Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 64: İşaret

BÖLÜM 64: İŞARET
Josh’un alçak sesi Chase’in tüylerini diken diken etti. Tabii ki de bunun sebebi korku değildi. Parmağını sessizce kaldırdı ve yerde yatan adamlardan birini gösterdi. Josh sevgiyle Chase’in yanağını okşadıktan sonra Chase’in gösterdiği adama doğru döndü.
Daha yeni kendine gelmiş olan adam kaçmak için ayağa kalkmak üzereydi. Josh onu yakasından tuttu ve kaldırıp kafasını duvara vurdu. “Gümm,” şiddetli bir ses duyuldu.
“Ne yapıyorsun?” Henry şaşkınlıkla başını çevirdi ve ekibin geri kalanı da gözleri fal taşı gibi açık bir şekilde ona baktılar. Bununla da kalmadı. Josh adamı yere fırlattı. Adam kırık burnunu tutarak acı içinde inledi ama Josh’un öfkesi dinmedi. Hızla adamı tekmelemeye başladı. Adam acı dolu bir çığlıkla yerde kıvrıldı. Buna rağmen, Josh onu tekmelemeye devam etti.
“Josh, sakinleş. Bunu neden yapıyorsun?”
“Dur artık, bayılacak.”
Isaac ve Seth, Josh’un adamı tekmelediğini görünce şok oldular ve onu durdurdular. Herkes sessizce ona bakarken Josh bir kez daha tekme attıktan sonra elini dağınık saçlarının arasından geçirdi. Josh’u ilk kez bu kadar kızgın görüyordular.
‘Neden bu kadar kızgın?’ Seth, Isaac’in kafası karışmış bakışlarına karşılık başını sağa sola salladı. ‘Ben de bilmiyorum.’
“Hey, ne yapıyorsun…” Merakına engel olamayan Henry tekrar sordu ama Josh onu duymazdan gelerek başını çevirdi. “Hadi gidelim.”
Döndüğü yerde Chase oturuyordu. Herkese dönüşümlü olarak Josh ve Chase’e baktı. ‘Bu nasıl bir durum böyle?’ diye düşündüler. Ama ne Josh ne de Chase umursamadı.
Josh gülümsedi ve Chase’e elini uzattı. Chase’in yüzü aydınlandı. Yüzünde bir çiçek açmışçasına muhteşem bir gülümsemenin yayıldığını gören korumalar, şimdiye kadar ona küfrettikleri ve lanetledikleri geçmişi bir anda unuttular. Henry bile aşkla izlediği ‘Chase’in dövüldüğü videoyu’ unutmuştu.
Herkesin dikkati bir yere odaklandığı sırada yerde yatan adamlardan biri güçlükle ayağa kalktı.
Onu ilk fark eden Chase oldu. Chase’in gözlerinin büyüdüğünü gören Josh, çabucak eğilerek adamın bıçağının havaya savrulmasını sağladı. Adam vazgeçmedi ve hızla diğer elini savurdu. Josh bu kez de kaçındı ancak az bir farklı adamın eli kulağına değdi.
Ve kulaklıkları havada uçtu. Josh karşı saldırıya geçmek üzereyken, Seth adama yumruk attı. “Kütt,” Adam boğuk bir sesle yere yığıldı.
Josh, yere düşen adama bakarken Seth’e teşekkür etti. “Ah, teşekkürler.”
O anda atmosferin tuhaflaştığını fark etti. Herkes ona bakıyordu. Az önce ona yardım etmiş olan Seth’in bile gözleri şaşkınlıktan kocaman açılmış bir şekilde ona bakıyordu.
‘Hepsinin nesi var?’ Josh şaşkınlıkla başını çevirdi. Chase sanki şoktaymış gibi bembeyaz yüzle ve ciddi bir ifadeyle ona bakıyordu. Josh ona baktı ve gözlerini kırpıştırdı. ‘Neden bana o ifadeyle bakıyorsun?’
“…Ne oldu? Bende bir sorun mu var?” Josh gergin bir şekilde gülümsedi. Ama yine de herkes onlara şaşkın bir yüzlerle bakmaya devam etti. Kendini ilk toparlayan Seth oldu.
“…Kulağında bir işaret olduğunu bilmiyordum.” Mırıldanması Josh’u bir an için sersemletti. Gözünü kırpmadan elini yavaşça kaldırdı ve kulağına götürdü. Her zaman taşıdığı nesne orada değildi.
Önce kulak memelerine dokundu. Parmağının ucunda kulak memesi boyunca uzanan derin bir deliğin izlerini hissedebiliyordu. Josh bunun üzerine hareket etmeyi bıraktı.
Chase’in oturduğu yerden kalktığı görüntü, görüş alanına girdi. Chase adım adım Josh’a doğru yürüdü. Ama Josh olduğu yerde kaldı ve hareket edemedi.
Chase tam önünde durdu. Elini Josh’un kulağına götürdü ve işarete dokundu. Her zaman kulaklarını kapatan bant kulaklıklarla birlikte uçup gitmişti ve şimdiye kadar sakladığı sır ortaya çıkmıştı.
Chase gözlerini Josh’un kulaklarından alamamıştı ve yavaşça kulak kepçesini okşadı. Açıkça işaretlenmiş alanda gezdirdiği parmaklarının hafifçe titrediğini hissedebiliyordu.
Bir süre sonra Chase ağzını açtı “Nedir bu?” Parmaklarından daha fazla titreyen ses devam etti. “Neden bir işaretin var?”
“Chase.”
Chase derin bir nefes aldı ve konuştu, “Bana bunun ne olduğunu söyle…” Ancak daha fazla konuşamadı ve kafası karışmış bir yüzle Josh’a baktı. Josh ne diyeceğini bilemiyordu.
Chase boğuk bir sesle “Nesin sen?” diye sordu.
Herkes ona bakıyordu. Josh yutkundu. ‘Bunca zamandır çaresizce saklıyordum ama bu şekilde ortaya çıktı.’
Josh ağzını açtı. Konuşması gerekiyordu ama dili hareket etmiyordu. Şaşkınlıkla dolu bakışlar karşısında başını eğdi ve dudağını ısırdı.
***34.Kısım***
Chase’in emriyle konağa dönerlerken kimse tek kelime etmemişti. Chase ciddi bir yüzle bakarken başka hiçbir şey söylememişti. Ancak Josh arabayı sürerken ara sıra dikiz aynasına baktığında göz göze geldiklerini ve Chase’in sürekli Josh’a baktığı gerçeğini kimse inkar edemezdi.
Konağa vardıktan ve Chase odasına çıktıktan sonra bile hiçbir şey değişmemişti. Mark ciddi bir yüzle emir verdi. “Herkes salonda toplansın.”
Konuşma konusu belliydi. Josh mahkum edilmek üzere olan bir mahkum gibi hissederek Mark’ın arkasından yürüdü.
Tüm ekip üyelerinin bir arada olduğu odadaki hava uzun zaman sonra ilk defa çok ağırdı. ‘En son ne zaman bu kadar ağır bir sessizlik olmuştu?’ Josh hafızasını yokladı. ‘Chase kaçırıldığında bile ortalık bu kadar sessiz değildi. Belki de bunun nedeni konunun benimle ilgili olmasıdır.’
“Haa.” Mark nefes verdi ama odadaki atmosfer değişmemişti. Salon tekrar sessizliğe bürünmüştü ve ekibin geri kalanı da konuşmadı. Sonunda, pes eden Josh oldu. Konuşmaya başlayınca sesi boğuk çıkmıştı, çabucak boğazını temizledi. “Bunca zamandır, uhm, sakladığım için üzgünüm.”
Özür diledi ama sessizlik devam etti. Isaac, henüz şoktan çıkamamış gibi solgun bir yüzle boş boş gözlerini kırpıştırdı. Mark sigara içiyordu ve Henry de farklı durumda değildi.
Sadece her şeyi bilen Seth’in sakin bir tavrı vardı ama o da atmosferden dolayı rahat konuşamıyordu.
“Uhm, hmm.” Sonunda Mark bir şey söyleyecekmiş gibi boğazını temizledi. Isaac dışında hepsi ona baktı. Başını kaşıdı, arka arkaya iç çekti, sigarasının dumanını üfledi, başını eğdi, kaldırdı, ağzını açmadan önce bu sıralamayı üç kez tekrarladı.
“Gerçekten şaşırdım Josh. Birbirimizi yıllardır tanıyoruz…”
Bu an geldiğinde duymayı beklediği sözler arasında ilk sırada bu cümle yer alıyordu. Josh utandı ama sakince tekrar özür diledi. “Bildiğin gibi açıklayamazdım. Yoksa iş bulamayacaktım.”
“Doğru.” Mark onayladı ve sigarayı ağzına götürdü. ‘Josh’un bir Omega olduğunu bilseydim, onu en başından işe almazdım. Omegaların doğaları gereği bu işte dezavantajlı olmaları bir önyargı olabilir ama risk almaya da gerek yok.’
Bununla birlikte, Josh’un bir Omega olduğu ortaya çıktığında, Mark önyargısını açığa vurmuş gibi göründüğü için kendini rahatsız hissetmişti. Josh da içsel hesaplaşmasının farkında olduğu için sessiz kaldı. Her halükarda onu kandırdığından da emin değildi.
Bu sefer ağır sessizliği bozan Seth oldu. “Her neyse, yeteri kadar geçmişi kurcaladık, bundan sonra ne yapacaksın Mark?”
Aniden ana konuyu gündeme getirince herkes ona baktı. Isaac sanki aklı başına gelmiş gibi daha net bir şekilde Seth’e baktı. Seth her zamanki gibi iş odaklı bir tavırla konuşmaya devam etti.
“Josh’un ekipte çalışmaya devam edip etmeyeceğine karar vermemiz gerekmiyor mu? Ekibe ilk katıldığı andan itibaren bu gün geldiğinde Josh’un sonucu kabul etmeye hazırlıklı düşünüyorum.”
“Evet, haklısın.” Josh başını salladı ve Mark’a döndü. “Sana yalan söylediğimin ve seni kandırdığımın farkındayım Mark, bu yüzden her türlü kararı kabul edeceğim.”
“Söylediğin kadar basit bir sorun değil bu seni p*ç.” Çok kızgın olan Mark derin bir nefes aldı. “Her neyse, şu anda bir sonuca varmayacağım, bu yüzden lütfen bana biraz zaman verin …Hayır gerçekten, nasıl Alfa değil de Omega olabilirsin?”
Bunu acı çekiyormuş gibi söyledikten sonra başını sağa sola salladı ve oturduğu yerden kalktı. “Ben izleme odasına gideceğim, siz de devriye gezin. Yarın bana rapor ver, Seth.” Mark, görevi şu anki durumun en aklı başında olanı Seth’e verdikten sonra gitti.
Odaya yine sessizlik çöktü. Seth ayağa kalktı, buzdolabını açtı ve karıştırdı. Bulduğu içeceklerden bir kaçını masaya koydu ve içlerinden birini aldı. Josh da gazoz aldı ve Henry aniden ağzını açtı. “Seth, neden bu kadar sakinsin? Yoksa biliyor muydun?”
Yüzündeki şüpheli ifadeyi gören Seth pek umursamadı. “Ah, yıllar öncesinden.”
“O kadar uzun zamandır mı?”
“Ne?” Isaac, Henry’nin ardından bağırdı.
Josh utandı ve gazozunun kapağını açıyormuş gibi yapıp başını eğdi. Henry Josh’a dönerek şaşkınlıkla ağzını açtı. “Peki ya Pitt? Onu sen doğurmuş olabilir misin?”
Josh cevap veremedi ama sessizliği yeterliydi.
“Aman Tanrım… Nedense sana çok benzediğini düşünmüştüm.”
Josh, Henry’nin tepkisi üzerine soğukkanlılıkla, “Sadece benim yüzümü bildiğin için böyle düşünmüş olmalısın.” dedi.
Bütün gözler ona odaklandı. ‘Ah,’ Josh geçte olsa kırdığı potu fark etti ama hiçbir şey olmamış gibi yaparak konuşmaya devam etti. “Beni iyi tanıdığın için benzetmiş olmalısın.”
“Ne? Pitt tıpkı sana benzemiyor mu?” Henry çabucak itiraz etti ve Josh kaşlarını çatarak ona baktı.
“Hadi ama, bana benzese bile ne en fazla kadar benzeyebilir?”
“Çok benziyorsunuz.”
Isaac de bir yandan cevap verdi. “Bence sen de küçükken böyle görünüyordun. Sana çok benziyor.”
Şaşkın bir ifadeyle Seth’e döndüğünde ifadesiz bir yüzle cevap verdi. “Eşeysiz üremeyle çocuk sahibi olduğunu düşünüyordum. Demek bir partnerin vardı.”
Josh utanç içinde gözlerini kırpıştırdı. Chase’e benzediğini hayal bile edemedikleri için şanslı olduğunu düşünmesine rağmen şaşkına dönmüştü.
“Yani Pitt’in şimdiye kadar ona benden daha çok benzediğini düşünürken yanıldığımı mı söylüyorsunuz?”
Josh alaycı davranmaya çalıştı ama çabası işe yaramadı. Hepsi aynı anda “evet” diyerek başlarını salladılar. Josh’un dili tutulmuştu. İç geçirerek başını çevirdiğinde Isaac’le göz göze geldi. Şu anda en zorlu kişi oydu.
‘Artık bir Omega olduğumu bildiğine göre, daha atılgan olmazsın değil mi?’ Aklından endişeli bir düşünce geçti ama yanılmıştı. Isaac, Josh’a çok mahzun bir yüzle baktıktan sonra başını eğdi. Neredeyse ondan vazgeçmiş gibi görünen tepkisine şaşıran sadece Josh değildi.
“Neyin var senin? Arkanı dönüp kaçacak gibi görünüyorsun.” Henry sırıttı ve sataştı. Josh onu durdurmak istedi ama araya girip girmemek konusunda tereddüt etti. Kendi bakış açısına göre böyle bir davranış normaldi ancak söz konusu kişi Isaac olduğu için normal değildi. Isaac onu görmezden gelmek yerine cesareti kırılmış bir ifadeyle ağzını açtı. “Bir işareti bile var, ne yapabilirim?”
“Ne?”
“Ne dedin?” Henry ve Seth şaşkınlıkla sordular.
Isaac çaresizce başını sallayarak, “Sanki evli gibi. Karışmamalıyım, başka türlü aldatmaya girer.”
“…”
“Josh’un neden reddettiğini şimdi anlıyorum.” Tekrar içini çekti ve sendeleyerek ayağa kalktı. “Her şey için özür dilerim, Josh. Daha önce bilseydim, daha çabuk vazgeçerdim… Rahatsız ettiğim gerçekten özür dilerim.”
Defalarca özür diledikten sonra salondan ayrıldı. Kalan üçü Isaac’in gidişini izlerken sessiz kaldılar.
Sonunda, Isaac gözden kaybolduğunda, Henry aniden ağzını açtı. “…Bu p*ç tamamen aptal öyle değil mi?”
Sanki gerçekten şaşkına dönmüş gibi Josh ve Seth’e bakarak sırıttı.
“Üstüne bir işaret daha koyabilirsin. İşareti olan Omegarla birlikte olmak, aldatmaya girer. O halde, iki veya üç Alfa ile yaşayan ve bir sürü işaret taşıyan bir Omegalar ne oluyor? Akılsız p*ç, haa..”
Seth, derin bir nefes alarak söylenen Henry’e baktı. “Öyleyse git ve ona yeni bir işaret koymasını söyle.”
Josh daha reddetmeye fırsat bulamadan Henry cevap verdi. “Delirdin mi sen? Ona bunu öğretebilir miyim sanıyorsun?”
‘Ah,’ Josh ve Seth aynı anda hatırladılar. ‘Henry, Isaac’i seviyordu.’
“Her neyse, senin Isaac’le o şekilde ilgilenmediğini gayet iyi biliyorum.” Henry sırıtarak bakışlarını Josh’a çevirdi. Hayatında gördüğü en tatmin olmuş gülümsemeydi. Josh’un omzuna hafifçe vurarak devam etti. “Sana da mini senle mutlu bir hayat diliyorum..”
“…Teşekkürler.” Josh ona isteksizce teşekkür etti.
Tam o anda aniden duvardaki telefon çaldı. Seth telefonu cevaplamak için ayağa kalktı ve Josh’a döndü.
“C odasına gitmeni istiyor.”
Josh kalbinin sıkıştığını hissetti. Seth acıyan bir ifadeyle ekledi. “Bütün bastırıcılarını da götürmeni istiyor.”
Henry kaşlarını çatarak sordu, “Onlarla ne yapacak?”
Seth telefonu kapatıp yerine koydu, “Belki Josh’un gerçekten Omega olduğundan emin olmak istiyordur.”
Josh hiçbir şey söyleyemedi.
***
Josh çantasının derinliklerine sakladığı haplarla Chase’in odasına doğru yavaş adımlarla ilerliyordu.
**********************************
Selamlar herkese ~~
Okurken en keyif aldığım bölümlerden biri de bu bölüm. Gerçekler ortaya bomba gibi düştü. Sizce Chase ne tepki verecek? Öğrenmek için sonraki bölümü bekleyin 😀
Bu arada Henry’nin son konuşmasını çevirirken kahkaha attım. Adam tamamen trol. İyi ki seride böyle bir karakter var. -Ashily
Yorum