Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 43: Kanarya

BÖLÜM 43: KANARYA
‘Lanet olsun.’
Josh dişlerini sıktı ve stratejisini değiştirdi. Çakalın peşinden gitmekten başka seçeneği yoktu. Aynı anda hem patronunu korumak hem de düşmanı yok etmek yeterince zordu ama Chase bu durumdayken yapabileceği başka bir şey de yoktu.
Her taraftan yüksek sesli ulumalar duyuldu. Hepsinin amacı aynıydı. Josh’un yorulmasını bekliyorlardı. Liderleri baskın geldiklerine emin olmuş gibi görünüyordu. Asla geri adım atmadı ve açıklık aramaya devam etti. Ve bulduğu ‘açıklıktan’ yavaşça atladı.
Liderin arkasından tehditkarca ve vahşice uluyan başka bir çakal daha atladı. Josh onunla ilgilenmek için döndüğünde lider doğruca Chase’e koştu.
Bunu gören Josh telaşla bağırdı. “Chase!”
O anda, Chase duraksadı. Ondan itibaren sanki zaman çok yavaş geçti. Chase başını kaldırdı, arkasına baktı ve ona dişlerini gösteren çakalı gördü. Nefesini kesecek sert dişleri ay ışığında keskin şekilde parlıyordu.
Onu gören Chase kaskatı kesildi ve hareket edemedi. Görüşü çakalın ardına kadar açık ağzıyla doldu.
Zihni birdenbire boşaldı. Boynun ısırılmasını ve her şeyin bitmesini bekledi.
Ama o an hiç gelmedi.
“Patt,” önünde boğuk bir ses duydu. Ama acı hissetmiyordu.
“…?” Yavaş yavaş gözlerini açan Chase, sersemledi ve uzaktan kendisine bakan öfkeli bir çakalın sarı gözleriyle karşılaştı. Salyası akıyordu ve vahşi dişlerini gösteriyordu. Vahşi gözleri Chase’e sabitlenmiş haldeydi.
Ama ısırdığı kişi Chase değildi. Chase geç de olsa Josh’un kollarını ikisinin arasına koyduğunu fark etti. Ve liderin Chase’in boynu yerine Josh’un kolunu ısırdığı gerçeğini.
Hayal kırıklığı uzun sürmedi. Bagajda yatan ve koluyla çakalın saldırısını engellemeyi başaran Josh, diğer eliyle hayvanın kafasına İngiliz anahtarını vurdu. Lider vurulmasına rağmen kolay kolay bırakmadı. Sonra diğerleri koşarak gelmeye başladı. Josh, onlara yaklaşan çakalları acımasızca tekmeleyip havaya uçurdu.
Bununla birlikte Josh derin bir nefes aldı. Çakalın kafasını kolundan ayırmayı başardı ama yara o kadar derindi ki kan akıyordu. Bunu gören Chase’in gözleri büyüdü. Çakal tekrar saldırdığında Josh tereddüt etmeden savurdu ve derin bir nefes daha aldı. “Ha.”
Bir süre nefes aldıktan sonra kuru tükürüğünü yuttu ve tekrar ayağa kalktı. Chase ona öylece bakıyordu.
Liderin ona dik dik bakan sarı gözleri Chase’in zihninde belirmişti. Kısa bir süre sonra göğsü sıkıştı ve nefes almakta zorlanmaya başladı. Kulaklarında ulumalar yankılanıyordu ve kalbi küt küt atıyordu. Bir süre sonra gözlerinin önü karardı.
‘Yardım etmem gerek.’ diye düşünen Chase güçlükle bir fikir bulmayı başardı ama vücudunu hareket ettiremedi. Tek başına dövüşmenin de sınırları vardı. Ayrıca, Josh zaten kanlar içindeydi.
‘Bak, çok yorulmuş.’ diye düşündü ve boş gözlerle Josh’un omuzlarının üzerinden nefes alış verişini izledi. Josh önünde durarak Chase’i üzerine gelen çakallardan koruyordu. Chase, kaskatı kesilmekten hiçbir şey yapamıyordu.
Bununla birlikte, hareket etmekten çok uzaklaşan zihni neler olduğunu anlamakta zorluk çekiyordu.
Josh’un gerilen sırtı görüş alanını doldurmuştu. Josh’un yırtık ceketini çıkardığını gördüğünde kendinden geçmek üzereydi. Sonrasında beyaz gömlekli biri görüş alanına girdi. Ardından gözlerinin önü bulanıklaştı.
Ha, ha, ha, ha.
Zorlukla nefes alıp vermeye devam etti. Titreyen bir elle göğsünü tuttu ama nefes alış verişi düzelmedi. Sonunda, üç çakal aynı anda Josh’a doğru koşarken Chase bilincini tamamen kaybetti.
***
<Ühü, ühü, ühhü…>
Bir yerlerden ağlama sesi duyuldu. Çocuk ağlamaya devam ederken durmayan gözyaşlarını elleriyle sildi. Askılı şort giyen sarışın çocuğun güzel yüzünün her yeri gözyaşları ve burun akıntısıyla doluydu. Ama ne kadar ağlarsa ağlasın çocuğu teselli etmek için yanında kimse yoktu.
<Chase bir tuhaf.> dedi Grayson kaşlarını çatarak.
Bu kadar ilgi gösteren tek kişi oydu. Nathaniel sigara içiyor ve boş boş telefonuna bakıyordu. Stacy inekliyordu. Diğer ikisiyse çok küçüktü.
İlgisizlik, görmezden gelinmek kadar acı vericiydi. Ama hangisinin daha iyi olduğunu söyleyemiyordu.
Kuşu sabahtan beri hiç ötmemişti. Suyunu içmemiş ve yemeğini yememişti. Kıymetli sarı kanaryası için endişelenen Chase, bütün gün derslerine konsantre olamamıştı. Aceleyle eve geldiğinde kuşu soğuk kafesin zemininde yatıyordu.
Chase şok içerisinde bağırdı. Bunu gören Grayson kafesin kapısını açtı. Chase’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
<Kuşum hasta, Grayson.>
Ağlamayı duyan Grayson kuşu aldı, avucuna koydu, birkaç kez dürttü ve konuştu. <Hasta değil, ölmüş.>
<Ölmüş mü?>
<Evet.> dedi Grayson umursamaz şekilde. <Onu atmamız gerek. >
Chase daha öldüğü gerçeğini kabul edememişken Grayson arkasını döndü. Ve sarı kanaryayı çöp kutusuna attı.
Afallamış Chase bağırdı.
Bu beklenmedik tepki karşısında Grayson, şaşkın bir ifadeyle ona baktı. Chase çöpe atılan kuşunu aceleyle aldı. Kuş hiç hareket etmiyordu. Ne kadar okşasa da, ne kadar ağlasa da hiçbir şey değişmedi. Saatlerce ağladı ama geri dönen tek şey soğuk bir bakıştı.
<O öldü, Chase.> Grayson her zamanki gibi sivri bir dille konuştu. <Öldüğü için onu atmak zorundayız.>
Ama Chase ikna olmamıştı. Kardeşinin durmadan ağladığını gören Grayson başını eğdi. Rahatsız olan Nathaniel umursamaz şekilde konuştu.
<Chase bir tuhaf, onu yalnız bırak.>
Bunun üzerine Chase bir an için ağlamayı kesti. Çaresizlik içinde ağlayarak gözlerini kırpıştıran Chase’e bakan Grayson omuz silkti. Chase orada öylece durarak Grayson’ın odasına gidişini, Nathaniel’in ilgisizce uzaklaşmasını ve Stacy’nin ona olumsuz şekilde başını sallamasını izledi.
Hiçbiri onu umursamamıştı.
Sonrasında ağlamasının nedeninin kuş mu yoksa başka bir şey mi olduğundan emin olamadı. Ağlamaya devam etti.
Akşam olduğunda eve dönen babası gözyaşları içindeki oğlunu gördü. Chase son bir umutla babasına baktı. <Kuşum öldü, baba.>
Chase gözyaşları içinde inledi ve şikayet etti. Babası ona ifadesiz bir yüzle baktı. Chase acısını bastıramadı ve şiddetle hıçkırdı.
<Grayson kuşumu çöpe attı… Ve bu benim için garip. Stacy ve Nathaniel tuhaf olduğumu söylüyorlar. Ben gerçekten tuhaf bir çocuk muyum? >
Chase yeniden gözyaşlarına boğuldu ama babası ona düz bir bakış attı. Uzun süre ağlamaktan nefesi kesilecekmiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlayan oğluna baktı ve kendine özgü kuru bir sesle konuştu. <Kuş artık bir işe yaramaz.>
<…>
Hıçkırıklarla başı uyuşmuştu, aklına söyleyecek bir şey gelmiyordu. Chase ona şaşkın bir ifadeyle baktı. Babasının soğuk yüzünün, ses tonundan hiçbir farkı yoktu. Nathaniel, Grayson ve diğer kardeşlerinin yüzlerinde de aynı bakış vardı.
Gözyaşlarının yeniden aktığını hisseden Chase dalgın ve titrek bir sesle konuştu. <Güzel ve ötüyor.>
Söyleyebildiği tek itiraz cümlesi buydu. Ama aldığı cevap o kadar da farklı değildi. <Öyle mi?>
Babası kaşlarını çatarak sordu, gerçekten anlamamıştı. Tıpkı tüm kardeşleri gibi. O anda Chase konuşmak için tüm cesaretini ve isteğini kaybetti. Babası, gözleri dehşetten kocaman açılmış olan oğluna ifadesiz bir yüzle konuştu. <Sana yeni bir kuş alacağım.>
Bu kadardı. Sanki her şey yoluna girmiş gibi Chase’in başını bir kez okşadı ve yukarı çıktı. Chase yine yalnız kaldı.
Birkaç saat sonra diğer babası da gelmişti ama Chase kuş hakkında tek kelime etmedi. Babası Chase’in kuşunun öldüğünü duyunca üzüldü ama Chase kuş hakkında hiçbir şey söylemeyince gitmesine izin verdi.
Chase o gece yatakta tek başına yatarken kalbinin kırıldığını hissetti. O anda, birinin gizlice acı çeken kalbine önem vermesini umduğunu fark etti. Ama böyle bir şey olmadı. O zaman anlamıştı.
Bu ailede tam bir yabancıydı.
Durmuş gözyaşları tekrar gözlerini doldurdu. Dayanmak için dudağını ısırdı ama buna rağmen gözyaşları akıyordu.
Dünyadaki herkes aynıydı. Sonunda herkes ona tuhaf bir yüzle bakıyordu. Onu anlamayıp gülüp geçiyorlardı. Böylece zaman geçip gidiyordu. Artık bu anlayışsızlıktan bıkmıştı ve daha fazlasını istemiyordu. Sadece onu rahat bırakmalarını istiyordu.
‘Bir gün bunların hepsi sona erecek.’
*
*
Chase gözlerini açtığında, bir an için ne durumda olduğunu anlayamadı. Gözlerini kırpıştırıyor ve gözünün önündeki manzarayı düşünüyordu.
Bilincini son kaybettiğinde olduğu gibi arabanın arka koltuğunda uzanıyordu. Her yer inanılmaz derecede sessizdi. Duyduğu tüm korkunç sesler sanki halüsinasyon gibiydi. Her şey bir anda yok olmuş gibi duyabildiği tek şey kendi nefesinin sesiydi.
Vücudu beklediğinden daha hızlı tepki verdi. Tüyleri diken diken oldu ve gözleri yavaşça büyüdü.
‘Ona ne oldu?’ İşte bunu düşündüğü anda istemsizce nefesini tuttu ve ayağa fırladı.
Birden arabanın açık kalan arka camından gelen soğuk rüzgarla beraber keskin bir koku hissetti. Biri sigara içiyordu.
‘Mümkün değil.’ Chase yavaşça arkasına baktı. Bagajın kapısından dolayı adamın sadece vücudunun bir kısmı görünüyordu.
Tereddüt ettikten sonra kapıya yaklaştı ve kafasını uzattı. Birden cam paramparça oldu ve soğuk rüzgar daha da fazla hissedildi. Ancak bu sayede dışarıdaki manzara filtrelenmeden Chase’in görüş alanına girdi.
Daha önceki gibi sırtı Chase’e dönüktü ve birkaç adım ötede duruyordu. Josh’un sigara içtiği, yüzüne yayılan dumandan belliydi. Chase bir an için afalladı ve ona baktı.
Beyaz gömleği kırışmış, kirli ve dağınıktı. Buna rağmen ince bir bezin kapladığı gergin sırt kasları gizlenemiyordu. Sigarayı ağzından alıp tekrar ısırmak gibi çok küçük bir hareket yapmasına rağmen, kolunu her hareket ettirdiğinde gömleği hafifçe çekilerek zarif ve keskin hatlarını ortaya çıkarıyordu.
Bakışlarını yavaşça aşağı indirdiğinde ince beli görüş alanına girdi. Bunu takiben sağlam kalçalara sabitlenen gözlerini daha da aşağı indirdi.
Aniden, Chase kaşlarını çattı. Adamın bacakları oldukça uzundu. O bacakla çakalı tekmelediğini hatırladığında, bir an için ürperdiğini hissetti. Tekmesi gerçekten çok iyiydi.
‘Bir düşününce, bana çakala vurduğu kadar sert vurmadı.’ Daha önce hiç fark etmediğini anlayan Chase duraksadı. ‘Sakın bana karşı biraz yumuşak davrandığını söyleme.’
Josh sigarasının külünü savururken göz göze geldiler. “Ah,” dedi, bir an için gözlerini büyüttükten sonra, her zamanki gibi gülümsedi. “İyi uyudun mu?”
Josh’un dudaklarının kenarlarının kıvrıldığını ve dostane gözlerini görünce Chase, bir an için utandı. ‘Kızman ya da sinirlenmen gerekmiyor mu? Neden gülümsüyorsun?’
Chase düşüncelerinden bağımsız olarak hızla yürüdü. Karşısındaki adamın görünüşü tam anlamıyla darmadağınıktı.
Giysileri yırtılmış ve parçalanmıştı, vücudunun her yeri kanla kaplıydı ve çakal ısırıklarıyla belirgin şekilde yaralanmış kolları kızarmış tenini ortaya çıkarıyordu. Yakından bakarsanız neredeyse sağlam yeri yok gibi görünüyordu. Yakışıklı yüzü kan ve toz içindeydi. Yüzünün bir tarafının çizilmiş olduğunu gören Chase, bakışlarını oraya sabitledi.
Chase’in bakışlarını yanlış anlayan Josh, sigarayı dudaklarının arasından çıkardı ve dumanını tüttürdü. Chase ona bakarken, bakışlarını sigaraya çevirdi ve konuştu. “Bir tane ödünç aldım. Özür dilerim.”
Sırıtan yüzü özür dilemekten çok uzaktı. Ama bu tavrı alaycı değildi, arsızdı. ‘Bu iyi,’ diye düşündü Chase. “Bıraktığını söylememiş miydin?”
Onun sorusu üzerine Josh tekrar gözlerini kıstı ve gülümsedi. Yorgun görünen yüzü beklenmedik bir şekilde Chase’in dikkatini çekti. Josh, ona afallamış şekilde bakmakta olan Chase’e cevap verdi. “Kanamam var. Sigara zararlı ama kan damarlarını daraltmak için iyidir.”
Josh dumanı içine çektikten sonra derin bir nefes verdi. Sigara dumanı düz bir çizgi halinde havaya yayıldı. Chase sessizce ona baktı.
“…Yüzün yaralanmış.”
Bunu farkında olmadan iç çekerek söylediğini geç de olsa fark etti. Ancak Josh’un tepkisi üzücü şekilde sıradandı. “Öyle mi?” dedi ve gelişigüzel şekilde sigarayı ağzına aldı. Bütün tepkisi bu kadardı. Aksine, Chase saçma sapan bir tavırla gözlerini kırpıştırdı.
İnanamayarak “…Hepsi bu kadar mı?” diye sorduğunda, Josh şaşırmış şekilde başını salladı. Gerçekten samimiydi. Yüzünde bir iz kalabilirdi ama onun hiç umrunda değil gibiydi. Üstüne üstlük, “Çalışırken olabilir” diyecek kadar ileri gitmişti.
Chase şaşırmıştı. Birden Josh, sanki bu düşüncesi yüzüne yansımış gibi kahkahalara boğuldu. Parlak gülümsemesi karşısında Chase yeniden sersemlemişti.
‘Neden gülüyorsun? Bu gülünecek bir şey mi?’ Neden gülümsediğini anlamıyordu ama gülümsemesi şaşırtıcı derecede güzeldi. Chase, ölene kadar izlese de bıkmayacağını düşündü.
Josh sigarayı ağzına götürdü. Kırmızı bir alev belirdikten sonra yerini gri bir duman aldı. “Hoo,” bu kez kısa bir sigara dumanı üfledi.
Ardından Josh, sigarayı tuttuğu elini arabanın tavanına dayadı, gövdesini eğdi ve Chase’le göz göze geldi. İkisi burun burunayken birbirlerine baktılar. Chase gözlerini kaçırmadı, ifadesini bozmadı ya da sinirlenmedi. Sessizce Chase’e bakan Josh konuştu. “Bay Miller.”
Yumuşak bir ses Chase’in kulağında yayıldı ve kayboldu. Bir an için sırtı titredi ama bu soğuktan dolayı değildi. Josh, kendisine bakan Chase’e gülümseyerek sordu.
“Sizi öpebilir miyim?”
***21.Kısım***
Chase bir süre tek kelime etmeden ona baktı. Josh kolunu arabanın çatısına dayadı ve elindeki sigarayı ağzına götürdü. Duman bir süre Josh’un yüzünü gölgeledikten sonra yok oldu.
Chase ona bakıyordu. ‘Reddedersem ne tepki verir? Beni kurtardın ama bunu bile yapamadığım için bana kızar mısın? Yoksa utanarak başını kaşıyıp geri adım mı atacaksın?’
‘Bu konuda endişelenmem çok komik. Aklını mı kaçırdın diye bağırmam gerekmez mi? Bu kahrolası herifin söylediği şey için sinirlenmem gerekmiyor mu?’
Chase bunları düşünürken, Josh’un başını eğmesini izledi. Bu gidişle dudakları birbirine değecekti. Niyeti belliydi. Ama arkasına yaklaşıp uzaklaşırsa her şey bitecekti. Sonra Josh’un girişimi başarısız olurdu, Chase ona istediği gibi gülebilirdi.
Ama tüm bunları bilmesine rağmen Chase kıpırdamadı. Geri adım atmadı, başını çevirmedi, sinirlenmedi ya da Josh’u itmedi. Tek yaptığı Josh’un onu öpmesini beklemekti.
Kendisi için bu kadar yaralanan bir adamı nasıl reddedebilirdi.
Uzun kirpikleri yavaşça gözlerinin önüne geldi. Josh gözlerini kapattıktan sonra Chase de gözlerini kapattı. İşte o anda dudakları birbirine değdi.
‘Ah,’ istemsizce iç çekti. Ancak o zaman Chase isteksizce itiraf etti. Bu adam onun için hayatını riske atmasa bile bu dudakları öperdi.
Chase uzandı ve Josh’un kafasını daha da yaklaştırdı. Dudaklarını daha derine çekmek ve içini daha çok tatmak istedi.
***********************************************************************************************
Alın size mükemmel bir bölüm daha 😀
Bölümün her kısmı muhteşemdi Chase’e inanılmaz üzüldüm. Çocuklara karşı zaafım var ve bu şekilde acı çekmiş olması beni yaraladı. Dışarıya karşı çok hırçın biri ama aslında çok hassas bir çocuk. Ayrıca bu bölüm Miller ailesini biraz tanıdık. Bu arada bölüm görseli Miller ailesinin resmi görselleri. Ufak bir bilgi vereyim Chase’in Alfa babasının adı Ashley ve Omega babasının adı Koi. Yakında zamanda bu ikisinin de serisi çıktı. Merak edenler için serinin adı Lick Me Up If You Can.
Veee sondaki o öpüşme kısmı aşk değilde ne? Bu ikisinin arasındaki çekim beni benden alıyor.
-Ashily.
Yorum