Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Kitap 1, Bölüm 5: Endişe

YAN HİKAYE BÖLÜM 5: ENDİŞE
***2.Kısım***
Ortalık sessizleşmiş, çığlıklar geride kalmıştı. Yine de herkesin kulağında çınlamalar vardı, elbette hepsi bunun kazanın geçici bir etkisi olduğunun farkındaydı.
İlk konuşan bitkin haldeki Henry oldu. “Bu p*ç bizi ne zaman dinleyecek?”
Mark alışılmadık derecede alçak bir sesle boğazını temizledi. Biraz duraksadıktan sonra herkesin iyi bildiği cevabı verdi. “O gün hiç gelmeyecek Henry.”
“S*ktir!” Henry küfürler ederek saçlarını karıştırdı. Bu sefer sadece bir kişi mahvolmamıştı. Josh’un ekibiyle beraber Chase’in orjinal koruma ekibi de darmadağın haldeydi. Takım elbiseleri yırtılmıştı, her zamanki gibi biri ayakkabısını kaybetmişti, biri az kalsın kravatına takılıp ölüyordu, biri de ezilip ölüyordu. Tabi bunca şeyin arasında biri fiziksel dezavantajını avantaj olarak kullanmıştı.
<Saçımdan tuttular ama kafamda saç olmadığı içi eli kaydı! Hahaha!>
Kel kafasını okşarken kahkaha atan korumanın kafa dergisindeki uzun tırnak izleri görülüyordu. Ve iyi olan tek şey buydu.
Sağlam tek bir kişi yoktu. Orijinal koruma ekibindekiler sadece başlarını salladılar ve herhangi bir tepki göstermediler.
<Bay Miller bunu ilk kez yapmıyor, her zaman öngörülemeyen şeyler yapar.>
Orjinal koruma ekibinin başı bunu dedikten sonra sustu, ancak özellikle onların durumu iyi değildi. Ekiplerinden iki kişi ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. İşe geri döner dönmez pozisyonlarda boşluk olması Josh’un ekibini şok etmişti yine de onlar sakindi.
<Bu, Bay Miller’ı korurken sık karşılaştığımız bir durum.>
Başka bir koruma devreye girdi ama söyledikleri pek rahatlatıcı değildi. Sözlerine Josh’un ekibiyle beraber daha fazla personel olduğu için mutlu olduğunu ekledikten sonra görev yerlerine geri döndüler. Bu sayede dinlenme odasında sadece Josh ve ekibi kalmıştı.
Arbedenin yaşandığı olaydan sonra adeta kaçarak sete dönmüştüler. Yaralanan korumalardan bazıları hastaneye kaldırılırken, diğerleri de sette bekleyen sağlık ekipleri tarafından tedavi edilmişti.
Sette kalan Seth, üyelerin perişan halde döndüğünü görünce bir süre sessiz kaldı. Ardından omzuna birkaç kez hafifçe vurarak Isaac’i teselli etti. Kısa bir konuşmanın ardından daire şeklinde oturan Josh ve ekibi sessiz kaldı.
Hepsi iç çekiyordu, bir süre sonra kapı çaldı ve Laura geldi. “Bir dakika bakabilir misin, Josh?”
Laura’nın işaretini takip eden Josh şaşkın bir şekilde ayrılırken, kalanlar kafası karışmış bir ifadeyle Josh’un sırtına bakıyorlardı. Neler olduğunu soracak enerjisi olmayan üyeler adına Seth ayağa kalktı ama Josh sorun yok der gibi elini kaldırdı ve dinlenme odasından ayrıldı.
“Bay Miller çağırdı. Neyle ilgili olduğunu bilmiyorum…”
Belirsiz konuşma tarzı endişe doluydu. Josh’u çağırıp ona vuracağından ya da kötü bir şey yapacağından korkuyor gibi görünüyordu. Ama Josh, Chase’in niyetinin ne olduğunu tahmin edebiliyordu.
“Sorun yok. Benim de ona söyleyecek bir şeyim vardı.”
“Ne diyecektin?” Josh, kafası karışan Laura’ya önüne bakarak cevap verdi. “Bugün olanlar hakkında onu uyarmak istiyorum.”
Laura bir an için şaşkın bir ifade takındı ama kısa süre sonra yüzü tekrar ciddileşti. ‘Böyle bir durumda Josh bunu durup dururken söylemez. Aklında bir şeyler olmalı, daha önce de buna benzer bir şey olmuştu.’ Laura böyle düşünürken sonunda Chase’in karavanına vardılar.
*
*
Her zamanki gibi karavanın etrafında 3 – 4 koruma devriye geziyordu ve karavanı koruyordu.
Josh’u gören ekip lideri konuştu. “İki saat sonra vardiya değiştireceğiz.”
Bir an önce konuşmayı bitirip vardiyaya çık diyordu. Aslında normal durumda iki saat çok fazlaydı. Tabi bu normal durumlar için geçerliydi.
Josh başını salladı ve karavanın içine girdi. Kapıyı kapatırken, kendisine karmaşık bir ifadeyle bakan Laura’nın yüzünü gördü. Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapatıp arkasını döndü.
Karavan tatlı bir kokuyla doluydu. Chase’in feromonlarının kokusuydu. Ruh haline göre feromonlarının kokusu artar ya da azalırdı. Herhangi biri şu anki kokusundan iyi bir ruh halinde olmadığını söylebilirdi.
Nefes almak için yatak odasının kapısının önünde duran Josh istemsizce kaşlarını çattı. Feromonların yoğun kokusu aklını başından almıştı ve kendini toparlaması çok zordu. Ardından yanındaki ilacı çıkarıp susuz yuttu.
Derin bir nefes alıp kapıyı çalmak için elini kaldırdığında kapı aniden açıldı. O anda Josh irkildi ve istemsizce geri çekildi. Elbette kapıyı açan Chase’di.
“Joshua!”
Chase Josh’u görür görmez bağırdı ve hemen Josh’a sarıldı. Chase, fazladan bir gram yağ olmayan ince ve uzun vücudunun aksine muazzam bir güce sahipti. Sıkıca sardığı kollarının arasındaysanız asla kaçamazdınız. Josh Chase’in kolları arasında kayboldu ve bir an için nefes almayı bıraktı. Vücuduna hücum eden güçlü feromonlara kapılmamak için biraz çaba vermesi gerekiyordu.
Hahh…
Josh, yavaşça nefes verdikten sonra, kokuyu mümkün olduğunca içine çekmemeye çalışarak onun sakinleşmesini bekledi. Feromonları o kadar güçlüydü ki, ilaç içmeseydi hemen yere yığılacağını düşündü. Chase, Josh’a sıkıca sarıldı ve konuşmadan önce sırayla yanağından, boynundan ve dudaklarından öptü.
“Endişelendim.”
Rahatlamayla karışık hafifçe titreyen bir sesti. En başından Josh’un iyi olduğunu biliyor olmalıydı. Yine de Laura’yı gönderip Josh’a gelmesini söyleyecek kadar endişelenmişti ki ancak kendi gözleriyle gördükten sonra rahatlamıştı. Ama Josh tam tersi hissediyordu. Burnunu Josh’un boynuna gömüp kokusunu koklamaya çalışan Chase, üzgün bir yüzle başını kaldırdı.
“İlaç mı içtin?”
Josh’un feromonları kokmuyordu ve Chase biraz hayal kırıklığına uğramışa benziyordu. Ama şu anda “Çalışırken yapabileceğim bir şey yok” gibi şeyler söyleyerek Chase’i yatıştırmanın sırası değildi. Josh’un yüzüne geç de olsa bakan Chase duraksadı Josh’un yüz ifadesi pek iyi değildi. Chase kaşlarını çattı ve dikkatle sordu.
“Ne oldu? Sorun ne? Olamaz, yoksa yaralandın mı?”
Onun endişelendiğini gören Josh, ona vurma isteğini tutmayı başardı ve öfkeyle konuştu.
“Bilmediğin için mi soruyorsun? Ha…”
Kendi kendine yükselen sesini zar zor bastırdı ve inleyerek gözlerini kapattı. Kafası karışan Chase, Josh’un tutan kollarını gevşetti. Josh kolları gevşer gevşemez, Chase’i kendinden uzaklaştırdı.
“Senin yüzünden kaç kişi yaralandı biliyor musun? Hemen içeri girecektin, neden geri döndün!”
Josh’un sert sözlerine rağmen, Chase’in cevabı vardı. “Neredeyse yaralanacaktın.”
Zayıf itirazı tabii ki de Josh’u etkilemedi. “Bunu mu söylüyorsun? Bir patronun korumasını koruduğu nerede görülmüş?”
Chase sustu. Aslında söyleyecek çok şeyi vardı ama söyleyecekleri şu anda Josh üzerinde işe yaramayacaktı. Haksız olmadığını söylese, bu sadece Chase’in fikriydi. Başlangıçta planlanan akıştan saptığı doğruydu ve Josh’un kızması çok doğaldı. Chase ‘Senin için endişeleniyorum’ gibi bir şeyle ne kadar itiraz ederse etsin, Josh onu dinlemeyecekti.
Josh, sessizce başını eğen Chase’le konuşmaya devam etti. “Senin kendini işini yapman gerekiyordu benim de benimkini. Ama sen her şeyi mahvettin! Beni kurtarmak için hiç düşünmeden koştuğun için kaç kişinin yaralandığını biliyor musun…”
Kızgınlıkla konuşan Josh duraksadı. Bunun nedeni Chase’in üzgün yüzünün görüş alanına girmesiydi. Hepsi bu da değildi. Uzun kirpikli gözlerinde yaşlar birikmeye başlamıştı.
Birdenbire ona itiraf ederken ağlayan Chase’in yüzü gözlerinin önüne geldi. Hıçkırık sesi bile olmadan akan gözyaşlarının görünümü. Josh’un bir süredir konuşmadığın fark eden Chase, bir süre tereddüt ettikten sonra gözlerini kaldırdı. Sulu mor gözleri Josh’un gözleriyle buluştu ve çok geçmeden bir yanağından aşağı bir damla yaş süzüldü.
Chase fısıltıyla mırıldandı, “Özür dilerim.”
Ve başını tekrar önüne eğdi. Hepsi buydu ama Josh ona daha fazla kızamadı. Chase’in ağlayan yüzü yürek parçalayıcıydı ama bir o kadar da güzeldi.
“Haa.” Sonunda Josh pes etti. Ellerini başının üzerine kaldırıp indirdi, tekrar içini çekti ve sonra saçlarını karıştırdı.
Chase tekrar başını kaldırdığında Josh’un öfkesi biraz yatışmıştı ama bu onu affettiği anlamına gelmiyordu.
“Seni bu şekilde koruyamam.” Josh kesin bir şekilde konuştu. Chase sıkıntılı bir şekilde ağzını açtı ama Josh sözünü kesti. “Benim işim seni korumak ama sen hiç işbirliği yapmıyorsun. O zaman yapacak bir şey yok, bir daha böyle bir şey olursa işi bırakacağım.”
“Ama.”
“Açıklama yapma, cevap ver. Bir daha böyle bir şey olursa işi bırakırım. Ve seninle evlenmeyi yeniden düşünürüm. Bu normal değil mi? Yanındayken kendini tehlikeye attığına göre bensiz daha iyi olursun.”
“…”
“Cevabın ne?”
Yakışıklı yüzünü buruşturmuş olan Chase bir süre konuşmadı. Josh, onun kırgınlık dolu duygularını konuşmadan da anlayabiliyordu ama öylece kabul edemezdi. Bu sefer büyük bir hasar olmadığı için şanslıydılar ama bir dahaki sefere bu kadar şanslı olacaklarının bir garantisi yoktu. Chase ve çevresindekiler geri dönüşü olmayan büyük bir kaza geçirebilirlerdi. Josh, Chase’e ters ters baktı ve cevap vermesini bekledi.
“…”
İnatla susan Chase sonunda başını salladı. Onun mahzun yüzünü gören Josh’un ifadesi yumuşadı.
“Bu tehlikeliydi. Eğer yaralanırsan ben de endişelenirim.”
Bu sefer Chase itaatkarlıkla cevap verdi. “…Evet.”
Josh, pişmanlık duygusuyla Chase’in kulak memesini yavaşça okşarken ‘Kulakları bile güzel.’ diye düşündü.
Eski Chase olsaydı, evliliğini ertelemeyi veya beklemeyi asla kabul etmezdi. Hoşuna gitmeyen en ufak şeyde, bağırır ya da alaycı davranırdı. Kızması ve tereddüt etmeden şiddet uygulaması muhtemeldi. ‘Övülmeye değer.’
“Evlendiğimizde burada güzel bir iz bırakacağım.”
Josh, Chase’in kulağını nazikçe okşadı. Chase yine uysalca başını salladı. Uysal bir koyuna dönüşmesi takdire şayandı, bu yüzden Josh boynuna uzanıp Chase’i kendine çekti. Nazikçe öpüştüler. Chase hızla beline sarılmaya çalıştı. Ama bundan önce Josh ayırdı ve alçak sesle ekledi.
“Ayrıca feromonları biraz azalt, başımı döndürüyor.”
“Feromonlar mı?”
“Evet.” Josh başını salladı ve konuşmaya devam etti.
“Feromonlarını azaltabilir misin? Az önce senin yüzünden neredeyse kendimi kaybediyordum. Artık güvende olduğumu onayladığına göre, sakin ol.”
Josh’un bunları söyledikten sonra Chase’in tuhaf tepkisi karşısında kafası karıştı.
“Feromonları kontrol edebiliyorsun, değil mi? Yoksa edemiyor musun?”
Chase cevap vermekten kaçındı ve şüphe dolu bir soruyla karşılık verdi. “…Neden?”
Josh sakince cevap verdi.
“Lütfen bu şekilde feromonlarını yayma. Bu gidişle başım belaya girecek.”
Bu sefer tepkisi daha hızlıydı. “Neden?”
Bu kez Josh da kaşlarını çattı. “Çünkü senin feromonların beni çıldırtıyor olabilir mi?”
Josh işaretli kulağını tutup salladığında Chase’in bakışları oraya kaydı.
Josh, ona dönen bakışın istediği cevabı vermesini bekliyordu ama Chase’in ağzından çıkan kelimeler tamamen farklıydı. “Ama bunu yapmazsam, başkalarının feromonları üzerine sinmez mi?”
Josh, Chase’in feromonlarını azaltmaya hiç niyeti olmadığı gerçeğine kaşlarını çattı ama kısa süre sonra ifadesini yumuşattı ve cevap verdi. “Yapsalar bile bir etkisi olmaz. Ayrıca setteki tek Baskın Alfa sen değil misin?”
Chase şaşkınlık içinde gözlerini kırpıştırdı, kafası karışmış şekilde bakan Josh’a sordu. “İz bıraktığımdan beri, sadece bana mı tepki veriyorsun?”
“Başka biri iz bırakmadığı sürece, evet.” Bunu önemsiz bir şekilde söyleyen Josh birden ciddiyetle kaşlarını çattı. “Bilmiyor muydun?”
Chase cevap vermeden önce bir süre durdu.
“…Bir işaretin olsa da, hiç mi tepki vermiyorsun?”
Josh sakince açıkladı. “Çoğunlukla hayır. Ama senin ‘feromonlarının’ üzerimde büyük etkisi var, o yüzden dikkatli ol.”
Bir dakika sonra Josh alaycı bir şekilde sordu. “Omega olduğumu öğrenmeden önce benimle yattın. Islanmam tuhaf değil miydi?”
“Şey…” Josh, bu beklenmedik tereddütlü tepki karşısında afalladı. ‘Bana bunun çok iyi olduğun için olduğunu düşündüğünü söyleme.’
Chase bir süre sessiz kaldıktan sonra dürüstçe konuştu. “Betaların heyecanlandıklarında ıslandıklarını duymuştum.”
Josh o seviyede bir tekniğin yok diyecekti ama sonra vazgeçti. Chase’in özgüvenini kırmak istemedi. Ayrıca, sadece feromonlarının etkisiyle değil, Chase’in kendisi tarafından tahrik edildiği de doğruydu.
“Yalnızca alışırsalar ıslanırlar, onun dışında Betalar kolay kolay ıslanmazlar.”
Chase şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Josh, onun sevimli olduğunu düşünürken, tam da yüzden Chase’in Beta olduğundan hiç şüphe duymadığını fark etti.
‘Deneyimin olmadığını biliyorum ama çok az şey bilmiyor musun?’ Bunu düşünen Josh, birden unuttuğu bir şeyi hatırladı. ‘Doğru ya.’
Şimdiye kadar başka şeyler yüzünden fark etmemişti ama Josh’un bir işareti olduğunu öğrendikten sonra, Josh’un feromonları yüzünden heyecanlandığını görünce Chase hiç şaşırmamıştı.
“Sakın söyleme, bilmiyor muydun? Omegalar sadece onu işaretleyen kişiye tepki verir.”
Chase, Josh’un sorusu üzerine bakışlarını kaçırdı. Josh şaşkınlıkla haykırdı. Josh’la birlikte olmadan önce, Chase cinsel ilişkilerden nefret ediyordu, bu yüzden bırakın birinin bundan bahsetmesini, araştırmayı bile istemiyordu. Hal böyleyken, elbette, kaçınılmaz olarak bu konudaki bilgisi minimumdu.
‘Yine de çok az şey bilmiyor musun?’
Kayıtsızca düşünen Josh, çok geçmeden kendini düzeltti.
‘Peki onu sevmediğimi söyleseydim, bir noktada daha fazla şeyden haberi olur muydu?’
Bununla birlikte, gözlerini kocaman açıp öfkeyle duymak istemediğini haykıran Chase’in görüntüsü, gözlerinin önünde belirdi. Dünyada anne babalarının bile baş edemediği çocuklar vardı. Chase Miller da onlardan biriydi. Beraberinde Josh başka bir şeyi merak etti.
‘Yine de babalarını izleyerek bir şeyler öğrenmiş olman gerek. Onlar bir Baskın Alfa ve Baskın Omega çifti, değil mi?’
Josh tam bunları düşünürken, Chase ona sarıldı ve onu kendine çekti. Kısa süre sonra dudakları birleşti ve Josh düşünmeyi bıraktı. Artık bunun bir önemi yoktu. Josh, Chase’i yatağa itti.
***********************************************************************************************
Chase ya yengeç ya da balık burcu kesin duygusal manipülasyon desen var sggsgsg -Ashily
Yorum