Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Kitap 1, Bölüm 4: En Dikkat Çeken Ünlü

YAN HİKAYE BÖLÜM 4: EN DİKKAT ÇEKEN ÜNLÜ
***1.Kısım***
Mekan günün erken saatlerinden itibaren tıklım tıklım doluydu. Kameramanlar en iyi yerleri kapmak için birbirleriyle yarışıyordu ve upuzun fotoğraf sırasının dışında toplanan insanlar, ortaya çıkacak ünlülerin beklentisiyle çığlık atıyordu.
Lüks İtalyan markası birkaç kez yeni sezon için defile düzenlemişti ancak bu seferki özeldi. Bunun nedeni, yeni bir erkek koleksiyonunun duyurusunun beklentileri yükseltmesi ve davet edilen ünlülerin listesinin çok kabarık olmasıydı. Bunlar arasında en çok dikkat çeken ünlü, son dönemin en yüksek fiyat ödemesiyle tanınan ve muazzam popülaritesine rağmen özel hayatı hakkında çok az şey bilinen bir aktördü. Ne ünlülerin mahrem fotoğraflarını çekmek için peşlerinden sülük gibi dolanan paparazziler, ne de sırlarını ortaya çıkarmak için amansızca araştıran magazin dergisinin muhabirleri onun özel hayatı hakkında bir şey öğrenememişti.
Nedeni basitti, canları değerliydi. Son olaydan sonra oyuncunun fotoğraflarını çekmek için hayatlarını riske atan pervasızlar ortadan kaybolmuştu. Bazen dünyayı iyi tanımayanların, korkularını yitirenlerin ya da gözünü para bürümüşlerin her şeyi göze aldığı oluyordu. Tabi çok nadirdi ancak birkaç benzer olay veya ramak kala vakasından sonra artık kimse deneme zahmetine bile girmiyordu. Bu yüzden kimsenin resmi etkinlikler dışında onun fotoğrafını çekme ya da hikayesini dinleme fırsatı olmamıştı.
“İnanılmaz. Korumaları acı çekecek.”
Koltuğuna oturup çekime hazırlanan kameraman mırıldandığında röportajı bekleyen muhabir cevap verdi.
“Öyle görünüyor, bugünkü listeye bak. Herkes gelmeye karar vermiş gibi.”
“O ne zaman gelecek?”
Başka biri araya girdi. “Kim?”
“Kimden bahsediyorsun?”
Alaycı bir ses cevap verdi. “Chase Miller.”
Bunu söylediği anda Sedan durdu ve bekleyen kabalıktan çığlıklar yükseldi.
***
“Hiyaaaaah…”
Josh, arabanın dışından gelen sese karşı istemsizce kaşlarını çattı. Henry küfür etti. Sürücü koltuğundaki Isaac konuştu. “Çok kalabalık.”
Yanında oturan Mark “Sanırım öyle.” dedi ve sözlerini devam ettirdi. “Ne yapacağımız belli, bu yüzden aşırıya kaçmayın ve size verilen görevi yerine getirin.”
“Tamam.” Josh’un ardından Henry bir iki söz daha etti. “Tabii ki de daha fazlasını yapmayacağım.”
Hepsi aynı şeyi düşünüyordu ama yüksek sesle söylemediler.
Çekimler sırasında planlanan etkinliğe Chase’i korumak için –seti korumak üzere geride bırakılan bir kaç kişi haricinde– Josh’un ekibi de dahil olmak üzere tüm koruma ekibi gitmişti. Seth de geri kalanlar arasındaydı. Rahatladığını gizlemeden diğer üyeleri uğurlamıştı. Chase’in üzerine koşan hayranları tarafından ezilen ve kötü durumda olan Henry, çektiği kurayı yırtıp ayaklarının altında ezerken çığlıklar atsa da bunun artık geri dönüşü yoktu.
Giderek daha fazla insan araba penceresinin dışında duruyordu. Etkinliğe kaç kişinin geldiği tahmin bile edilemiyordu.
‘Büyütülecek bir şey yok.’ Josh, Henry’ninkinden çok daha farklı nedenlerle gergindi. Elbette kimse onun Chase ile olan ilişkisini kimse bilmiyordu. Pitt, Chase’in babası olduğunu dahi bilmiyordu. Josh, bunun Chase’in çekimleri bittikten sonra uygun bir zamanda duyurulması fikrindeydi. Chase’i ikna etmesi biraz çaba gerektirmişti ama sonunda kabul etmişti.
Sorun şu ki, Josh bile doğru zamanın ne olduğunu bilmiyordu. Pitt’i büyütürken evliliği hiç düşünmemişti. Bir gün iyi bir insanla tanışırsa belli belirsiz bunu yapabileceği ihtimalini düşünmüştü ancak özellikle bir şey planlamamıştı.
Ayrıca partneri Chase Miller’dı.
Her şeyden önce çevresindeki insanlara evleneceğimi duyurmak Josh için başlı başına bir zorluktu. Elbette herkes şaşırır ve onu tebrik ederdi ama sorun partneriydi. Chase Miller olduğunu açıkladığı an, herkesin şok olmuş yüz ifadesi gözlerinin önündeydi. Sadece bu da değil. Pitt’in babasının Chase olduğu öğrenildiğinde, Mark kalp krizi geçirebilirdi. Henüz o yaşta değildi ama Josh’un tahminine göre şok geçireceği belliydi.
Sadece iş arkadaşları değil, Emma’nın tepkisi de benzer şekilde olurdu. En azından Pitt’in ve annesinin tepkisi daha iyi olurdu. Annesi, ünlülerle ilgilenmediği için Chase Miller’ın ne kadar ünlü olduğunun farkında olmayabilirdi ve Pitt de Chase’e aşık olduğu için mutlu olabilirdi. Sonuçta Chase, onu kurtaran kahramandı ve Josh’a göre Pitt Chase’e aşıktı. Kanıt olarak tanıştıkları gün Pitt, Josh’un bacağına tutunurken yolları ayrılana kadar gözlerini hiç ayırmadan Chase’e bakmıştı.
‘Beklendiği gibi kan bağı yanılmıyor.’ Kendini tuhaf hisseden Josh, ciddiyetle düşündü. ‘Birbirlerini biraz tanıdıktan sonra, Chase’in babası olduğunu Pitt’e söyleyeceğim. İş arkadaşlarıma ne zaman söylemeliyim? Her şeyden önce, Annem ve Emma’ya…’
“…”
Bağırış sesleriyle kendine geldi. Arabanın dışında büyük bir kalabalık vardı. Refleks olarak gergin olan sadece Josh değildi. Yaklaşan duruma hazırlanmak için hepsi gergindi.
“Hazırlanın, iniyoruz.” Mark’ın sözlerini duyan herkes başını salladı. Bir süre sonra araba durdu ve kapı açıldı.
“Hiyaaahhhhh!”
Dışarıdan gelen çığlıklar bir anlığına hepsinin kulaklarını sağır etti. Şaşıran Josh duraksadı ve peşinden inmek üzere olan Henry gözlerini büyüterek küfür etti ama kimse ne dediğini anlamadı. Henry bile ne dediğini duymamış olabilirdi. ‘Kulaklıklar bu gürültüde düzgün çalışacak mı?’ Josh kulaklıklarını tekrar takarken, Mark’ın sesi tam zamanında duyuldu.
[Beni duyuyor musunuz? Hepiniz kendine dikkat edin.]
Çok fazla bağırış vardı ama duyulmayacak kadar değil, bu yüzden Josh başını salladı. Yanında duran Henry bezmiş bir yüzle bir şeyler mırıldandı. Onu tanıyan herkes doğal olarak bunun küfürlü bir kelime olduğunu anlayabiliyordu.
Josh arkasını döndüğünde, çevreyi kontrol eden koruma ekibinin başı Chase’in arabasının kapısını açıyordu.
‘Ah.’
Josh, Chase’in yaptığı hareketleri sadece onu koklayarak anlayabiliyordu. Bunca insanın arasında bile onun tatlı kokusu gizlenemezdi. Tatlı kokusu hızla havada yayıldı ve Josh’un duyularını felç etti. Josh bir an için Chase’in kokusundan başka bir şey alamadı.
‘Daha fazla ilaç içse miydim?’
Josh pişman olmuştu ama artık çok geçti. Dikkatini toplamak için sertçe başını salladı. Bu kadar insanın toplandığı bir yerde hata yaparsa hepsi sürüklenirdi. Öyle olursa geri dönüşü olmayan bir durum ortaya çıkardı. Hayranların zombi gibi akın ettiğini hepsi görmüşlerdi.
“Hiyaaahhhhh!”
Bağırışlar herkesi bir anlığına sersemletti. Böylesine muazzam bir bağırışlara maruz kalmak hiçbiri için sık rastlanan bir deneyim değildi. Sadece Josh’un ekibi değil, Chase’in orijinal koruma ekibinin de bir anlığına tereddüt ettiği görülüyordu. Ve sonunda beklenen an geldi. Chase ortaya çıktı.
Josh hayranlıkla, ‘Onu en son ne zaman böyle gördüm?’ diye düşündü. Bunu Chase’e söyleseydi utançla gülümserdi. Ancak iş çalışmaya geldiğinde dudaklarının kenarı bile oynamadı.
Chase, rol için saçlarını siyaha boyamıştı. Çekimler sırasında mor gözlerini gizlemek için bir gözüne göz bandı, diğerine renkli lensler takmıştı ama şimdi saçları dışında her şeyiyle Chase Miller’dı. Ayrıca tasarımcı tarafından özel olarak hediye edilen üzerindeki takım elbiseyle beraber kimse gözlerini ondan alamıyordu.
Tam o sırada Chase uzun parmaklarını alnına düşen saçlarının arasından geçirdi ve geriye doğru taradı. Ardından, haykırışlar kat be kat arttı ve korumalar gerginlikle birbirlerine baktılar.
‘Lanet olsun.’
Josh afallamış halde onu izlerken kendi düşüncelerinden rahatsız oldu.
‘Kimse görmesin diye onu hapsetmek istiyorum.’
Dürüst olmak gerekirse, Chase’i tam o anda kaçırıp, ve kendisine saklamak için bilinmeyen bir yere sürüklemek istedi. Boynuna prangalar geçirip bütün gün bekletirse rahatlayabilirdi. Muhtemelen orada bulunan herkes aynı şeyi düşünüyordu. Josh buna pişmanlığını da ekledi.
‘Neden en başından onu kaçırıp saklamadım ki?’
Hızla gözlerini kaçırdı ve başka bir yere baktı. Görmezse en azından mantığını koruyabilecekmiş gibi geliyordu. Bunu yapmazsa bir suçlu olacağı ortadaydı.
‘Kendine gel, Joshua Bailey.’
Josh, kızgınlık ve öfke nöbeti içinde yanağına sert bir tokat attı. Bunu gören Isaac şaşkınlıkla gözlerini açtı ama Josh sanki farkında değilmiş gibi başını çevirdi.
Yapılacak işleri vardı. Chase fotoğraf çektikten, muhabirlerin birkaç sorusunu yanıtladıktan ve mekana girdikten sonra rahat bir nefes alabileceklerdi. Bundan sonrasında ne çıkarsa çıksın plana uygun hareket edilirse, gün sorunsuz bir şekilde biterdi. ‘Olabilecek her türlü kazaya hazırlıklıyım. Ama umarım olmaz.’
Bağırışların ortasında, Chase belirlenen yolda yürüdü. Her taraftan flaşlar patladı ve muhabirler sürekli olarak deklanşöre bastı. Toplanan kalabalık çığlık atmakla ve cep telefonlarının kameralarına fotoğraf çekmekle meşguldü.
Muhabirler, Chase’le bir kelime konuşabilmek için sıraya girmişti. Beklendiği gibi, şu anda çekilen filmle ilgili sorular, günümüz modasıyla ilgili sorular ve bunun gibi sorular birbirini izledi.
Her zamankinden farklı olan şey, genellikle kısa cevaplar veren veya sıkılmışlık belirtileri gösteren Chase’in bugün bunu yapmamış olmasıydı. Tabi bu, özellikle arkadaş canlısı veya konuşkan olduğu anlamına gelmiyordu. İlgisiz tavrı aynıydı. Bunun üzerine muhabirlerden biri biraz atmosferin verdiği cesaretle cesur bir soru sordu.
“Çekimler sırasında özel bir şey oldu mu? Mesela sizin için özel biriyle tanıştınız mı?”
Aslında, bu soruların çoğu pek bir anlam ifade etmiyordu. Skandalın doğru olup olmaması çok önemli değildi ve halk dedikoduyu gerçeğe tercih ediyordu. Chase’in skandallarının çoğu aynıydı ve yine de biraz fırsat verilirse herkes kendi sözlerini uydurmaya hazırdı.
Chase, hevesle fırsat bekleyen muhabire baktı. Tek yaptığı bakmaktı, ne inkar etti ne de onayladı.
Kameralar o anı kaçırmadı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmıştı ve kısılan gözleriyle ruh hali birdenbire değişmişti. Bir şey hatırlamış olmalı diye düşündüler. Bununla spekülatif yazılar yazmak mümkündü yine de bu muhabirin merakını gidermedi. Başka bir soru sormak üzere sabırsızca ağzını açtı. Ama Chase’in dikkati çoktan başka bir yere kaymıştı. Muhabir Chase’in bakışlarını takip etti ancak yalnızca çığlık atan insanları ve onları tutan korumaları görebildi.
‘Ne oluyor?’
Şaşkına dönen muhabir, yanındaki muhabire gözleriyle sordu. Aldığı tepki, kendisininkinden çok da farklı olmadı. Herkes bunun sadece anlamsız bir bakış olduğunu ve kısa süre sonra dikkatlerini çevirip olayın içine girmeyi bekliyordu ama yanılmışlardı. Chase hareket etmedi ve aynı yöne bakmaya devam etti.
‘Hayranlarına bu kadar ilgi göstermesinin imkanı yok.’
Tam kafaları karışmış şekilde ne olduğunu tahmin etmeye çalıştıkları anda Chase aniden hareket etti.
“Chase?”
“Bay Miller!”
“Ne? Ne oluyor?”
Panik içinde herkes bağırdı ama kimse onun ani hareketini durduramadı. Aynı anda saflardan biri çöktü ve Chase hızla o tarafa koşmaya başladı. Herkes bir anda şaşkına döndü ve bunu yükselen çığlıklar takip etti.
*
*
“Josh, orada dur!”
Isaac’in bağırışı sona ermeden Josh, güvenlik hattını geçmeye çalışanları engellemek için vücudunu kullandı.
“Geri çekilin, hadi!”
Josh kollarını açmış bağıranları engellerken içlerinden biri Josh’un fotoğraflarını çekmeye başladı. Yüzünün yarısını kapatan koyu renk güneş gözlüğü takıyordu ve çalışırken sık sık bu şekilde fotoğraflandığı için Josh, hoşnutsuz olmak yerine işine odaklandı.
Bu arada önündekiler izin almadan rahatça Josh’un fotoğraflarını çekmeye devam ettiler. Etraftan gelen bağırış sesleri birbirine karışmıştı ve anlaşılması çok zordu. Josh safları korumaya devam ederken çığlık ve bağırışların birbirine karıştığı sesler, bir süre sonra kulaklarına ulaştı.
“Kim bu? Yeni bir aktör mü? Ya da model?”
“Chase, Chase Miller! Seni seviyorum!”
“Sen bir koruma mısın? Yoksa sadece rol mü yapıyorsun?”
“Kenara çekil, onu göremiyorum! S*ktir, ah!”
“Hadi birlikte fotoğraf çekilelim! Buraya bak!”
“Chase!”
Cevap vermeye gerek yoktu, bu yüzden Josh söylenenleri duymazdan geldi ve onları çizginin dışında tutmaya odaklandı.
‘Bu durumun düzelmesi için Chase’in bir an önce içeri girmesi gerekiyor.’
Ancak planlanan süreyi aşmışlardı, muhabirlerin soruları bitmek bilmedi ve Chase’in fotoğraflarını çeken deklanşörlerin sesi durmadan devam etti. İzafiyet teorisini tartışmaya gerek yoktu, sadece her saniye çok uzun geliyordu.
****************************
ÇN: İzafiyet teorisi= Uzayda ışık hızına ve bulunulan konuma göre zamanın farklı algılanması.
****************************
“Ah,ovv!”
Josh, kalabalığın safları aşmasını engellemeye çalıştığı sırada arkasından hayra alamet olmayan bir ses duydu. Refleks olarak geriye baktığında Isaac’in sendelediğini gördü. Başka bir korumanın ona yardım ettiğini gördü ama bu çok fazlaydı. Yakında saflar çökecek ve kabus tekerrür edecekti.
‘Peki ya Chase?’ diye düşünen Josh başını çevirdiğinde beklenmedik bir şey gördü. Chase ona doğru koşuyordu.
“Ha…”
Josh, “Gelme!” diye bağırmaya çalıştı ama daha bunu yapamadan çığlıklar kulaklarına ulaştı. Sonra saflar çöktü ve kalabalık Josh’un üzerine yığıldı.
Chase bağırdı ve elini uzattı. “Joshua!”
Josh hücum eden kalabalığı uzaklaştırmaya çalışırken “Gelme, git buradan! İçeri git!” diye bağırdı.
Defalarca bağırdı ama bağırışları insanların çığlıkları arasında kayboldu. Kendi bile duyamadı. Chase, Josh’u çok sayıda eskort ve koruma içinden yakaladı ve tuttu. Bağırışlar daha da yükseldi ve hayranların çığlıkları kontrol edilemez bir hal aldı. Kısa süre sonra ortalık karıştı. Tüm bunların ortasında Chase, Josh’a doğru ilerleyip ve deli gibi kendine çekmeye çalışıyordu.
***********************************************************************************************
Ayy çevirirken Josh’un hislerini çok iyi anladım sanırım. Ben de şu an evlilik kısmına geçiş aşamasındayım. Neyi nasıl yapacağım nasıl duyuracağım bilmiyorum, tam bir kafa karışıklığı. Cidden evlilik için doğru zaman diye bir şey yok ne kadar beklersem o kadar çok evliliğe hazır değilim gibi.
Bu arada farkettiniz mi bilmiyorum yazar 1.Bölümdeki hikayeyi Ekstra 1. Bölümde Josh’un dahil olduğu şekilde yazmış. Aşırı mükemmel bir bölümdü bence ♥️ – Ashily
Yorum