Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 42: Çakal Sürüsü

BÖLÜM 42: ÇAKAL SÜRÜSÜ
Mark’ın uzaklaşmasının ardından Josh, hızla sürücü koltuğuna geçti. Peşinden Chase’in sesi duyuldu. “Ne yapıyorsun? Arabayı süremeyeceğini söylemiştin,”
Artık yanındaydı. Josh ona baktı ve umursamaz bir şekilde cevap verdi. “Evet ama bir şeyin çalışıp çalışmadığını merak ediyordum. Acil durumlarda kullanabileceğimiz yardım çağrısı gibi bir şey olması lazım.”
Düğmelere basarak durumu kontrol etti. Test etmek için monitöre hafifçe vurdu, neyse ki ekran titrekte olsa çalıştı. Mükemmel değildi ama işe yarar görünüyordu.
Josh sabırla titreyen ekranı ayarlamaya çalıştı. Gidip gelen sinyali ayarladıktan sonra başını kaldırdığında Chase’in kendisine sinirli bir yüzle baktığını gördü. Ve konuştu. “Sinyali gönderdim, biri bunu görürse bizi kurtarmaya gelecekler.”
“Kim?”
“…” Josh acil durum sistemini açıklamayı düşündü ama çabucak bu fikirden vazgeçti. O da yorgun ve bitkindi. “Herhangi biri gelebilir.”
“…” Bu samimiyetsiz cevap üzerine konuşmayan Chase, bir süre sonra küfür ederek, arabayı tekmeleyip vurmaya başladı. Josh, araba çoktan hurda olduğu ve kendi arabası olmadığı için Chase’i yorulup pes edene kadar kendi haline bıraktı.
Kendi kendine ‘Sanırım özellikle bugün Pitt’i daha çok özlüyorum.’ diye düşündü.
***
Hava tamamen karardığında soğuk bir rüzgar esti ve sıcaklık hızla düştü. Josh battaniye bulabilmek için bagajı açtı. Düşündüğünün aksine, birkaç alet dışında kullanılacak pek bir şey yoktu. Neyse ki, içinde bir battaniye vardı.
İstemsizce omuz silken Josh, battaniyenin ucundan tuttu ve battaniyeyi tek seferde açtı, sonra onu kollarına aldı ve Chase’e doğru yürüdü.
Chase’in oturduğu taraftaki kapıyı açtığında, arabada oturup içeriyi inceleyen Chase hemen Josh’a baktı. Josh battaniyeyi uzattı ve konuştu. “Üzerine ört, hava soğuk olacak.”
Issız arazide sadece seyrek ağaçlar ve otlar vardı, dediği gibi güneş batar batmaz soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. Bu şekilde kalırsa vücut ısısının düşeceği ortadaydı, bu yüzden yapabileceği tek şey arabada battaniyeye sarılıp uyumaktı. Arabanın arkasındaki camlar paramparça olmuştu ve rüzgar içeriye esiyordu.
Buna rağmen Chase battaniyeye baktıktan sonra istemediğini belli ederek başını çevirdi. Josh ona sessizce baktıktan sonra arkasını dönüp battaniyeyi açtı. Chase’in onu izlediğini hissedebiliyordu. Bilmiyormuş gibi yaptı ve battaniyeyi kendi omuzlarına örttü.
Chase arkasından nefes verdi, “Ha.” Josh onu duymazdan geldi ve kumaş parçasının sıcaklığının tadını çıkardı.
“Hoo.” Derin bir nefes verdiğinde beyaz bir buhar oluştu ve kayboldu.
Birden, Josh arkasından duyduğu tuhaf sesle kaşlarını çattı. Sessizce dinledikten sonra arkasına baktı. İnce bir gömleğin üzerine giydiği tek şey ceketi olan Chase, içeriye doğru esen rüzgar karşısında dişlerinin arasından konuştu. “Lanet olsun.”
Alçak sesli bir küfürle saçlarını karıştırdı. Uzun, zarif parmaklar bembeyaz olmuştu ve hafifçe titriyordu. Chase dudaklarını ısırdı, başını çevirdi ve ardından Josh’la göz göze geldi.
“…”
“…”
İkili bir süre hiçbir şey söylemeden bakıştılar. Josh, Chase’in solgun yüzünün soğuktan yavaş yavaş kızarmasını izledi. Chase bir eliyle ağzını kapatmıştı ancak sonunda tüm yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Yüzü tamamen kızaran Chase’in üzerine sert bir rüzgar esti. Gösterişli sarı saçları alnında dalgalanırken gözlerinin altındaki teni daha da kızardı. Umutsuzluk içinde titreyen mor gözler sersemlemiş gibi açılıp kapanıyordu ve uzun kirpikleri titreşiyordu.
Güzel hatlara sahip burnunun ucundan dudaklarına doğru giden çizgiyi takip eden Josh, Chase’in dudakları arasından titrek bir iç çektiğini gördüğünde battaniyeyi omzundan çekip, ona verdi.
‘Bu adam yüzüyle hayatının geri kalanında iyi beslenecek ve iyi yaşayacak. Kişiliğin ne önemi var ki?’ Josh ciddi ciddi böyle düşündü. O andan itibaren omuzlarını saran sıcak şeyi vermekte tereddüt etmedi.
Chase bu kez reddetmedi. Tabi hemen de kabul etmedi. Josh sessizce, başka yere bakan Chase’in omuzlarına bilmiyormuş gibi yaparak battaniyeyi sardı. Pitt’e yaptığı gibi boynunun altına da sarmayı unutmadı.
Bundan sonra Chase’in yüzü hafifçe ısındı ve titremeleri azaldı. Parmağını bile oynatmadan, gururla aldığı battaniyeye tutunarak koltuğa yaslandı. Josh, bunu gördüğü an duraksadı. ‘Bir dakika, bunu gerçekten yaptım mı?’
Geç de olsa fark etmişti ama artık çok geçti. Uzun bacaklarını göstermek istercesine, çene hizasına kadar sarıldığı battaniyeyle, oturduğu koltuğa yaslanan Chase gözlerini kapattı. Şaşkınlıkla bakınan Josh’a konuştu. “Kapıyı kapat, seni işe yaramaz piç.”
“…” Josh sessizce emirlerini yerine getirdi. Arkadan gelen sert rüzgar artık daha da soğuk hissettiriyordu.
*
*
Yaklaşık bir saat sonra Josh gözlerini tüm vücudunu kaplayan soğukla açtı. Sürücü koltuğuna oturup uykuya dalmıştı. Gözlerini kırpıştırdı ve bileğindeki saate baktı. Ardından bakışlarını monitöre yansıyan kurtarma sinyaline çevirdiğinde, öncekinden daha zayıf bir şekilde titrediğini gördü.
Ateş böceği gibi yanıp söndükten sonra kaybolan sinyal, uzun bir süre tekrar görünmedi. Bunun üzerine Josh iç geçirdi. Arkasına baktığında, Chase’i gözleri kapalı bir şekilde koltuğuna gömülmüş halde buldu.
‘Uyuyor mu? Belki de böylesi daha iyidir.’ diye düşünen Josh, Chase’in beyaz tenine düşen saçlarına dokunma isteğine güçlükle karşı koyabildi. Bakışlarını uzun kirpiklerden aşağı indirdiğinde, hafifçe aralanmış dudaklar görüş alanına girdi. Bir süre boyunca arkasındaki adamın yüzünü inceleyen, Josh sessizce arabadan indi.
“…!”
Tüm vücuduna doğru sert bir rüzgar esti. Kırık camlardan dolayı arabanın içi buz gibiydi ama tüm gece çıplak vücuduyla rüzgara karşı savaşmasının yanında bu hiçbir şeydi. Bunu düşünmek Josh’u kendine getirdi. Şimdi Chase’in yüzünün büyüsüne kapılmanın sırası değildi.
Josh bir kez daha titredikten sonra çabucak arabadan indi. Bir şekilde vücut ısısını yükseltmesi gerekiyordu. Bunun için çok basit ve bilindik bir yöntem kullandı. Yere çöktü ve şınav çekmeye başladı.
“…99, 100.”
Kollarını hızla hareket ettirip 100’e kadar saydıktan sonra ayağa kalktı. Sırtı yanıyordu ve tüm vücudu ısınmıştı. Sonunda soğuğun uzaklaştığını hissedebiliyordu. Birbirine karışmış saçlarını sertçe sallayarak bir süre daha koştu.
Güçlükle yükselttiği vücut sıcaklığını korumak için hareket etmeye devam ederken, birden tuhaf bir şey hissetti. Başını çevirdiğinde gözlerini yeni açan Chase’le göz göze geldi. “…”
Temposu yavaşladı ve kısa süre sonra durdu. Kulaklarımdan soğuk bir rüzgar esti. “…”
“…” Bir süre boyunca ikisi de tek kelime etmedi. Chase’in Josh’a acıyarak bakan ifadesi, Josh’u utandırdı. Utanarak başını kaşıdı ve gülümsedi. Bunun üzerine Chase kaşlarını çattı. Josh hızla başını çevirdi ama artık çok geçti.
“Komik olan ne, seni or*spu çocuğu?”
Josh özür dilemekten bıkmıştı, o yüzden sustu. Önüne baktı ve vücut ısısını yükseltmek için hareket etmeye devam etti. Bir süre sonra onu sessizce izleyen Chase konuştu. “Ne yapıyorsun şu an?”
“Görmüyor musun? Soğuktan dolayı koşuyorum.” Kulağa iğneleyici bir cevap gibi geldi ama Josh bunu düzeltme zahmetine girmedi.
İlginç olan ise Chase’in tepkisiydi. Kısa bir süreliğine duraksadı. Utanmış gibiydi. ‘İmkanı yok,’ diye düşündü Josh. ‘Neden utansın ki?’
Chase’i görmezden gelerek egzersiz yapmaya devam etti. Ama Chase bundan hiç hoşlanmamıştı. “Hey.”
“…”
“Or*spu çocuğu, beni duymuyor musun?” Sonunda arabanın kapısını açtı ve yerde yuvarlanan boş su şişesine vurarak Josh’u hareket etmeyi bırakıp kendisine bakmaya zorladı.
“Ne var?” Josh rahatsızlığını saklamaya çalışmadı. Chase ağzını açtı ama söyleyecek bir şeyi yoktu. Josh’un dikkatini çekmesinin tek bir nedeni vardı. Kasten görmezden gelinmekten memnun olmamıştı.
Chase’in söyleyecek bir şeyi olmadığı için duraksadığını gören Josh hafifçe kaşlarını çattı. Bu tepkisi Chase’in gözünden kaçmadı. “Söyleyeceğin bir şey var mı?”
Josh, ona artık durmasını söylemek istedi. Ama ağzından çıkan kelimeler tamamen farklıydı. “Beni nasıl hatırlıyorsun?”
“Ne?” Bu sefer Chase kaşlarını çattı. Ancak o zaman Josh ne dediğini anladı. Chase tek kelime etmeden ona baktı. ‘Belki bu kez de, cevap vermeyecek. Belki de çok önemli bir sebep değildi o yüzden umursamıyor.’ Josh, her türlü mantıklı seçeneği gözden geçirirken Chase’in bunu teyit edeceğini umdu.
Chase hiçbir şey söylemeden ona baktı. ‘Bu adamın yüzünü hatırlamamın tek sebebinin rüyam olduğunu söylersem bana tuhaf bir şekilde bakacağına eminim.’ diye düşündü.
Chase, sessizce bir cevap bekleyen Josh’un yüzüne bakarak kaşlarını çattı. ‘Şimdiye kadar sayısız kez böyle baktım. Bu defa da çok farklı olmayacak.’ Chase, bunu düşünürken Josh’un sorusuna cevap vermek istemedi. ‘Bu soruya cevap verirsem rüyalarımdan da bahsetmiş olurum ama neden böyle bir nezaket göstereyim? Hem de yüzünü bile hatırlamayacağım birini gördüğüm bir rüya yüzünden hatırlıyorken.’
Chase dudağını ısırarak gözlerini kıstı. Anıları hala net değildi. O zaman ve şimdi bile hiçbir şeyden emin olamıyordu. ‘Her şeyden önce çoktan birkaç yıl geçti peki neden şimdi böyle bir rüya gördüm ki?’ Chase sinirle saçlarını karıştırdı.
‘Bu sadece bir rüya.’ Bu şekilde düşünürken, birdenbire çok uzaktan gelmeyen bir uluma duydu. O anda Chase’in yüzü sertleşti ve Josh refleks olarak dönüp etrafını kontrol etti. Onlardan başka canlılar da vardı. Etrafı dikkatle incelerken, tüm vücudundan baştan ayağa ürkütücü bir his geçti.
Bu canlıların ne olduklarını anlaması biraz zaman aldı. Karanlıkta gözleri Josh’unki gibi parlayan 10 tane hayvanın kimliğinin ortaya çıkması çok uzun sürmedi.
Bir çakal sürüsüydü.
***20. Kısım***
Josh yavaşça gerindi. Çakallar içgüdüsel olarak kendilerinden daha zayıf ve daha güçlü olan rakiplerini ayırt ederler. Saldırıdan kaçınmanın ilk yolu, onlardan daha güçlü olduğunuzu görsel olarak göstermektir.
Beklendiği gibi, çakallar saldırmak için acele etmediler ve tereddütle Josh’a baktılar. Çünkü tahmin ettiklerinden çok daha uzun boyluydu.
Bu sayede boynuna doğru saldırmakta tereddüt ettiler ama bu vazgeçecekleri anlamına gelmiyordu. Grubun lideri gibi görünen en uzunları öne doğru bir adım attı ve dişlerini ortaya çıkararak alçak sesle kükredi. Önündeki avı kaçırmaya hiç niyeti olmadığı belliydi.
Josh aceleyle liderle olan dövüşünde hangi silahları kullanabileceğini düşündü. Bir grup hayvanın karşısına elinde hiçbir silah olmadan çıkmak aptallık olurdu.
Aklına ilk gelen tabancayı kullanmak oldu ama mermiler çoktan bitmişti. Josh, geri adım atmadı ve silahı olmadığını anlayıp anlamadığını merak ederek dişlerini gösteren lidere baktı.
Liderden gözlerini ayırmayan Josh göz ucuyla çabucak etrafına bakındı. Neyse ki bagaj hala açıktı. İçindeki ingiliz anahtarını hatırlayarak saldırının yönünü kafasında belirledi.
Asıl sorun Chase’di. Araba güvenliydi ama arkasında bir açık vardı. Kovalamacanın ardından parçalanan arka camdı. Açıkta kalan alan bir çakalın içeri girmesi için yeterliydi. Josh nefesini tutarak konuştu. “Bay Miller.”
Alçak sesle Chase’e seslendi. Bakışları hala çakalların liderine sabitlenmiş durumdaydı. “İşaretimle birlikte ön koltuğa geçin ve mümkün olduğu kadar yere çömelin, gerisini ben hallederim. Anlıyor musunuz?”
“…”
“Bay Miller.” Bu sefer adını daha sert bir tonda söyledi. Buna rağmen Chase cevap vermedi. Josh’un çabucak ona bakmaktan başka seçeneği yoktu. Kısa bir süre sonra şaşkınlıkla duraksadı.
Beklenmedik bir şekilde, Chase bembeyaz olmuştu. Hatta gözleri açıkken aklı başından gitmiş gibi görünüyordu. Josh’un sesini hiç duyamıyormuş gibi gözünü bile kırpmadan çakallara bakıyordu. Nefes alıp almadığı bile tartışılırdı.
Josh bu beklenmedik tepki karşısında panikledi ve hızla nefes alıp verirken sırasıyla Chase ve çakallara baktı.
“Bay Miller, ne yapıyorsunuz? Sakinleşin!”
“…”
“Bay Miller!” Josh birden Chase’in köpeklere olan fobisini hatırladı. Ağlayıp donma şekli bile aynıydı.
‘Ona bunların köpek değil de çakal olduğunu söylesem sakinleşir mi? Yoksa ikisi de köpekgillerden mi? Tilkiye benzediğine göre ona tilki diyebilir miyiz? Tilkilerde aynı aileden değil mi?’ Birkaç saniye içinde aklından bir sürü şey geçti. Ama şu anda Chase’i sakinleştirmek için en doğru zaman değildi.
Hareket etmenin tam zamanıydı. Bakışlarını liderin üzerinde sabit tutan Josh çok yavaş şekilde hareket ederek bagaja doğru ilerledi ve elini açık bagaj kapısının altından kaydırdı. İngiliz anahtarının soğukluğu parmaklarının ucuna değdi ve çabucak kavradı.
Lider anında atmosferin değiştiğini fark etti. Josh’a doğru koşarken, Josh yüksek sesle bağırdı. “Bay Miller, öne geçin! Hadi!”
Her taraftan çılgınca uluyan çakallar ortaya çıkmaya başladı. O anda Chase çığlık atarak başını elleri arasına aldı.
“Aaaaaahhhh!”
“Bay Miller!”
Josh hızla koşan vahşi hayvanları tekmeleyip yumruklarken bir yandan bağırmaya devam etti. “Bay Miller, kendinize gelin! Kahretsin, şunu kesin ve hareket edin.”
“Ah, ahh, aahhhh!”
“Chase Miller!” Defalarca seslendi ama Chase hala ulumalardan başka bir şey duymuyor gibi panik içinde çığlık atıyordu. Sonunda Josh küfür etti. “Lanet olsun!”
“Patt,” boğuk bir sesin ardından Josh’a koşan çakal savrularak yere düştü. Josh, hızla ara açık arabanın arka kapısını kapattı. Keşke bununla bitseydi ama ne yazık ki arka cam artık tamamen parçalanmıştı.
Chase’e seslendi. “Aptal p*ç! Beni duyamıyor musun? Şu anda ne yapıyorsun, aklını mı kaçırdın?”
Bununla birlikte, çakalların lideri arkasından koştu. Omzunu ısırmadan önce Josh kıl payı kurtulup onu yumrukladı. “Kütt,” lider zayıf bir sesle uzaklaştığında, başka bir çakal boynuna doğru koştu. Onu da tekmeleyip etrafında döndürdüğünde, kalabalık bir an için durdu.
Ama bununla da bitmedi. Josh aniden ürpertiyle arkasına baktı, açık bagaj kapısına doğru zıplayan bir çakal gördü.
Bir eliyle açık bagaj kapısını indirdikten sonra dişlerini gösterip üzerine saldıran çakalı acımasızca tekmeledi. “Gümm, “çakal keskin bir sesle yere düştü ve başka bir tanesi içeri girdi. Bu sırada, Chase hala elleri başının arasında titriyordu ve hareket edemiyordu.
Yorum