Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu

A+ A-

BÖLÜM 45: SUÇLU


Bununla bitmedi. Kaşlarını çatarak etrafa bakındı ve dişlerini sıktı. “Kollarını göster, lanet olası.”

“… “

Hepsi şaşırmıştı ve söyleyecek söz bulamıyordular. Kimse sorunun ne olduğunu bilmiyordu. Şu anda tuhaf olan tek şey Chase’di.

‘Nerede hata yaptık?’ Mark kafası karışmış şekilde etrafa bakarken, Henry ve Laura aynı anda başlarını salladılar. ‘Bilmiyorlar, tıpkı benim gibi.’

Nedenini bilen tek kişi Josh’du. Tabii ki, Chase’in bu kadar fazla tepki vermesini beklemiyordu, her durumda bunu halletmesi gerekiyordu.

Utanan Josh kaçınarak “Ah. Teşekkür ederim Bay Miller. Şu an bir sorun yok.” dedi ve Chase’i kendinden uzaklaştırdı.

Chase’in yüzü sertleşti ama Josh bilmiyormuş gibi yapıp Mark’a baktı. “Düşündüğümden daha uzun sürdü ama herkesin iyi olduğuna sevindim. Seth’e ne oldu?”

“Tedavi görüyor. Neyse ki kurşun onu sıyırdı… Detayları dönünce anlatırım… Josh?” Aniden kafası karışmış şekilde adını söyledi. Josh sersemlemiş halde gözlerini kırpıştırdı. ‘Neden böyle bakıyorsun?’

Sadece Mark değildi. Henry ve Laura da sanki afallamış şekilde bir şeyler söylüyorlardı. Sorun şu ki hiçbirinin sesini duyamıyordu. Helikopterin yüksek sesini bile.

Hepsinin arasında en düşünceli görünen Chase’di. Onun solgun yüzünü gördükten sonra Josh kendinden geçmişti.

***22. Kısım***

Josh bu kez gözlerini açtığında hastanedeydi. Bir kolunda kalın bir sargı, diğerinde serum vardı.

Henüz odaya giren Mark konuştu, “Dayanıklılığın gerçekten harika.”

Josh’un hastaneye geldiğindeki durumu, gördüğü tedavi, yapılan iğnelerden bahsetti ancak Josh’un tek duyabildiği ‘birçok iğne yapıldığı ve tedavi gördüğü’ oldu.

Josh açıklamasını ilgisizce dinledi ve Mark’ın getirdiği eşyaların arasından ilk olarak cep telefonunu çıkardı. Mesajlarına baktığında Emma’dan bir mesaj geldiğini gördü.

[Lütfen beni ara, senden bir şey isteyeceğim.]

Basit mesajda pek bir kriz duygusu yoktu.

‘Sonra dönüş yapacağım.’ diye düşünen Josh, kalan mesajları gelişigüzel kontrol etti. Bu arada, Mark’ın konuşması yavaş yavaş sona eriyordu.

“Kuduz ve tetanoz aşılarına kadar her şey yapıldı. Neyse ki kırık kemiğin yok.” Mark, derin bir nefes vermiş gibi konuşmasını bitirdi. Ve gülümseyerek dalga geçti. “Bir çakal sürüsüyle dövüşme fikri nasıl aklına geldi? C tamamen yorgun görünüyordu ama sen yere yığıldıktan sonra hepten beti benzi attı. Laura onun bu kadar endişelendiğini görünce şok oldu.”

Chase’in onun için bu kadar endişelendiğini duymak garipti. Ne diyeceğini bilemeyen Josh, belli belirsiz gülümsedikten sonra konuştu. “Peki, ne zaman çıkış yapacağım?”

“Hey, hey. Sakin ol, acelen ne?” Mark, Josh’u sakinleştirmek için elini uzattı.

“Bir gün daha gözetim altında tutulacaksın, yani yarın çıkış yapabilirsin. Şimdi dinlen, taburcu olduktan sonra yavaşça dönebilirsin. Hatta oğlunla telefonda konuş. Onu özledin, değil mi?”

“Evet.” Hemen Pitt’i düşündü. Ancak bu sefer tuhaf bir şekilde Chase ile yüzleri örtüştü ve birbirine karıştı. Josh hızla konuyu değiştirdi. “Peki, ne oldu? Asıl konuya gel”.

Bir sürü sorusu vardı. Mark derin bir iç çekerek konuşmaya başladı. “Her şey hastanede başlamış.”

‘Beklendiği gibi,’ diye düşündü Josh. Mark konuşmaya devam etti.

“Sanırım yediğimiz çikolatanın içinde ilaç varmış. Neyse ki, ciddi yan etkileri olan bir ilaç değildi. Yarım gün geçtikten sonra herkesin durumu iyiydi. En çok yiyen Henry olduğu için en fazla halüsinasyon gören o oldu. Uyanması iki kat daha uzun sürdü… Durumu neredeyse Seth’inki kadar kötüleşmek üzereydi. Her neyse, o adama kesin olarak bedava olan hiçbir şeyi almamasını ve yememesini söyledim. Neyse ki, Isaac hiçbir şey yememişti. Henry iki avuç yediği için içeriğini bulmak kolay oldu.”

Mark başını salladı. Ama Josh’un ilgisi başka yerdeydi. “Peki suçlu kim? Bunu en başından beri planlayan kimmiş?”

Josh elbette, Steward’ı düşündü. Ancak Mark’ın söylediği şey beklediğinden farklıydı. “Bize çikolatayı getiren personelmiş.”

“Afedersin?” Josh istemsizce sesini yükseltti. Mark başını salladı. “Kim olduklarını biliyorsun. Baskın Alfalara saldıran tarikat. Onların bir inanıydı muhtemelen. O hastane aynı zamanda Baskın Alfalar üzerine bir araştırma merkezi işletiyor, değil mi? Görünüşe göre hasta bilgileri ya da ihtiyaçları olan bir şeyi almak için sızmışlar ama sonrasında biz hedef alındık.”

“Orada tedavi gören tek Baskın Alfa’nın C olduğunu sanmıyorum.”

Mark, Josh’un yorumuna katıldı.

“Tabii ki değil. Sen olsan hedefini değiştirmez miydin? Mümkün olursa daha çekici birini seçmek istersin. Ne de olsa performans da önemli. Her neyse, dikkat çekmek için sadece başarılı olmak yeterlidir. Üstüne üstlük hedefin C olduğunda başarılı olursan tüm dünya alt üst olur.”

Chase’in solgun yüzüyle bir tabutta yatarkenki halini düşününce Josh’un tüyleri ürperdi. “Suçlu tek başına mı hareket etmiş? Suç ortağı yok mu? Başka bir suçlu daha vardır, değil mi?”

“Hayır, sanırım C’nin doktora gitmesini bekledi ve sonra arkadaşlarıyla temasa geçti. Uzun süredir hazırlandıklarını duydum. Silah, kamyon ve bunlar için. Başarısız oldukları için çok üzülmüş olmalılar.”

Bunu söylerken, Mark neşeli görünüyordu. Ama Josh ikna olmamıştı. “Peki ya doktor?”

“Kim?”

“C’nin doktoru. Steward denen adam. O araştırılmadı mı?”

“Ah, şu beyefendi.” Mark ancak o zaman hatırlamış gibi cevap verdi. “Çoktan araştırıldı. Suçsuz olduğu söylendi.”

“Ne?” Josh’un sesi sert çıktı. ‘Bu doğru olamaz. Birlikte olduklarından emindim.’ diye düşündü.

Mark sakince konuştu. “Sadece doktor değil, tüm hastane personeli soruşturuldu ama hiçbirinin alakası olmadığı ve suçlunun tek bir kişi olduğu ortaya çıktı.”

“Mümkün değil…” Mark bu beklenmedik cevaba kaşlarını çattı. “Sorun ne? Söylemek istediğin bir şey mi var?”

“Hayır öyle bir şey yok ama…” Josh gönülsüz bir şekilde cevap verdi. “Hangi yoldan gideceğimizi bilen tek kişi o değil miydi? Bir şekilde emin olamıyorum…”

‘İlacın etkilerinin tamamen farkındaydı ve danışmanlık sırasında Chase hakkında çeşitli şeyler duymuş olduğuna eminim, böyle bir tuzak kurması kolay olmaz mı?’

Mark düşüncelere dalmış ve aklındakileri belli belirsiz ağzından kaçıran Josh’a şaşkın bir şekilde cevap verdi, “Umm, Isaac de benzer bir şey söyledi.”

“Isaac mi?”

“Evet. Doktorun garip bir şey söylediğini duydum. Ekibimizdekiler hakkında soru sorup ilacın yan etkilerinden bahsederken Baskın Alfalara karşı düşmanca bir havası olduğunu söyledi.”

Josh içten içe gergindi ama Mark sadece omuz silkti.

“Ama ne yapabilirim? Polis masum olduğunu söylüyor. Personel yolu sormuş ve o da söylemiş. Hastanın kişisel bilgisi olmadığı için fazla düşünmeden söylediği için özür dilediğini duydum.

“Ama Isaac de hiçbir şeyden haberi yok gibi davrandığını düşünüyor.” Bir kez daha konuşan Josh’a geri dönen tek şey, kayıtsız bir yanıttı. “Belki de sadece psikolojik olarak rahatsızlık duyuyorsundur.”

“…”

“Ayrıca, müşterilerimizi sevip sevmediğimize göre iş almıyoruz.”

Cevap olarak söyleyeceği başka bir şey yoktu. Josh sonunda geri adım attı. Mark ona baktı ve konuştu. “Polis soruşturmaya devam edecek, o yüzden şimdilik işimize odaklanalım. Anlaşıldı mı? Bir şeye ihtiyacın var mı?”

“Peki ya C? Yarası falan var mı…”

“İyi durumda, sen bu kadar yaralanmışken tabii ki de iyi olması gerekiyor.”

Bunu söyledikten sonra Mark başını eğdi ve kaşlarını çattı.

“Şaşırtıcı olan şey hastaneye kadar peşinden gelmeye çalışmasıydı, bu yüzden onu durdurmak için çok uğraştık. Etrafında birisi ölse bile gözünü kırpmayan bir adam değil miydi? Her zaman delinin teki olmasına rağmen o an gerçekten çıldırmış gibiydi. Çok tuhaftı. Burada olduğu öğrenilirse, hayranlarının yine bir köpek sürüsü gibi peşinden koşacağını söyleyip onu ikna etmeyi başardım ve konağa geri gönderdim. Tedavin biter bitmez geri döneceğini ve burada olmasının iyileşmene hiç faydası olmayacağını söyledikten sonra beni dinledi…”

Mark merakla şakacı bir şekilde sordu. “Aranızda neler oldu? Merak ettiğim tek şey bu da değil. Onunla baş başayken anlaşabildiniz mi?”

“Bilmiyorum belki de uyuşturucu yüzünden halüsinasyon görmüştür.”

Hafifçe kafasını çevirdiğinde, Mark tekrar başını eğdi. “Öyle mi?”

“Başka ne olabilir ki? C’nin bir korumayı umursamasına imkan yok.”Josh omuz silktiğinde Mark, “Evet” diye mırıldandı. Hâlâ düşüncelere dalmış halde çenesini ovuşturduğunu gören Josh konuyu değiştirdi. “O zaman yarın akşam gelebilir miyim? Ya da gündüz?”

“Çalışma saatlerini yarından sonraki güne göre ayarlayacağım, o yüzden iyice dinlen ve rahat ol. Polis soruşturması ve C’nin kendini kötü hissetmesi nedeniyle çekimleri ertelendi. Sahnelerin önceden çekilmesi çok iyi oldu, C şu anda malikanede dinleniyor, yani taburcu olduktan sonra oraya gel.”

Josh, Mark’a ilgisi için teşekkür etti. Aniden aşırı derece Pitt’i özlediğini hissetti. “Hey, Mark, bugün taburcu olup yarın sonuçları öğrenmek için gelemez miyim?”

“Ha? Ne demek istiyorsun?” Mark şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Josh utanarak başını kaşıdı ve konuştu. “Oğlumu görmek istiyorum. Nasılsa bu gece buradayım, değil mi? Bence yarın gelip sonuçları öğrenip hemen geri dönebilirim.”

Josh’un sözleri doğruydu. Yine de bu, Mark’ın hemen kabul edemeyeceği bir şeydi. Her şeyden önce, doktorun iznine ihtiyacı vardı. “Önce sorayım.”

“Teşekkür ederim. Yardımcı olmanı rica ediyorum. Onu günlerdir aramadım. Oğlumun beni beklediğine eminim…”

“Ah hayır, Pitt’i ağlatmamalısın. Tamam, hemen döneceğim.”

Mark aceleyle kalktı ve odadan çıktı. Ve bir saat sonra iyi haberlerle döndü.

*

*

“Babacığım!” Pitt Josh’u görür görmez gözyaşlarına boğularak ona doğru koştu. Aceleyle kollarına aldığı çocuk omzunu gözyaşları ve tükürükle sırılsıklam edecek kadar şiddetle ağlamasına rağmen Josh çocuğu bırakmadı.

“Meşgul olduğunu biliyorum ama neden beni aramadın?” Annesi Josh’un yaralı bedenine bakarken onu azarladı ve bir kaç cümle daha söylemeden edemedi. “Vücudunu da düşünmelisin, her gelişinde böylesin.”

“Sadece birkaç çizik, önemli bir şey değil.” Çakal ısırığı düşündüğü kadar kötü değildi. Üzerine büyük bir dikiş atılmıştı ve kocaman bir bandajla sarılmıştı ama bunun dışında sadece çizikler vardı. “Bu tür yaralanmalar orduda yaygındı.”

Annesi kısa bir bakış attı ve hiçbir şey söylemedi. Bu arada Pitt ağlamayı kesti. Ağlayan çocuğun sırtını hafifçe sıvazlayan Josh, başını çevirdi. Pitt ona ıslak bir yüzle baktı.

‘Nasıl bu kadar çok benziyorlar?’ Kendini garip ve ürkmüş hisseden Josh, Pitt’i yanağından öptü. Birden aklına Chase’in yüzü geldi.

Sersemlemiş bir halde ‘O adam şimdi ne yapıyor? Yine halüsinasyonlar görerek titriyor mu acaba?’ diye düşünürken Pitt yüzünü iki eli arasına alıp okşadı. Geç de olsa aklı başına gelen Josh gülümseyerek sordu.

“Bu gece babacığınla yatacak mısın?” Josh’un sorusu üzerine Pitt gözlerini kocaman açtı ve heyecanla zıpladı.

“Yarın kaçta gideceksin?”

Josh, heyecanla boynuna tırmanmaya çalışan Pitt’i kollarından ve kalçasından tutarken annesine cevap verdi. “Hastaneye gitmem gerekiyor, o yüzden öğleden sonra gideceğim.”

“Akşam yemeğini birlikte yiyebilir miyiz? Emma’yı da çağıracağım.”

“Biraz erken olursa mümkün.”

Bu sırada Josh’un omzuna oturan Pitt küçük elleriyle gözlerini kapattı. “Hadi! Babacığım, gidelim!”

Her şeyi parmaklarının arasından görebildiği halde, Pitt büyük bir heyecanla emrettiği için Josh, göremiyormuş gibi yaparak kasten sendeledi.

“Babacığım sağa! Sağ tarafa!”

“Ah, bu ne?”

“Hahahaha.” Evin içinde gülen çocuğa göre hareket eden Josh, aynı anda hem dolu hem de boş hissetmek gibi garip bir deneyim yaşadı.

Bir yandan da Chase’in şu anda ne yaptığını merak ediyordu.

***

Mark, soğuk sessizlikte afallamış bir yüzle ağzını açamadı. Chase getirdiği yemeğe bile bakmadan sert bir ifadeyle dişlerini sıktı. “Ne demek izne çıktı?”

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 45: Suçlu light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X