Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 40: Tuzak

BÖLÜM 40: TUZAK
“Korumaların değiştiğini duydum, bugün bütün korumalar burada mı?”
“Evet.” Isaac’in verdiği kısa cevaptan sonra Steward konuşmaya devam etti. “Gama bulmak kolay olmamıştır… Hepiniz Alfa mısınız? Ya da Beta?”
Ekiptekilerin cinsiyetlerini sorduğunda, Isaac dürüstçe cevap verdi. “Ekibimizde Alfalar ve Betalar var…”
“Peki Gama ve Omega?”
“Yok.” Isaac’in verdiği cevap karşısında Steward tekrar gülümsedi ve konuştu. “Zor zamanlar geçirmiş olmalısınız.”
Isaac bu adamın birdenbire ne tür bir zorluktan bahsettiğini merak etti. Ama bunu sormaya çekindi. Hepsinden de öte, Chase’in tek kelime etmemesi onu rahatsız etti. Normalde böyle bir durumda gürültü yaptıkları için bağırırdı ya da rahatsız olurdu ama şu anda ağzını açmadan yürüyordu.
“Uyuşturucu yüzünden böyle.”
“Başka bir ilaca geçtim ama bu yüzden bir iki gün boyunca kendini iyi hissetmeyecek. Sersemlemiş ve halsiz olacağı için uykulu hissedecek ama… Belki de başkalarına vuramayacağı veya zorbalık yapamayacağı için böylesi daha iyidir.. Ah, hafıza problemi olmayacak. Korkunç bir şey yaşarsa, vücudunu hareket ettiremeyecek ancak yaşadığı kötü anılar aynı şekilde kalır.”
“Gerçekten mi?” Isaac şaşkınlıkla sordu. Bilinci yerinde olmasına rağmen bedenini hareket ettiremeyeceğini hayal dahi etmek korkunçtu. Steward, gerginlik içindeki Isaac’e sanki önemli bir bilgi veriyormuşçasına yumuşak bir sesle fısıldadı. “Gözlerin açıkken kabus görmek gibi olduğunu söyledi.”
Isaac’in sertleşmiş yüzünü görün Steward sırıttı. “Baskın Alfaların beyinleri gerçekten ilginç.”
Isaac nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bilemedi. ‘Bunu bana neden söylüyorsun?’ diye düşündü. Bu sırada Steward, konuşamayan Isaac’i geride bırakarak dinlenme odasının kapısını açtı. “Uzun zamandır bekliyorsunuz, sizi yeni Bay Chase Miller’la tanıştırmama izin verin.”
Herkes merakla oturduğu yerden kalktı. Steward, gülümseyerek konuşmaya devam etti. “Şaka yapıyorum, reçetesini değiştirdim ve korkarım bugün pek iyi hissetmeyecek…”
Isaac’e söylediği uyarıları tekrarladı. Steward’ı bu şekilde gören Isaac içinde bir huzursuzluk hissetti ama bu bir şey söyleyeceği anlamına gelmiyordu. Binadan ayrılırlarken Steward tekrar konuştu. “Buraya gelmeniz ne kadar sürdü? Rota 24’ten mi gideceksiniz?”
Mark başını salladı. “Evet, yaklaşık üç saat sürdü.”
“Anlıyorum. Yol kenarında çakal sürüsü olduğunu duydum, bu yüzden dikkatli olun. “
“Ah… bu günlerde her yerde sayıları arttı. İnsanlara da saldırdıklarını söylüyorlar… Ne var ki bunda?”
“Tabii,” Steward gülümsedi. “Ne olacak?”.
Sonrasında hepsi sırayla arabaya bindi. Steward bekledi, araçlara binmelerini izledi ve tekrar konuştu. “Hadi öyleyse. İyi yolculuklar.”
“Eline sağlık, Steward. Seninle tekrar irtibata geçeceğim.” Laura’nın sözleri üzerine gülümsedi ve hafifçe elini sıktı. Dönüş yolunda Josh, Mark, Seth aynı arabaya bindiler. Laura ve Isaac’de Henry’nin kullandığı arabaya binmeye karar verdiler. Laura arkadaki araca doğru ilerlerken Josh, şöför camını kapatmak üzereydi ve birden Steward’ın ıslık çaldığını duydu.
♬♪…
O ana kadar tepki vermeyen Chase, bir kuş sesini andıran ıslığı duyduğunda, irkildi. Onu dikiz aynasında gören Josh, refleks olarak başını kaldırdı, ama arabanın camının dışında kalan Steward’ın yüzünü kontrol etmek imkansızdı.
Arabanın camının tamamen kapanmasıyla birlikte, araba hareket etti.
*
*
Yol neredeyse bomboştu, gelip giden hiç araç yoktu. -Yan tarafındaki kamyon dışında.- Josh hızın tadını çıkararak olabildiğince gaza bastı. Koruma olmanın güzel yanlarından biri de pahalı arabaları istediğiniz gibi kullanabilmenizdi.
Deri kaplı direksiyonun yumuşaklığının tadını çıkararak geniş yolda sürüyordu. Uzaklardan siyah bir dumanın yükseldiğini gördüğünde kendi kendine mırıldandı. “Bir orman yangını daha çıkmış gibi görünüyor.”
Seth kasvetli bir şekilde sordu, “Çıkmadığı bir gün var mı?”
Mırıldanan Josh çenesini kapattı.
Güneş batmak üzereydi. Neredeyse akşam olduğunu fark eden Josh, kabaca kaç gibi varacağını hesaplamaya çalıştı.
‘Biz vardığımızda herkes yemeğini bitirmiş olur.’ Onlar için ayrı bir şeyler hazırlamalarını isteyebilirdi ama bunun için uğraşmalarını istemiyordu. Bunun yerine istediği malzemeleri alıp barbekü ya da ızgara yapabilirdi.
‘Bizimle birlikte yemek yemesini teklif etsek Chase ne tepki verirdi acaba?’ diye düşünürken, birden önünde tuhaf bir siluet belirdi. İstemsizce kaşlarını çatan Josh, çabucak durumu fark etti.
“Mark.” Hemen arka koltukta oturan ekip liderine bilgi verdi. “Sanırım kaza olmuş. İleride birisi var.”
“Onu görmezden gel ve 911’i ara.”
Josh “İsterdim ama yapamam,” dedi ve sakince durumu açıkladı. “Şeritlerden biri arabayla diğeri de birisi tarafından kapatılmış. Onlara çarpmadan buradan gidemeyiz.”
Bunun üzerine Mark eğildi ve öne baktı, ardından acı dolu bir ses çıkardı. “Yapacak bir şey yok. Duralım ve biriniz çıkıp dışarıya baksın, biz arabanın içinde bekleyeceğiz sonra yol açılır açılmaz hareket ederiz… Arkamızdaki araba geç kaldı, o yüzden bizim halletmemiz gerekecek.”
“Tamam.” Josh arabayı yavaşlattı. Bu sırada Mark, arkadaki araçtakilerle iletişime geçti ve durum hakkında bilgi verdi.
Kızıl renkli gün batımı bir anlığına gözleri kamaştırdı ve göz açıp kapayıncaya kadar hava karardı. Alacakaranlığın kasvetli manzarası birdenbire ürkütücü bir hal aldı. Josh arabayı biraz uzağa park etti, motoru çalıştırdı ve bekledi.
Seth durumu incelemekle görevliydi. Oturduğu yolcu koltuğundan tereddüt etmeden indi ve büyük adımlarla yolda duran kadına ve adama yaklaştı. “Ne oldu?”
Kadın sanki bunu bekliyormuş gibi cevap verdi. “Arabamız bir anda bozuldu. Telefonumuz çekmedi, bu yüzden kimseye ulaşamadık burada yolda kalırsak diye korktuk. Tıpkı söylendiği gibi, her yerde kurtuluş var. Teşekkürler.”
Elleri dua edercesine birleştirdi ve kısaca selam verdi. Seth ona baktı ve çok geçmeden adama döndü. “Şu anda arabınızı şahsen tamir etmek için vaktimiz yok ama sigorta şirketiyle iletişime geçmenize yardımcı olabiliriz.”
“Ah, çok fazla vaktinizi alacağını sanmıyorum, görünüşe göre akümüz bitmiş bu konuda bize yardım edebilir misiniz? 5 dakikanızı alır… Sigortayı aramak biraz abartı.”
Adam utanmış gibi görünüyordu. Yanındaki kadın acıklı bir şekilde gözlerini kırpıştırdı. Seth hayır demek istedi ama kabul etmezse yoldan çekilip gitmeyecek gibiydiler. Düşünceli bir şekilde saçlarını karıştıran Seth, kısa süre sonra arkasını döndü ve Josh’un beklediği arabaya doğru yürüdü.
Tak tak.
Cama vurma sesi duyan Josh camı biraz indirir indirmez, Seth konuştu. “Araca bakana kadar yoldan çekileceklerini sanmıyorum. Onları oyalayacağım ve yoldan çekilmelerini sağlayacağım, o sırada sen de kenara çek ve yola çıkmaya hazırlan. Sigortayı arayacağım ya da başka bir şekilde hallettikten sonra peşinizden geleceğim.”
“Seninle geleyim mi?” Seth, arabadan inmek üzere olan Josh’u elini sallayarak durdurdu. “Akülerinin bittiğini söylediler, bu yüzden çabucak hallolur. Her neyse hemen yola çıkmaya hazır olmalısınız.”
Bunu söyledikten sonra arkasını döndü ve çiftin beklediği arabaya gitti. Josh camı tekrar kapattı ve Seth’in uzaklaşmasını izledi.
Sürücü koltuğunda oturan Seth araca bakmaya başladı. Büyük bir sorun yoksa, kısa sürede halledebilirdi.
Josh varış saatlerini yeniden hesaplarken bir yandan da parmağıyla direksiyonu tıklatıyordu. Birden tuhaf bir şey hissetti. ‘Daha önce de bu duyguyu hissetmişti. Peki, ne zaman?’
Önündeki sahne oldukça normaldi. Seth, arabanın durumunu kontrol ederken, yolun ortasında duran bir kadın, grubun geri kalanının gitmesini engellemek için yolu kapatıyor.
…Tıpkı o zamanki gibi.
Josh’un anıları canlanırken, sırtından bir ürperti geçti. Aceleyle bağırdı. “Seth, bu tehlikeli!”
Farkında bile olmadan arabadan iniyordu ki artık çok geçti. Seth sesi duymuş gibi duraksadı. Ve sonrasında, yanındaki adam ona ateş etti.
***19. Kısım***
Bir anda ne olup bittiğini anlayamadılar. Mark hızla silahını çektiğinde Josh arabayı çalıştırmıştı bile. Ardından kadın silahını çıkarttı. Önlerinde duran namlunun ucunun onlara doğrultulduğu açıktı. Mark çabucak pencereyi açıp kadını vurmaya çalıştı. Ancak Josh hızla direksiyonu kırdı ve ona engel oldu.
“Aah!”
“Ah, s*ktir…! Orospu çocuğu, ölmek mi istiyorsun…?” Arka koltukta oturan Chase kızgınlıkla küfür etti. Mark ona baktı, bilinci henüz tam olarak yerine gelmemişti. Chase başı ağrıyormuş gibi alnını ovuştururken, araba yeniden şiddetle sarsıldı.
“Ne yapıyorsun, Josh!” Arabanın kapısına çarpan Mark da bağırdı. Josh arkasına bakmadan çabucak cevap verdi. “Camı açma. Bu bir tuzak olabilir.”
“Ne?”
“Bu bariz şekilde bir oyun. Böyle bir tuzağa düştüğümüze inanamıyorum!” Josh dişlerini sıktı ve hızla arabayı geriye döndürdü.
Arka araçtakiler bu beklenmedik durum karşısında şaşkına döndüler. Şoför koltuğunda oturan Henry kafası karışmış şekilde “Bu da ne, çıldırmış mı bu çocuk?” diye bağırdı.
Ama daha hareket etmeye fırsat bulamadan, Josh çoktan geriye sürmüş ve onları arkada bırakarak geçmişti.
“Lanet olsun, bu da neydi? Ne oluyor.” Alelacele arkasına baktı, küfür etti ama bir şey yapacak fırsatı olmadı. Birden ortaya yol kenarında saklanan birkaç kişi çıktı. Henry’nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü. “Bu da nesi…”
Kısa bir süre sonra tüfeklerle ateş etmeye başladılar. Arabanın her tarafına mermiler yağdı ve her taraftan şiddetli gürültüler duyuldu.
“Ahh!” Laura’nın çığlığı arabanın içinde yankılandı. Isaac aceleyle camı açtı ve bağırdı. “Seth!”
Ancak kurtarmaya gidecek zaman yoktu. Henry aceleyle arkasına baktı ve tekrar küfür etti. Josh çoktan uzaklaşmıştı.
Isaac öfkeyle “Tavanı aç.” diye bağırdı.
**********************************
Sonunda serinin gelişme kısmına geçiyoruz. Şimdiye kadar okuduğumuz yerler serinin giriş kısmıydı. Seri aslında şimdi başlıyor ve inanılmaz güzel bölümler okuyacağız. Bol olay ve aksiyon sizleri bekliyor.
Yorum