh be.” Memnuniyetle içini çeken Josh, her zamanki hızına döndü ve yemeğini yavaşça çiğnemeye başladı. Bütün yemeği yiyecekmiş gibi görünüyordu. Bunu gören Emma birden kendini haksızlığa uğramış hissetti. ‘Bu kadar yemek yiyip kilo almaması haksızlık.’

Hoşnutsuz bir şekilde bakan Emma’ya aldırış etmeyen annesi gülümseyerek Josh’a baktı. “Başka bir şeye ihtiyacın var mı?”

“Hayır, bu kadar yeter. Teşekkür ederim.” Josh konuştuktan sonra çatalla birkaç dilim domuz pastırması aldı ve ağzına götürdü. Emma ve annesi onun pastırmayı çiğneyip patates püresini alıp bir kaseye koymasını, ekmeğin üzerine mayonez sürüp yemesini sessizce izlediler.

Oğlu masadaki tüm yiyecekleri ve tatlı olarak dört-beş kişilik çikolatalı kahveli kekleri yedikten sonra annesi nihayet konuyu gündeme getirdi. Josh, kocaman pastanın neredeyse yarısını tek başına yiyene kadar ağzını açmadı.

“Um, Josh, kendini nasıl hissediyorsun? Vücudunda bir tuhaflık var mı?”

“Harika. Şimdi doydum.” Josh hemen cevap verdi. Annesinin hazırladığı yemeği bitirdikten sonra tamamen eski haline dönmüş gibi hissetti. Göstermek istiyormuş gibi gülümsedi ama annesi sadece belli belirsiz gülümsedi. Sanki çok zor bir durumdaymış gibi duraksadı. Josh, annesi ne derse desin asla şaşırmayacağından emindi. Duruma göre onu teselli etmesi gerekebilirdi.

‘İflas mı ettik? Annem evi satarsak kesinlike şok olur. Önce düşük kiralı bir ev bulmamız gerekiyor değil mi, koç bana daha önce profesyonel takımlardan bahsetmişti, onu mu arasam?’

Futbolcu olmak birçok seçeneğinden biriydi ve profesyonel olmanın kötü bir şey olduğunu düşünmüyordu. Her şeyden önce, istikrarlı bir hayatı olacaktı. Bununla ilgili belli belirsiz düşünüyordu ki annesi güçlükle ağzını açtı. “Uzun zamandır uyuyorsun. Bu yüzden seni test yaptırmak için hastaneye götürmeyi düşünüyorum…”

Josh da bu kadar uzun süre uyuduğu için biraz endişeliydi. Ancak ailesinin maddi durumu yeterince iyi olmadığından ne kadara mal olacağını bilmediği ve emin olmadığı bir sorun için parayı körü körüne harcayamazdı.

“Ah, sorun yok anne. Çok yorulmuş olmalısın.” Bu sözler üzerine Emma, ​​Josh uykuya dalmadan önceki anılarını hatırladı. Yumruğunu masanın altından sıkarak bir anlığına düşündü. ‘Josh’a şu anda var gücümle vurmalı mıyım yoksa her şey geçmişte kaldığı için yoluma devam mı etmeliyim?’ Emma’nın ıstırabından habersiz olan annesi ağzını açtı.

“Hayır, düşündüğün gibideğil… Böyle uyumanın bir sebebi var. Bunun için test yaptırmamız gerekiyor…”

“Sebebi mi?” Josh onun beklenmedik sözleri karşısında duraksadı. ‘Uyurken üzerimde test yapılmış olabilir mi? Sakın bana ölümcül bir hastalığım ya da onun gibi bir şeyim olduğunu söyleme.’ Gerginliğini saklamaya çalışarak annesinin sonraki sözlerini bekledi. Annesi yavaşça ağzını açtı.

“Sanırım İkinci cinsiyetin ortaya çıktı, Josh.”

“Kimin?”

“…Senin.”

“…”

Josh’un söylenenleri anlamak için biraz düşünmesi gerekti. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından kaşlarını çattı ve sordu.

“İkinci cinsiyetimin ortaya çıktığını mı söylüyorsun? Benim mi?”

“Evet.”

“Alfa olarak mı?”

Bu soru üzerine annesi bir anlığına tereddüt etti. İçine kötü bir his doğdu. Dikkatle başını Hayır, anlamında salladı.

“Omega gibi görünüyor, Josh.”

“…”

Bu sefer anlaması öncekinden daha fazla zaman aldı. Annesinin sözlerini sindirmek için iki kat daha zaman harcayan Josh tekrar sordu.

“Ben neyim?”

“Omega.” İzleyen Emma aniden araya girdi. Annesi paniğe kapıldı ve onu durdurmaya çalıştı ama Emma onu görmezden geldi ve konuşmaya devam etti. “Omega, Alfa değil, Omega! Josh, sen bir Omega’sın, anladın mı? Omega, Omega!”

Josh, ‘Omega’ kelimesini neredeyse on kez duymuş gibi hissetti. Gözlerini kocaman açarak Emma’ya baktı, sonra bakışlarını yavaşça bu ne anlama geliyor, der gibi annesine çevirdi. Annesi bakışlarını kaçırdı ve sessizce mırıldandı. “Emma haklı, Josh.”

“…”

Dili tutulmuş gibi görünen Josh’a annesi güçlükle cevap vermeye devam etti. “Büyükannen bir Omega’ydı, belki de bu yüzden genlerini miras aldın… Detayları bilmiyorum, bu yüzden kontrol için hastaneye gitmemiz gerekiyor…”

Sürekli bir şeyler söylüyordu ama Josh hiçbir şey duymadı. Aklında tek bir şey vardı. Omega.

‘Omega olduğuma inanamıyorum.’ Şok olmuştu ve konuşamıyordu. Emma, ​​Josh’un endişe verici halini görünce biraz pişmanlık duydu. Nasılsa öğreneceği bir şey olduğunu düşünmüştü ama şimdi kendini huzursuz hissetmekten alıkoyamıyordu.

Annesi ve Emma masada yan yana oturup Josh’un tepkisini beklediler. Ama Josh uzun süre sessiz kaldı, sonra sendeleyerek ve kalktı. Kısa bir süre sonra merdivenleri çıkan ayak sesleri duyuldu ve Josh odasına girdi. Sabaha kadar dışarı çıkmadı.

***

Ertesi öğle saatlerinde Josh ve annesi randevu aldığı hastaneye gittiler. Neyse ki klinik boştu, bu yüzden beklemeden hemen bir doktora muayene olabildi.

Yol boyunca Josh, annesinin ve Emma’nın yanılmış olmasını diledi. Ancak önceki günkü hikayeyi dinledikten sonra internette saatlerce araştırma yaptı ve bununla okulda aldığı temel eğitimi birleştirerek onların haklı olduğu sonucuna vardı.

Yine de henüz umudunu kaybetmemişti. Omega veya Alfa olmanın daha iyi olduğunu hiç düşünmemişti. Bunların hiçbirinin kendi başına gelmeyeceğini düşünmüştü, birdenbire bu şekilde ortaya çıktığına inanamıyordu. Omega olduğuna da. Josh, test yaptırıp sonuçları doktordan duyuna kadar hala şüphe duyuyordu.

“Evet, bu doğru.”

“Hah.” Josh, doktorun açıkça doğrulaması üzerine nefes verdi.

Doktor sakince gülümsedi ve çok geçmeden ezbere açıklamasına devam etti. Bunlar, Josh’un okulda duyduklarından çok da farklı değildi. Yaşadığı şok düşündüğünden daha büyüktü, bu yüzden doktorun sözlerini doğru düzgün duyamadı.

Doktor da anlamış gibi son bir şey daha ekledi. “İkinci cinsiyeti ortaya çıktıktan sonra herkes benzer şekilde tepki verdi.”

Bir Beta olduğu belliydi. Gülümsedi ve “İlacını almayı unutma çünkü ortaya çıktıktan sonraki ilk zamanlar döngün düzensiz olabilir” diyerek muayeneyi bitirdi.

*

*

“Hoş geldiniz, muayene nasıl geçti?”

Eve erken dönen Emma, ​​Josh ve annesinin döndüğünü görünce meraklandı. Josh gönülsüzce cevap verdi. “Doğruymuş.”

Emma arkasına baktığında, arkasından gelen annesi ona susmasını söyler gibi başını salladı. Emma çenesini kapattı. Josh hiçbir şey söylemeden odasına döndü.

“Haa.” Yatakta uzanırken içini çekti. Hala kabullenememişti. Omega olduğuna inanamıyordu. Poşetin içinde doktor notuyla beraber bastırıcılar vardı. Kızışma döngüsünü kontrol altına almak için bir süre kullanması gereken bir ilaçtı.

Josh kolunu kaldırdı ve kendini kokladı. Vücudunun her tarafını koklamaya devam etti ama tek hissedebildiği, sabah yıkanmak için kullandığı sabunun kokusuydu. Kendi kokusunu hissedemiyordu.

“Peki ya takım ne olacak?” Tavana bakarak mırıldandı. ‘Koç şimdiye kadar her şeyi duymuş olmalı. Çünkü annem okula neden gitmediğimi söylemiş.’

İkinci cinsiyeti ortaya çıkanlar artık takımda oynayamazdı. Alfa ya da Omega olması farketmezdi. Çünkü iki tarafta kızışma döngüsüne giriyordu. Oyun programına göre ilaç alsalar bile insanlar hata yapardı ve oyunun ortasında birbirinizin kokusunu alıp kendilerini tutamasalar zor olmaz mıydı? Riskten kaçınmak daha iyiydi ve Josh da bu fikre katılıyordu. ‘Ama burada söz konusu benim.’

Gelecek ay rakip bir liseyle maçları vardı. Josh’un yokluğu takım için çok zor olurdu. Buna rağmen saklayamadı. Zaten herkesin haberi olacaktı, maça katılabilecek kadar şanslı olsaydı bile bunun ortaya çıktığı gün hem koç hem de okul ceza alırdı.

‘Ne kadar düşünürsem düşüneyim yapacak bir şey yok.’ Birkaç saatlik rehavetin ardından Josh, hava tamamen karardıktan sonra yataktan kalktı. Alt katta, akşam yemeğini hazırlayan annesinin sesini duydu. Odasının ışığını yaktı ve çantasını toplamaya başladı. Yarından itibaren okula gitmesi gerekiyordu.

Haftanın hangi gününde olduğunu kontrol ettikten sonra ders için gerekli eşyalarını topladı ve okula teslim edilecek sağlık belgesini de kaybetmemek için kitaplarının arasına koydu. Bastırıcılarını ikiye bölüp yarısını banyo dolabının üstüne, diğer yarısını da çantasına koydu. Bugün hastanede bir tanesini içmişti, o yüzden tekrar içmek zorunda değildi.

“Bir süre can sıkıcı olacak.” Josh kendi kendine mırıldandı ve kısa süre sonra başını çevirdi. Yaklaşık 10 dakika sonra yemek hazırlamayı bitiren annesi aşağıdan ona seslendi. “Josh! Aşağı gel.”

“Geliyorum!” Josh odasından çıktı ve bağırdı. “Yemekte ne var?”

***

Ertesi sabah Kaliforniya’da hava tıpkı tüm yıl boyunca olduğu gibi güneşliydi. Ed, bazen keşke yağmur yağsa diyordu ama yıllardır bir damla yağmur yağmamıştı. Arabanın camından sızan güneşe kaşlarını çatan Ed gözlerini kırpıştırdı.

Şoför koltuğundaki annesi konsol kutusunu işaret ederek “Lütfen güneş gözlüğü tak,” dedi ama o duymamış gibi yaptı. Canı şu an çok sıkkındı. Güneş gözlüğü umurunda değildi.

Uyumadan önce Josh’tan mesaj almıştı. O gün okula gelişiyle ilgili kısa bir yazıydı ama bu uykusunu kaçırmaya yetmişti.

Josh’un bir Omega olduğu haberi, tüm okulu alt üst etmişti. Yılda en fazla 10 olmak üzere 3 veya 4 ortaya çıkma vakası vardı. Okul tarihindeki toplam ortaya çıkan öğrenci sayısı yüzün altındaydı. Bu nedenle, birisinin ikinci cinsiyeti ortaya çıkarsa, varlığı ne kadar önemsiz olursa olsun, hızla herkesin odak noktası haline gelirdi.

‘Ama burada bahsettiğimiz kişi Josh.’ Ed düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. ‘Okula geldiğinde ne olacak?’ Josh normalde de, herkesin ilgi odağıydı. Okul müdürü sanki bunu kabul ediyormuş gibi, Josh’u her zaman etkinliklerin veya okulu temsil eden fotoğrafların ön saflarına yerleştirirdi. Herkesten daha güçlü bir oyun kurucu, takımın kaptanı ve hayranlık uyandıran biriydi.

‘O bir Omega.’ Ne kadar düşünürse düşünsün, anlayamıyordu. Josh’un bir Omega olacağı hiç aklına gelmezdi. Ortaya çıkarsa bir Alfa olacaktı. ‘Testte bir yanlışlık olamaz mı? Doktorlar yanlış teşhis koymuş olabilir, birkaç hastaneye gitmek gerektiğini duymuştum.’

Sıkıntıyla düşünürken araba okula geldi.

“Ne yapıyorsun? Hadi in arabadan.” Annesinin sözleriyle kendine gelen Ed, aceleyle çantasını aldı ve arabadan indi. Okulun her zamankinden farklı olmayan manzarası görüş alanıma girdi.

Josh’un derslerinin çoğu ileri seviye derslerdi, ancak Ed’in durumunda, sadece birkaç dersi ileri seviyeydi, bu yüzden birlikte aldıkları sadece iki ders vardı. Tüm bu olanlar üzerine, bugünün birinci dersinin Josh ile ortak aldığı iki dersten biri olması şans mı yoksa değil mi karar veremedi.

‘Josh’u görmek için sabırsızlanıyorum.’ Diğerlerinin ona nasıl davranacağını veya nasıl bakacağını tahmin bile edemiyordu. Josh’un durumu, şimdiye kadar ortaya çıkanlardan tamamen farklıydı. Dikkat çekecekti ama nasıl bir tepki alacağı belli değildi. Erkekler arasındaki atmosfere bakıldığında çoğu kişi bunun sadece şaşırtıcı veya eğlenceli olduğunu söylemişti. İlginç olduğunu söyleyen birçok kişi de vardı ama herkes merak doluydu.

Sorun kadın tarafındaydı. Gizlice kız arkadaşı Mickey’e durumu sorduğunda, kız arkadaşı sıkıntılı bir cevap vermişti.

<Sanırım herkes şokta.> Etrafını kontrol eden Mickey endişeyle konuşmaya devam etti. <O bir Alfa değil, Omega, Josh’un imajına uymadığını söylemem gerek. Rita da şokta görünüyor. Genel olarak, tepkiler iyi değil.>

Olabildiğince lafı dolandırmaya çalıştı ama anlamı açıktı. Ed, Josh’un zorbalığa uğraması düşüncesine dayanamadı.

‘Buna asla izin vermem.’

Başı belaya girerse, onu tüm gücüyle koruyacaktı. Omega olsun ya da olmasın, Josh sadece Josh’du. Ed’in en iyi arkadaşı.

‘Pekala,’ sert bir şekilde başını salladı ve sınıfın olduğu binaya doğru koştu. Ders başlamak üzereydi. Josh çoktan okula varmış olmalıydı.

Koridorda yürürken kendini toparladı. ‘Josh, hiçbir şey için endişelenme. Ben her zaman yanındayım! Senin ebedi arkadaşın!’

Kararlılığıyla yumruğunu sıkarken, sınıftan bir bağırış geldi. “Dur ne yapıyorsun? Josh’u hemen şimdi bırak!”

‘Şimdiden mi?’ Ardından gelen gürültü karşısında şaşıran Ed, düşünceli bir şekilde sınıfa koştu. “Sizi or*spu çocuklar, Josh’a kim zorbalık yaparsa, onun…!”

‘Peşini bırakmayacağım,’ sözleri bir anda ağzında kayboldu. Yüksek sesle bağırıp içeri koştu, ancak önündeki manzara karşısında kalakalmıştı.

Sınıftaki herkes şaşkınlıkla ne olduğunu sorar gibi Ed’e bakıyordu. Etrafını çiçek gibi saran bir grup kız öğrenciyle beraber Josh sandalyesinde oturuyordu.

“Ne? Neler oluyor?”

“Neden bahsettiğini bilmiyorum, neden bu haldesin?”

“Josh’a zorbalık mı yapıyorlar? Kim?”

Birbirlerine şaşkınlıkla bakan kızların tepkisi Ed’in beklediğinden çok uzaktı. Ve hepsi bu da değildi. Tüm sınıftaki atmosfer çok heyecanlıydı. Nedeni elbette Josh’du.

“Merhaba Ed. Uzun zamandır görüşmüyorduk.” Josh’un sırıttığını ve elini kaldırdığını görmek Ed’i daha da sessizleştirdi. ‘Burada neler oluyor?’

Onun şaşkınlık içinde yürüdüğünü görünce herkes kısa sürede ilgisini kaybetti ve önceki konuşmalarına geri döndü.

“Ruth, oradan çekilir misin? Josh’a istediğin gibi sarılma.”

“İzin aldığın sırada zayıflamış görünüyorsun Josh. Daha sonra benimle öğle yemeği yemek ister misin?”

“Omega olduğun ortaya çıktığında nasıl geçti? İyi misin?”

“Josh, ilaçlarını aldın mı? Feromonlarının kokusunu alabilir miyim?”

Hepsi büyük bir mücadele içinde bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Kargaşadaki boşluktan yararlanarak, Josh’un kolunu okşadılar, birbirlerine kızdılar, kokusunu koklamak için eğildiler ve bir yandan da Josh’a daha yakın bir oturmak almak için kavga ettiler.

‘Eskisinden daha kötü gibi görünüyor.’ Ed yerine oturdu ve onları izledi. Josh her zaman popüler olmuştu ama ilk defa bu kadar büyük bir kalabalık görmüştü.

‘Omega olmak kızlar arasında bu kadar popüler miydi?’ Üstelik bu atmosfer Mickey’den duyduklarının tam tersiydi. Herkesin Josh’tan uzak duracağını ve onu dışlayacağını düşünmüştü ama şu anki atmosfer padişahın haremi gibi değil miydi?

Josh’un gülümsemesini ve etrafını saran kız kalabalığını tarif etmenin başka yolu yoktu. ‘Kim Josh’a bu durumda zorbalık yapmaya cesaret edebilir ki?’

Böyle bir şeyi hayal etmiş olması bile saçma sayılırdı. Önceki gün neredeyse bütün gece Josh için endişelenen Ed, karşısındaki duruma şaşırmış ve ağzını kapatamamıştı.

‘Ben de ne düşünüyordum…’ Utandığını hissettiğim anda, koridorda hızla yürüyen bir ayak sesi duyuldu ve kısa süre sonra biri sınıfa girdi. “Josh, seni pislik!” Yüksek sesle bağırarak Josh’a doğru koştu.

“Rita.” Josh neşeyle kız arkadaşına seslendi. Ama Rita acımasızca yüzüne tokat attı. Yüksek bir tokat sesi duyuldu ve herkes şaşkınlıkla sustu. Sessizliğin ortasında, Rita öfkeyle konuştu. “Önce benimle iletişime geçmeliydin, ne kadar endişelendim biliyor musun? On günden fazladır yoksun.”

Josh bir şey söylemedi. Sadece şaşkınlıkla yanağını ovuşturdu. Dramatik bir sahne oluşturan Rita, kısa süre sonra yaşlı gözlerle boynuna sarıldı. “Seni seviyorum Josh. Dönmene sevindim.”

Josh afallamış görünüyordu ama onu itmeye zahmet etmedi. Herkes kıskançlıkla Rita’ya baktı. Kupayı Rita kazanmıştı.

***

“Nedeni belli. Çünkü o Josh.”

Mickey, sanki bariz olan şeyi söylüyormuş gibi Ed’i azarladı. Hatta, bunu bilmiyor musun, der gibi baktı. Okulun bahçesinde oturup öğle yerken sabah olanlardan bahseden Ed, birdenbire kendini haksızlığa uğramış hissetti.

“Ama kızlar arasındaki atmosferin iyi olmadığını söylemiştin.”

“Söyledim. Ama sen tamamen bambaşka bir şey gördün, değil mi? Demek herkes onu takip ediyordu.” Mickey kahkahalara boğuldu ve sanki duramıyormuş gibi başını salladı.

Ed pes etmedi ve tekrar sordu. “Öyleyse herkesin yalan söylediğini mi söylüyorsun?”

Diyet içeceğinden bir yudum aldıktan sonra Mickey bir cevap verdi. “Görünüşe göre herkes birbirini yokladığı için öyle davrandı. Sanırım herkes iyi bir fırsat yakaladığı için mutluydu.”

Mickey, ciddi bir ifadeyle düşünen Ed’e cevap vermeye devam etti. “Yine de birkaç gün temkinli olacaklarını düşünmüştüm ama sanırım acele etmeye karar verdiler. Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.”

Sandviçini sessizce çiğneyen Ed başını kaldırdı ve ciddiyetle sordu. “Yani, Josh’un bir Omega olmasının daha iyi olduğunu mu söylüyorsun?”

“Hayır aptal, Josh’un bir Omega ya da Alfa olması fark etmez.”

Kahkaha atan Mickey kısa süre sonra gözlerini kıstı ve fısıldadı. “Dikkat et, Josh bir dilenci bile olsa herkes onun bir prens olduğunu düşünecek.”

Ed tek kelime etmeden tek seferde sodasını içtikten sonra çılgınca öksürdü. Mickey onu görünce acıma duygusuyla karışık belli belirsiz gülümserken onun için üzüldü. Ed kendini toparladıktan sonra Mickey ağzını açtı. “Bu arada, Josh Rita ile çıkmaya devam edecek mi?”

“Bilmiyorum.”

Ed, öğle yemeği saati bitene kadar onunla tek kelime konuşamamıştı. Çünkü etrafını saran barikatlar çok sağlamdı. Çok sayıda rakibi itip kakan bir futbolcu olarak başarılı kariyerine rağmen Josh’u saran duvarı aşamamıştı. Kendisinin yarısı kadar olan kızların demir duvar savunması çok sağlamdı. Beceriksizliğini düşünerek içini çeken Ed, başını salladı. “Neden sordun? Ayrılacaklarını mı düşünüyorsun?”

“Sen düşünmüyor musun? Yüzüne tokat attığını söyledin. Hem de herkesin gözü önünde.”

Bir an düşünen Ed, başını tekrar iki yana salladı. “Ama bir şey söylemedi. Birlikte yemek yemeye gittiklerini gördüm.”

“Bu çok normal. Herkes izliyordu ve Josh sinirlenirse herkes bilecekti. Ayrıca herkesin önünde ayrılmak istediğini söylerse Rita’yı utandırırdı.”

Mickey göz kırptı ve ekledi. “Josh, Rita’ya karşı düşünceli davranmış olmalı çünkü terbiyeli biri. Ama yüzüne tokat attığı için onu kesinlikle affedemez. Ve bir düşün, onunla devam ederse, kız arkadaşı her değiştiğinde Josh’un kendine ait olduğunu göstermek için Josh’a tokat atacak. Yani böylece devam edemez, değil mi? Bahse girerim o ikisi gün bitmeden ayrılacak.”

Mickey, kendi yorumunu gerçekten beğenmiş gibi başını salladı. Ed sessizce ona baktı ve şüpheyle sordu. “…Ne zamandan beri Josh’la bu kadar ilgileniyorsun?”

Mikey, Ed’in kıskanç sorusuna parlak bir şekilde gülümsedi. “Dünyada Josh’la ilgilenmeyen bir kız var mı?”

Öğle yemeği biter bitmez Ed, ​​Mickey’nin tahmininin doğru olduğunu gördü. Josh ve Rita ayrıldı.

*************************************

Arkadaşlar herkese selam?

İlk defa bir bölüm çevirirken bu kadar ara verdim. İtiraf etmem lazım ki bu bölüm benim için asla bitmeyen bir bölüme dönüştü. Tam çeviriye oturduğum anda bir şey çıkıyor ve asla bitiremiyorum. Bölümün aşırı uzun olması ve Chase’in de yer almaması da cabası tabi 😀

Bölümü okurken Josh’un karakterinden ve görünüşünden dolayı ben de sebepsizce Alfa olmasını beklemedim değil. Hatta Omega olduğunu öğrendiği yerde şok olması falan beni de üzdü. Ama Josh’un karizmasına bitiyorum. Bir de ben bu kitapları okurken Emma’ya gıcık olmadım desem yalan söylemiş olurum. Josh’a Omega olduğunu söylediği yerde ben bile travma geçirdim sjsjjsjsjs

Şimdilik ben kaçar sonraki bölümde görüşene dek mutlu haftalar geçirin. Seviliyorsunuz ♥ -Ashily

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 2: Bir Gün light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X