Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 52: Tokat

BÖLÜM 52: TOKAT
“Burada ne arıyorsun? Gelmeni Pittman mı emretti?”
Emma, Josh’un sorusuna kaşlarını çatarak cevap verdi. “Tabii ki de. Yoksa bunca yolu neden geleyim? Miller’ın saldırıya uğradığını duydum. Çekimlerde bir sorun olup olmadığını görmeye geldim.”
“Bir sorun yok.”
Emma kısaca cevap verdi, “Biliyorum, gördüm.”
Josh, sessizce kardeşinin yüzüne baktı. Birden gözlerinin önüne Yeonwoo’nun yüzü geldi ve huzursuz oldu.
Sonrasında Isaac’i düşündü. Kardeşinin duygularını anlamadığı için Yeonwoo’ya içerlemişti ancak kendi de bir şey diyecek durumda değildi. Çünkü kalbi tarafından kör edilmişti ve başkalarının duygularını görememişti.
‘Emma’nın dikkatli olmasının bir nedeni olmalı.’ Josh’un kalbi çok daha anlayışlı hale geldi. ‘Şimdiye kadar birçok başarısız deneyimi oldu, bu yüzden muhtemelen daha dikkatli.’ Bunu düşünen Josh depresif hissetti.
‘Güzelliği sadece cesur olanların hak ettiğini söylerler.* Emma ne zaman cesur olacaksın?’
———————————————-
Ç/N: “Güzeli cesurdan başkası hak etmez. / Cesur olan kazanır.” Kısaca sadece cesur olanlar ve başarısızlıktan korkmayanlar başarıya ulaşır anlamına geliyor.
———————————————-
Emma’nın gözlerinin önündeki güzelliği tekrar kaybettiğini düşünen Josh’un yatışan öfkesi tekrar hararetlendi. ‘Yine de, o serseriyi dövmem gerekirdi.’ Farkında olmadan sert bir ifade takındı.
Şüpheli bir şey hisseden Emma, iğneleyici bir tavırla sordu. “Bu da ne? Yüzündeki bu ifade. Bir şey mi söylemek istiyorsun?”
“Hayır,” Josh hızla yüz ifadesini eski haline getirdi. “Sadece son görüşmemizden bu yana uzun zaman geçtiğini düşündüm.”
“…Ne olmuş yani?” Emma, Josh’a temkinli şekilde baktı. Josh bilmemezlikten gelerek konuyu değiştirdi. “Yeonwoo adında biriyle tanıştım.”
“Ah, öyle mi? O zaman artık sana mesaj atmama gerek yok.”
“Tüm söyleyeceğin bu mu?”
Emma’nın başını salladığını gören Josh yine öfkeli hissetti. “Nasıl biri?”
Sabırla sorduğu soruya, Emma umursamazca cevap verdi. “Umm, çalışkan biri ve iyi bir yönetici. Ayrıca nazik biridir.”
Josh kısa bir bakış attı ve konuştu, “Biraz sıkıcı birine benziyordu.”
Emma’nın tepkisini bekledi ama Emma, sanki doğal bir şeymiş gibi Yeonwoo’nun tarafını tuttu. “Yine de onunla ilgilenirken, ona iyi bak.”
‘Zavallı şey.’ Josh daha fazla konuşamadı ve ona sarıldı. Emma çabucak kaskatı kesildi ama Josh sessizce sırtını sıvazladı. Bir süre sonra kardeşini bıraktığında Emma’nın yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Josh hafifçe burnunu sıktı ve yanağını öptü. “Yardıma ihtiyacın olursa bana haber ver, ben her zaman yanındayım.”
“…Teşekkür ederim ama umarım işleri batırmazsın.” Josh, son ana kadar gardını düşürmeyen Emma’ya acı acı gülümsedi. Ve yolcu etmek için Emma’yla birlikte arabaya yürüdü. “Bir ara birlikte yemek yiyelim.”
“Tamam, vaktim olursa… Müdürüm istifa etmiş gibi görünüyor.” Acı mırıltı Josh’un daha da hüzünlü hissetmesine neden oldu.
Emma, onun ne düşündüğünü bilmeden, “Ah,” diye ekledi. “Miller’ın feromonları gibi kokuyorsun, Josh. Etkilenmeden önce ilacını içsen iyi olur. Baskın Alfalar çevresindeki kimseyi umursamadan feromon yayarlar.”
Kardeşinin kaşlarını çatarak başını salladığını gören Josh, kayıtsızca cevap verdi, “Sorun yok, biraz önce içtim.”
“Tamam o zaman rahatladım.”
Emma, “Seni arayacağım” diyerek vedalaştı ve arabaya bindi. Tek başına kalan Josh arabanın uzaklaşmasını izledi ve sonunda sinirli bir iç çekişle yere tekme attı.
*
*
Personelden bir şal alıp omzuna atan Naomi, bakışlarını bir yere sabitleyen adamı görünce istemsizce başını çevirip o tarafa baktı.
Bütün gün birlikte çekim yaptığı kişi, gün boyunca en iyi halindeydi. Ne olduysa feromonlarının kokusu bile her zamankinden çok daha güçlüydü ama Naomi bunu bile memnuniyetle kabul etti. ‘Neyse, çekimler iyi geçtiği sürece ne yaptığının bir önemi yok. Çünkü Baskın Alfalar nerede olduğu fark etmeksizin her zaman kızışırlar.’ diye düşünüyordu.
Ancak, Chase şu anda tamamen farklı görünüyordu. Teninin renginin her zamankinden daha koyu olduğunu görmek Naomi’yi tedirgin etti. “Ne oldu?” diye sormadan edemedi.
Kendi kendine ‘Yarınki çekimde tekrar formdan düşerse çok can sıkıcı olur,’ diye düşünürken Chase ona baktı. Yüzündeki ifade normalden farklı değildi. Solgun ve ifadesizdi. Naomi kaşlarını çattığında, Chase başını çevirdi ve konuştu. “Neden bir partnerin varken başkasıyla yatarsın?”
‘Gerçekten merak ettiğin için mi soruyorsun?’ Naomi gevşeyen şalını düzelterek ilgisizce cevap verdi. “Muhtemelen geçip giden bir rüzgardır.”
“Rüzgâr mı?”
“Evet. Tatilde ateşle oynamak gibi, değil mi?”
“…” Chase hala sessiz bir şekilde bir noktaya bakıyordu. Geçte olsa başını onun baktığı yöne çeviren Naomi hiçbir şey göremedi. -Geçip giden personel ve Chase’in korumaları dışında.-
***
Chase’in karavanı, isteği üzerine setten daha uzağa yerleştirilmişti. Karavanı, diğer karavanlardan ve konaklama yerlerinden oldukça uzakta olduğu için Chase dinlenirken, korumalardan birinin karavanın yan tarafını ve diğer ikisinin etrafı koruması günlük bir rutin haline gelmişti.
Bugün devriye gezme sırası Mark ve Isaac’teydi. Karavana kadar Chase’i koruması gereken kişi aslen Seth’di ancak Josh’la yer değiştirmesi gerekmişti.
“Benim mi yapmamı istiyorsun?”
Seth şaşıran Josh’a “Evet” diyerek başını salladı. “C kendisi istedi… Neden birdenbire kızardın?”
“Ha? Neden bahsediyorsun bilmiyorum.” Josh aceleyle bakışlarını kaçırdı ama kızaran kulaklarını gizleyemedi. Kıvrak zekalı Seth bir şey fark etmeden önce, çabucak Chase’in arkasına geçti.
Laura programı kontrol ettikten sonra menajerle birlikte gözden kaybolarak Josh ve Chase’i baş başa bıraktı. İkisi de tek kelime etmeden karavana yürüdüler. O sırada Josh’un aklı, birkaç saat önce saçma sapan bir yerdeki beraberlikleriyle doluydu.
Karavan nihayet görüş alanına girdiğinde Josh nefesini tuttu. Beklentileri olduğu gerçeğinden utanarak Chase’e bir bakış attı ama her zamankinden farklı değildi. Aksine yüzünde ciddi bir ifadeyle dalgın bir halde olduğunu gören Josh çabucak başını çevirdi ve hızla karavanın önüne doğru yürüdü.
“Bir dakika içeri bakayım.” Bunu her zaman yaptığı için izin istemeden içeri girdi.
Dev karavanda her türlü imkan bulunuyordu. Geniş girişi geçtikten sonra bir misafir odası vardı ve devamındaki eğlence odasındaysa bilardo masaları, rengarenk müzik kutuları ve gösterişli makineler yer alıyordu.
Ardından gelen mutfak, hayatınız boyunca asla kullanmayacağınız her türlü mutfak eşyası ve pahalı ekipmanlarla doluydu ve bağlantılı barda 100’den fazla kokteyl ve basit atıştırmalık tariflerinin olduğu kitap, tatlılarla doldurulmuş küçük bir buzdolabıyla, fındık ve zeytin renkli şarap mahzenleri vardı.
Josh her zaman mahzendeki şaraplarını tadını merak ederdi ancak her defasında merakını olabildiğince bastırır son derece ciddi bir tavırla köşe bucağı incelerdi. Yatak odasındaki tüm boş yerleri kontrol ettikten sonra toparlandı.
“Ah, Bay Miller.” Kapıdan çıkmaya çalışırken, Chase çoktan içeri girmişti. Geç kalmıştı ama Josh yine de formaliteden rapor verdi. “Özellikle tuhaf hiçbir şey yoktu.”
“…” Chase tek kelime etmeden ona baktı. Söyleyecek bir şeyi varmış gibi görünmesine rağmen ağzını açmaması garip görünüyordu.
Josh onun konuşmasını sabırla bekledi. Chase’in bir insana bu kadar uzun bir süre, hatta oyunculuk yapmadığı zamanlarda bile doğrudan bakması alışılmadık bir durumdu. Tabi bu, Josh’a önceki gibi heyecanlı bir bakışla baktığı anlamına gelmiyordu. ‘Bu hali hakkında ne kadar düşünürsem düşüneyim, yüz ifadesinin böyle olduğunu ilk kez görüyorum.’ Josh istemsizce kaşlarını çattı.
Etraf sessizdi. Herkesten izole edilmiş karavanda sıradan insanların uğultusu bile duyulmuyordu. Sanki orası, dünyadan ayrılmış gibiydi.
Josh istemsizce kuru tükürük yuttu. Bir anda Chase’in gözleri kısıldı. Bakışları bir noktaya sabitlenmişti. Josh’un ağzı kurudu ve sırtından aşağı bir ürperti yayıldı. Güçlükle ağzını açtı. “Ben.”
Bir şey söylemeye çalıştı ancak bunu yapacak zamanı olmadı. Chase’in elini kaldırdığını gördüğü anda kaçma şansının olmadığı bir yumruk amansızca havaya uçtu.
***27. Kısım***
“Patt,” boğuk bir sesle gözleri parladı. Josh geriye doğru sendeledi, bağıramadı bile. Bununla bitmedi. Chase onu yakasından tuttu ve yatağa fırlattı. Fırlatır fırlatmaz üzerine çıktı.
Chase’in yakışıklı yüzü görüş alanına girdi. Yüzü her zamanki gibi güzel ama ifadesizdi. Bir sonraki an Chase, yüzüne tekrar tokat attı.
Josh’un yüzüne şiddetle vurmuştu, nedenini soracak zamanı bile olmadı. Kulaklarında yanağına inen tokatın sesi yankılandı.
Durumu değerlendiremeden vücudu kendiliğinden hareket etti. Josh geçte olsa kendisine doğru uçan yumruğu eliyle engelledi. Tokat atma sırası artık ondaydı. Diğer eliyle Chase’in yanağına tokat attı. Bu içgüdüsel bir hareketti.
‘Hayır, ona tekrar vurmalıyım.’ Yumruğunu uzatırken Chase’in yüzü görüş alanına girdi. Duygusuz ve solgun bir yüz. O anda Josh yumruğunu açtı, onu yakasından tuttu ve kendine çekti.
“…?” Chase’in titrediğini hissedebiliyordu. Dudaklarındaki balığımsı kanın tadını alabiliyordu. Her ne kadar ağzının içi patlamış ve acıyor olsa da Josh dilini dışarı çıkarıp Chase’in ağzını ele geçirmekte tereddüt etmedi.
Dudağını emdi, dilini ovuşturdu ve hızla nefes aldı. Gecikmiş bir şekilde utanan Chase ayağa kalkmaya çalıştı ama Josh hemen kafasını tuttu ve engel oldu.
Öpücük devam etti. Ağır nefes alma sesleri ve çarpışan dudakların emme sesleri birbirine karıştı. Josh gözlerini kapattı ve Chase’in ağzında doyasıya gezindi.
‘Hiç bu kadar tatlı bir tükürük tattım mı?’ Defalarca öpüşmelerine rağmen, ilk defa bu kadar tutkulu öpüşüyorlardı. ‘Chase’in dilini ısırmak, dudaklarını yalamak ve tüm tükürüğünü yutmak istiyorum.’
“…Ah!” Chase bastırılmış bir inlemeyle geri çekildi. Aceleyle çektiği dudakları tamamen ıslaktı ve parlıyordu.
Josh, kızarmış yüzüne şaşkınlıkla baktı. Uyarılmış alt tarafının kasıldığını hissedebiliyordu. Penisinin zonklaması tüm vücudunu titretiyordu. ‘Dürüst olmak gerekirse, şu anda onunla yatabilmek için her şeyi yapabileceğimi hissediyorum.’
“Haa, haa. Haa, haa.”
Nefes alışveriş sesleri karavanda yankılandı. Josh’a kıpkırmızı bir yüzle ve nefes nefese titreyen omuzlarla bakan Chase, refleks olarak elinin tersiyle ağzını kapattı.
Bir süre sonra sordu, “…Ne yapıyorsun?” Chase titreyen sesini gizleyemeden konuşmaya devam etti. “Şu an, beni öpmen için doğru zaman mı?”
Josh onu kendine çekip dudaklarını öpme dürtüsüne karşı koyarak düzensiz nefesiyle cevap verdi. “O güzel yüzüne nasıl vurabilirim?”
“Daha önce vurdun ama.” Chase dişlerini sıktı ve yüzünü gösterdi. Josh güldü. Durdu ve aşağı baktı. Sonra aniden onu yakasından tuttu ve kendine çekti.
“…!” Bir anda pozisyon tersine döndü. Chase, kendisine yukarıdan bakan Josh’a şaşkınlıkla baktı.
Sert nefes alışverişler devam etti ancak ikisi de bunun beklentiden kaynaklandığını biliyordu. Josh yavaşça Chase’e doğru eğildi. Chase onun yaklaşan dudaklarına baktı, kaçınabilirdi ama yapmadı. Artık bunun bir önemi yoktu. Chase gözlerini kapattı ardından dudakları tekrar birleşti.
Yorum