Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar

A+ A-

BÖLÜM 32: İLAÇLAR


“Josh, burada ne arıyorsun? İşin bu mu? Bu sefer Chase Miller’ın koruması mısın?”

“İşim bu. Sana söylemediğim için özür dilerim…”

“Meslek sırrı olduğu için söylememen sorun değil. Ama yine de bu çok gülünç. Seninle burada karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim.” Emma bir an için ellerini kaldırdı ve sonra geri indirdi. Daha sonra Josh onu kolundan tuttu ve “Bir saniye benimle gel. Seninle konuşacaklarım var.” dedi.

Emma homurdandı ancak Josh’un peşinden gitti. Josh onu malikanenin arkasında gözlerden uzak bir köşeye götürdü. İkisi yüz yüze gelir gelmez Emma neler olduğunu sordu. “Neden getirdin beni buraya, ne oldu?”

Ama Josh’un acelesi var gibi görünmüyordu. Emma kardeşinin kadınları cezbetmek için kullandığı çekici gülümsemesini kendi üzerinde kullandığını görünce afalladı.

“Neler yaptığınızı merak ettim. Önemli bir şey var mı? Annem ve seninle ilgili.”

“Pitt dahil herkes iyi. Gülümsemeyi keser misin? Korkuyorum.”

“Hahaha.”

Emma “Ben ciddiyim.” dedi ama Josh her zamanki gibi ona inanmadı. Ancak gülümsemesini keserek konuşmaya devam etti. “Dün partiye gittim ama orada değildin, bu yüzden bu kadar kısa sürede seni görmeyi beklemiyordum.”

“Evde yapılan partilerden kahya sorumludur. Partideki durumdan haberim bile yoktu, Bay Pittman hafta sonu olmasına rağmen benimle iletişime geçti ve buraya gelmem için talimat verdi. Neyse ki başka planım yoktu.” Ve ekledi, ​​”Üstelik bana dolgun bir ikramiye verecek.”

Ardından gür sarı saçlarını omzunun arkasına atarak konuşmaya devam etti. ​​”Dün partide ne oldu? Sanırım bir kargaşa çıkmış bu yüzden bana gidip ciddi bir şey olup olmadığını kontrol etmemi söylediler. Sen bir şey biliyor musun, Josh?​​”

​​”Ben de bir şey bilmiyorum.​​” Josh gerçeğin sadece yarısını söyledi. ​​”Devriye gezdiğim için dışarıdaydım. Daha sonra olayın çoktan yaşandığını gördüm.​​”

“Gerçekten işe yaramazsın.”

“Ne?”

Gerçek niyetini farkında olmadan dile getiren Emma hızla öksürdü, geri çekildi ve mırıldandı. “Her neyse, bana söyleyecek bir şeyin yok mu?”

Josh uzun süre sonra kardeşini görmek istemişti. Başını Evet anlamında sallamak üzereyken aniden unuttuğu bir şeyi hatırladı. “Bugünlerde nasılsın? Biriyle görüşüyor musun?”

“Neden soruyorsun? Beni yine bir grup aptalla tanıştıracaksan, seni uyarıyorum, hemen vazgeç. Yapmana izin vermeyeceğim.” Hızlı tepki tepkisi, Josh’un daha önce birçok kez gördüğü bir şeydi. Her ne kadar onu tanıştıracağı kimse olmasa da Josh’un merak ettiği başka bir şey vardı. “Düşündüğün gibi değil. Sadece merak ediyordum. Bir ihtimal… Umm, Bay Pittman senin tipin değil, değil mi?”

“Ne? Kim? Bay Pittman mı? Patronumdan mı bahsediyorsun? Josh, şu anda aklın başında mı?” Emma’nın yüzündeki titreyen ifade, cevabı çoktan vermiş gibiydi. Açıkça hoşnutsuzluk belirtileri göstererek konuşmasına devam etti. “Başkalarının aşk ilişkilerine karışmayı keser misin? Çünkü zevkime göre birini bulacağım. Josh hiç doğru bir şey yaptın mı ki? Her zaman bana karışıyorsun!”

“Her zaman çirkinleri seçiyorsun.”

“Sana senin gibi sporcuları sevmediğimi söylemiştim! Tipime göre bir adam bulacağım. Bu konu seni ilgilendirmez.” Emma kıstığı gözlerini açtı ve Josh’a baktı. Bu aynı zamanda birçok kez gördüğü bir tepkiydi. Josh Emma’nın sevdiği biri olduğundan emindi. “Onunla aynı departmanda mı çalışıyorsun?”

Emma aniden sorulan bu soru karşısında duraksadı ve ağzını kapadı. İfadesini gizleyemediği tepkisine bakılırsa, daha fazla düşünmeye gerek yoktu. Emma taktik değiştirerek ona baktı. “Ofisin yakınından bile geçme.”

Josh muzipçe sırıttı, “Patronumun yanından ayrılamam.” dedi ve ekledi. “Ama Bay Miller uğrarsa, ofisine gelmekten başka şansım yok. Sonuçta bu benim işimin bir parçası.”

“Bunu yaparsan Pitt’in yumurtalarına her gün bezelye koyarım.”

“Pitt’in kızacağı kişi sen olursun, ben değil.”

“Seni pislik… !” Emma Josh’u hemen orada boğmak istedi ama buna katlanmaktan başka çaresi yoktu. Ellerini birkaç kez sıktı ve açtı, sakinleşmeyi başardıktan sonra konuşmaya devam etti. “Josh, lütfen bu sefer mahvetme. Çok iyi gidiyorum.”

Josh şüpheyle sordu, “Gerçekten mi?”

Emma’nın hoşlandığı kişiyi alt etmeye her zaman hazırdı. Bu Emma seksen yaşında bir büyükanne olana kadar bu hep aynı kalacaktı. Emma iç geçirdi ve konuştu. “Onunla birkaç kez randevuya çıktık ve o da benimle ilgileniyor gibi görünüyor. Çok dikkatli bir şekilde buluşuyoruz, bu yüzden Josh umarım bunun ne anlama geldiğini anlıyorsundur. Zamanı geldiğinde onu seninle tanıştıracağım. Artık çocuk değilim.”

Bu onu daha da endişelendiriyordu ama Josh bunu şimdilik sineye çekti. Kardeşinin hislerine engel olması zor olduğu için gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunda konuşabilmesi için merakını ve endişesini bastırdı, sabırlı ve sakinmiş gibi yaptı. “Tamam anladım. Yine de bir sorunun olursa bana danışabilirsin.”

“Evet, yapacağım,” Emma hafifçe başını salladı.

Josh, her zamanki gibi kardeşinin saçlarını okşadı, hacimli saçlarına dokunduktan sonra omuzlarına sarıldı. Emma da Josh’a sarılıp geri çekildi. “O halde, ben gidiyorum. Hafta sonu olduğu için annem ve Pitt’le yemek yiyeceğim.”

“Tamam, kendine dikkat et.” Josh hafifçe eğildi Emma’nın yanağını öptü ve sonra geri çekildi. Emma arkasını döndü ve geldiği yoldan geri döndü. Onu bir süre izleyen Josh, arkasını dönmek üzereyken birden durdu. Garip bir bakış hissetti.

Hızla etrafına bakındı ama kimse yoktu. Başını kaldırdığında konağın balkonundan başka şüpheli bir şey göremedi. Eğilip balkonu kontrol etmeye çalıştı ama bunun Chase’in odasıyla bağlantılı bir boşluk olduğunu hatırlayınca durdu.

Kaşlarını çattı ve insan belirtileri olup olmadığını dikkatle inceledi ama tek hissedebildiği rüzgarın esmesi ve ara sıra hışırdayan yaprakların sesiydi. Bir süre gergin halde kaldıktan sonra gardını gevşetti ve devriye gezmeye başladı. Başka zaman olsa önce konağın ön bahçesini kontrol ederdi ama bugün bunu yapmasına gerek yoktu.

Kendi kendine ‘Bugün bu taraftan başlayacağım,’ dedi ve yürümeye devam etti. ‘Devriyeyi bir an önce bitirip Pitt’in sesini duymak istiyorum,’ diye düşündü.

Yaklaşık bir saat sonra Chase’in menajeri geldi.

***

Oturma odasında oturan ve Chase’in programını gözden geçiren Mark Chase’in menajerinin ani ziyaretine şaşırarak, “Bu saatte burada ne yapıyorsun?” diye sordu. Menajer kısaca selamladı ve rahat bir şekilde konuyu açtı. “Yakında çekimler başlayacak, yapılacak çok şey var. Ayrıca herkes daha dayanıklı olmak zorunda kalacak. Chase bugün nasıl? Kendini nasıl hissediyor?”

Herkese tek tek baktıktan sonra gözlerini Mark’a dikti. Mark onu oturmaya teşvik etmek yerine buzdolabından bir soda çıkardı ve masaya koydu. “Bu sabah Bay Pittman’ın sekreteriyle görüştü.”

Menajer şaşkınlıkla Mark’a baktı ve “Bay Pittman’ın sekreteri mi? Ne için gelmiş?” diye sordu.

Bu sefer onun yerine Isaac cevap verdi. “Anlaşılan dün partide küçük bir kaza olmuş, yönetimden birisinin bu yüzden geldiğini söylediler. Bay Miller’ın sözleşmeyi bozabileceğinden endişelenmiş olmalılar. Hiçbir şey olmadı ve kısa süre görüşme yaptıktan sonra geri döndü.”

Isaac’in açıklaması üzerine menajer elini göğsünün üzerine koydu, nefes verdi ve gülümsedi. “Bugün itibariyle sıkı bir programınız var. Bay Miller’ın rut’unun bitmesine sevindim.”

Salona yeni giren Josh istemsizce sordu, “Program mı?”

Menajer başını salladı. “Çekimler önümüzdeki hafta başlıyor. Programı görmediniz mi? Bugün üç saat sonrası için planlanan bir görüşme olduğunu biliyorsunuz, değil mi?”

Mark elinde tuttuğu kağıda hoşnutsuz şekilde bakarak “Gördüm.” dedi. “Peki bundan sonrası için hangi ek programlara hazırlanmalıyız? Sanırım çekim programının planlanması neredeyse bitti.”

Biraz alaycı bir şekilde söyledi, ancak menajer umursamaz şekilde cevap verdi. “Program Laura tarafından size teslim edilecek… Bu arada partide bir sorun mu çıktı? Bay Miller tuhaf ya da çılgınca bir şey mi yaptı? Laura hiçbir şey söylemiyor.”

Mark’ın uzattığı sodanın kapağını açarken gelişigüzel şekilde sormuştu. Kimsenin olayın veya kazanın ne olduğunu hayal bile edemediği ortamda Josh da ne olduğunu bilmiyormuş gibi yaptı ve bakışlarını kaçırdı. Kendi kendine ‘İtiraf etmek gerekirse tuhaf şeyler yapan kişi bendim.’ diye düşündü.

Mark alaycı bir şekilde sordu. “Tuhaf ya da çılgınca mı?”

“Belki de her ikisi.” Sodasının yarısını tek seferde içen menajer kaşlarını çattı. Şimdiye kadar duraksamadan konuştuktan sonra aniden susması herkesi tedirgin etti. Menajer kısa bir iç çekti, kaşlarını ovuşturdu ve konuşmaya devam etti. “Umm… Bay Miller’ın rut’u biteli çok olmadı değil mi? Şöyle ki, bu süreçte Bay Miller her zamankinden çok daha fazla sinirlenebiliyor.”

Seth şaşkınlıkla sordu “Nasıl her zamankinden daha fazla sinirlenebilir?”

Chase her zaman sinirliydi. Menajer beceriksizce gülümsedi “Uhm” dedi ve sonra yüzü tekrar endişeli bir ifadeye büründü. Neden bu kadar kıvranıyor? Sorusunun cevabını herkes merak ediyordu ama konuşmasını beklemekten başka şansları yoktu. Menajer sonunda kararını vermiş gibi güçlükle ağzını açtı.

“Güvenlik nedeniyle bilmeniz gerektiği için size anlatacağım. Zaten çekimler başladığında öğrenmiş olacaksınız… Öncelikle tekrar hatırlatmam gerekirse sözleşmede geçtiği üzere müşterinin çalışılırken öğrenilen, tüm mahremiyeti ve sırlarının sızdırılması durumunda çok büyük bir tazminat ödemeniz gerekecek.”

Herkes ne diyeceğini merak ediyordu ve bu şekilde uyarıldıkları için rahatsız olmuştular. Bir koruma olarak, müşterinin gizliliğini garanti etmek doğaldı. Hatta Mark, her zaman buna uymayan kötü adamların işleri berbat ettiğini söylerdi.

Mark kaskatı olmuş bir yüzle cevap verdi. “Ekibimizde böyle bir p*ç yok.” Menajer kısaca gülümsedi ancak Mark’ın bu söylediğine gerçekten inanmışa benzemiyordu. Her şeye rağmen, sonunda ihtiyatlı bir şekilde itiraf etti. “Bay Miller’ın içtiği bazı uyuşturucu haplar var…”

Isaac menajerin söyledikleri karşısında şok olmuştu ardından hemen özür diledi. “Uyuşturucu hap mı? Ne? Ah, özür dilerim.”

Tüm gözler üzerindeyken menajer dikkatlice konuşmaya devam etti. “Agresif bir insan. Ayrıca uykusuzluk çekiyor ve hassas biri… Her gün bu ilaçları içmeden yaşayamıyor. Ayrıca stresli olduğunda daha çok içiyor.”

Beklenmedik sözler karşısında herkes birbirine baktı. Isaac iç geçirdi ve saçlarını karıştırdı. “Ne… bunu gerçekten yapıyor mu?”

Seth de şok olmuş gibi diğer bir yandan konuştu “Hiç uyuşturucu bağımlılığı olan bir Baskın Alfa olduğunu duymamıştım.”

Josh birden, Pittman’ın partisine gittikleri gün Chase’in buzdolabından ilaçları çıkardığını ve içtiğini hatırladı. “Rut’ta olmasa bile içiyor mu?” diye sorduğunda menajer başını salladı.

“Evet, bir şeyi dayanılmaz bulduğunda mutlaka içer. Ayrıca rut’u geldiğinde normalden üç kat daha fazla içer. Bilincini kaybedene kadar her türlü ilacı içer… Baskın Alfalar rut’tan sonra derin bir uykuya dalarlar ama Bay Miller’ın durumunda, uyuşturucu ilaçların etkisi altında uyuyakaldığını düşünüyorum” dedi. Şaşkınlık içindeki korumaların tepkisini anlamış gibi ekledi. “Baskın Alfa olmasaydı çoktan ölmüş olurdu.”

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 32: İlaçlar light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X