Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 46: Puding Yiyen Adam

BÖLÜM 46: PUDİNG YİYEN ADAM
Kısık ses öfke doluydu. Mark afalladı ve cevap verdi. “Zaten bir gün daha hastanede kalması gerekiyordu. Annesi yakınlarda yaşadığı için eve gitmeyi tercih etti.”
Gereksiz şekilde Josh’un özel hayatından bahsetmesi bile Chase’in ruh hali düzeltmedi. Sıkıca sıktığı yumruğunu açıp kaparken titredi. Kısa bir süre sonra, “Lanet olsun!” diye bağıran Chase, yataktan fırladı ve odanın içinde yürümeye başladı.
Her şeyden önce, ekibin programını planlamak Mark’ın kendi yetkisiydi. Ona tatil vermiş olsa bile, Chase’in bu kadar kızması için bir sebep yoktu. ‘Ne olursa olsun, güvenlikte aksama olmaması yeterli değil mi?’
Mark hızla çatık kaşlarını düzeltti. ‘Belki Josh yalnızken onu gücendirecek bir şey yapmıştır.’ Fikir yürütmeye çalıştı ama mantıklı bir açıklama bulamadı. Her şeye rağmen, Josh, Chase’i korumak için hayatını tehlikeye atmıştı. Kuduz köpek olduğu söylenen bir adam bile nezaketten yoksun olamazdı. ‘Yine de bunun işimiz olduğunu söylerse, söyleyecek bir şeyim yok.’
Buruk bir şekilde düşünen Mark, odada bir ileri bir geri giden Chase’e baktı ve konuştu. “Tedavi olur olmaz geri dönecek… Josh’la bir işiniz varsa, döner dönmez yanınıza gelmesini söylerim.”
Bunun üzerine Chase duraksadı. Mark tereddüt içinde beklerken, Chase bir süre sessiz kaldıktan sonra gözlerini kıstı ve konuştu. “Öyle olacak değil mi?”
Mark, ne demek istediğini anlayamadı. Josh döner dönmez gözlerinin önüne koyup koymayacağını soruyorsa, cevap ‘Evet’ti.
“Evet.” Başıyla onayladığında, Chase’in yüzü biraz olsun yumuşadı. Gergin bir şekilde alnını ovuşturdu ve sıkıntıyla içini çekti.”…Yalan söylüyorsan seni öldürürüm.”
‘Neden böyle anlamsız bir yalan söyleyeyim ki?’ İçinden geçirdiği itiraz sözlerini yutan Mark, tekrar “Evet” diye yanıtladı.
“…Lanet olsun!” Chase tekrar lanet ettikten bir süre sonra Mark’ın getirdiği yemek arabasına baktı. Yemek tabağının kapağını açıp hoşnutsuz bir ifadeyle soğumuş yemeği ağzına götürürken, Mark aceleyle odadan çıktı.
“Bize izne bile çıkmamamızı söylüyorsun, neydi bu şimdi?” Memnuniyetsizliğini koridora çıktıktan sonra dile getirdi ancak bu sözleri Chase’e hiç ulaşmadı.
***
Kucağında Pitt ile erkenden hastaneye giden Josh, uzun zaman sonra ilk kez kendini bu kadar dinlenmiş hissetti. Yarası hala acıyordu ama çocuğuyla baş başa geçirdiği bir günün yanında lafı bile olmazdı. Tedavi olmayı ve Pitt’le vakit geçirmeyi düşünürken, kendi kendine mırıldanarak direksiyona geçti.
Tedavisi çok uzun sürmedi. Tüm yapması gereken yarasına pansuman yaptırmak ve test sonuçlarını dinlemekti.
“Düzenli olarak gelip tedavi olmanda fayda var. Oldukça fazla dikişin var, bu yüzden… Yara izi kalacak ama bir çakal tarafından ısırılıp sadece bir yarayla kurtulduğun için çok şanslısın.”
Josh, ona teşekkür ettikten sonra Pitt’in aşısını da çabucak yaptırdı. Hastaneden çıktıktan sonra kucağında Pitt ile eve gitmek üzereyken, biraz ilerideki parkı görünce duraksadı. Çok uzakta olmayan parkı görebiliyordu. Bir an düşündükten sonra yön değiştirip parka doğru yürüdü. “Pitt, dondurma yemek ister misin?”
Çocuk heyecanla bağırdı, “Evet!”
Dondurmacıya doğru yürüdüler. Josh gülümsedi ve bir kaç adım gerisinde durdu.
“Neli yemek istersin?” Dondurmacı sevimli çocuğun seçtiği çikolatalı dondurmayı alıp külahın içine koyduğu anda Pitt’in yüzünde mutlu bir gülümseme belirdi.
“Ne sevimli bir çocuk.” Dondurmacı, hayranlıkla Pitt ve Josh’a baktı. “Babana çok benziyorsun.”
“Teşekkürler.”
Josh gülümsedi ve bahşişle birlikte ödemeyi yaptı.
Çocuğun dondurmayı yiyip bitirmesini izleyen Josh yorulduğunu hissetti. Ardından bir banka oturdu ve Pitt’in çimlerde koşup oynamasını izledi.
İşte o anda bir adama denk geldi. Biraz ilerideki bankta oturan narin adamın elinde puding vardı.
Yetişkin bir adamın bir bankta tek başına otururken “puding” yediğini söyleseler gülebilirdi ama adamın bu hali onu güldürmedi. Boş gözlerle bir yere bakarken yüzünde tek bir renk yoktu. Pudingi ağzına atarken sanki bir şeye şok olmuş gibiydi.
Josh sessizce ona baktı ama pudingi bacağına döktükten sonra bile sersemlemiş halde kıpırdamağını görünce, adama doğru bir adım atmadan edemedi. Pitt’in çimlerin üzerine oturup yonca toplamaya başladığını gördükten sonra oturduğu banktan kalktı.
“Merhaba, iyi misin? Her şey yolunda mı?” Yaklaşıp onunla konuştuğunda, adam şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. ‘Her neyse, en azından tepki verdi.’ Josh iç geçirdikten sonra devam etti. “Kendini kötü mü hissediyorsun? 911’i arayayım mı?”
Adam titreyen bir sesle reddetti. “Ah, hayır… sorun yok. “
Birden Josh adamın tanıdık geldiğini düşündü, “Bir ihtimal… tanışıyor olabilir miyiz?”
Josh’tan önce hatırlayan ilk o oldu. “Koruma olduğunu söylemiştin… Josh, değil mi?” dedi gözlerini büyüterek.
Ardından Josh da hatırladı. Pittman’ın partisinde tanıştığı Yeonwoo adındaki adamdı. Ancak o zaman Josh ona samimiyetle yaklaştı ve yanına oturdu. O gün bile, Yeonwoo kendini iyi hissetmediği için sıkıntı çekiyordu.
Ama şaşkınlığı bununla bitmedi. Pitt’in yüzünü tanıyan Yeonwoo, Emma ile aynı şirkette çalıştığını itiraf etti. Josh bu beklenmedik ilişkiye şaşıramadan Yeonwoo sözlerine bir yenisini ekledi. “Emma senin de bir çocuğun olduğunu söylemişti…”
Bununla birlikte Josh geçte olsa kız kardeşinden gelen mesajı hatırladı. ‘Bir şey isteyeceğini söylemişti, söyleyeceği şey bu muydu?’
Josh, bunun Emma’yı ilgilendiren bir şey olmamasının bir şans olduğunu düşünerek konuştu. “Demek bu yüzden benden bir şey isteyeceğini söyleyen bir mesaj attı. Neler olduğunu bilmiyordum… Neyse, sonuç aynıysa sorun yok.”
Emma çoktan onunla iletişime geçtiği için hiçbir şeyden haberi yok gibi davranamazdı, üstelik bu adamla ikinci karşılaşmasaydı. Bir Omega olarak verebileceği en iyi tavsiyeyi verdikten sonra sustu. Ona düşünmesi için zaman tanıyan Josh bir süre sessiz kaldıktan sonra, geçte olsa bir şey hatırladı, ‘Doğru ya.’
“Emma ile aynı şirkette çalıştığını söylemiştin değil mi? Sana bir şey sorabilir miyim?”
Yeonwoo mutlu bir şekilde başını salladı. Josh tereddüt etmeden sordu. “Ofiste kaç erkek var?”
Sorunun anlamını anlamayan gözlerini kırpıştıran Yeonwoo, şaşırmış şekilde cevap verdi. “Sekreterlik bölümünde çalışan tek erkek benim, aynı zamanda ekip lideriyim. Geri kalanların hepsi kadın. Emma dahil üç kişi var.”
O anda Josh’un yüzü sertleşti. Emma’nın hoşlandığı kişiler sırayla gözlerinin önünden geçti. Ve geçmişe dönüş şu anda önünde duran adamla sona erdi.
—————————————————
Çevirmen Notu:
-
Arkadaşlar bu kısım Kiss Me Liar webtoonunda yer almıyor ama novelinde anlatılıyor. Hatırlarsanız Yeonwoo parti günü hamile olduğunu öğrendikten sonra Keith’in evinde yaşamaya başlıyordu. Burada hastaneye kontrole gidiyor. Çıkışta bu parkta oturuyor ve düşünüyor. O sırada Josh’la karşılaşıyor.
-
Ana hikaye 32. Bölüm buranın devamı. Buradaki olay 31. ve 32. Bölüm arasında geçiyor. Yeonwoo, Josh gittikten sonra Keith’le buluşuyor. Olayın geçtiği günü çağrıştırması açısından bölüm görseline bu ikiliyi koydum.
-
Yeonwoo burada Pitt’i gördüğünde Josh’a benzediğini düşünüyor ve tanıdık başka birine daha benzetiyor ama kim olduğunu çıkaramıyor. (Siz anladınız kim olduğunu sfsfsf 😀 )
-
Ek olarak yine webtoonda yer almayan novelde olan başka bir ayrıntı var. Yeonwoo hamile olduğunu öğrendikten sonra Emma’ya söylüyor hatta kardeşine sormak istedikleri olduğunu söylüyor. Emma da bunun üzerine Josh’a mesaj atıyor. Daha sonrasında tesadüfen burada karşılaşıyorlar. Sonrasında Yeonwoo, Emma’ya Josh’la parkta karşılaştığını ve konuştuklarını anlatıyor. Emma bebeğin babasının Keith olduğunu ve Yeonwoo’nun işi bırakıp gideceğini falan buralarda çoktan öğrenmiş.
—————————————————
*
*
‘Neden bu kadar körsün?’ Josh, arabayı açık yolda sürerken dişlerini sıktı. Bildiği kadarıyla Emma’nın hiçbir zaman ciddi bir ilişkisi olmamıştı. Sebebi elbette belliydi. Çünkü kördü. Bu kez de, sanki gerçekmiş gibi ilişkisi hakkında heyecanlandığı andan itibaren böyle olacağını biliyordu.
Bir düşününce Yeonwoo’nun görünüşü, tıpkı Emma’nın zevkine göreydi. Onu ilk gördüğü anda, Emma’yı hatırlaması çok normaldi. Bu nedenle kız kardeşinin ona aşık olması anlaşılır bir durumdu.
Sorun Yeonwoo’ydu. Emma’nın duygularından haberi olmayan Yeonwoo’nun masum yüzünü hatırladığında yine öfkeyle doldu…
‘Böylesine sersem bir adama aşık olduğuna inanamıyorum.’
Ayrıca, Josh Emma’nın kırık kalbi için ona mesaj attığını düşünürken, kendinden daha zayıf olan birine az kalsın vuracaktı. Yeonwoo ona hamile olduğunu söylememiş olsaydı, ona gerçekten vuracaktı.
“Lanet olsun!” Josh yumruğunu lanet ederek direksiyona vurdu. Araba koltuğunda uyuyan Pitt aniden başını kaldırdı. Şaşkın bir ifadeyle gözlerini kırpıştıran çocuk kısa sürede yeniden uykuya daldı.
Birden üzgün hissetti. ‘Peki o adamın ne suçu var? Bunların hepsi Emma’nın erkekler konusunda kötü gözlere sahip olması yüzünden.’ Bunu düşününce tekrar sinirlendi.
‘Ne zorun var ki hep böyle adamları seçiyorsun.’
Josh, başını direksiyona vurma dürtüsüne zar zor direndi ve bunun yerine gaza sonuna kadar bastı.
***
Josh’un öfkesi işe döndükten sonra bile dinmedi. Emma ile yemekte konuşacaktı ama yemeğe gelmemişti…
Annesi de hayal kırıklığına uğramıştı ve <İşlerinin yoğun olduğunu söylemişti> dedi.
Ancak çok gergin olan Josh, nereye atacağını bilmediği öfkesiyle buraya kadar gelmişti. Pitt’i erken yatırıp hızla işe dönmüştü ama Chase’in malikanesine vardığında gece yarısı olmuştu.
Arabayı park ettikten sonra doğruca Mark’ı görmeye gitti. Mark, Josh’un yüzünü görür görmez onu sıcak bir şekilde karşıladı. “Yaran nasıl? Çalışabilecek durumda mısın?”
“Bu hiçbir şey, iyiyim.”
Mark, Josh’un kendinden emin yanıtıyla gözle görülür şekilde rahatlamıştı. Aslında biraz daha dinlensin istiyordu ama iş gücü kısıtlı durumdayken birine tatil vermek kolay değildi. Josh da bunun farkındaydı, bu yüzden isteksizce işe dönmeyi kabul etti. Aslında, bu tür bir yaralanma onun için gerçekten hiçbir şeydi. “Seth nasıl? Döndü mü?”
“Evet, o da bugün döndü. Nasıl olduğunu sordu. Döndüğünü ona söyle… Programınızı yarın öğleden sonrası için ayarladım, o yüzden bugün gidip dinlen.”
Konuşmasını bitiren Mark, “Ah,” dedi ve alnına dokundu. Josh merakla bakarken içini çekti ve konuşmaya devam etti. “Yatmadan önce C’nin yanına git.”
“Bay Miller mı? Neden?” Bir an için ürperti hisseden Josh sebebini sorduğunda, Mark baş ağrısı çekiyormuş gibi alnını ovuşturdu.
“Doğrusu, ona söylemeden sana izin verdiğim için çok kızdı. Hayır, program yapmak benim yetkim. Her şeyi tek tek rapor etmemi mi istiyor bilmiyorum. Neyse, döner dönmez yanına gideceğini söyledim, o yüzden git ve yüzünü göster. Ona yaptığın her şeyi söyle, zaten çok zor bir adam.”
Mark küfretmemek için kendini zor tutuyor gibi göründüğünde Josh’un “Tamam” demekten başka çaresi yoktu. Vedalaştıktan sonra Seth’le kaldığı odaya geri döndü. Önce eşyalarını yerleştirip Seth’e nasıl olduğunu sormayı sonra da Chase’in yanına gitmeyi düşünüyordu. Başta onunla karşılaşma anını olabildiğince ertelemek istediğini düşünmüştü ama şimdi hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacaktı.
“Seth, nasılsın…?” Kapıyı açıp seslendiğinde oda boştu. Josh boş odaya bakındı ve valizini yere bıraktı.
***
Josh, sıcak bir duşun ardından yarasının suya değmemesine dikkat ederek banyodan çıkarken kapı aniden açıldı ve Seth içeri girdi.
“Seth.”
“Josh.”
Şaşkınlık içinde birbirlerine seslenen ikili, kısa sürede el sıkışarak birbirlerine sarıldılar.
“Ne oldu, Şimdi daha iyi misin?”
Josh, Seth’in sorusunu gülümseyerek yanıtladı. “Bu kadarı hiçbir şey, yaran nasıl oldu?”
Seth, Josh’un sözlerini olduğu gibi tekrarlayarak çabucak ona baktı. “Bu kadarı hiçbir şey.”
Beline sadece bir havlu sarılmış olan Josh’u kontrol ederek bakışlarını tekrar yüzüne çevirdi. “Her şey yolunda mı? Bir Baskın Alfa’yla baş başaydın.”
‘Ah,’ Josh sonunda ne demek istediğini anladı.
Seth’in ona ciddiyetle bakan yüzü alışılmadık bir endişe belirtisi gösteriyordu. Josh sakin bir şekilde cevap verdi. “İlgin için teşekkürler, hiçbir şey olmadı. Çakallar, feromonlardan çok daha büyük bir sorundu.”
Şakayla karışık cevap verdiğinde Seth ona ciddiyetle bakmaya devam etti. “Isırıldığını duydum? Kuduz aşısı oldun mu?”
Josh başını salladı ve konuştu. “Yara düşündüğüm kadar büyük değil. Bundan da öte, vurulmak senin için sorun değil mi?”
“Ufak bir çizik sadece. Daha kötüsü, garip bir ilaç yüzünden kendime gelememiş olmam… Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Isaac tek başına mücadele etti.”
Bunu duyunca Mark’ın iyi olan tek kişinin Isaac olduğu hakkında söylediklerini hatırladı. Bu durum karşısında Josh acı acı gülümsedi. “Sana borçluyum, Isaac.”
Seth de başını iki yana sallayıp güldü. “Her zaman yardıma ihtiyacım olursa sen yardım edersin sanıyordum.”
“Isaac’ın orada olması büyük şanstı. Ona daha sonra ayrıntılı olarak soracağım.” Josh ile aynı fikirde olan Seth, geç hatırlamış gibi sordu. “Feromon ilaçlarını aldın mı?”
“Hayır, genelde çok sık ilaç içmem…”
‘Bir düşününce, Chase’in doktora gittiği günden beri hiç içmedim.’ İstemsizce bileğini burnuna götürüp koklarken Seth, Josh’a doğru eğildi ve “Bir dakika,” dedi.
“Gıdıklıyor.”
“Sabırlı ol.” Seth, boynunu koklamaktan bıkmış gibi burnunu çekti ve konuştu. “Gerçekten çok zayıf kokuyorsun.”
Sanki nedenini merak etmiş ve etrafı kokluyormuş gibi sormuştu. Josh omuz silkerek cevapladı. “Değil mi?”
Seth başını salladı. “Pekala, sorun yok. Hiç feromon koklamadığımdan değil ama normalde bu kadar uzun süre koklamam. Sanırım deterjan kokusu senin kokundan daha baskın olduğu için böyle oldu…”
“Siz ikiniz ne yapıyorsunuz şu an?”
Aniden gelen sesle ikisi de aynı anda başlarını çevirdiler. Ardına kadar açık kapının önünde Isaac duruyordu. Arkasındaki Henry görülebiliyordu. Dedikodu yapmamışlardı ama Josh, az önce Isaac hakkında söylediklerini hatırlayınca utanarak garip bir şekilde güldü. “Hiçbir şey.”
Her zamanki Isaac büyütmeden geçip giderdi ama bu sefer farklıydı. Gözleri önce Seth’e sonra tekrar Josh’a döndü.
“…Ne yapıyordunuz? Siz ikiniz neden buradasınız?”
Sakin sesin tuhaf bir havası vardı. Nedense titriyormuş gibiydi. Josh şaşkınlıkla cevap verdi. “Sadece konuşuyorduk… Sen ne yapıyorsun…”
“Siz ikiniz burada ne yapıyordunuz? Yoksa…”
“Yoksa, ne?” Seth araya girdi. Isaac sert bir yüzle ona baktı. İlk defa böyle bir tepki verdiğini gören Josh şaşırmıştı. ‘Onun gibi her zaman sevecenlikle gülümseyen birinin böyle bir yüz ifadesi takındığına inanamıyorum.’ Şaşıran sadece Josh değildi. Henry de gözlerini kırpıştırdı ve sırayla ikisine baktı.
“Hey, neyin var?” Henry araya girdi ama Isaac, Seth’e olan düşmanlığını bastırmak için hiçbir çaba göstermedi. Bunun yerine Henry’nin uzattığı eli sertçe sıktı ve Seth’e dik dik baktı. Beklenmedik tepkisi üzerine Seth içini çekti ve konuştu. “Ne düşünüyorsun? Josh ve benim öyle bir ilişkimiz yok.”
Isaac, ”Öyleyse az önce gördüğüm neydi? Josh’un boynunu öpüyordun! Şimdi hayır mı diyorsun? Or*spu çocuğu sana aptal gibi mi görünüyorum?” diye çılgınlar gibi bağırdı.
Josh bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu söylemeye çalıştı ama ona ne yaptıklarını sorarsa, söyleyecek bir şeyi yoktu. Ayrıca, Isaac’i ilk kez küfür edecek kadar sinirlenmiş görüyordu. Utançtan dili tutulmuş Josh’un aksine, Seth her zamanki gibi kaşlarını çattı ve konuştu.
“Ortada bir yanlış anlaşılma var, yaptığımız şey Josh’la benim aramda. Sizi tek tek bilgilendirmek zorunda değiliz, değil mi?”
“Ne dedin, seni p*ç?”
“Josh’tan hoşlanıyor olman herkesin senin gibi olduğu anlamına gelmez.”
“…?”
Bomba o kadar sakin düştü ki bir an ne olduğunu anlayamadılar.
***********************************************************************************************
Selamm bebekler ♥ Umarım her şey yolundadır.
Yazarın, Steward’ın da yer aldığı, başka bir kitabını okudum. (Kiss The Stranger) Enteresan şekilde Steward melek gibi biriydi. Yine her gördüğümde kötü adam havası veriyor. Görünüşüyle karakteri tezat biri. Hala Alfa tarikatı olayının arkasındaki kişinin Steward olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Bu arada diğer bomba habere geleyim sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyordum. Yazara Twitter’dan mesaj atmıştım ve bana cevap verdi. İnanılmaz mutlu oldum. Çok tatlı şekilde cevap verdi bana artık 1 numaralı fanıyım 😀
-Kiss Me Liar’a ara verildiğini söyledi.
-Kiss Me If You Can serisinin durumu hala belirsizmiş. Netleştiğinde bununla ilgili Tweet atacakmış. Artık geriye yazarın tweet atmasını beklemek kaldı diyelim.
-Ashily
Yorum